Cumhurbaşkanı Erdoğan ve vatandaş Bakan Soylu'ya sahip çıktı
DİĞER   
26.2.2018 16:33:32

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir gazetecinin, "İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun hafta sonu Trabzon'da açıklamaları oldu. Bu açıklamaların ardından kendisi görevden mi ayrılacak yoksa bir kabine revizyonu mu söz konusu?" sorusu üzerine, şunları söyledi:

 

Bu söylenenler veyahutta bu ifadem belki biraz ağır olacak ama ahlaksız troller vasıtasıyla yapılanlar, bizleri ciddi manada rahatsız etmektedir.

 

İçişleri Bakanımızın Trabzon'daki konuşmasında belli bir yerinde bir duygusallık şahsıyla alakalı olabilir ama ben de kendisiyle dün akşam görüştüm.

 

Böyle bu trollerin yapmış olduğu açıklamalardaki bu tür kabine vesaire falan bunlarla alakalı hiçbir şey söz konusu değil.

 

 

Arkadaşımızın istifası vesaire bu tür şeyler asla söz konusu değil. İşte bu trol ahlaksızlıkları maalesef ülkemizin kendi içindeki birlikteliğini, beraberliğini bozmaya yönelik atılan adımlardır. Biz emin adımlarla yolumuza devam ediyoruz.

 

Türkiye'yi troller idare etmeyecek.

 

Türkiye'yi biz idare ediyoruz, biz idare etmeye devam edeceğiz." diyerek son noktayı koydu..

 


 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu göreve başladığı günden bu güne terör örgütleriyle amansız mücadelede başarılı çalışmalara imza atmıştı. Terör operasyonlarından rahatsız olanlar ve bazı parti içi çekişmelerde Süleyman Soylu medyada sürekli hedef haline getirilmeye başlanmıştı. İsmini saymakla bitmeyecek terör örgütleriyle amansız mücadele veren Bakan Soylu için zor bir bakanlık dönemi olduğuda çok açık. 

 

Medyada sürekli gündem olan konular Bakan Albayrak ve Bakan Sayan'la ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soyluy'la bir takım sorunlar olduğuda yansımıştı. Böylesi zor bir dönemde bu sorunların da artık unutulması bir zorunluluk halinede gelmiştir. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan  yaptığı açıklamayla gerek kendi partisi içindekilere gerek Soylu'yu sürekli eleştirenlere cevaben Süleyman Soylu'yu desteklediğini açıkça ifade etti. 

 

Sosyal Medya da vatandaştan Bakan Soylu'ya destek mesajları paylaşıldı. 

 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun çalışmaları terör odaklarını rahatsız etmiş olacak ki sürekli Bakan Soylu hk. yalan yanlış kampanyalar yürütülüyor.

 

Bizlerde Haber Galata ekibi olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'yu başarılı çalışmalarından dolayı destekliyoruz....

 

 

Karaköy Yeni Vapur İskelesine kavuşuyor
DİĞER   
17.2.2018 23:41:33

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi'nce projelendirilen Karaköy şehir hatları iskelesi inşaa çalışmasının %80.42 si tamamlandı. 

 

 

İskele dikey olarak projelendirimiş ve aynı anda üç ayrı geminin yolcu indirip bindireceği şekilde planlandığı anlaşılıyor. İskele Ana Sisteminde 1150 ton Saç ve Hollanda Profili Cnc ile kesilmiş 1200 Ton Saç birleştirek imal edildiği bilgisi verilmiş.

 

 

Mekanik Sistemlere ait boru montajları imalatına başlandığı ve boya ve katotik koruma imalatları devam etmekte ayrıca klima ve havalandırma imalatlarına başlandığı yapılan bilgilendirmede belirtilmiştir. 

 

Karaköy iskelesinin yenilenmesi İstanbul için çok önemi bir ihtiyaçtı, vapurların kötü hava şartların azgın deniz  dalgaları oluşması sonucu yolcuların vapura inip binmeleri ciddi tehlike arz ediyordu. 

 

Uzun yıllardır beklenen proje sonunda İstanbul Büyük Şehir Belediyesince tamamlanıyor. Artık Karaköy İskelesini kullananlar güven içinde seyahat edebilecekler. 

 

İskele her ne kadar İBB sorumluluk alanında olsada İskeledeki sorunları maalesef ilçe belediyesi görememişti. 

 

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi vatandaşların istekleri olduğunda gerekli tüm projeleri hayata geçirdiği bir gerçektir. Başvuru sonrası inceleme, projenlendirme ve ihale süreci süresi sonucu projeler tek tek hayata geçiriliyor. 

 

ALO 153 Beyaz Masa Ekibi tüm başvuruları titizlikle takip ediyor.  Vatandaşlarımızın gördükleri sorunları Beyaz Masaya bildirmeleri İstanbul'umuzu hep birlikte yaşanabilir duruma getireceğimizden şüphe yoktur. 

 

İstanbul'da gördüğünüz İBB sorumluluk alanındaki sorunları ALO 153 Beyaz Masa ekibini doğru bilgilendirme ile yapabilirsiniz. İsteklerinizi veya var olan bir sorunu bildirmenin em kolay yolu Beyaz Masa İletişim Formu üzerinden adres, resim ve sorun hk. mesajınızı net belirttiğinizde gerekli çalışmanın sonuçlandırılacağından emin olabilirsiniz. 

 

Beyaz Masa İletişim Formu için Tıklayınız...

 

Büyük Şehir Belediyesine ve Projede emeği geçenlere teşekkür ediyoruz...

 

Haber Galata 

 

Şoförsüz uçan taksiler geliyor
DİĞER   
10.2.2018 01:12:51

İnsansız hava araçları ile şehiriçi yolcu taşınması hayal olmaktan çıkıyor. Çinli EHang firması 184 adını verdiği Drone tipi sürücüsüz araçla 15 km süren test yolculuğunu başarıyla gerçekleştirdi.

 

Kara yolunda sürücüsüz araç teknolojisiyle yolcu taşıma denemeleri henüz deneme aşamasındayken Çinli bir firma dünyanın ilk yolculu uçan taksisini otonom özellikle üretmeyi başardı.

 

İki yıl önce Vegas'ta yapılan CES fuarında drone şirketi Ehang tarafından konsept olarak tanıtılan ve 184 ismi verilen aracının ilk insanlı uçuşunun videosu yayımlandı.

 

Dört pervaneli dev bir robot helikopteri andıran aracın kontrol paneline gideceğiniz yeri yazmanız yeterli. Pilot gereksinimi duymayan araç otonom teknolojisi sayesinde yolcuyu istenen noktaya ulaştırıyor.

 

Henüz olgunlaşmamış olan teknolojiyle ilgili güvenlik kaygılarını gidermek adına sürücüsüz hava aracının yolcu koltuğuna Ehang CEO'su Huazhi Hu geçti ve ilk test uçuşunu yaptı.

 

 

 


İki versiyona sahip olan 184 hava aracının orijinalinde 1 koltuk ve 8 pervanenin bulunduğu 4 kollu bir yapı var. İkinci ve son tasarımda ise oturma alanı genişletilmiş. Pervane sayısı 16, kol sayısı ise 8.

 

Guangzhou merkezli şirket şu ana dek 1000 kez test uçuşu yapıldığını ve bu testlerde 230 kilogram yükle 300 metre dikey tırmanış gerçekleştirildiğini belirtti. Test uçuşlarında 15 kilometre süren uçuşlarda saatte 130 km azami hıza ulaşıldı. Çinli firmanın iddiasına göre araç 7. derecedeki sert rüzgarlara bile dayanabiliyor. Beaufort ölçeğinde sarı alarma denk geldiği bilinen bu ölçekte rüzgarın hızı 50-61 km arasında değişiyor.

 

EHang 184 alanında ilk olsa da rakipleri de boş durmuyor. Geçtiğimiz günlerce Fransız havacılık devi Airbus hava taksisi adını verdiğini Vahana'nın ilk deneme uçuşunu yapmıştı. Amerikalı Uber ve Boeing ile Alman Volocopter gibi firmaların ise çalışmalarının devam ettiği biliniyor.

 

AJANSLAR

 

Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir sayfa açma zamanı
DİĞER   
30.1.2018 15:38:05

Haber Galata ekibi olarak Avrupa'ya bakışı değerlendirdik.

 

 

Geçmişten gelen olumsuzlukları bir yana bırakarak Türkiye AB ilişkilerinde yeni bir başlangıç, yeni bir fırsat olarak değerlendirilerek ilişkileri yeniden sağlamlaştırmak ve geçmişte yaptığımız hataları, görmek istemediğimiz gerçekleri görerek yeni bir başlangıç yapmalıyız. 

 

 

Milli Medya Avrupa Birliği Türkiye ilişkilerini yeteri kadar görmüyor ve değer vermiyordu. Onlarca gereksiz tartışma programları düzenlenirken AB hk. Prof. Dr. Faruk Şen'in girişimiyle başladı demek doğru olur lakin Avrupa ilişkilerini bu güne kadar gören çok fazla kimseler olmadı, ciddiye alınmadı, önemi anlaşılmadı.

 

 

Öncelikle Türkiye AB ilişkilerinde medyanın AB büroları oluştururak Avrupa Parlementosu ve AB'deki gelişmeler yakından takip edilmeli, bu gelişmeler sadece Türkiye ile kısıtlı kalmamalı tüm AB üyesi ülkeler hk. gelişmeler Türk basınında geniş yer bulmalı ve gelişmeler hk. tartışma programları düzenlenmeli.

 

 

Avrupa ülkelerinde bir çok ülkede seçim yapılması ve maalesef seçimlerin Türkiye üzerinden puan kapma girişimleri sonucu bir çok yanlış algı oluşmasına neden oldu. Ülkelerle olan sorunlar AB ilişkilerine yansır gibi düşünüldü, kısmen böyle olsada genelini kapsamaz. Neredeyse hafta sonu tatillerini Avrupa şehirlerinde yapan medya mensupları nedense AB Türkiye ilişkileri çok ilgisini çekmedi. 

 

 

 

 

Avrupa'dan gelişmeler:

 

Avrupa Birliği Para Fonu kuruluyor, 500 Milyar Euro'yla yapılacak bir başlangıçla IMF'y alternatif AB kendi yol haritasını çizmeye başladı ve ABD'den her geçen gün uzaklaşıyor. 

 

 

TESCO, Savunma odaklı Avrupa Birliği Ordusu kurulması için ilk imzalar atıldı. AB sessizce ciddi adımlar atmaya devam ediyor. 

 

 

 

Türkiye AB Gümrük Birliği Anlaşması, bu konu daha çok Avrupa Birliği için önemli olan bir anlaşmadır. Geçmişte anlaşmada yapılan bazı hatalar umarım Türk tarafınca dikkate alınır ve düzeltilir. Ülke bazında gümrük anlaşması ertelensin çığırtkanlığı yapanları çok ciddiye almamalıyız lakin Avrupalı büyük şirketler siyasiler gibi düşünüyor ve bir an önce anlaşmanın yapılmasını bekliyor. 

 

 

En önemli konların içinde AB'de yaşanayan neredeyse 6 milyona yaklaşan Türk vatandaşlarımızın durumu, siyasi çatışmalar maalesef onlara yansıdı ve ayrıca bir hayli üzdü, umarım gelecekte siyasi  tartışmalar bir yana bırakılarak daha çok menfaatler üzerinde durulur. Diğer konu vatandaşlarımızın AB'de serbest dolaşımı vizelerin bir an önce kaldırılmasıdır. 

 

 

Şu gerçeği unutmayalım biz Türkler Avrupa'ya kendimizi yeteri kadar anlatamadık, yeni bir başlangıçla Avrupa'ya yakınlaşmalı ve ülke menfaatlerimizi düşünmeliyiz. 

 

 

Avrupa Birliği ülkelerinde oluştuğu düşünülen islamafobi konusu;

 

Avrupa'da yaşan milyonlarca müslüman olduğu bilinmektedir, bunun başlıca etkisini ABD kaynaklı olduğunu düşünüyorum, Bir grup lobi islamafobi korkusunu sürekli körüklüyor ancak Avrupa'da yaşayan müslüman araplar her nedense bunun dışında tutuluyor. Avrupa'da sadece müslüman Türk Camiilerine saldırılıyor,  müslüman Araplara karşı yapılan bir olumsuzluk görmüyoruz.

 

 

Coğrafyadaki gelişmeler sonucu Türkiye'nin hedef tahtasına oturtulması sonucu Türkiye'de ilk kez dile getiren Prof. Dr. Faruk Şen AB de Türkofobi oluştu söylemleri çok doğru bir tespittir. Biz AB'de müslümanlara karşı ön yargılardan bahsediyoruz ancak Arap müslümanlar karşı yapılan bir olumsuzluk göremiyoruz. 

 

 

Sİyasi liderlerin çatışması maalesef topluma da yansıdı ve Türk toplumu AB'den uzaklaştırıldı. Küresel güçlerin bir plandı da budur, Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırmak, bu oyuna gelmemeli Avrupa'ya ülke menfaatlerimiz gereği daha çok yakınlaşmalyız. Tabi şöyle bir geçekte var toplum içinde tartışılan hep Avrupa'yı konuşuyorsunuz diyorlar, isteyenler, Asya, Afrika, Amerika ve Ortadoğuda iş yapabilir veya yaşamında sürdürebilir, Avrupa'yı sevenlerde ticaretlerine devam edebilir veya yaşamını orada sürdürebilir kimse kimseyi zorlamıyor kişisel tercihler tabiki olabilir ancak AB düşmanlığı yapmanında memlekete bir faydası maalesef yok, bu gerçeği görmemizde fayda olduğunu düşünüyorum. 

 

 

Geçmişi unutalım ve Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerini gelişmesinde temiz bir başlagıç yapalım.

 

Unutmayın sadece siyasilerden birşey beklemekle olmuyor, En büyük iş sivil toplum ve medyaya ve bizlere düşüyor. smiley

 

 

Türkiye, Avrupa için de savaşıyor
DİĞER   
26.1.2018 17:30:29

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde (AKPM) Türkiye hakkında yaptığı konuşması yankı uyandıran AKPM Azerbaycan Heyeti Başkanı Samed Seyidov, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmadan sonra kendisine teşekkür etmesinin kendisi için büyük bir onur olduğunu söyledi.

 

Strazburg'da Anadolu Ajansı muhabirinin sorularını yanıtlayan Seyidov, "Türkiye bizim canımızdır. Türkiye bizim çarpan yüreğimizdir. Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri bugün tüm ülkeler için bir örnektir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Değerli İlham Aliyev ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kardeştirler. Ona göre Türkiye’nin her bir problemi Azerbaycan’ın da problemidir. Sevinci de bizim sevincimiz, kederi de bizim kederimizdir." dedi.

 

Zeytin Dalı Harekatı DEAŞ ve PKK isimli iki terör örgütüne karşı düzenlenen bir harekattır

Genel Kurulda Afrin'deki terör hedeflerine yönelik Türkiye'nin düzenlediği Zeytin Dalı Harekatı'nın tartışıldığı sırada söz alan ve Türkiye karşıtı bir grubun iddialarına karşı çıkan Seyidov, "Bu ne bir işgaldir ne de bir saldırıdır. Bu teröre karşı başlatılan bir harekattır. DEAŞ ve PKK isimli iki terör örgütüne karşı düzenlenen bir harekattır ve bölgeyi terör örgütlerinden temizleme amaçlıdır." diye konuşmuştu.

 

Türkiye’ye karşı gerçeklikten uzak bir söz derse, Azerbaycan sesini yükseltecektir

Konuşmasının basında ve sosyal medyada yayınlanmasından sonra gelen tepkilerden etkilendiğini kaydeden Seyidov, "Burada Avrupa Konseyi’nde her kim Türkiye’ye karşı gerçeklikten uzak bir söz derse, Azerbaycan sesini yükseltecektir. Bu böyleydi ve bundan sonra da böyle olacak. Bir milletvekili gibi, Bir Türk gibi, bir Azeri gibi. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’a derin minnetlerimi bildiriyorum." ifadelerini kullandı.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında kendisine teşekkür ettiğini Genel Kurul çalışmaları sırasında öğrendiğini belirten Seyidov, "O kıymet bana değil O kıymet, Azerbaycan-Türkiye münasebetlerine veriliyor. Sayın İlham Aliyev’in ve Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaseti burada duyulmaktadır ve bundan sonra da duyulacaktır. Biz de bir asker gibi, onların emirlerini yerine getirmek için her zaman hazırız." şeklinde konuştu.

 

Avrupa Konseyi’nde Türkiye’ye karşı, Azerbaycan’a karşı adaletsiz bir tavır görüyoruz:

Benim için büyük bir şereftir. Ben yürekten konuşuyordum. Burada Avrupa Konseyi’nde Türkiye’ye karşı, Azerbaycan’a karşı adaletsiz bir tavır görüyoruz. Ona göre biz konuştuğumuz zaman sadece konuşmuş olmak için konuşmuyoruz. Bunu derdimizi, problemlerimizi, ağrılı meselelerimizi, işgali, topraklarımızın Ermeniler tarafından, PKK tarafından, IŞİD tarafından, DAEŞ tarafından zapt edilmesi hakkında konuşuruz.

 

Türkiye en çetin misyonu bugün hayata geçiriyor

Avrupa Konseyi'nde ve AKPM'de Türkiye'nin teröre karşı attığı adımları ve aldığı önlemleri görmezden gelen bir grubun olduğunu kaydeden Seyidov, "Adalete ihtiyacımız var. Düz söze ihtiyacımız var. Avrupa şunu anlamıyor, bugün Türkiye yalnız Türkiye için değil, Avrupa için de savaşıyor. Türkiye bütün dünya için savaşıyor. Türkiye en çetin misyonu bugün hayata geçiriyor. Bunu görmemek, bunu anlamamak en azından adaletsizliktir. Ancak biz görürüz ki adaletsizlikten başka, çok hoş olmayan bir ilişki de var." dedi.

 

AA

Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyoruz. #10Kasım
DİĞER   
9.11.2017 18:50:58
MHP Lideri Devlet Bahçeli'den NATO'ya sert tepki
DİĞER   
1.11.2017 02:58:43

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısı konuşmasında çok önemli açıklamalarda bulundu

 
Geçmişte yaşanan her şey geride kalsa da unutulmamış, unutulmuşluğa terk edilmemiştir. Sorumlu ve şuurlu milli kafaların hafızaları saat gibi işlemektedir. Dün dündür anlayışı en azından Milliyetçi-Ülkücü Hareket için geçerli değildir. Hayat devam etmekte, elbette ileriye doğru akmaktadır. Bu nedenle geriye takılıp kalmak ilerlemeyi kesintiye uğratacaktır. Ancak bu durum, geçmişten kopmak, dünden bugüne süregelen emanetlere yüz çevirmek şeklinde yorumlanmamalıdır. Maziyi bilmeden atiye tutunmak, kökten güç almadan geleceğe ulaşmak ihtimal bile değildir. Elbette hedefler ileriye doğrudur. Kaldı ki böyle de olmak zorundadır. Arayışımızın istikamet ve iradesi geleceğin parlak ufkuyla buluşmalıdır. Bununla birlikte, geçmişin sağlıklı muhasebesi yapılmadan geleceğin sağlam mukavemeti, sarsılmaz mücadelesi ortaya çıkmayacaktır. Eski çamlar bardak oldu demek bize yarar sağlamayacaktır. Olan oldu, ne yapalım, iyisi mi önümüze bakalım demek de kuru bir teselliden öte anlam taşımayacaktır.

 

Geçmişe takılıp kalmak ne kadar yanlışsa, geçmişten ders ve sonuç çıkarmamak, geçmişin üzerine sünger çekmek bir o kadar hata ve hamakattır. Bugünleri dünün fenerleri aydınlatmakta, yarınları ise bugünün fikir ve filleri belirlemektedir. Bir defa bunu bilmek lazımdır. Türkiye zorlu dönemlerden geçe geçe, tehlikeli badireleri aşa aşa varlık ve birlik mücadelesini sürdürmektedir. Niyeti karanlık, maksadı bulanık, aklı karışık çevreler her fırsatta ülkemizin karşısına engel çıkarmışlardır. Türkiye’nin kaybetmesi, tarihsel yürüyüşünün sekteye uğraması için fitne ve fenalık yarışına girenler her devirde boy göstermişlerdir. Bu kapsamda 7 Haziran 2015 Milletvekilliği Seçimlerinden sonra yaşanan ibret verici gelişmeler, 1 Kasım Milletvekilliği Seçimlerini takip eden süreçte vasat bulan isyan ettirici olaylar yakın tarihimizin içinde ayrı bir yere sahiptir. Milli iradeyi kundaklamak arzusuyla yanıp tutuşan vesayet odakları ellerini ovuşturup emellerini olgunlaştırırken her tertipten, her çirkeflikten, her çirkinlikten medet ve menfaat ummuşlardır. Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi üzerinde korkunç ve asla hatırımızdan çıkmayacak oyunlar tezgâhlanmıştır. Bu oyunun senaristleri bellidir. Senaryosu ise ihanetin kara kalemiyle yazılmıştır.

 

Milliyetçi Hareket Partisi’ni karalamak için komut alanlar, kötülemek için vicdanlarını aldıranlar yaklaşık iki yıllık süre zarfında gerçek yüzlerini fazlasıyla göstermişlerdir. 7 Haziran’dan hemen sonra üzerinde titiz çalışmayla ana hatları belirlenmiş şer bir plan anında devreye alınmıştı. Milli iradenin ne dediğini duyan yoktu. Sandığın mesajını okuyan ve yorumlayan çok nadirdi. Blok siyasetine umut bağlayanlar, cephe mantığını tahrik ve teşvik edenler, sırf iktidar uğruna ilkelerimizden, ülkülerimizden ayrılmamızı bekliyorlardı.

 

PKK’yla aynı kümeye gelmemiz isteniyor, bu öneriliyordu.

Türkiye’nin istikrarını, milli birlik ve toplumsal dayanışmasını düşünen de maalesef yoktu. Bizim önce çözümde uzlaşanların bir araya gelmelerini tavsiye etmemiz, ardından bu olmazsa kurulacak koalisyon hükümetine katılma konusundaki samimi ve yapıcı tutumumuz sürekli çarpıtıldı, sürekli saptırıldı, sürekli yok sayıldı. Çünkü Türkiye’ye tuzak kuran iç ve dış mihraklar o dönem oldukça faaldi. Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyasetin ağırlık merkezi konumuna gelmesi onları ürkütmüştü. Pensilvanya’dan sufle alan, Türk düşmanlarıyla düşüp kalkan, egemenliğin yegâne sahibi aziz milletimize şaşı ve şüpheyle bakan kirli oluşum ve çıkar grupları ülkemizi ölümü gösterip sıtmaya razı etmek için vaziyet almışlardı. HDP eşbaşkanını sazıyla ekranlara çıkarıp şarkı türkü söyletenler, yüzde 60’lık blok inşa etmek için var gücüyle söylenenler, tıpkı bugünlerde olduğu gibi, yozlaşmış kafalarını MHP’ye takmışlardı. Bir yanda 20 Temmuz 2015’den sonra patlayan terör, diğer yanda bitmek bilmeyen istikşafi görüşme turlarıyla çatlayan hükümet arayışları milletimizin gözü önünde cereyan etmişti.

 

Türkiye sinsi bir siyasi tasarımın pençesine düşmüştü.

Gâvurun ekmeğini yiyip kılıcını sallayan güruh sanki sütten çıkmış ak kaşık gibi, demokrasi, özgürlük ve istikrar masallarıyla göz boyamaya, gönül almaya çalışmıştı. Ama bu sefiller, güneşin balçıkla sıvanamayacağını unutmuşlardı. Acemi nalbant gibi kah nalına, kah mıhına vurmuşlar; en sonunda da baltayı taşa indirmişlerdi. Her zaman olduğu gibi doğru söyledik, doğruyu savunduk. İnandıklarımızı konuşup inançlarımızın ve milliyetçi irademizin gereğini yaptık. Milliyetçi Hareket Partisi olarak tutarlı davrandık. Milliyetçi Hareket Partisi olarak ahlaklı ve ilkeli duruş gösterdik. Türkiye’mizin hükümetsiz kalmaması için elimizden geleni yaptık. Ne var ki muhataplarımız başka havadaydı. Bunu da her defasında gördük. Değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan dedik, münakaşadan ziyade müzakere ve mutabakatın yanında durduk. Olmadı, olamadı, aşı tutmadı. Doğrudur, 7 Haziran sonrasında partiler arasında bir koalisyon hükümeti kurulamamıştır. Ancak, Türkiye 15 Temmuz’da açığa çıkan, yankısı halen de devam eden büyük bir kopuş ve içe dönük çöküş sürecinin kıyısından milletimizin müdahalesiyle kurtulmuştur. Sırf iktidar uğruna geçmişimizi inkâr etmemizi, bizi biz yapan değerleri çiğnememizi dayatanların melun davetlerine aldırış etmedik. Kırmızı plaka dediler, kırmızı çizgilerimizi hatırlattık. Başbakanlık önerdiler, milletin vermediğini siz nasıl veriyorsunuz ikazında bulunduk. Koltuk diyenlere; bayrak dedik, millet dedik, vatan dedik, devlet dedik, Ülkücülüğümüzü hamd olsun pazarlık konusu yapmadık, yaptırmadık. Hükümetten kaçmışız, bilmiyorlar ki, kaçmak bizim kitabımızda yoktur, kaçak güreşmek 48 yıllık mücadelemizde görülmeyen bir seviyesizliktir.

 

Biz hükümet dedik, bahane ürettiler. Biz, Türkiye hükümetsiz kalmasın dedik, kulaklarının üstüne yattılar. Biz istikrar içinde, en çok oyu almış partiler bir araya gelsin ve hükümet kursun dedik, aklını kendine sakla ihtarında bulundular. Bunca direnişe, bunca duyarsızlığa karşı ne yapacaktık, elimizi ovuşturup, her mihnete avuç mu açacaktık? Bizi bilen bilecek, bilmeyenin de paşa gönlü bilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi kula kulluğu reddeden muazzam bir mizaca, teslimiyet ve tavizi elinin tersiyle iten muhteşem bir maziye sahiptir ve böyle de kalacaktır. Her rüzgara yelken açsaydık, her akıntıya düşüncesizce kapılsaydık, her çağrıya gözü kapalı uysaydık, sorarım sizlere bugüne kadar nasıl var olacak, nasıl ayakta kalacaktık? Davamızın onur ve haysiyetini dünyevi çıkarlara, mevzi kazanımlara, gelip geçici heveslere değişmiş olsaydık; Türk-İslam Ülküsünün zamanlar üstü irfan, ilke ve iffetini nasıl koruyacaktık? Eleştirenler çokmuş, varsın olsun, karalar mı bağlayalım? İftiralar, haksız isnatlar, hak ihlalleri fazlaymış, ne yapalım, başımızı kuma mı gömelim, Haktan, hakikatten ödün mü verelim? Söyleyiniz bana; ardından yüz itin havlamadığı bozkurta, bozkurt demek mümkün müdür? Mümkün değilse, o zaman işimize bakacağız, yolumuza devam edeceğiz, milletimize samimiyet ve safiyetle hizmetin çarelerini arayacağız. Çünkü biz Türk milletinin umut ufku, Türkiye’nin ve Türklüğün cesur ve sevdalı yüreği Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.

 

7 Haziran’dan sonra terörizm kartını masaya çıkaran zalim güçler maşaları terör örgütleriyle ülkemizi kana bulamış, siyasal tansiyon yükselerek tıkanmaya yol açmıştı. Bu tıkanmayı açmanın ve aşmanın yolu demokrasilerde elbette seçimdi ve 1 Kasım 2015’de milletimiz seçim tekrarıyla 4 ay 23 gün sonra bir kez daha sandık başına gitti. Milliyetçi Hareket Partisi haklıydı, ama hak ettiği sonucu alamadı. Milliyetçi Hareket Partisi çok cepheden saldırıya uğramıştı. Saldırıların daha büyüğü ise takdir edeceğiniz üzere, 1 Kasım’dan itibaren hızlandı, canlandı, ur gibi bünyeye yayıldı. Partimiz üzerinde hesap yapan, davasına sırt dönmüş ve çıkar karşılığında devşirilmiş isimler yattıkları pusudan başlarını kaldırarak zaman kaybetmeden harekete geçtiler. 1 Kasım akşamından itibaren dedikodu imaline başladılar. Aslında hedef Türkiye’ydi, bunu özenle sakladılar. Aslında hedefin tam ortasında Türk milleti vardı, bunu da kurnazca örtbas etmeye kalktılar.

 

MHP’yi içten içe çürütmek, iç hesaplaşmaya çivilemek için aldıkları talimatlara harfiyen uydular, taşıdıkları zehri peyderpey kustular. Kimliğimizi kullanıp, anılarımıza sığınıp tarihsel hükmü şahsiyetimize nifak kurşunu sıktılar. Türkiye karşıtlarından el aldılar, ama bunu inkar ettiler. Türklüğe kin duyanlarla fiskos yaptılar, yanak yanağa verdiler, ama bu utanmazlıklarını da gözle kaş arasında hasıraltına ittiler. İmza toplayıp tarladan çıktılar, şehir şehir dolaşıp tezviratın hain çıkarmasını yaptılar. Özellikle 7 Haziran’dan beri devam edegelen Türkiye ve MHP hazımsızlığı şimdi ete kemiğe bürünmüş, kendisine yuvalanacağı hastalıklı bir vücut, tutunacağı çürük bir İP bulmuştur.Bu vücudun sonu siyasi mezarlık, İP’in sonu ise mezbeleliktir.  “MHP diye bir parti artık yok” diyebilecek kadar cüret ve küstahlık gösteren kripto simaların, karaktersiz fırıldakların, parti değiştirirken dillerinin ayarını da kaçırmaları kendilerini kurtarmaya yetmeyecektir. Yeni ve ısmarlama koltuklarına ısınmaya çalışan köhne, dönme ve siyasi tortuların çıra gibi yanacağı zaman elbet gelecektir. Ve Türk milleti olan biten her şeyi görmektedir.

 

Biliniz ki, altı olur, yedi olur, fakat hep Allah'ın dediği olur.

Ecdadımız Oğuz Kağan’ın asırlar öncesinden söylediği şu sözü aklımızdan asla çıkmayacaktır: “Siz birbirinizden ayrılırsanız, hepinizi ok gibi birer birer kırıp parçalarlar. Oysa birlik olursanız, hiçbir güç sizi yıkamaz, kıramaz.” Türk milletini tarih önünde ölümcül bir düelloya sürükleyenlere karşı teyakkuzdayız. Özgürlük, demokrasi, insan hakları ve eşitlik adına bütün milli değerleri hayasızca linç etmek için uğraşanları her cephede karşılamak için son ferdimize kadar hazırlıklıyız. Kapanmamış tarihi hesaplar yeniden açılsa da, Türk milletine karşı ahlaksızca meydan okumalar sürse de, biz bunları püskürtmeye azimli ve yeminliyiz. Milliyetçi Hareket Partisi, vatan ve millet mücadelesinde geriye dönüşün olmayacağını çok iyi bilmektedir. Zira biz gemileri yaktık. İnanıyorum ki, haykıracağımız mesajlar işbirlikçilere korku, gafillere uyarı olacaktır. Ve de dostlarımıza güven verecek, milletimizin inancını tazeleyecektir.

 

Türk milleti kararlı mücadelemiz sonucunda; “Beni düşünenler var, bana sahip çıkanlar” var diyecektir. “Yüreği benim için çarpan, gönlü bana sevdalılar” var diyecektir. Dün olduğu bugün de, bozgunculara, yıkıcılara fırsat vermeyeceğiz. İstismarcılara itibar etmeyeceğiz. Tahrik ve tertiplere dikkat edeceğiz. Birlik olup kucaklaşacağız. Tek bir ses, tek bir nefes olacağız. Türkiye’mizi ve aziz milletimizi çağların ötesine taşıyabilmemizin başka bir yol ve yönteminin olmadığını bileceğiz. Tekrar ifade ediyorum ki, bizim gönlümüzde herkese yer vardır. Bizim yüreğimiz herkesi kucaklamaya yetecektir. Milliyetçilik varsa umut vardır.  Milliyetçi Hareket varsa çare tükenmemiştir. Milliyetçi Hareket olarak, Bütün meselelerin üstesinden geliriz. Duymayalım, görmeyelim istendi. Susmamız ve seyirci kalmamamız beklendi. Ama bunların hepsini aştık, hepsini geçtik, hepsini buruşturup muhataplarının yüzüne fırlattık. Kenarda durmamız, kenarda tutulmamız için çaba gösterilse de, başaramadılar, bu büyük kervanı, bu ulvi davayı durduramadılar.  Emin olunuz ki, biz istemeden, biz tamam demeden, biz boyun eğmeden hiçbir kokuşmuş fani, hiçbir zelil fail bizi faka bastıramayacak, oyuna getiremeyecektir. Güvence mensubiyetiyle övündüğümüz aziz Türk milletidir. Vazgeçilmez irademiz, vatan ve millet sevgisidir. Terk edilemez ilkemiz, “Ne mutlu Türküm Diyene” sözünü seslendirmektir. Üzerine titrediğimiz hassasiyet ise çağa ve insanlığa Türkçe seslenebilmektir.

 

Bütün vatandaşlarımıza çağrımdır: 

Bunlar yabancı gelmiyorsa, Bunlarda bir sıcaklık ve anlam buluyorsanız; Gelin bir olalım, diri olalım, iri olalım. Türkiye’nin geleceğini el ele, omuz omuza ve hep birlikte inşa edelim. Şundan eminim ki, Türkiye Cumhuriyeti, egemenliğin asıl sahibi olan Türk milleti sonsuza kadar hür, müstakil ve tam bağımsız bir şekilde yaşayacaktır. Çünkü varlığını onun bekasına adamış sevdalıları vardır, asla, ama asla ülkülerinden, millete sadakatten, meşru ve demokratik çizgiden ayrılmayacak ve sapmayacaklardır. Bu sevdalıların ebedi yuvası ise Milliyetçi Hareket Partisi’dir.

 

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Muhterem Arkadaşlarım, Irak’ın kuzeyinde gerçekleştirilen 25 Eylül korsan referandumu, Barzani’ye pahalıya patlamış, sonuçları doğal ve beklendiği gibi ağır olmuştur.  Barzani ısrarının bedelini taksit taksit ödemeye başlamıştır. Atalarımız boşuna söylememiş; “aptal ata binerse bey oldum sanır, şalgam aşa girerse yağ oldum sanır,” Barzani’nin durumu da aynısıyla budur. Peşmerge kuru inadının, kötü ve kötürüm iradesinin kurbanı olmuştur.Barzani’nin yardım ve destek alarak inşa ettiği iğrenç komplo bizzat ayağına dolaşmış, sırtını yere getirmiştir. Küresel efendileriyle dar alanda kısa paslaşmaları işe yaramamış, kendi kalesine gol yemekten kurtulamamıştır. Bu Barzani ki, mazlumların ahını ala ala, masumların beddualarını duya duya tahtının altını dinamitlemiştir.Elbette bize düşen, bize yakışan Allah’tan bulsun, fitnesinde boğulsun demektir.Anlaşıldığı kadarıyla, peşmerge başının görev süresi 1 Kasım’da dolacaktır.Görevine devam etmeyeceği, süresinin uzatılma taleplerini kabullenmeyeceği medyaya yansımıştır.Bu arada, yetkilerinin de, hükümet, parlamento ve Adalet Konseyi’ne devredilmesiyle ilgili kararın da parlamentoda oy çokluğuyla kabul edildiği ortaya çıkmıştır. ABD ise bu durumdan memnun olduğunu dün itibariyle açıklamıştır.Barzani ister görevde olsun, ister olmasın; onun defteri çoktan dürülmüş, işi çoktan bitmiş, fişi çoktan çekilmiş, miadı da çoktan dolmuştur. 

 

İhanet yapanın yanına bırakılmamış, dökülen kanlar cezasız kalmamıştır.

Barzani batmış, kendi bataklığına gömülmüştür. Geçtiğimiz günlerde Barzani, yayımladığı bir mesajda utanmadan, sıkılmadan diyor ki: “Kerkük için iyi bir hazırlık yapmıştık. Maalesef 16 Ekim gecesi büyük ihanet gerçekleşti. 16 Ekim gecesi, peşmerge ve halkımıza zehirli bir hançer gibi saplandı.  Irak ordusu ve Haşdi Şabi güçleri, ABD’nin gözleri önünde ve onların silahlarıyla saldırdı. ABD buna neden sessiz kaldı?” Barzani Türkmenleri katlederken her şey yolunda ve tıkırındaydı. Türkmenelini işgal ederken, Kerkük’ün ruhunu zilletle deşerken de her şey normal ve kıvamındaydı. Bu haydut kendini ne zannetmektedir? Hala konuşacak yüz ve cesareti nereden bulmaktadır?Neyin hazırlığından, ne tür bir ihanetten, hangi hançerden bahsetmektedir? Hançer arıyorsa kendine baksın, hain arıyorsa tavsiyem eliyle yüzünü avuçlasın.Barzani’nin gitmesi, bölgesel hesap ve planların ertelendiği, hatta tamamen rafa kaldırıldığı anlamına gelmeyecektir. Burada dikkat edilmesi gereken, Irak’ın siyasi ve toprak bütünlüğünün korunması ve desteklenmesidir. Geçen hafta ülkemizi ziyaret eden Irak Başbakanı’nın kararlı tutumu, Türkiye’yle kurduğu dostane ve komşuluk hukukuna yaraşır ilişkileri bölgesel huzur ve istikrar açısından önemli bir kazançtır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Irak Başbakanı İbadi arasındaki temasların bölgesel denge ve sükûnete hizmet edeceğini düşünüyor, yapılan açıklamalardan bu sonucu çıkardığımızı da özellikle vurgulamak istiyorum. Irak hükümetinin, havaalanı ve hudut kapılarının peşmergeden alınarak kendi kontrolüne geçmesi için başlattığı çalışmalar ve buna Türkiye’nin desteği kayda değer önemdedir. Peşmergenin referandumu dondurma teklifini, Bağdat yönetiminin iptal et çağrısıyla reddetmesi bize göre müspet gelişmelerdir.

 

Unutmayalım ki, komşu komşunun külüne muhtaçtır.

Irak’la Türkiye arasına kara kedi gibi giren Barzani kızağa çekilmiş, hakkında tasfiye işlemleri başlatılmıştır. Irak Türkmenlerinin tarihi haklarının savunulması, kültürel miras ve zenginliklerinin muhafazası iki ülke arasındaki hassas konuların başında gelmektedir. Kerkük; peşmerge ve PKK’nın tasallutundan arındırıldıktan sonra, sırayı soydaşlarımızın haklı taleplerini karşılamak almalıdır. Kerkük’ün tarihsel derinliğine, kültürel dokusuna, huzur ve kardeşlik iklimine bağlı kalmak kaydıyla, özel bir statüye kavuşturulması acilen sağlanmalıdır. Türkiye ve Irak arasındaki sağlıklı ve sağlam diyalogların Irak Türkmenleri için ümit verici gelişmelere kapı aralaması, demografik dengenin işgalden önceki dönemlere göre yeniden teşekkülü temennimiz, beklentimizdir. Türkmen yurdu Kerkük’ün istilacı canilerden kurtarılması, ardından Barzani’nin istifası, daha sonra da Irak’la kurulan tutarlı, karşılıklı saygıya dayalı ve anlamlı ilişkiler milletimiz nezdinde sevindirici gelişmelerdir. Türkiye’nin yükselen Irak politikası, sınır ötemizde körüklenen ihanet ateşinin söndürülmesinde önemli ve tarihi bir görev icra etmiştir. Bu politikayı tasvip ediyor, takdir ediyor, muhataplarımıza da şüphe yok ki teşekkür ediyoruz. Hem bölgesel hem de küresel olaylara başkent Ankara’dan bakabildiğimiz sürece, belagat belahata dönmediği, hamaset gerçekleri perdelemediği müddetçe Türkiye’yi hiçbir güç tutamayacaktır.

 

Caydırıcı olduğumuz kadar saygın olmalı, saygı görmeliyiz,

Bilinmelidir ki, Türkiye’nin dostluğu kucaklanmalı, düşmanlığından da korkulmalıdır. Cesaretimizi tarihten, gücümüzü milletimizden, ilhamımızı ecdadımızdan aldıktan sonra, inanıyorum ki, karşımızda hiç kimse, hiçbir kuvvet duramayacaktır. Varsayalım duran oldu; bu durum karşısında ya yenilecek ya da zoru görünce kenara çekilmekten başka şansı olmayacaktır.

 

Bahçeli sözlerine şu şekilde devam etti, Astana Süreci kapsamında, Gerginliği Azaltma Bölgelerinden biri olarak belirlenen İdlib’te, Türk askeri üstlendiği görevi layıkıyla yerine getirmektedir. Ateşkesin etkinliğinin artırılması, çatışmaların sona erdirilmesi, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, yerlerinden edilenlerin evlerine dönüşü için uygun şartların sağlanması ve ihtilafların barışçıl yollarla çözülmesi konusunda Türkiye lazım gelen desteğini göstermektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, Gerginliği Azaltma Kontrol Gücü olarak kahramanca duruş ve mücadelesini sürdürmektedir. Türk askeri, 8 Ekim’den itibaren gözlem noktaları tesis etmek için çalışmalarına başlamıştı. 13 Ekim’de 1 Numaralı Gözlem Noktası, 23 Ekim’de de 2 Numaralı Gözlem Noktası oluşturulmuştur. Yapılan açıklamalardan anlaşılmaktadır ki, Türkiye, Batı Halep ve Afrin yakınlarında 9 askeri nokta daha kuracaktır. Bab bölgesinde patlayıcı ve mayın arama-temizleme çalışmaları devam etmektedir. PKK-PYD terör örgütünün Afrin’den doğuya, Münbiç’ten batıya doğru muhtemel saldırı ve tahriklerine karşı her tedbir yerinde ve zamanında alınmaktadır.

 

Kahraman Türk askerinin, beka mücadelemizde eşsiz ve emsalsiz fedakarlıklar yaptığını iftiharla ifade ediyor, hepsine üstün başarılar diliyorum. Teröristler, Azez-Mare bölgesiyle Münbiç bölgesinden belirli aralıklarla yaptıkları taciz atışıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine saldırmaktadır. Ne var ki, bu eşkıyalık, bu kana susamışlık hainlerin son çırpınışlarıdır. Türkiye Cumhuriyeti, zulmün başını ezecek güçtedir. Türk milleti varlığını ve güvenliğini tehdit eden odakların kökünü kurutacak cesaret ve inanmışlıktadır. Terör belası ya bitecek ya bitecektir; artık başka yol ve çare kalmamıştır. İdlib’ten sonra Afrin’e çöreklenmiş hainlerin başına ateş topu gibi düşmeli, Irak ve Suriye sınırlarımız tam olarak emniyete alınmalıdır. Allah’ın izniyle bunu yapar, bunu başarır, hıyanetin hakkından geliriz. Hepsinden mühimi Türk askerinde aşılmaz iman vardır, korkusuz yürek vardır, yüksek bir fazilet vardır. Bakınız, 16 Ekim 2017’de başlayan Zap operasyonuyla Irak’ın Kuzeyinden 3 km içeri girilmiştir. PKK’nın vatan topraklarına sızdığı alanlar kesilmiş, terör hattı kapatılmıştır. Hakkari Çukurca ilçe kırsalının karşısında Irak'ın Dahuk kentine bağlı olan bölgeye adeta set çekilmiştir. Sonunda da bu bölgedeki Kokozer Dağı’na çok şükür şanlı Türk bayrağı dikilmiştir.

 

Merhum şairimiz Arif Nihat Asya Bayrak Şiirinde ne diyordu:

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yeryüzünde yer beğen!

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim!

 

Nerede Türk milletine kurşun atan, namlu doğrultan, ölüm yağdıran, saldırı hazırlığında olan varsa ya direkte sallandırılmalı, ya da bayrağımız ibreti alem için heybetli bir şekilde oralara dikilmelidir. Ve elbette Kandil Dağı’nın doruğunda al bayrağımızı nazlı nazlı dalgalandırmanın, insan görünümlü canavarların girdikleri inleri tümden ateşe vermenin vakti de gelmiştir. Türkiye, çok yoğun beka mücadelesi verirken, müttefiklerinden, müttefiklik bağlarıyla bağlı olduğu uluslararası örgütlerden ne hikmetse aleyhe devamlı beyanatlar duymaktayız.


 

Devlet Bahçeli, NATO Askeri Komite Başkanı ağzından baklayı sonunda çıkarmış, Kimden ne alacağımızı NATO’ya mı soracaktık? 

Türkiye’nin Rusya’dan hava savunma sistemi satın almasının sonuçları olacağını söylemiştir. Tehditvari üslupla konuşan bu zat, “ülkelerin, karar almakta bağımsız olduğu gibi, aldıkları kararın sonuçlarıyla yüzleşmekte de bağımsız olduklarını” yüzü kızarmadan hatırlatma gereği duymuştur. Kimden ne alacağımızı NATO’ya mı soracaktık?

Türkiye’nin milli güvenliği korkunç saldırılarla kuşatmaya alınırken, bu NATO neredeydi, ne yapıyordu, hangi kumpasın peşindeydi? Ülkemiz NATO’ya 1952’de üye olmuştur. Her zaman sorumluluğunun gereğini yapmıştır. Ancak NATO bugüne kadar, huzur ve milli bekamız için hangi fedakârlık ve faaliyetlerde bulunmuştur?

NATO, 15 Temmuz FETÖ işgal girişimine karşı hangi tedbirleri almış, hangi önleyici hamleleri hayata geçirmiştir? Nerede kirli ve örtülü bir ilişki ağı varsa altında NATO’nun parmağı olduğu yıllarca iddia edilmiştir. Nerede kapalı devre bir faaliyet varsa ucunda kıyısında NATO’nun izi olduğu söylene gelmiştir.

Askeri darbelerdeki payını ise sağır sultan bile duymuştur. Peki NATO, Türkiye’yi nasıl tehdit edebilmektedir? Türkiye kumdan, çakıldan, çadırdan, eften, püften bir devlet midir ki, bir NATO bürokratı çıkıp azarlamaya, tepeden bakmaya teşebbüs ve tevessül edebilecektir?NATO bürokratlarına soruyorum, nedir sizin zorunuz? Nedir asıl gayeniz? Ne yapmaya çalışıyor, Türkiye’de neyi hedefliyor, neyin alt yapısını kurmaya çalışıyorsunuz?

 

Siz kendinizi ne zannediyorsunuz? Biz NATO’ya değil, KATO’ya bakıyoruz,

Devlet Bahçeli, Türkiye bağımsız bir ülkedir, zoruna giden varsa kendi meselesidir. Türkiye, kendi ihtiyaçları doğrultusunda istediği silahı, istediği ülkelerden bedeli mukabilince alabilecektir. Keyfi kaçan, canı sıkılan, hesabı karışan, pusulası şaşan varsa ya gitsin komedi filmi izleyip kahkalarla gülsün, ya da kendi haline yanıp iki göz iki çeşme ağlamaya koyulsun. Aslımız neyse neslimiz de odur. Ve de aslını inkar eden haramzadedir. Türk milleti haramzade değildir, tarihin hiçbir döneminde olmamıştır. Biz NATO’ya değil, KATO’ya bakıyoruz, Kandil’i gözümüze kestiyoruz, akıllarınca katlimizin fermanını imzalayan katillerle ölüm kalım mücadelesi veriyoruz. Canımız kimden isterse silahı ondan alırız, bunun hesabını da NATO’ya matoya vermeyiz, veremeyiz. Herkes yerini yurdunu bilsin.

 

Brüksel’den bize parmak sallamaktan vazgeçsin. O parmak sahibini eninde sonunda mahcup edecektir. Onlar varsın şatoda oturup NATO’nun düdüğünü çalsınlar. Biz Ankara’dan 29 Ekim 1923 ruhuyla dünyaya bakacağız; onurlu, imanlı, milli, ahlaklı, cesur ve elbette tam bağımsız bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağız. Bunu çekemeyenler, tuzak kurmak için fırsat kollayanlar, yeni saldırılar için ortam açanlar varsa, ki bu güçlü bir ihtimaldir, Allah’ın izniyle gerekirse göğüs göğüse, gerekirse de kıran kırana istiklalimizi ve istikbalimizi son nefesimize kadar savunacağız. İşler sarpa sarar, ülkemize zarar gelirse, NATO’yu falan bilmeyiz, NATO’cuları hiç takmaz, tanımayız; önümüze takoz koymak isteyenleri de yıkar geçeriz. 1940’lı yıllarda başbakanlık yapan, Çanakkale Savaşı’nı anılarında anlatan dönemin İngiltere Deniz Bakanı aynısıyla şunları yazmıştı: “Türkler öyle bir savunmaya girişmişlerdi ki, canlarını veriyorlar, ama topraklarından bir karış yer bile vermiyorlardı.” Herkesin bilgisi ve haberi olsun ki, bu ruh, bu asalet, bu kahramanlık şuuru ölmedi, milli vicdanlarda yaşıyor ve yaşatılıyor.


 

Türk tarihi geleceğimizin rotasını çizmektedir

Bahçeli; Tarih şuurundan mahrum kişi ve toplumlar; kendilerini, ancak bir vasıta, bir alet, bir gölge, nasıl ortaya çıktıklarını bilmeyen bir parça sanacaklardır. Bundan dolayı da kendi varlıklarının devamını, hatta mutluluklarını başka yerlerde, başka milletlerin coğrafyalarında arayacaklardır. Bugün yaşadığımız an, yüzyıllar boyunca sürmüş mücadelelerin, heyecanla ve bedel ödeyerek çizilmiş olan haritaların, yeni bir geleceğe açılan eşiğidir. Bu itibarla, tarih sadece keşfolunan ve yalnızca seyredilen kuru olaylar resmigeçidi değildir. Aynı zamanda önümüze konan ve bir bakıma hala tekemmül etmemiş yaşayan bir hayattır. Bizi köksüzlükten kurtarıp, ebediyete akıp giden coşkun bir nehre dönüştüren, aynı kaderi paylaşan diğer milletlerin arasında bize varlığımızı duyuran sahip olduğumuz tarih şuurudur.

 

İstikbali, istiklalimizden zerre kadar taviz vermeden planlayıp hayata geçirmemiz için de tarih şuuruna çok ihtiyacımız vardır. Türk tarihi geleceğimizin rotasını çizmektedir. Bugün Avrupa’ya bakınız, başınızı çevirip Asya’yı izleyiniz, oradan Ortadoğu ve Afrika’yı baştan ayağa süzünüz; karşınıza hep bir sorun, hep bir kanayan yara çıkacaktır. Ecdadımızın hakimiyetinde iken huzur ve adaletle yönetilmiş toplum ve coğrafyalar bugün inim inim inlemektedir. Çünkü Türk demek adalet demektir. Türk demek vicdan demektir. Türk demek muzaffer bir ruhun müşfik bir bakışla kucaklaşma halidir. Osmanlı sarığınının kardinal külahına tercih edilmesi şanımızı asırlara kazımıştır. Çekildiğimiz topraklar adeta can çekişmektedir.

 

MHP Gelen Başkanı Bahçeli, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle kurulan, kurdurulan devletler şimdi perişan halde, kavga ve kaos içindedir. 

Gelişmeler karşısında ecdadımızın ahı tuttu dersek abartı olmayacaktır. Ortadoğu volkan gibi patlarken, Irak’ın kuzeyindeki gayri meşru referandumun sonuçlarına uluslararası toplum kilitlenmişken Avrupa kaynamaya başlamıştır. Malumlarınız olacağı üzere, kaynayan kazan kapak tutmayacaktır. İspanya, Katalonya Özerk Bölgesi’nin bağımsızlık ilanından sonra diken üstündedir. Karşılıklı restleşmeler had safhadadır. İnsanlar sokaklardadır. Avrupa tedirgin ve korku içindedir. Diğer yandan Bask bölgesiyle ilgili endişeler de yoğunlaşmaktadır. İtalya’nın kuzey bölgeleri olan Lombardiya ve Veneto’nun kopuşu gündemdedir. Güney Tirol ise tartışmaların odağındadır.Belçika; Flaman, Valon ve Brüksel bölgeleri olmak üzere fiilen üç parçaya uzun süre önce ayrılmıştır.

 

Fransa’nın Korsika sorunu, ardından Bretonya ve Alsas meselesi de ufukta belirmiştir. Almanya’nın 14 milyonluk nüfusuyla Bavyera eyaleti ise kıpır kıpırdır, her gelişmeye yakın ve yatkındır. İskoçya, Kanada, İngiltere ve ABD’deki ayrılıkçı eğilimler yabana atılmayacak kadar ciddidir. Güney Sudan ve Kosova’da yaşananlar ise unutulmuş değildir. Yeni dünya düzeni teorisi tersine dönmüş, yeni dünya düzensizliği şekline bürünmüştür. Bir asır önce kim bizim altımızı oymuş, gizli veya açık anlaşmalarla topraklarımızı paylaşmışsa; ne paylaşana, ne paylaşılana bir şey sağlamamış, herhangi bir şey kazandırmamıştır.

 

Ecdadımızın kılıcın yanında duayla aldığı, inançla baktığı, Allah’ın bir emaneti gördüğü toprakları zorla üzerine geçiren, çalan ve gasp edenler dünya üzerinde rahat ve huzur yüzü göremeyeceklerdir. Bu itibarla, Avrupa’da başlayan çözülmenin, insanlığı yeni bir arayışa, devletleri de yeniden bir muhasebe yapmaya sevk edeceğini düşünüyorum. Bölünmeyi dilemeyiz, bölücülüğü hoş görmeyiz, burası kesindir. Ancak gelişmiş ülkelerin Anadolu coğrafyasına ve mücavir coğrafyalara da aynı tutarlılıkla bakmasını ister, bunu bekleriz.

 

Ülkemin her güzel insanına sesleniyorum:

Kim olursanız olunuz, Türkiye’nin neresinde doğarsanız doğunuz, Kökünüz, kökeniniz, mezhebiniz ne olursa olsun, Vatanım, bayrağım, milletim, kardeşliğim ve mukaddesatım diyorsanız, biliniz ki beraberiz, aynı saftayız, biriz, kucaklaşmaktan kıvanç duyarız. Başkaları paldır küldür bölünme korkusu yaşarken, biz bin yıllık kardeşliğimizi daha da sağlama alalım, karşımızdaki düşmana ve içteki kollarına zemin ve fırsat vermeyelim. Birlik olursak, beraber durursak aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Yolumuz sağduyu ve milli birlik yoludur; gaflet, dalalet ve bölücülüğe kapalıdır. Bu yoldan sapanları tarih ve millet affetmeyecek, bunlar milli vicdanda da ebediyen mahkûm olacaklardır. Sözlerime son verirken, TBMM’de görüşülen 2018 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, milletvekili arkadaşlarımın bütçe sürecini ilgili komisyonlarda yakından takip etmelerini istiyor ve bekliyorum.

 

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Hepinizi saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum. Sağ olun, var olun diyorum, diyerek sözlerini tamamladı. 

 

HABER GALATA 

TÜRKSOY Genel Sekreteri Kaseinov'a "Üstün Hizmet Ödülü
DİĞER   
26.10.2017 03:04:23

Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı TÜRKSOY Genel Sekreteri Prof. Düsen Kaseinov, Türk dili, kültürü ve sanatının korunmasına sağladığı katkılar nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti “Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Ödülü”ne layık görüldü.


Türkiye'nin, dost ve kardeş ülkeler, Azerbaycan, Belarus, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Ukrayna ile arasındaki diplomatik ilişkilerinin tesis edilmesinin 25. yıl dönümü Ankara'da bir programla kutlandı. Ankara Palas'ta düzenlenen etkinliğe Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, 1992 yılında SSCB'den ayrılarak bağımsızlığına kavuşan 10 ülkenin büyükelçileri ve diplomatik temsilcilerinin yanısıra, diğer ülkelerden çok sayıda diplomatik temsilci katıldı.


 
Düsen Kaseinov'a "Üstün Hizmet Ödülü"
 

Türk kültürünü yaşatma ve gelecek nesillere aktarma misyonunu üstlenen TÜRKSOY'un kuruluşunun üzerinden 25 yıl geçtiğini vurgulayan Çavuşoğlu,  TÜRKSOY Genel Sekreterliğini 2008'den beri yürüten Prof. Düsen Kaseinov'a Türk dünyasına sağladığı katkılar ve hizmetleri nedeniyle teşekkürlerini iletti. Çavuşoğlu, TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov'a "Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Ödülü"nü takdim etti.

 

Ödül aldıktan sonra bir konuşma yapan Genel Sekreter Kaseinov, 25'inci yıl dönümünü kutlayarak kardeşlik, dostluk ve bölgedeki barışın daim olması temennisinde bulundu.


Kaseinov, "Burada bir takdir söz konusuysa sanatçı dostlarımın, Türk dünyasının yetiştirmiş olduğu yetenekli kültür insanlarının bu başarıda payı oldukça fazladır.  Bu nedenle madalyayı tüm sanatçılar ve kültür insanları adına aldığımı ifade etmek istiyorum.” dedi.


 
Türk dünyasının UNESCO'su gibi çalışan TÜRKSOY'un ev sahibi ülkesinin Türkiye olduğunu hatırlatan Düsen Kaseinov, göreve geldiğinden bu yana başta Dışişleri Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere Türkiye’nin tüm kurumları ve büyükelçiliklerinin tüm imkanlarıyla TÜRKSOY’un yanında olduklarını vurgulayarak, teşekkürlerini iletti.

 


 
Destekleri için Türk devletine ve halkına özellikle teşekkür eden Kaseinov, "Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türkiye'de en tepeden en aşağıya TÜRKSOY'a gösterilen samimi yardım, kuruluşumuza güç veriyor. Türk halkına konukseverliği ve gönülden destekleri için teşekkürü bir borç bilirim. Bizler TÜRKSOY ailesi olarak bu dayanışmaya destek olabilmek için tüm gücümüzle gayret göstermekteyiz" şeklinde konuştu.

 

Şehirler onu yönetenlerin ve sakinlerinin aynasıdır
DİĞER   
21.10.2017 23:20:55

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesi’ne katıldı. Esenler Belediyesi tarafından düzenlenen ve Yıldız Teknik Üniversitesinde gerçekleştirilen zirvede Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu tür toplantılarda amacın; farklı kesimleri, fikir ve tecrübeleri bir araya getirerek onlardan istifade etmenin yollarını aramak olduğunu söyledi.


Zirvenin; sivil toplumu, akademiyi ve belediyeleri aynı zeminde buluşturup birleştirdiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada tartışılan başlıkların arasında göç, mülteciler, çevre sorunları gibi güncel temaların da yer almasını faydalı bulduğunu kaydetti.


ŞEHİR, İNSANIN HAYATA DAİR TASAVVURUNUN TECESSÜM ETMİŞ HÂLİDİR

Şehirlerin serencamının, aynı zamanda insanlığın da serüveni olduğuna; şehirlerin üzerinde yaşayanların izlerini ve hatıralarını bugüne taşıdığına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şehir sadece mekân değildir. Şehir, bunun ötesinde insanın hayata, kendine ve etrafındaki tüm varlıklara dair tasavvurunun tecessüm etmiş hâlidir” diye konuştu. İslam mütefekkiri İbn Haldun’un, şehirlerin de bir ruhu olduğunu ve insanların zamanla yaşadıkları şehirlerin ruhuyla özdeşleştiği yönündeki düşüncesine atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Medeniyetler kendi ruhunu, tarihî ve kültürel değerlerini inşa eden şehirler doğurmuş, bazı durumlarda ise şehirler bir medeniyetin menşei, membaı, kurucu unsuru olmuştur, dedi.


Medine’nin, İslam medeniyetinin kurucu ve sembol şehri olduğunu, Batı medeniyetinde ise kurucu şehir misyonunu Atina ve Roma’nın üstlendiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu iki farklı model arasındaki temel ayrım ise şudur: İslam medeniyetinde yaratıcı ile yaratılan arasındaki ilişki doğrudan mekâna, yani şehre yansırken, Batıda bu daha çok karşıtlık ve çatışma üzerinden şekillenmiştir, fark budur” diye ekledi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İslam şehirlerinde ihtişam ile sadelik, vakar ile tevazu, yeni ile eski, dünya ile ahret iç içedir ve bir aradadır. Cami avlularında bulunan mezarlıklar, insanın ölümü her an yanında taşıdığını, dünya hayatının geçici olduğunu, asıl baki olanın ibadet, taat, hayır ve hasenat olduğunu hatırlatır” şeklinde konuştu.


İSTANBUL’UN KIYMETİNİ BİLMEDİK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kadim şehirlerin, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde erittiğini, özlerinden katarak onu yeniden yoğurduğunu, İstanbul’un bu açıdan müstesna bir şehir olduğunu söyledi ve devamında şunları ekledi: “Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik. Biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum. İstanbul’da tüm ihtişamıyla Batı Roma’nın, Bizans’ın izlerini görürken, aynı zamanda Medine’nin tevazuuna ve manevi derinliğine de şahitlik edersiniz.”

 

 

Merhum Mimar Turgut Cansever’in ‘Ecdat, tüm ruhunu taşa ve ahşaba nakşetmiş, böyle bir inceliğe ve estetiğe şahit olursunuz’ dediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hani bazı şehirler vardır, iyi yazılmış kitap gibidir; okumaya, anlamaya, onu yaşamaya doyamazsınız, başlar ve o kitabı bitirirsiniz. Nasıl bir kitap, sayfalarına ve satır aralarına gizlenmiş bilgi hazineleriyle doluysa, İstanbul’un her sokağında da saklı bir tarih, asırlık bir tecrübe vardır” sözlerine yer verdi.


ESTETİKTEN VE İNCELİKTEN YOKSUN, TEK DÜZE MİMARİ ANLAYIŞI ÜZÜNTÜ VERİCİ

İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet’ten beri ilmin, kültürün, siyasetin, sanatın ve ticaretin başkenti olmuş bir şehir olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehrin bugün de onca yaşadıklarına rağmen hâlen ayakta, Türk İslam medeniyetinin kalelerinden biri olmayı sürdürdüğünü dile getirdi.


“Bizler çoğu zaman elimizdekinin kıymetini ancak onu kaybedince anlıyoruz. Ecdadımızdan tevarüs ettiğimiz, her biri başlı başına bir hazine olan emsalsiz değerlerin hakkını yeterince veremiyoruz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunun en bariz görüldüğü alanların başında şehirleşme ve mimarinin geldiğini söyledi. “Son yıllarda şehirleşme noktasında ciddi sorunlarımızın olduğunu, eksiklerimizin, hatalarımızın olduğunu daha önce defaatle birçok toplantıda ifade ettim” diye ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, estetikten, incelikten ve köklü medeniyet değerlerinden yoksun ve tek düze bir mimari anlayışının giderek yaygınlık kazandığını görmekten üzüntü duyduğunu kaydetti.


ŞEHİRLERİMİZİ BİRBİRİNDEN FARKLI KILAN AYRINTILAR YOK OLUYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:  Adeta kibrit kutularının ölçülerini aşacak şekilde benzer taş yığınlarının olduğu bir şehir; bu bizim medeniyetimizde yok. Şehirleri birbirinden farklı kılan, ayıran, bu ayrılıklardan güzellikler çıkaran ayrıntılar birer birer yok oluyor. Maalesef maddi kaygılar birçok hassasiyetin önüne geçiyor. İnsanla şehir, şehirle tabiat, geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki hassas denge çoğu zaman yeterince gözetilmiyor.


İnsanı ve tabiatı merkeze almayan hiçbir projenin ne kadar albenili olursa olsun değersiz olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında: Her şehrin bir karakteri, şahsiyeti, ruhu vardır. Bu ruhla şehir sakinlerini tekemmül ettirir, olgunlaştırır, medenileştirir. Ayrıca, her şehir onu kuranların, yönetenlerin ve sakinlerinin adeta aynası gibidir, ifadelerine yer verdi.


Şehirlere, ataların mirası olmasının yanı sıra, çocukların bir emaneti olarak da bakılması gerektiğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gelenekten ilham alıp yeni tasarımlar ortaya koymalı, kopyalamak yerine uyarlamalı, kendi kültürümüzden, değerlerimizden, birikimimizden katarak bunu yeniden yoğurmalıyız. Gönülle, manayla, değerlerle maddiyat arasındaki altın oranı hiçbir zaman gözden kaçırmamalıyız. Vahşi kapitalizmin iğvasına, hırslarına asla kapılmamalıyız, tavsiyesinde bulundu.


DEMOKRASİ YEREL YÖNETİMLERDE BAŞLAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: Bu konuda AK Parti olarak hamdolsun pak bir sicile, çok ciddi bir birikime sahibiz. Bizler mahalli idarelerdeki başarılarımızla milletimizin teveccühünü kazanmış, ibra olmuş, akabinde iktidara gelmiş bir partiyiz. Bu hareketin kuruluşunun üzerinden 1,5 yıl bile geçmeden iktidar olması öncelikle Türkiye’nin yerel yönetim anlayışında gerçekleştirdiği köklü devrimin sonucudur. Türkiye’de belediyeler iktidar olmanın ve iktidarda kalmanın kilididir. Çünkü demokrasi, yerel yönetimlerde ve belediyelerde başlar. Yerel yönetim eğer bu yanıyla güçlü değilse, hiçbir partinin iktidarda başarı şansı yoktur. 2019 yılı için de bu durum aynı olacaktır, Mart ve Kasım ayları. 2019 yılındaki diğer seçimlerin anahtarı Mart ayındaki mahalli idareler seçimidir. Biz hazırlıklarımızı bu anlayışla yürütüyoruz. Milletimizin bizden beklentilerinin farkındayız. Bugüne kadar daima milletimizin verdiği mesajları doğru okuyan, yorumlayan ve buna göre adımlarını atan bir parti olduk. Kuruluşundan bu yana kendisiyle yarışan, başarı çıtasını sürekli yükselten bir hareket olarak, bir dava olarak bizim bırakın geriye gitmeye, yerinde saymaya dahi tahammülümüz yoktur.


BELEDİYE, YAŞAYANLARIN İHTİYAÇLARINA CEVAP VEREBİLDİĞİ ÖLÇÜDE BAŞARILIDIR

İnsanlarımızın beklentileri de değişmeye başladı. Şimdi milletimiz belediyelerimizden temel hizmetlerin yanı sıra derdiyle dertlenmesini, kapısını çalmasını, hâlini-hatırını sormasını, iyi ve kötü gününde yanında olmasını bekliyor” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık ileriye gideceğiz, daha farklı olacağız. Yani o Medine’deki belediyecilik anlayışı var ya, neydi o Medine’deki belediyecilik anlayışı? Kapıyı açık bırakmak, kilit vurmamak... Şimdi yaşlılarımız bilir, eskiden bizim kapıyı kilitlemek diye bir sorunumuz var mıydı? Kapıyı açık bırakır çıkardık, niye? Güven vardı güven. Kimsenin birileri gelir de hırsız içeri girer diye bir endişesi yoktu. Böyle bir güvenin olduğu toplum gerçek manada Medine’dir, değerlendirmesinde bulundu.


Kendine değer verildiğini hissetmek isteyen vatandaşların, belediyelerinden; çocukları için park, torunları için kreşler kurmasını, nitelikli kültür, sanat, spor faaliyetleri, daha temiz, daha yeşil, daha huzurlu mekânlar beklediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Vatandaşlarımızın tüm bu taleplerini görmek, anlamak, kendimizi buna göre adapte etmek zorundayız. Bir belediye yönetimi, ancak şehrinde yaşayanların ihtiyaçlarına cevap verebildiği ölçüde başarılı olur. Bu hakikati ıskaladığınız anda çözülme ve geriye gidiş de başlamış demektir, diye konuştu.


SİVİL TOPLUMUN GÜCÜYLE HİZMET KALİTESİ ARTAR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, belediye hizmetlerinden dış politikaya kadar her alanda yeni bir döneme girdiğine ve bu yeni süreçte sivil toplum kuruluşlarının, vakıf ve derneklerin önemli rolleri olacağına dikkat çekti. “Sivil toplumun gücünü arkamıza alarak hizmetlerimizin kalitesini artırabilir, kendi imkânlarımız yanında onların dinamizmini kullanarak şehrimizin kılcallarına kadar nüfus edebiliriz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kızılay, AFAD, Diyanet Vakfı ve Yeşilay’ı bu anlamda örnek gösterdi.


Şehirleşmenin getirdiği siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlar ile güvenlik sıkıntılarını aşmanın yolları üzerinde hep birlikte kafa yorulması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şehirlerimizi ancak el birliği ve dayanışma içinde Cennet tasavvurunun bir parçası gibi güzelleştirebilmeliyiz, dedi.


Zirvenin bu yönde atılmış doğru bir adım olduğuna inandığını sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını Uluslararası Şehir ve Sivil Toplum Kuruluşları Zirvesi’nin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek sözlerini tamamladı.

 

Kaynak: TCBB

'US, Europe not supporting Turkey's war on terror'
DİĞER   
20.10.2017 22:47:14

Turkey’s president on Friday lashed out against the U.S. and some European countries for failing to support Turkey’s fight against terrorism.


Speaking to reporters after the D-8 summit in Istanbul, Recep Tayyip Erdogan singled out recent public displays in support of terrorist groups and terrorist group leaders.


Referring to a banner of convicted terrorist leader Abdullah Ocalan being displayed by U.S.-supported forces after taking the city of Raqqah, Syria, this week, Erdogan said: “They [PKK/PYD] hung a poster of the terrorist leader somewhere there in Raqqah. How can America explain this? When you speak, you say the PKK is a ‘terrorist organization’.”


Despite recognizing the PKK as a terrorist group -- and against strong Turkish protests -- the U.S. has long armed and equipped the Syrian PKK/PYD, calling it a “reliable ally” in its war against Daesh.


Referring to a weekend incident in which supporters of the PKK terrorist organization hung a poster of Ocalan from the Paris headquarters of a major news agency, Agence France Presse (AFP), Erdogan added: “France also hung a poster of the terrorist leader from a building of its own state TV. Police watched it [happening] from there. How can they explain this?”


The PKK -- listed as a terrorist organization by Turkey, the EU and U.S. -- has killed more than 1,200 Turkish security personnel and civilians since July 2015.


Erdogan continued: “They [the PKK] march in Germany. During the march, under police supervision, there is every kind of chant, and they march together with those posters.”


On Monday, around 500 pro-PKK demonstrators gathered at Kennedy Square in Frankfurt and shouted anti-Turkey slogans, without any confrontation from the police.


Some of the PKK sympathizers carried banned posters and flags of the terrorist group, although Germany’s Interior Ministry prohibited such posters and flags earlier this year.


'We do not believe you'

Erdogan added: “When we hold bilateral talks, they say, ‘We stand by you in fight against terrorism.’ We do not believe you. You do not stand by us.


“If you stood by us, you would not protect all of these with the police.”

Erdogan added that the states of the D-8 -- an economic group consisting of eight emerging economies from the Muslim world -- are resolved to help Turkey fight terror groups such as Fetullah Terrorist Organization (FETO) and the PKK.


He said that especially on FETO and the PKK, D-8 members are determined to show solidarity and offer cooperation, including intelligence-sharing.


The FETO terror group and its U.S.-based leader Fetullah Gulen orchestrated the July 2016 defeated coup in Turkey, which left 250 people martyred and nearly 2,200 injured.

 

Anadolu Agency

Bilge Kral Aliya İzetbegoviç
DİĞER   
19.10.2017 17:04:12


Mustafa ve Hiba çiftinin beş çocuğundan biri olan Aliya İzetbegoviç, üç yaşındayken ailesiyle Saraybosna'ya taşınarak, eğitimine burada başladı.


İkinci Dünya Savaşı yılları Bosna Hersek'e büyük acılar getirmişti. Hırvatistan'daki Ustaşa rejimi, Bosna Hersek'i ilhak edip Bağımsız Hırvatistan Devleti'ni (NDH) kurdu. Ülkedeki Müslümanlar resmen Hırvat kabul edildi. Özellikle Yahudiler, Sırplar ve Romanlar büyük zulümlere maruz bırakılırken, bu zulümlerden Müslüman Boşnaklar ve rejimle aynı fikirde olmayan Hırvatlar da kurtulamadı. Buna paralel olarak Sırp Çetnik hareketinin etkin olduğu bölgelerde de Müslümanlar üzerinde katliamlar yapılıyordu. Hedef, Sırp olmayan unsurları ülkeden temizlemekti.

 

Eski Yugoslavya Krallığı'nın dağılmasından önce Aliya, ana hedefi dini ve milli bilinçlendirme adına çalışmak olan "Genç Müslümanlar" isimli teşkilatın kurucu meclisine katıldı. Teşkilatın hedeflerinden biri ülkedeki Müslümanların eşit haklar elde etmesiydi. Teşkilat, Sırp Çetnik ve Hırvat Ustaşa zulmünden Müslümanların korunması ve Doğu Bosna'da yıkılan ev ve camilerin yeniden inşası için çalışıyordu.

 


İkinci Dünya Savaşı'nın ardından kurulan Yugoslavya Federal Halk Cumhuriyeti, her ne kadar faşizme galip gelse de dini ve milli konularda Müslüman Boşnakların sıkıntılar yaşamaya devam etmesine engel olmadı. Aliya'nın da aralarında bulunduğu "Genç Müslümanlar" teşkilatının bazı üyeleri, din bilincinin uyandırılması faaliyetlerinde bulundukları gerekçesiyle 1946 yılında tutuklandı. Saraybosna'da askerlik görevini icra ettiği sırada tutuklanan Aliya, Askeri Mahkeme tarafından 3 yıl hapse mahkum edildi.

 

Halida ile 1949 yılında evlenen Aliya'nın Leyla, Sabina ve Bakir adlarında üç çocuğu oldu.

Hapisten çıktıktan sınra önce ziraat fakültesine kaydolan Aliya, iki yıl sonra buradan ayrılarak hukuk fakültesini bitirdi. Avukatlık sınavını verdikten sonra 1962 yılında Saraybosna'daki bir şirkette hukuk danışmanı olarak çalışmaya başladı.

 

Yugoslavya döneminde de Müslüman hakları için mücadeleyi sürdürdü
Josip Broz Tito liderliğindeki Yugoslavya'da da Müslümanların hakları için mücadele etmeye devam eden Aliya, Bosna Hersek İslam Birliğinin yayın organı "Preporod" gazetesinin yanı sıra "Takvim" ve "Glasnik" gibi bültenlerde de yazılar yazıyor, camilerdeki sohbetlere katılıyordu. Aliya yazılarını, çocukları Leyla, Sabina ve Bakir'in baş harflerinden oluşan "LSB" takma adıyla yayınlıyordu.

 

İslam dünyası ile yakından ilgilenen Aliya, 1960'lı yıllarda "İslam Deklarasyonu" isimli kitabını yazmaya başladı. Kitap, 1970 yılında yayınlandı.

 

1980 yılında Josip Broz Tito'nun ölmesiyle Yugoslavya'da milliyetçilik yeniden sahneye çıkmaya başladı. O yıllarda Ceza Kanunu'na "ifade suçu" eklendi.

 

Aliya, kaleme aldığı "Doğu ve Batı Arasında İslam" isimli kitabı yayınlanmadan hemen önce, 1983 yılında beraberindeki 12 Müslüman aydınla birlikte tutuklandı. "Saraybosna Süreci" olarak nitelendirilen süreç başladı. Aliya ve diğerleri, ifade suçundan ve her ne kadar birçoğu birbirini tanımasa da organize örgüt kurarak düşmanca faaliyette bulunmaktan suçlu bulundu. Aliya'nın mahkumiyet kararı, "İslam Deklarasyonu" kitabındaki ifadelerine dayandırıldı. Aliya, 14 yıl hapse mahkum edildi.

 

Aliya, hapisteki yıllarında ise daha sonra yayınlanacak olan "Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar:1983-1988" isimli eserini yazdı.

 

1988 yılında af ile serbest kalan Aliya İzetbegoviç, 1990 yılında, bugün de ülkedeki Boşnakların en büyük partisi konumundaki Demokratik Eylem Partisinin (SDA) kurulduğu oturumda, partinin genel başkanı seçildi.

 

İlk çok partili seçimde SDA, Bosna Hersek'te en çok oyu aldı ve Aliya İzetbegoviç, Yugoslavya içindeki Bosna Hersek Sosyalist Cumhuriyeti'nin başkanı oldu.

 

Yugoslavya dağılıyor
1990'lı yılların başında, Yugoslavya dağılma sürecine girdi.

Yugoslav Halk Ordusu (JNA) 1991 yılında Slovenya'da çatışmaları provoke ederken, kısa bir süre sonra Hırvatistan'da da çatışmalar başladı. JNA kuvvetleri, 1991 yılının ekim ayında, Bosna Hersek'in Ravno ve Popovo köylerini yerle bir etti. Aynı ay içinde Bosna Hersek'te de bağımsızlık konusu gündeme geldi. Meclisteki tartışmalar sırasında Sırp siyasetçi Radovan Karadzic, Müslümanların yok olacağını savunuyordu.

 

Bosna Hersek'te 29 Şubat-1 Mart 1992 tarihlerinde bağımsızlık referandumu yapıldı. Referanduma katılanların yüzde 99'undan fazlası "bağımsız" Bosna Hersek'in için "evet" dedi.

 

Referandumun ardından JNA ve Sırp paramiliter grupların farklı şehirlerde saldırıları başladı. 6 Nisan 1992'de ise başkent Saraybosna'da 3,5 yıl sürecek kuşatma ve katliamlar başladı. Bu zor günlerde Aliya, tüm Bosna Hersek vatandaşlarını "uluslararası alanda tanınan" Bosna Hersek'e karşı yapılan Sırp saldırılarına karşı koymaya davet ediyordu. Boşnaklar, Aliya'nın önderliğinde çetin bir mücadele veriyordu.

 

Yeterli silahı olmayan Boşnak halkına karşı eşi görülmemiş suçlar işlendi. Sırp güçler, sivillere karşı büyük katliamlar gerçekleştirdi, insanlar evlerinden sürüldü, kadınlara tecavüz edildi, tarihi miras yok edildi, ülke genelinde toplama kampları kuruldu.

 

Bosna Hersek'teki durum, Hırvat Savunma Konseyi (HVO) saldırıları başladıktan sonra daha da kötüleşti.

 

1995 yılının temmuz ayında, BM koruması altında olan Srebrenica'da Sırp komutan Ratko Mladic komutasındaki güçlerin şehre girmesinin ardından 8 binden fazla Boşnak erkeğin katledildiği bir soykırım gerçekleşti.

 

Ülkesini savunduğu ve müzakere masasında çözüm aradığı zamanlarda bile Aliya, barışçıl ve kin barındırmayan politikasından ödün vermedi.

 

200 bine yakın insanın hayatını kaybettiği, bir milyondan fazla insanın evini terk ettiği, soykırım ve katliamların gerçekleştiği savaş, 1995 yılında imzalanan Dayton Barış Anlaşması ile sona erdi. Aliya, söz konusu barış anlaşmasına ilişkin, "Bu adil bir barış değil, ancak savaşın sürmesinden daha iyidir." ifadelerini kullanmıştı.

 

Dayton karmaşık bir yapı getirdi
Dayton, ülkeye barışın yanı sıra karmaşık bir devlet yapısı da getirdi. Ülke, iki entite (Bosna Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti) ile Brçko Özerk Bölgesi'ne ayrıldı. Bosna Hersek Federasyonu da kendi içinde 10 kantona bölündü.

 

Savaşın ardından yapılan ilk seçimde, Aliya "bağımsız" Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı ve daha sonra Devlet Başkanlığı Konseyinin ilk başkanı seçildi.

 

10 yıllık görev süresi boyunca Aliya çözümleri demokratik diyalogla arama politikası izledi. 2000 yılında sağlık sorunları nedeniyle Devlet Başkanlığı Konseyindeki görevinden istifa etti. SDA'nın 2001 yılındaki kongresinde ise parti başkanlığına aday olmayacağını söyledi ve ardından partinin fahri başkanı ilan edildi.

 

Halkına uluslararası arenada tanınan, bağımsız ve egemen bir devlet bırakan Aliya, 19 Ekim 2003 tarihinde saat 14.25'te Saraybosna'da vefat etti. Aliya'nın ölmeden önce son görüştüğü devlet adamı ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.

 

Gerek liderlik vasfı gerekse felsefi kişiliği nedeniyle Türkiye'de "Bilge Kral" olarak adlandırılan Aliya'nın cenazesine dünyanın her yerinden 150 binden fazla insan katıldı.

 

Ölmeden önce şehitlerin arasında mütevazi bir mezara defnedilmek istediğini yetkililere aktaran Aliya, başkent Saraybosna'daki Kovaçi Şehitliği'nde yatıyor.

 

A.A

Turkish army’s multi-faceted security mission in Idlib
DİĞER   
14.10.2017 10:42:22

Turkey has continued to deploy troops to Syria's Idlib province in order to set up observation posts to monitor the cease-fire, following up on an international agreement to establish de-escalation zones in the war-torn country.

 

Military convoys, which departed from the Reyhanli district in Turkey's southern Hatay province, arrived in northern Idlib late Thursday.

 

The troops have initially been deployed near Afrin, an Aleppo district near the Turkish border held by the PKK/PYD terrorist organization.

 

 

 

The deployment will continue along the border of Idlib and Afrin, under rules of engagement agreed to in May among guarantor countries Turkey, Iran and Russia. Ankara backs groups opposed to Syrian leader Bashar al-Assad, while Russia and Iran support Assad’s regime.

 

Turkish armed forces will eventually set up observation posts in more than 10 areas, beginning in northern Idlib and gradually extending to the southern part of the province.

 

The mission, which is being carried out in cooperation with the Free Syrian Army, aims to monitor the cease-fire in Idlib, while Russia will set up observation posts outside the province for the same purpose. 

 

 

Halting refugee influx

The Turkish troop deployment also aims to create the necessary conditions to maintain the cease-fire between the Syrian regime and opposition groups, end conflicts, allow humanitarian aid to reach those who need it, and ensure the return of displaced persons to their homes.

 

It also aims to prevent a fresh influx of Syrian refugees into Turkey.

 

There were concerns that the Assad regime, backed by Iran and Russia, would launch more attacks in Idlib if the cease-fire failed to hold. In such a case, it was feared that millions of people might flood across the border into Turkey. 

 

More than 1 million people are already living in camps near the border between Turkey and Syria.

 

The Turkish deployment also aims to provide safe shelter for civilians.

 

By deploying forces, Turkey will also be establishing a security barrier to prevent the spread of the PKK/PYD, which is currently controlling Afrin.

 

The terrorist organization, which has occupied Afrin since 2011, needs to establish control over parts of Idlib in order to secure a corridor from the Iraqi border to the Mediterranean.

 

Idlib

Idlib, which is located in northwestern Syria on the Turkish border, faced intense attacks by the Assad regime after a vicious civil war broke out in 2011.

 

After March 2015, Idlib was no longer under the control of the Assad regime and was dominated by military opposition groups and anti-regime armed organizations.

 

With a previous population of around 2.5 million, the city is now crammed with about 4 million people, following the arrival of civilians who fled violence in central Syria. 

 

The most effective military opposition groups in Idlib, Ahrar al-Sham and Tahrir al-Sham, both withdrew from the city nearly three months ago. Idlib is currently governed by a local council headed by civilians.

 

 

The Syrian Interim Government provides the services that the council offers the public.

 

There are no armed groups or organizations in the city; rather, these elements are currently based in rural areas and checkpoints set up around the city.

 

In recent months, the influence of Tahrir al-Sham has increased in the area. There are also many local groups in Idlib operating under the umbrella of the Free Syrian Army.

 

During recent peace talks in Kazakh capital Astana, the three guarantor countries agreed to establish de-escalation zones in Idlib and in parts of the Aleppo, Latakia and Hama provinces.

 

 

ANADOLU AGENCY

 

 

Turkish-US relations hit new low during John Bass era
DİĞER   
14.10.2017 09:38:26

 

The outgoing U.S. ambassador to Ankara, John Bass, has faced criticism during his three years in the Turkish capital for interfering in domestic issues, including political and judicial issues.

 

Recent remarks by Bass, who is expected to end his Turkish posting this weekend, on the arrest of Metin Topuz, an employee at the U.S. Consulate in Istanbul, are an apparent attempt to interfere in the Turkish judiciary.

 

Topuz was arrested under an ongoing investigation against a 2013 plot by the Fetullah Terrorist Organization -- the group behind last year’s defeated coup attempt in Turkey -- known locally as the Dec. 17-25 incidents.

 

As Topuz is accused of attempting to topple the constitutional order, spying, and attempting to destroy the government of the Republic of Turkey, Bass came under fire for commenting that the accusations were motivated by “revenge”.  

 

 

No explanation of FETO ties

Bass was the highest representative of his country in Turkey during FETO’s July 15, 2016 defeated coup attempt, one of the most critical incidents in Turkish history.

 

But he failed to explain to his bosses in Washington the importance Turkey places on the extradition of U.S.-based FETO members, most especially its leader Fetullah Gulen.

 

Moreover, when reports emerged that Adil Oksuz, one of the top suspects in the coup bid, made a telephone call to the U.S. Consulate in Istanbul just days after the defeated coup attempt, the U.S. mission claimed it was a “visa-related” conversation.

 

Furthermore, several telephone conversations between suspects in the National Intelligence Organization (MIT) trucks case and the U.S. diplomatic missions in Turkey were documented in an indictment on the case prepared by the Istanbul Public Prosecutor’s office.

 

Despite a request by the prosecutor’s office, the U.S. missions have yet to offer an explanation.

 

Though Bass used to issue rapid reactions on Turkish-related issues, his comments over the deadly coup attempt were lagging, coming three days after the critical events.

 

Denies assistance to PYD

The PKK, listed as a terrorist organization by Turkey, the U.S., and the EU, has waged a terror campaign against Turkey for more than 30 years, during which more than 40,000 people have lost their lives.

 

The PKK/PYD and PKK/YPG are the group’s Syrian offshoots.

 

Bass has repeatedly rejected reports that his country has been providing military aid to the PKK/PYD terrorist organization in Syria.

 

However, photos and videos contradicting Bass’ assertions have appeared many times.

 

After Turkish President Recep Tayyip Erdogan charged that the U.S.-led coalition is supporting Daesh as well as the PKK/YPG and PKK/PYD, Bass said, “The United States government has not provided weapons or explosives to the YPG or the PKK -- period.”

 

His statement drew a strong reaction from Ankara. Turkish Foreign Minister Mevlut Cavusoglu rebuffed him, saying, “The U.S. provides weapons to the YPG -- period.”

 

Moreover, National Defense Minister Nurettin Canikli said Thursday that the U.S. weapons and ammunitions contributions to the PYD terrorist organization are so large, they could equip a force of 40,000-50,000 troops.

 

Belittling the media

Bass' recent statements, especially in the runup to his departure, became a controversial issue in Turkey. One of these incidents happened in Istanbul last week when he called "only a group of journalists" for a press conference.

 

He blacklisted some press institutions at this press conference, breaking the precedent of earlier U.S. ambassadors who met with the full range of media organizations in Turkey. Thus, just before leaving, he struck a huge blow to the freedoms of press and information, subjects he often stressed during his term.

 

Arguing for accreditation of the Turkish press during his meeting, Bass said he wanted to meet with representatives of "serious" media organs, and claimed that others published fiction, not facts. Bass was criticized by the Turkish press for saying, "I can’t see them as journalists."

 

A few days ago, he invited representatives of a few press organizations to his farewell reception at his residence in Ankara, where he showed an attitude unlike his statements on freedom of the press.

 

‘Over nine months with no terror attacks’

Bass’ remarks at a farewell meeting with diplomatic correspondents in Ankara this week recall the campaign claims of then-presidential candidate Donald Trump that then-President Barack Obama and Democratic Party candidate Hillary Clinton were the "founders” of the Daesh terrorist organization.

 

Bass suggested that the fact that Daesh hasn’t mounted a significant attack in Turkey in nine-and-a-half months resulted from the cooperation between Turkey and the U.S.

 

He said: "Fortunately, this country has not experienced any significant attacks by Daesh in nine-and-a-half months… The absence of attacks is not a result of Daesh deciding it no longer wanted to try to conduct attacks in Turkey. It’s a result of Daesh no longer being able to conduct these kinds of attacks.”

 

In Turkey, these remarks were seen as a threat by Bass.

Deputy Prime Minister and government spokesman Bekir Bozdag said that the outgoing ambassador must explain what he meant by those words.

 

Interference in the judiciary

Using the excuse of the freedom of the press and expression, Bass had made statements on many issues that were going through Turkish courts.

 

On Nov. 27, 2015, Bass posted a black image on his Instagram account related to the arrest of Can Dundar, former editor-in-chief of daily Cumhuriyet, and Erdem Gül, its Ankara bureau chief, who were accused of political/military espionage, revealing state secrets, and helping a terrorist organization knowingly and willingly without joining the group.

 

He once again interfered in a domestic Turkish issue and the judiciary by commenting underneath the image: "Deeply disturbed to see more voices of independent media in Turkiye silenced today.”

 

After Turkish authorities launched an investigation against 1,100 academics -- who called themselves the “Academics for Peace Initiative” and in January 2016 signed a joint declaration supporting the terrorist PKK -- the ambassador diplomatically said, "Turkish democracy is strong and resistant enough to embrace disturbing ideas freely.”

 

Visiting offices of FETO-linked detainees

Following the detention of the Amnesty International’s Turkey branch head Taner Kilic and its director Idil Eser, who were arrested after it emerged that they used ByLock, an encrypted messaging app used by FETO members, Bass visited the Istanbul Amnesty International office this July.

 

Around the same time, Bass argued that they would continue to work “very closely” with Turkey "with the same spirit and determination" on the extradition of FETO leader Fetullah Gulen. However, the U.S. has taken no concrete steps on the extradition process since the 2016 defeated coup attempt.

 

ANADOLU AGENCY

385 yıl sonra Galata Kulesi'nden Üsküdar'a uçmak
DİĞER   
13.10.2017 02:18:11


European Outdoor Film Tour
(EOFT) tarafından 28 Ekim’de düzenlenecek film etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilecek deneme başarılı olursa, Hezarfen Ahmet Çelebi’den sonra bir ilke imzayı ekstrem sporcusu Cengiz Koçak atmış olacak . 3500 metrelik bir uçuş olması düşünülüyor

 

Serbest atlayış olarak bilinen ‘BASE JUMP’ ustası Koçak, Galata Kulesi’nden Üsküdar’a kanat çırparken, gösteri birçok Avrupa ülkesinde canlı yayınlanması bekleniyor. 

 

26. Genelkurmay Başkanı Başbuğ ABD-FETO Bağlantısını deşifre etti.
DİĞER   
12.10.2017 05:52:46

 

26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ CNNTÜRK'te yayımlanan Ahmet Hakan'ın sunduğu TARAFSIZ BÖLGE programında gündeme dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Genel değerlendirmelerle  derlediğimiz İlker Başbuş paşanın açıklamalarını kaleme aldık. 

 

ABD Ankara Elçisi  James Jeffrey'nin  2009'da  Washington'a gönderdigi ''K R i P T O  M E S A J'' 'dan bahsedildi. 

ABD'nin Türkiye üzerinden oynadığı oyunlara bir yenisi daha eklendi. Yapılan açıklamada, ABD'nin desteklediği reformların önündeki en büyük engel Türk Ordu'sudur, ABD'nin Türkiye'de desteklediği  reformlar neler? ULUS devlet bitsin, isteğidir, dendi. 2009 yılında elçilikten gönderilen kripto mesajlar İlker paşanın dikatinden kaçmadı ve ABD'ye gönderilen mesajları İlker Paşa tarafından kamuoyuna açıklandı. 

 

Ahmet Hakan:

ABD'nin bölgede planları var bu planların hayata geçirilmesine Türkiye'de TSK  ABD'nin planlarına engel olduğundan, ABD, FETO'cüler eliyle orduyu geriletip bu amaçlarla, hedeflerini yerine getirdiler. Hedefe bölgede haritaları değiştirmek kürt devleti oluşturmaktı, dedi.

 

ABD elçisi James Jeffrey'nin  2009 da Washington'a gönderdiği KRİPTO MESAJ'da

 

1- FETÖ'cülerin nihayi hedefi Türkiye'nin görünür biçimde İslamcı bir hale gelmesini onaylamayan veya engel olan tüm kurumların yıpratılması. 

 

2- Türkiye'de Ordu'nun (TSK) siyasetten uzak tutulmasının sağlanması ve Türkiye'de Ordu'nun siyasi konulara girmemsi için baskı oluşturulması. (26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un tutuklanması örneklerden biri. ABD'nin talimatıyla  FETÖ/PDY/PKK tarafından kurulan Arkası kesilemeyen kumpaslar  saldırıların nedenleri günyüzene çıkıyor. VİDEO 

 

3-  Şaşırtıcı olmayan bir şekilde Türk Genelkurmayına yakın kaynaklar FETÖ'den açıkça nefret ediyor, onun ve onun destekleyicilerinin, Sadece Türk ordusu yıpratmak değil aynı zamanda Türkiye'yi İran'a benzer bir islami Cumhuriyete dönüştürmek içinde amansız bir mücadeleye giriştiklerini söylüyorlar.... Türkiye'yi, İran'a çevirmek, Türkiye üzerinde baskı ve dayatmalar kurarak ulus devlet ve laiklik kavramından uzaklaştırarak dayatma ve saldırılarla Türkiye'yi İran'a benzetmek ve daha sonra Türkiye ve İran'a eş zamanlı saldırma planları düşünülüyordur. Neden İran benzetmesi?  

 

ABD acemi elçinin çektiği açıklanan kripto mesjları hk. nasıl bir açıklama yapacak kamuoyunu nasıl bilgilendirecek çok merak ediyoruz. Demokrasinden bahsedip ülkemiz üzerinden oynanan planlar tek tek deşifre ediliyor. 

 

ABD, FETÖ/PDY eliyle Türkiye üzerinden çekilen operasyonlara yer veriliyor.. ABD-FETÖ ilişkisi açıkça gönderilen kripto mesajlarla ortaya konuyor...

 

26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un dikkatinden ABD elçisi James Jeffrey'nin  2009 da Washington'a gönderdiği KRİPTO MESAJ'ın kaçmadığı anlaşıldı. FETÖ/PDY/PKK eliyle AB ve ABD'nin Türkiye üzerinden oynadığı oyunlar tek tek deşifre ediliyor...

 

Güncelleme 09:28

 

''1918-2017 MUSUL MESELESİ''

 

26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Musul vilayetinden üç sancak var, Musul merkez, Süleymaniye ve Kerkük. Musul vilayettir ve Kerkük ve Süleymaniye Musul'un içinde. Musul İngiltere tarafından işgal edilmiştir.  30 Ekim 1918 monduros mütarekesi imzalanırken Mustafa Kemal Atatürk monduros mütarekesinin 7. maddesinin çok tehlikeli olduğu yönünde uyarıyor  ve çok tehlikeli olduğunu söylüyor ve uyarıyor. 7. madde de eğer ülkenin herhangi bir yerinde Osmanlı topraklarınıda işgal devletlerini tehdit edecek bir durum olursa biz orayı  işgal ederiz maddesi. Sonuç monduros mütarekesi imzalanıyor. Osmanlı askerinin olduğu yerler Osmanlı toprağıdır saylıyor. 6. ordunun başında Özdemir Bey isimli bir komutan vardı. 30 Ekim 1918'de imzalanan monduros anlaşmasına göre Osmanlı'ya bağlı 6. Ordunun Musul'da bulunması nedeniyle Musul, Osmanlı toprakları sayılmıştır  ve İngilizlerde bu şekilde imza atmıştır. 


30 Ekim 1918 İngiliz başbakan lord  George bir rapor gelmesiyle, İngilizler Musul eyaletini biz Osmanlı'ya bıraktık ancak burda petrol var biz Musul'u Osmanlıya bırakamayız der. İngilizlerin gemileri o denemde kömürle çalşıyordu ve petrol çok önemli olduğu söylenerek İngiliz başbakan lord  George  talimatıyla Musul işgal ediliyor. 8 Kasım'da İngilizler Musul'u işgal eder. 


İstanbul'dan başkomutanlıktan emir gelir Musul'a, Musulun elimizde kalması zaruri olmasıyla birlikte İngilizler taarruz edene kadar karşı koymayın, İngilizler taarruz ettiği takdirde protesto edin yani İngilizlere ateş etmeyin işgale karşı çıkmayın ve oradaki askerler tek mermi atılmadan Osmanlı askeri gelen emir doğrultusunda geri çekilir. 1. dünya savaşında Musul'u kaybetmemizin nedeni budur. 


Misak-i Milli sınırları içinde Musul var, ancak İngilizler tarafından işgal edilmiştir.


Mustafa Kemal, Musul'u geri almak için bir operasyon düzenlemeyi düşünür ancak Lozan anlaşmasının önemi nedeniyle Musul'a düşünülen harekat bekler. 


Mustafa Kemal Atatürk, Musul bizim için çok kıymetlidir, orada çok önemli petrol kaynakları var, ayrıca orada İngilizlerin kürt devleti kurma düşünceleri var ve bu bizim sınırlarımızada sirayet eder, der.  Musul'u bugün kolaylıkla alabiliriz ancak orada bir harp cebhesi açacağız, bu savaş ne kadar sürer bunu düşünün diye karar alınır. 


Musul'da Lozan anlaşmasında İngilizler ve Osmanlı bir araya gelsinler Musul meselesini çözsünler der taraflar. Lozan Haliçte toplanırken Haliç'te toplantı başlar ancak 7 Ağustos 1924'te Hakkari'de Nasturi isyanı başlar. Haliç konferansı isyan başlamasıyla dağılır. Musul meselesi Milletler Cemiyetinde konuşulurken 13 Şubat 1925'te Şeyh Sait isyanı başlar. Bir rapor düzenlenir, Musul'u Türkiye'ye bırakalım, Kerküğ'ü Irak'a bırakalım denir ancak konu adalet divanına gider ve Musul ve Kerkük Irak'a bağlanır.

Şeyh Sait isyanı devam ederken Bağdat'ta  Fransız yüksek komiseri Paris'e mesaj çeker, ayaklanmanın işareti İstanbul'daki kürt yanlısı çevrelerden geldi, bu bölgede ortaya çıkan olaylar İngilizlerin uğradıkları yenilgiden sonra hiç affetmedikleri Mustafa Kemal'e ve Ankaradak meclise karşı yürüttükleri siyasetin bir parçasıdır. Kürt ayaklanması, bundan daha iyi koşullarda patlak veremezidi. Ayaklanma Türk'lerin Musul üzerinde iddalarını araştıran komisyona Musul'u Türkleri kendi topraklarında bile huzuru sağlayamadıkları mesajı verimesi sağlanıyordu.


Şeyh Said isyanı olmasaydı Musul Türkiye'nin olurdu ancak İngilizlerin planıyla ayaklanma ve İngilizlerin işgali sonucu kaybedilmiştir. 


5 Haziran 1926'daki Ankara anlaşmasıyla Musul Irak'a bırakılıyor, Ankara anlaşmasına kadar Musul Osmanlı toprakları olmasına rahmen İngilizler tarafından işgal edilmiştir. 


''Ankara Anlaşması'' Türkiye 5 Haziran 1926 günü uluslararası anlaşmaya imza atarak Musul Irak'a bırakılır ve bugün halen Irak'a bağlıdır. 

 

MUSUL'da oynan oyun İngilizlerin kuruduğu bir oyun olduğu, Fransız yüksek komiserinin Paris'e çektiği mesajda bu ayaklanmayı İngilizlerin kışkırttıkları doğrulamaktadır.

 

 

Devamı geliyor.....

 

''SURİYE MESELESİ''

 

 

 

Yeni alfabeye geçiş Kazak dilinin öğrenimini kolaylaştıracak
DİĞER   
10.10.2017 00:43:50


Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçişin Rusça konuşan insanları, Rus dili ve diğer dilleri etkilemeyeceğini söyledi.


Nazarbayev, ülkesinin Latin alfabesine geçmesiyle ilgili düzenlediği toplantıda yaptığı konuşmada, Latin alfabesine geçişin tarihi önem taşıdığını belirterek, “Dünyada hiçbir ülke yeni alfabesini halkıyla bizim kadar tartışmamıştır. Herkesin düşüncelerini bilmek bizim için önemlidir.” ifadelerini kullandı.


Cumhurbaşkanı Nazarbayev, Latin alfabesine geçiş konusuyla ilgili 300’den fazla öneri geldiğini aktararak, “Gençlerin de bu süreci desteklemesi cesaret veriyor.” diye konuştu.


Latin temelli yeni Kazak alfabesi projesi tartışmalarına önde gelen kamu kurumları ve bilim çevresinin de aktif bir şekilde katıldığını söyleyen Nazarbayev, projenin hazırlanmasında dünya tecrübesinin dikkate alındığını dile getirdi.


Nazarbayev, dil alanındaki reformun diğer dillerin kalkınmasına zarar vermemesi ve insan haklarını ihlal etmemesi gerektiğinin altını çizerek, şöyle devam etti:


“Kazak alfabesinin Latin alfabesine geçişi, herhangi bir şekilde Rusça konuşan insanların, Rus dili ve diğer dillerin haklarını etkilemez. Rus dili aynı zamanda kullanılmaya devam edecek. Yeni alfabeye geçiş Kazak dilinin öğrenimini kolaylaştıracak.”


Latin alfabesine geçiş


Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçmeye hazırlanan Kazakistan, 2018'den itibaren okullarda ders kitaplarının Latin alfabesinde basılmasını hedefliyor.


Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, 2025 yılına kadar tüm kitapları, süreli yayın ve resmi belgeleri Latin alfabesinde yayımlamayı planladıklarını açıklamıştı.

 

A.A

Türkiye Milli Ampute Futbol Takımı şampiyon oldu
DİĞER   
9.10.2017 22:16:04


Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen Avrupa Ampute Futbol Federasyonu (EAFF) Avrupa Şampiyonası final maçında İngiltere'yi 2-1 yenen Türkiye, şampiyon oldu


Türkiye Futbol Federasyonunun (TFF) "Türkiye Futbol Oynuyor" projesi kapsamında destek verdiği, Turkcell'in ana sponsorluğunu üstlendiği Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu (TBESF) bünyesindeki ay-yıldızlı ekip, şampiyonanın finalinde İngiltere ile Vodafone Park'ta karşılaştı.

 

Karşılaşmaya etkili başlayan Türkiye, 25. dakika Ömer Güleryüz'ün kaydettiği golle ilk yarıyı 1-0 önde tamamladı. Karşılaşmanın ikinci yarısında iyi pas yapan ay-yıldızlılar, 50. dakikada Westbrook'un golüne engel olamadı. Uzatma dakikalarında baskısını arttıran Türkiye, 50+1. dakikada Osman Çakmak'ın golüyle öne geçti ve sahadan 2-1 galip ayrıldı.

 

Karşılaşmayı, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan, Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Arif Ümit Uztürk, Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman ve Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek de takip etti.

 

Vodafone Park'ta oynanan ve 2-1 kazanılan karşılaşmanın bitiş düdüğüyle beraber büyük sevinç yaşayan ay-yıldızlı futbolcular, gözyaşlarına hakim olamadı.

Türk bayrağıyla beraber takım halinde tribünleri dolaşan milliler, marş ve tezahüratlara eşlik etti.

Milliler, madalya ve kupalarını Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak'ın elinden aldı.

Ay-yıldızlılar kupayla beraber, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Dünya Etnospor Konfederasyonu Başkanı Bilal Erdoğan ve güvenlik görevlileriyle hatıra fotoğrafı çektirdi.

 

Maça büyük ilgi

 

Türkiye'nin, İngiltere ile oynadığı karşılaşmaya seyirciler büyük ilgi gösterdi.

 

Yaklaşık 42 bin seyirci kapasiteli Vodafone Park'ı tamamen dolduran Türk sporseverler, bayrak ve marşlarla ay-yıldızlılara destek verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ampute Futbol Milli Takımı'nı kutladı


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, EAFF Avrupa Ampute Futbol Şampiyonası'nı kazanan Ampute Futbol Milli Takımı'nı kutladı.

 

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Erdoğan, Ampute Futbol Milli Takımı'nın EAFF Avrupa Ampute Futbol Şampiyonası'nın galibi olması dolayısıyla Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Arif Ümit Uztürk'e tebrik telgrafı gönderdi.

 

Erdoğan, ayrıca sosyal paylaşım sitesi Twitter'dan yaptığı paylaşımla da Ampute Futbol Milli Takım'ını tebrik etti. 


Başbakan Yıldırım, Ampute Milli Futbol Takımı'nı tebrik etti
Başbakan Binali Yıldırım, Avrupa Şampiyonu olan Ampute Milli Futbol Takımı'nı kutladı.

 

Başbakanlık kaynaklarından alınan bilgiye göre, Yıldırım, Avrupa Şampiyonası final maçında İngiltere'yi 2-1 yenerek şampiyon olan Ampute Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Uğur Özcan'ı telefonla arayarak, Türkiye'ye yaşattıkları gurur vesilesiyle tebrik etti. 

 

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, kutladı
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Avrupa Şampiyonası final maçında İngiltere'yi 2-1 yenerek şampiyon olan Ampute Milli Futbol Takımı'nı kutladı.

 

Kılıçdaroğlu, Twitter hesabından milli takımın şampiyonluğuna ilişkin paylaşımda bulundu.

Kemal Kılıçdaroğlu, "Avrupa şampiyonu olarak göğsümüzü kabartan Ampute Milli Takımımıza teşekkür ediyor ve onları yürekten kutluyorum." ifadesini kullandı.

 

 

A.A

Türkiye ilişkilerinin 500 yılı aşan tarihsel süreç
DİĞER   
8.10.2017 22:08:56

 

Rusya – Türkiye ilişkilerinin 500 yılı aşan tarihsel süreci boyunca iki ülke arasında savaşlardan ittifaklara kadar pek çok önemli dönem yaşandı. Devletlerarası ilişkiler açısından, Türkiye ve Rusya, birbirleri için her zaman önemli ülkeler olageldi.

 

Günümüzde de iki ülkenin birbiri açısından önemi biliniyor. Son yıllarda da bu tarihsel ilişkilere paralel olarak, Rusya – Türkiye ilişkilerinde, krizlerin aşıldığı ve yeni bir atılımın yaşandığı gözleniyor.

 

İki ülke arasında Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK), Hükümetlerarası Komisyon, Toplumsal Forum gibi ikili işbirliğinin geliştirilmesine katkı sağlayan pek çok ortak kurum ve mekanizma  oluşturuldu. 

 

Türk Akımı doğal gaz boru hattı ve Akkuyu Nükleer Santrali başta olmak üzere, ortak yatırım projeleri gerçekleştiriliyor. Taraflar,  Ortak Yatırım Fonu’nun kurulması ve karşılıklı ulusal para kullanımını öngören anlaşmalara imzalar attı. 

 

İki ülkenin etkili ve aktif işbirliği sayesinde  Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nde (KEİ),  Suriye konulu Astana müzakere süreci çerçevesinde uluslararası sorunların çözüm arayışlarında kayda değer başarılar elde edildi.

 

Rusya ve Türkiye arasında artan çok yönlü işbirliğinin bölgesel, bölgelerarası ve küresel etkileşim mekanizmalarına dayanan çok kutuplu dünya düzeninin pekiştirilmesi yolunda  yeni ufuklar açtığını söylemek abartılı olmaz.

 

İkili ilişkilerin ‘kapsamlı bir stratejik ortaklığa  doğru’ aşamalı ilerlediği değerlendirmesini yapan çok sayıda uzman, ‘stratejik ortaklık’ için  gerekli  imkan ve potansiyelin yanı sıra, tarafların siyasi iradesinin mevcut olduğunu belirtiyor.  Bunun temelinde gerek objektif faktörler, gerekse ortak tehditlerin bulunması yatıyor. 

 

Günümüzde, Rus – Türk ilişkilerinin dinamik bir şekilde gelişmesi, bu sürecin mercek altına alınmasını, uzman isimlerin görüşleriyle incelenmesini gerekli kılıyor.  Rusya – Türkiye ilişkileriyle ilgili okumakta olduğunuz bu özel dosya da, ikili ilişkilerin  çok yönlü gelişme sürecini  etraflı bir şekilde gözler  önüne sermeyi hedefliyor.

 

 

SPUTNİK

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün 65. doğum gününü kutluyor.
DİĞER   
8.10.2017 18:26:26

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün 65. doğum gününü kutluyor.

 

Rus lider, 7 Ekim 1952 yılında Sankt Petersburg kentinde doğdu.

51 tane Haberden 1 - 20 arası gösteriliyor
Sayfalar :1 - 2 - 3Geri · İleri
Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?