Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Belçika'daki yargı PKK'yı aklamak için yollar arıyor
DİĞER   
15.3.2019 12:52:44

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Brüksel'de düzenlenen AB-Türkiye Ortaklık Konseyi kapsamında açıklamalarda bulundu. VİDEO HABER

 

BELÇİKA PKK'YI AKLAMAK İÇİN YOLLAR ARIYOR

 

Belçika'da yargının PKK terör örgütü ile ilgili verdiği kararları ibretle izliyoruz. Belçika'daki yargı PKK'yı aklamak için yollar arıyor.

 

Avrupa Parlamentosu'nun aldığı karar tavsiye niteliğinde olsa bile kabul etmemiz mümkün değil. Sağlıklı bir karar aldıklarını söylememiz mümkün değil.

 

 

 

HABER GALATA

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?
DİĞER   
2.3.2019 07:00:53

 

Beyoğlu'nda Tersane İstanbul ismiyle bir proje yapılacağı duyuruldu. Tersane istanbul ismiyle temel atma töreni gerçekleştirildi. Temel atma törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'da katıldı ve bir konuşma yaptı. Konuşmasın da  70 yat bağlanacak 2 yat limanı, 1200 yatak kapasiteli 3 otel ve 3 müze inşaa edileceği ve 5700 araç kapasiteli otopark yapılacağı açıklandı. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Haziran 2018 günü sosyal medya twitter hesabından paylaşımında şöyle denmişti; İstanbul Haliç'te Bilim Merkezi kuruyoruz. İnsan ve medeniyet odaklı Bilim Merkezimiz yılda 2 milyon ziyaretçi alacak, bilime katkı sağlayacak.

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

 

Bu paylaşım sonrası medyaya yansıyan proje hakkında görseller paylaşıldı. İşte o haber ve görseller. 

 

 

 

 

 

MERAKLI GENÇLERE YÖN VERİLECEK


Beyoğlu Kasımpaşa'da bulunan tarihi Haliç Tersanesi Bilim Merkezi Projesi'nin hayata geçirilmesine yönelik çalışmalara başlandı. 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin "100 Günlük Eylem Planı" listesinde yer alan Haliç Tersanesi Bilim Merkezi Projesi'ni hayata geçirmek için girişimlerde bulundu. 

 

TARİHİ YAPILAR VE HAVUZLAR KORUNACAK

 

Gelecekte cazibe merkezi haline getirilmesi planlanan tersanedeki tarihi binalar elden geçirilerek korunacak. Havuzlar ve mevcut yapılar, aslına uygun şekilde ihya edilecek.

 

Haliç Tersane Bilim Merkezi Projesi'nin mülkiyet hakkı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait olacak. İBB şirketi BİMTAŞ'ın yürüttüğü projenin peyzaj alanı 43 bin 961 metrekare, toplam proje alanı ise 74 bin 940 metrekare olacak.

 

Yılda 2 milyon ziyaretçinin gelmesi beklenen Haliç Tersane Bilim Merkezi'nde; giriş holü ve müze mağazası, sergi holü, sinema salonu, kuluçka ve hızlandırma merkezi, dene-yap teknoloji atölyesi, dijital kütüphane, restoran ve kafeterya, deneyim merkezi, eğitim atölyeleri, sergi üretim ve bakım atölyesi ile inovasyon merkezi bulunacak.


Proje tamamlandığında öğrenci ve bilime meraklı gençlere yön verileceği gibi yerli ve yabancı turistler tarafından da ziyaret edilmesi bekleniyor.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal'ın yakından takip ettiği projenin 3 yılda tamamlanması öngörülüyor. Şekllinde basına yansıyan haberler olmuştu. 

 

Deney istasyonları, Kuluçka ve Hızlandırma Merkezi, Dene-Yap Teknoloji Atölyesi, Merkezi, Eğitim atölyeleri, Barbaros Hayrettin Paşa ve Mimar Sinan sergi salonları, Fatih Sultan Mehmed ve İbni Sina sergi salonları, Sergi üretim ve bakım atölyesi, İnovasyon merkezi olacaktı; Tasarım Atölyeleri, Yapay Zeka, Dijital ve Sanal Gerçeklik, STEAM Atölyeleri Dijital Kütüphane yapılacaktı.  

 

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki; Plan değişiklikleri muhtar binalarında ilan edilerek, milletimizin görüşü ve onayı alınarak uygulamaya geçilecek.

 

Bu konuda ilçede yaşayan vatandaşların fikirleri alındımı? 

 

Otel, Yat Limanı, Otopark ve 3 Müzenin yapılacağı Tersane İstanbul projesi milletin görüşü ve onayı alınacak mı? Beyoğlu'nda yaşayan gençler Bilim Merkezine kavuşması Haliç Sahilinin tamamen kamu yararına kullanılması neden düşünülmez? Bu 5 yıldız otellere acaba ilçeden kimler gidebilecek?

 

Beyoğlu'nda yatı olan varda ihtiyaçmı vardı da yat limanı yapılıyor? Bizim evimiz dediğimiz Beyoğlu'nda doğup büyümüş gençler bilimle uğraşmak kendilerine geliştirmek yerine bu otellerde temizlik işçiliği mi yapacak? Turistlerin kapısınımı açıp kapatacak, zenginlerin yatının bekçiliğinimi yapacak? Beyoğlu'nda yeterince otel yokmu?

 

Bu kadar yapılan otel hatta apartmanların otele çevrilerek vatandaşın göçe zorlandığı Beyoğlu'nda bu kadar çok otel fazla değil mi? Galata Port yeterli değilmidir? Otel yapıalacaksada illede sahilemi yapılması gerekiyor?  Bu yapılan zenginlere yönelik projeler bittiğin de ilçede yaşayan kaç kişi bu otel veya marinalara gidebilecek? Sizce Beyoğlu'nda yaşayan insanlara haksızlık edilmiyormu?

 

Senede 150 gün kullanılabilecek ve sadece uyumak için kullanılan oteller Sahillerimizde olmak zorunda mı? Beyoğlu'nda Turizm turizm diyerek kendi insanımızı ötelemiyormuyuz? Dışlamıyormuyuz? Kendi insanımızı ilçeden nereye göndereceğiz? Artık biz Beyoğlu'nu turizme açtık burada yaşayanlar başının çaresine mi baksın, nereye giderse gitsinmi diyeceğiz? 

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

Evimiz dediğimiz Beyoğlu'n da yaşayan vatandaşlar unutuldumu? 

 

Osmanlı döneminde fakir fukaranın yaşadığı mahallelerde lüks gösterişli evler yapılmasına izin verilmezdi. Fakir fukaranın, orta halli vatandaşın yaşadığı ilçeye 5 yıldızlı oteller ve yat limanı yapılıyor.

 

HABER GALATA

 

Anahtar Kelime: Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Bilim Merkezi, Tersane İstanbul, Beyoğlu, İstanbul.

Kemal Üçüncü: ABD derin devleti karizmayı çizdirmemek için İsrail’in provokasyonları ile anlamsız ve sistemsiz son faaliyetlerini sürdürüyor
DİĞER   
22.1.2019 02:21:21

Kemal Üçün'cü, Dış politikaya yol gösteren bir yazı kaleme aldı.

 

Kemal Üçün'cü yazısında,

 

[15.09.2017] tarihinde [1.5 yıl önce] ABD’nin Suriye’de yenildiğini ve çekileceğini Odatv’de yazdım. Bu tahlil, “ihtiyatla söyleyelim” bu kesinlikte ifade edilmiş, “bilebildiğim kadar” tek akademik siyasi değerlendirmedir.

 

Türk basını ve entelektüel camiası bu tahlili yok saydı, velâkin araştırmacılar için tarihe not düşüldü, arşivde mevcuttur. Kısaca şu tespiti yapmıştım:

 

“Avrasya bloku, Atlantik eksenine karşı dengeyi sağladı. Bu tabloda artık Kuzey Irak referandumu ve Suriye koridoru gerçekliği ve geçerliliğini yitirmiştir. ABD derin devleti karizmayı çizdirmemek için İsrail’in provokasyonları ile anlamsız ve sistemsiz son faaliyetlerini sürdürüyor. Suriye’de artık Avrasya güçlerinin dediği oldu.

 

Biraz daha zaman alacak ama sonucun böyle olacağını görebiliyoruz. Gerisi makyaj ve düzenleme olacaktır. ABD’ye onurlu bir çekiliş şansı tanınacaktır.”

 

Trump seçildiğinden sonra yaptığı açıklamalarda ABD’nin kıtası dışındaki askeri varlığının yarattığı yükten yakınmıştı. Bir iş adamı olarak dünyanın yeni jeopolitiğinin dayattığı fotoğrafı önseziyle görmüştü.

 

Velakin Musevi finans kapital, enerji ve silah lobisinin dayatma ve şantajlarıyla (seçilmesi üzerindeki şaibe canlı tutularak) tekrardan provoke edildiği aşikârdır. 

 

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN LİNKİ TIKLAYINIZ...

 

 

HABER GALATA

 

ABD ve bazı Batılı ülkeler yaptıkları açıklamalarla suç üstü yakalanmışlardır
DİĞER   
22.1.2019 00:15:49

 

Günümüzde uzun süredir, dünya tarihinin çeşitli olaylarını revize etme eğilimi devam etmektedir. Tek tek ülkeler ve bir bütün olarak ülke blokları, diğer devletlerin tarihi geçmişini ve mirasını karalayarak ve böylece günümüzde onların itibarını zayıflatmaya çalışarak, tarihi gerçekleri çarpıtma amaçlı bir politika yürütmektedir. 

 

Tarihin tahrif edilerek kasıtlı bu çarpıtmalar her şeyden önce insanlık düşmanı (misanthropik) emperyalistlere karşı mücadelenin yükünü taşımış olan tüm toplumlara hakarettir. 

 

Tarihin tahrif edilmesine yönelik girişimler, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra ortaya çıkan ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde yer alan mevcut dünya düzeninin temellerini sarsmakta olup, İslamofobi (yapılan uluslararası araştırmalarda Batıda toplumun İslamafobi gibi bir endişesi olmadığıda anlaşılmıştır 1)  de dahil olmak üzere neonazi ve yabancı düşmanlığının çeşitli şekillerde yayılması için elverişli bir zemin oluşturmaktadır. 

 

Bir çok Batı ülkesi bu düşmanca projeleri uygulamış, Avrupa vatandaşları üzerindede bir korku imparatorluğu yaratmıştır. Sahte bir güvenlik endişe yaratarak demokrasiden ve hukuk düzeninden uzak bir takım politikalar izlemeye devam edilmektedir. Terör örgütlerine silah satılmasını için para ödeyen bazı Batılı devletler, vatandaşlarının ödedikleri vergileri kendi vatandaşlarının teröristlerce öldürülmesine sebeb olmuşlardır.

 

Meşru devletlerle uluslararası hukuk düzeyinde güvenlik tedbirleri almak yerine, belirli etnik dini ve meshepsel kimlikler üzerinden yaratılan terör örgütlerini silahlandırarak yeni terör örgütleri yaratmış ve terörle teröristle mücadele gibi yanlış bir hukuk dışı yola girmiştir. Bu yanlış, uluslararası hukuka dayanmayan girişimler sonucu milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, Ortadoğu'da olduğu gibi  güvenlik sorunu Avrupa vatandaşlarınıda tehdit eder düzeye ulaşmış  ve dünya kamuoyu buna sessiz kalmıştır. 

 

29 ülkenin üye olduğu NATO askeri gücü ve Suriye'de onlarca ülkenin katıldığı söylenen koalisyon gücü Birleşmiş Milletlerde alınacak bir kararla 30 günde bitirilmesi mümkün olan terörle mücadele yıllardır devam etmiştir.   Ortadoğu coğrafyasında süren savaş şartları 20 yıla yayılmış ve dünyada bir çok ülkede terör saldırılarıyla masum insanların yaşamlarını kaybetmesine neden olmuştur. Birleşmiş Milletler yaşananlara etkisiz kalmış, yapılan bir çok uluslararası anlaşma rafa kaldırılmış ve alınan kararlar görmezden gelinmiştir. Avrupa Birliği içinde aynı durum söz konusudur. En önemli husus, Suriye sınırından Türkiye'ye yapılan saldırılara karşı NATO sessiz kalmış ve üyesi olduğu ülkeye bir destek açıklaması da yapmamıştır. 

 

Libya, Irak ve sonrasında Suriye'de başlayan çatışmalar Türkiye sınırlarına sıçramış ve terör saldırıları sonucu  bir çok masum insan yaşamını yitirmiştir. Türkiye'ye sıçrayan bu ateş Avrupaya kadar ilerlemiş ve Avrupada gerçekleşen terör saldırılarında da bir çok masum insan yaşamını yitirmiştir.  Terör örgütlerine silah verilmesi/satılmasını sağlayan bir çok batılı ülkede yaptığı açıklamalarla suçunu itiraf etmiştir.  ABD'li senatör Lindsey Graham Türkiye'de verdiği röportajda 1980 yılından bugüne PKK terör örgütünü çok iyi bildiğini ve terör örgütü YPG'nin terör örgütü PKK'nın devamı olduğunu kamuoyuna açıklamış ve bu konuşmalar haber kanallarında izlenmiştir. Bir çok Batılı ülke terör örgütü YPG'ye silah verilmesi için ABD'ye para ödediğini açıklamış dünya kamuoyuna açıkça suçlarını itiraf etmişlerdir. 

 

Daha doğrusu; yaptıkları açıklamalarla suç üstü yakalanmışlardır. 

 

Yukarıda bahsettiğimiz ülkelerin toprak bütünlüğüne saldıran, bunlar üzerinden haritalar oluşturan ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan, terör örgütlerine silah veren veya silah verilmesi için para ödeyen ülkelerin ''Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi''nde yargılanmasına gerekçe olan çok açık gerçek konulardır. Tarih bunları tek tek kayda geçmektedir.

 

Devam etmekte olan “Türkiye düşmanlığı” kampanyasının bir parçası olarak ülkemiz,  yaklaşık 30 yıldır terörle mücadele eden Tükiye'nin terörle mücadelesi, terörle mücadele eden ülkemiz suçlulardan biri olarak gösterilmeye çalışılmakta,  bir devletin terörle mücadelesi, toprak bütünlüğünü koruması  bir “suç unsuru” olduğu, on binlerce vatandaşımızı katletmiş terör örgütlerini siyasi bir parti gibi gösterme fikri bir çok Batılı ülke tarafından dünyaya empoze edilmeye devam etmektedir. 


Kendi görüş ve iradesini, demokrasi (Dünyada ve Batı ülkelerinde bile toplumda kabul görmediği/görmesi mümkün olmayan) modelini ve diğer manevi değerleri başka ülkelere empoze etmenin yanı sıra, her ne pahasına olursa olsun küresel hâkimiyet elde etme girişimleri trajik sonuçlara yol açabilir. Türkiye sıçrayan ateşin, Batılı ülkelerede sıçramasının mümkün olacağı bir gerçektir, bir örneği mültecilerdir. Milyonlarca insan Türkiye ve Batı ülkelerine sığınmak zorunda kalması bir işarettir.  

 

Türkiye'nin sınırlarını tehdit eden terör örgütlerine yönelik ''Fırat Kalkanı'' ve ''Zeytindalı Harekatı'' düzenlenmiştir. Dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olan Türkiye bu yanlış yoldan dönün mesajını dünyaya en anlamlı ve sert bir şekilde vermiştir. Dün komşumuz Irak ve Suriye üzerinde oynanan oyunlar, bu gün İran ve Türkiye üzerinden oynanmak istenmektedir. 

 

Kurtuluş savaşında ülkemize destek veren ve sanayileşmemizde büyük katkısı olan , bugünde bir çok yeni projeyle ülkemize ciddi katkıları olan deniz komşumuz Rusya,  Astana görüşmeleri ve ülke devlet başkanları düzeyinde yapılan toplantılarda Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunurken, diğer taraftan Türkiye'nin 30 yıldır mücadele ettiği terör örgütü PKK/YPG'ye halen terör örgütü diyememeside bizleri derinden yaralamakta ve bu bakış açısı düşünceye sevk etmektedir. Bölgede belirli etnik kimlikleri korumak diğer etnik kimlikleri (Türkmenler, Araplar ve diğerleri)  yok saymak çok akılcı olmadığı gibi ileride oluşabilecek ciddi sosyolojik sorunlarında yaşanabileceği iyi düşünülmelidir.

 

Ortak sorunumuz olan küresel güçlerle mücadeleyi birlik beraberlik içinde, güçlerimizi birleştirerek ve gerçekleri görerek verebiliriz. Deniz komşumuz Rusya'nın da emperyalist güçler tarafından dünya kamuoyuna yanlış tanıtılmasını ciddiyetle takip ediyor ve gerekli olduğunda emperyalist düşünceye  karşı komşumuz Rusya'yı da savunuyoruz. İmparatorluk tarihi olan Türkiye ve Rusya gibi iki güçlü ülke, İran, Suriye ve Irak'la güçlerini birleştirerek, ortak bir akılla  emparyal güçlere en güçlü cevabın bu şekilde verilmesinin mümkün olduğunu iyi değerlendirmeli ve düşünmelidir. 

 

Türkiye, Irak, Suriye, İran ve Rusya dahil bölge ülkeleri ile samimi bir işbirliği yaparak, yaklaşmakta olan tehditleri engelleyebilecek girişimleri yapabilir ve bu güçtedir. 

 

Bunun dışında  jeopolitik hedefleri uğruna kışkırtıcı, saldırgan politikalarını sürdürmeye devam eden batılı ülkeler ve yöneticileri, şık kıyafetlerle kameraların karşına geçerek yapılan toplantılar sonrası (doğabilecek sorunları tarihte yaşamamış olmaları halde) fantastik açıklamalar veya twitter paylaşımlarının hiç bir sonuca varamıyacağıda bilinmeli ve iyi anlaşılmalıdır.  

 

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletinin geçmişi ve gücü tarihte olduğu gibi bu günde bilinmektedir. Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşında, Kutul Amare gibi mücadelelerlede ki aynı ruh, bugünde devam etmektedir. Asker bir millet olan Türkler, topraklarına yönelik bir saldırıya karşı Vatan müdafası için yapılacak bir çağrıya 40 milyon Türk vatandaşının bizde varız diyeceği tarihte olduğu gibi bugünde gerçekleşecek Türkiye ve komşu ülkelere bir operasyon yapılmasına izin vermeyeceği iyi bilinmelidir.  

 

Bugün bizim, tüm insanlığın, barışın, istikrar ve güvenliğin ortak çıkarları için eşitlik ve saygınlık içinde Türkiye ve komşu ülkelerle  ile iyi ilişkiler  kurmak yerine, jeopolitik hedefleri uğruna kışkırtıcı, saldırgan politikalarını sürdürmeye  devam eden ABD ve bir dizi Batı ülkesine aktarmaya çalıştığımız şey budur.  

 

Tüm insanlığın, barışın, istikrar ve güvenliğin ortak çıkarları için huzurlu eşit ve saygın bir dünya umuduyla...

 

 


Kaynak: 1)  
www.pewforum.org
 

 

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Cehaletle beslenen etnik eğilimler var
DİĞER   
17.1.2019 01:43:53

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı,Türk vatandaşlığı verilen Suriyeliler ile Rumeli göçmenlerini karşılaştıranlara "Haddinizi bilin" diyerek sert çıktı. 


Cnn Türk'te, Deniz Bayramoğlu'nun sunduğu Gündem Özel programında konuşan Prof. İlber Ortaylı, "Kaybolan imparatorluğun (Osmanlı İmparatorluğu) hatta ana vatanın içinden gelen insanlar, sizin mütalaanızın haricindedir, haddinizi bilin. dedi.

 

 

Suriyeliyi tutacaksan, burada kalsın diyeceksen kalsın, fakat kalkıp ama sizde zaten Rumeli'den geldiniz, yok adalardan geldiniz demesin. 


 

Nereden geleceklerdi ki, Osmanlı İmparatorluğu Anadoludaki bir sürü yerleri almadan evvel Tuna'yı bulmuştu (ulaşmıştı). Fatih'in (Fatih Sultan Mehmed) zamanında devlet-i Aliyye'nin sınırları neresiydi. Bosna Hersek, Arnavutluk, Yunanistan'ın aşağısına inmişiz yani, bitmiş." Bulgaristan 1395'ten beri, yani bugünkü Bulgaristan, artı Kırım karşıda Kırım zaten Türklerin oturduğu yakın bir şey (yer), şimdi bu bunlar elimizdeyken 1460 çoktan tamamlanmış  diyerek, bu ona laf atman (Rumeliye) için bahane değil Türk göçmenlerle, Suriyelileri aynı kefeye koyanlara tepki gösterdi.


O günlerde Suriye'nin Osmanlı topraklarında olmadığını hatırlatan Ortaylı, "bu son derece densizlik. Burada sırf cehalet değil, bana göre cehaletle beslenen etnik eğilimler var bu çok tehlikeli. 

 


Kendi adını, kendi kültürünü koymamış insanlar bir şeyi yalıyorlar yani.

 

Türk unsuruyla çok uğraşmaya başladılar. Bu sağlıklı değil, bu şahsen çok ürkütür" çok dikkat etmek gerekir, muayyen zamanlarda, böyle zamanlarda   çok akıllı hareket etmek gerekir, dedi. 

 


 

Prof. Dr. İlber Ortaylı, topluma genel bir mesaj vererek sosyal medya üzerinden doğru bilgilerle konuyu izah etmenin faydalı olacağı yönünde ip uçları verdi. Toplumda bilinmeyen veya yanlış bilinen bir çok konuyu gerek sosyal medya, gerek arkadaş toplantılarında dile getirmek topluma doğru bilgileri ulaştırmak herkesin vatandaşlık görevi olduğunu unutmayalım.

 

Büyük Selçuklu İparatorluğundan Osmanlıya  fethedilen topraklara Anadoludan Türk nüfusu yerleştirilirdi. Selçuklulardan beri Balkanlara gönderilen Türk unsurlarının Anadolu’da meydana gelen demografik düzen faaliyetleriyle ilgili olduğu bilinmekyedir. Bu akım devlet eliyle sistematik olarak yapılmış, fethedilen topraklarda güvenlik bu şekilde sağlanmıştır.

 

Selçuklu ve Osmanlı sarayına mensup şehzade ve liderler (İzzeddin Keykavus, Süleyman Paşa gibi), Rumeli’de bulundukları süre içerisinde buradaki verimli topraklara gelen Türkleri  teşkilatlandırarak bölgedeki Türk iskânının temellerini atmışlardır. Osmanlı dönemi Balkanlara yapılan camiler, medreseler, köprüler bilinmektedir.  

 

Fatih Sultan Mehmet Han'ın istanbul'u fethinde de İstanbul'a 5000 aile getirilip yerleştirilmesi emrini vermişti. daha sonra 15000 haneye erişmiş 75 bin nüfusa erişmişti. Osmanlı döneminde Anadolu Türkleri Balkanlarada bu şekilde gitmişlerdir. Bunların içinde asker, din adamı, öğretmenlerde bulunmaktadır.  Balkan coğrafyasına Türk'ler yerleştirilmiş, alınan topraklarda herhangi bir isyan çıkması bu şekilde önlenmiş ve nüfus dengeleri sahlanmıştır. 

 

Günümüzde halk arasında Balkan göçmeni, Selanik, Makedon göçmeni Balkan göçmeni Trakyalıyım, Boşnak veya Arnavutum gibi konuşmalar duyarız. Halk arasında bu söylemlerle tanışmalar yapılır. Doğru olan ortak isim ''RUMELİ TÜRKLERİ'' dir. Balkan coğrafyasına Anadolu Türkleri gitmiş ve onların çocukları, torunları biz ''memlekete'' dönüyoruz diyerek Türkiye'ye gelmişlerdir. 

 

Toplumda tarih bilmeyen, veya bildiği halde toplumda kutuplaşma yaratan bir takım güruh maalesef bilinçli bir şekilde kimliklere saldırmaktadır. Yaptığımız araştırmalarda sosyal medya üzerinden tartışma açmaya çalışan bir çok yurt dışı hesabı tespit ettik. Ülkemizin zor günlerinde her yerden saldırarark halkta huzursuzluk yaratma peşinde olanlara toplum gerekli cevabı vermiştir. Türklerin tarihini lekelemeye çalışanlara toplum en mantıklı cevabı vermelidir ve verecektir. 

 

 

HABER GALATA

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş...
DİĞER   
10.1.2019 08:53:43

 

 

Suriye'de başlayan olaylar sonrası ülkemize yoğun bir göç hareketi yaşandı. 2013 yılında başlaya göç 2014 ve 2015'de artarak 2018 verilerine göre 3 milyon 622 bin 366 kişiye ulaştı (Göç İdaresi 3.622.366).

 

Suriye, Afganistan ve İran'dan başlayan göç hareketi milyonlarca insanın sınırlarımıza gelmesiyle oluşan ''Açık Sınır Politikası'' uygulanma zorunluğu doğdu. 

 

2010-2011 yıllarında, bazı yabancı ülkelerin iklim değişikliği adı altında hazırladığı raporlarda yukarıda yazılı ülkelerden göç hareketleri yaşanacağı açıkça işaret ediliyordu. Bizim kurumlarımız bunları göremedi ve iyi değerlendiremedi. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. 

 

Milyonlarca masum insan ülkelerini terketmek zorunda kalmış ve sığınacak ülkelere doğru yola çıkmış ve bir çoğu Türkiye'ye sığınmıştır. Yaşlı, kadın ve çocukların yaşadığı bu zorlukları tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Kamplardaki zor şartlar, kış aylarında yaşanan zorluklar, Kızılay ve AFAD'ın milyonlarca insana anlık destek vermesi kolay olmadı, halende kolay değil. Çünkü sınırdan girdikten sonra bütün iş bu iki kuruma yıkılmış durumda. 

 

 

Türkiye'de gerek siyaset, gerek toplum, gerek ilgili kurumlar bazı sorunları doğru zeminde tartışamıyor. Sorunları yeni bir sorun yaratarak çözmeye çalışıyoruz, tabi gerçekler hiç öyle değil. 

 

Uzun zamandır tartışılan ülkemize sığınan resmi adıyla ''Geçici Koruma Unsurları'' ( Suriye-İran-Afganistan vatandaşları) üzerinden toplumda bir takım rahatsızlıklar oluşmuş ve konu tartışılmaya başlanmıştır. 

 

Taraflar konuyu  tartışırken; bir taraf diğer tarafı ırkçı olmakla suçluyor, bir diğer taraf yapılan yardımlar ve harcanan 187 milyar Türk Lirasının kendi ceplerinden çıktığını ima ederek bu soruna bir çözüm bulunmasını istiyor. İlçelerde kalabalıklaşan yabancı nüfusun yaşamlarını zora soktuğundan bahsediyor. Her iki kesimdende kötü niyetli yaklaşım içinde olanlar olduğunu görüyoruz bunlar toplum içinden, gazeteci veya siyasetçilerde olabiliyor. 

 

8 Eylül 2018 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın yaptığı açıklamada ''Geçici Koruma Unsurlarını'' kastederek gönüllü ve güvenli bir şekilde ülkelerine dönüşlerinin sağlanmasını belirtmişti. İlgili kurumlar bunu talimat olarak görmeli ve hemen harekete geçmeliydi. 

 

 

Geçtiğimiz günlerde TBMM Başkanı Binali YILDIRIM'da İstanbul'da basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda ''Geçici Koruma Unsurlarını'' belirterek bunların ülkelerine geri dönüşün sağlanacağını, 300 bin civarında geri dönüş olduğunu ve geri dönüşlerin devam edeceğini açıkça çok net belirtti.  

 

Bu süreç içerisinde yapılan tartışmaları analiz ettiğimizde iktidar partisine yakın olan veya partili bazı isimler yazılı ve görsel medyada konuyu gerçekleri yansıtmayan bir zemine çekmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasına karşı bir takım söylemlerde bulunmuşlardır. 

 

İktidar partisi içinde bu konuyu yanlış bir zemine çekenlerin bazılarının Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasından habersiz olduğu için bu yönde bir savunmaya geçtiğini bilmeyerek bu hatayı savunduklarını, diğer kesimin emparyalist planların uygulayıcısı olan, siyasi bilinçlendirme yaparak  emparyalistlere çanak tutanlar olarak ikiye ayırmak zorunda olduğumuzu görüyoruz. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 8 Eylül 2018 günü yaptığı açıklama ''Devlet Politikası'' anlamındadır ve ilgili kurumların hemen harekete geçmesi gerekmektedir. Tabi biz maalesef halen bunu anlayamıyor ve göremiyoruz, Ankara'dan birileri gelecek ve bu sorunları kendileri çözecek diye bekliyoruz. Harekete geçenleri engellemeye kalkan partililer olduğunu görüyoruz. 

 

Toplumda yükselen seslere kulak vermek, sorunları doğru zeminde tartışmak, toplumun çözüm önerilerini dinlemek ve bu sorunlara çözüm yolları göstermek iktidar partisinin görevidir. Ayrıca bu sorunlarda iktidar partisine oy veren seçmeninde ciddi şikayetleri olduğunu biliyor, duyuyoruz, tabi yüzyüze geldiklerinde bunları konuşamıyor sorunlarını dile getiremediklerinide görüyor ve biliyoruz. 

 

Medyada konunun tartışıldığı kadarıyla taraflarca sunulan tekliflerin çok gerekçi olmadığını ve bunların bir çözüm yolu gösteremediğini anlıyoruz. 

 

Almanya'da imzalanan, Türkiye'ye büyük zarar veren, ''Tüyü Bitmemiş Yetim Hakkını'' korumayan, tek tarafı koruyan onların çıkarlarını gözeten (AB Ülkelerini) ''geri dönüş anlaşmasının'' detaylarına girmek bugünün sorununa bir çözümde bulmuyor. ''Açık Sınır Politikası'' büyük hataydı demekle de günümüzün sorunları çare olmuyor, 35 milyar dolar (187 milyar Türk Lirası) harcadık ama ülkemize sığnan masum insanlar sokaklarda halen dilencilik yapıyor çöplerden ekmek topluyor bu paralar nereye harcandı diye sormakta bugünün sorunlarına çözüm bulmuyor,  ben kalacaklar diyorum diyerek şahsi inatlaşmalarlada toplumun sorunlarına çözüm üretemiyor ülkemize katkı sağlayamıyoruz. 

 

Yaşlı, kadın ve çocuklar gerçek ihtiyaç sahibi dışında kontrol edilemeyen ''Geçici Koruma Unsurlarını'' ülkelerine gönüllü dönüşlerinin sağlanması için projeler geliştirilmedilir. Bu proje gönüllü dönenlere aylık verilen devlet yardımlarının 6 aylık peşin verilmesi, gittiğinde 6 ay süreyle her ay hesabına yardım gönderileceği ve gidişi için yol masraflarının karşılanacağı şeklinde bir başlangıç yapılabilir. 

 

Ankara, Valilik ve Kaymakamlara göndereceği genelgeyle projeyi başlatabilir, kaymakamlıklara bilgilendirici afişler asılabilir veya bunlar ilgililere duyuralarak sağlanabilir. Bugü basına yansıyan gönüllü geri dönüş yapanların tekrar ülkemize geldiği ve bunlara tekrar maaş bağlanması ve sağlık imkanlarından yararlandırılmasına yönelik genelge çıkarıldığı ve valiliklere gönderildiğini okuduk. 

 

6883-MADDE 12: Geçici korumanın bireysel olarak sona ermesi veya iptali.

 

a) Kendi isteğiyle Türkiye’den ayrılması.

 

Türkiye'den ayrılmasıyla ''Geçici Koruma'' sona ermiştir. Türkiye'ye aynı statüde giriş yapması ve geçici koruma haklarından faydalanması mevzuata göre mümkün değildir. Ayrıca uluslarrası yardım kuruluşlarıyla imzalanan anlaşmalarda da ülkeyi terkeden Geçici Koruma Unsurunun tekrar yardımlardan faydalandırılmasının mümkün olmadığı yönündedir. Ülkemizin bulunduğu ekonomik sorunlar ortadayken siyasi veya kişisel inatlaşmalarla bir yol alınamayacağı gibi yeni sorunların yaşanmasınada sebeb olacaktır.

 

Ülkeden gönüllü çıkan sığınmacının tekrar ülkeye alınması ve tekrar aynı haklardan yararlanılmasının istenmesi günümüz gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'nın politiklarına karşı atılmış bir adım olarakta değerlendirilebilir. Valilere gönderilen genelgenin çok doğru bir yaklaşım olmadığı çok açık.

 

Valilerin ve Kaymakamların Cumhurbaşkanına bağlı olduğunu ve Türk Milletini temsil ettiğini ve onların haklarını koruduğunu unutmamak gerekir.

 

Vatandaşlarımızın Cumhurbaşkanımız ve Meclis Başkanı Yıldırımın açıklamalarından sonra biraz daha sabırlı olmaları, sorunlarını ilçe Kaymakamları veya yazılı dilekçelerle Valiliklere başvurmaları sorunları yazdıkları dilekçede belirtmeleri en doğru bir yöntem olacaktır.

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

 

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

 

İnsan doğup büyüdüğü ortamdan, yurdundan uzakta ne kadar iyi bir yaşama ortamında bulurnursa bulunsun, yinede yurdunu arar; onun özlemini çeker. 

 

Bizim insanımız merhametlidir, her ne kadar kızsa sesini yükseltsede bu resimleri gördükten sonra gerçekleri daha iyi anlayacaktır. 

 

 

 

HABER GALATA 

 

Cumhurbaşkanı ERDOĞAN ve Türkiye'nin Diplomasi Zaferi, Suriye
DİĞER   
10.1.2019 05:35:30

 

ABD Başkanı Donald Trump 20 Aralık 2018 günü yaptığı açıklamada; Suriye'de DAEŞ'i yenilgiye uğrattıklarını dile getirerek, "Askerlerimizin eve dönme zamanı geldi" ifadesini kullandı. Trump, Yaklaşık 2 senedir ABD Başkanıyım, gerçekten aşama kaydettik ve DAEŞ'i yendik" Artık kazandık, Eve dönme vakti. 

 

 

***

 

ABD Başkanı Donald Trump, Suriye'den çekilme kararı kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin, "Cumhurbaşkanı Erdoğan, bana Suriye'deki IŞİD kalıntılarını yok edeceği konusunda kuvvetli bir bilgi verdi. Kendisi bunu yapabilecek bir adam. Ayrıca Türkiye (Suriye'nin) kapı komşusu. Bizim askerlerimiz eve dönüyor" ifadesini kullandı.

 

 

 

***

 

ABD Başkanı Trump: Cumhurbaşkanı Erdoğan DEAŞ'ı ortadan kaldıracak. Irak'a sürpriz ziyaret gerçekleştiren Trump ABD askerleri ile buluştu. Trump, "DEAŞ’ı ortadan kaldırmak isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’la çok iyi konuşmalar gerçekleştirdim. O ve diğerleri bunu yapacak." dedi.

 

***

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'la yaptığı telefon görüşmesi sonrası; 


Başkan Trump ile verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, "Bugün ABD Başkanı Sayın Donald Trump ile ticari ilişkilerimizden Suriye´deki gelişmelere kadar birçok konuda eş güdümümüzü artırma noktasında mutabık kaldığımız verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Görüşmemizin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullanmıştı.

 

***


Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile telefonda görüştü.


Erdoğan, Trump'la ticari ilişkilerden Suriye'deki gelişmelere birçok konuda eşgüdümü artırmada mutabık kalınan telefon görüşmesi yaptığını bildirdi. Trump da, uzun ve verimli bir görüşme yaptıkları mesajını paylaştı.


***


Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bizim Suriye'nin topraklarında gözümüz yok ama Suriye'den bize gelecek terör saldırılarına karşı tavrımız kesindir. (Suriye) Samimi olan Arabı Kürdü Türkmeni hepsi ne diyorlar, 'Türkiye gelsin' Niçin? Çünkü Türkiye'ye inanıyorlar, Türkiye'ye güveniyorlar.

 

***

 

Terör örgütü YPG’nin terör örgütü DEAŞ ilgisi 

 

 


ABD’nin Suriye’den askerleri çekme kararı sonrası terör örgütü YPG yine DEAŞ’a sarıldı. Terör örgütü, elinde tuttuğu 3 bin 200 DEAŞ’lı teröristi serbest bırakma tehtidinde bulundu.

 

***


Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan "İran'a yönelik baskılara karşı kardeş İran halkının yanında duracağız" dedi. Ruhani ise Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda Türkiye ile hemfikir olduklarını belirtti.


***


Rusya ABD'nin Suriye'den çekileceğinden 'şüpheli'


Rusya Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Frants Klintseviç, ABD’nin Suriye’den tümüyle çekileceğine inanmadıklarını söyledi.


***


ABD Başkanı Trump'ın açıklamasından sonra bir çok ülke başkanından itirazlar geldi.


Fransa Cumhurbaşkanı Macron ABD'nin Suriye'den çekilme kararından derin üzüntü duyduğunu açıkladı. ABD çekilse dahi terör örgütü  YPG/PKK'ya desteğini sürdüreceğini duyuran Fransa'nın Suriye'deki asker sayısı sadece 200 civarında.


***


İsrail'den daha sert açıklamalar geldi. İsrail medyasında, İsrail'in Suriye'de özellikle İran'a karşı yalnız kalacağı yönünde haberler yer almış, Trump kararından dolayı sert bir şekilde eleştirilmişti.

 

Filistinli annelere ölüm çağrısı ile tanınan İsrail Adalet Bakanı Ayelet Şaked, bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve Türkiye'yi hedef aldı. Şaked ABD'nin Suriye'den çekilmesini gerekçe göstererek terör örgütü YPG/PKK'yı koruma çağrısı yaptı.

 

ABD Başkanı Trump yaptığı açıklamada; "Netanyahu'ya, 'Biliyorsunuz, İsrail'e yıllık 4 buçuk milyar dolar veriyoruz. Eğer ki kayıtlara bakarsanız bundan çok daha fazlasını verdiğimizi de göreceksiniz." cevabını verdi.

 

***


ABD başkanı Suriye'den çekiliyoruz açıklaması sonrası ABD Savunma Bakanlığı'ndan üçüncü üst düzey istifa geldi. 


Brett McGurk'ün istifası sonrasında ABD Başkanı DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilciliğine halen ABD Suriye Özel Temsilciliği görevini yürüten James Jeffrey atandı.

 

Savunma Bakanlığı görevinden istifa eden Mattis'in de Şubat ayına kadar geçici olarak makamında bulunması planlanıyordu ama Mattis Ocak başında görevini bıraktı. Mattis istifa açıklamasında Trump ile görüş ayrılıkları olduğunu dile getirmişti. Mattis başkan Trump'ın Suriye'den çekilme kararına karşı çıkması nedeniyle istifa ettiği basına yansıdı. 


ABD Savunma Bakanlığı özel kalem müdürü Kevin Sweeney, Bakan James Mattis'in görevden ayrılmasından bir ay sonra istifa etti.

 

***

 

ABD medyasına yansıyan haberlerde ABD başkanı Trum'tan farklı görüşte olan Pentagon'un ABD başkanı Trump'ın Suriye'den çekiliyoruz açıklaması sonrası ABD basınında yer alan haberlerde Pentagon'un Başkan Trump'la farklı görüşte olduğu haberlerine yer verildi.

 

Açıkalama sonrası harekete geçen ABD'li John Bolton İsrail'e giderek Netanyahu'la ortak basın toplantısında,  İsrail'den gerçekleri yansıtmayan açıklamalar ırkçı etnik kimlikler üzerinden ayrımcı açıklamalar, Türkiye'de gerek siyaset gerek vatandaştan ciddi tepki gördü. Bolton'un Türkiye'ye geleceği haberleri sonrası vatandaşta ciddi rahatsızlık yarattı, sosyal medya üzerinden ABD ve Bolton'a tepkiler yükseldi.  

 

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un terör örgütü YPG'yi koruma altında tutma çabaları önümüzdeki günler dünya kamuoyunda olumsuz yönde geniş yankı bulacak. Terör örgütünün insan hakları ihlalleri ve bölge halkına gösterdiği kötü muamele uluslarası toplantılarda gündeme getirilecek. 

 

 

ABD başkanının Suriye'den çekiliyoruz açıklaması kabullenemeyen bir grup Amerikalı olduğu gerek ABD basınında, gerek Türkiye'de geçmişten gelen tecrübeden anlaşılıyordu.ABD heyetinden yapılan açıkla sonrası

 

***

 

E. Genelkurmay Başkanı, bugünün  Milli Savunma Bakanı Hulusi AKAR'dan jet açıklama  geldi. 

 

 

***

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın başkanlığındaki Türk heyeti ile Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton başkanlığındaki ABD heyeti bir araya geldi.

 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde basına kapalı gerçekleşen görüşme, 2 saat 10 dakika sürdü.

 

İbrahim Kalın'ın John Bolton'a verdiği kırmızı dosyalarda neler var?

 

Dosyalardan birinde Türkiye'nin Kürtlere yönelik kucaklayıcı politikalarının olduğunu belirten Kalın, "Birincisi Kürt kardeşlerimize ve Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımıza yönelik kucaklayıcı, kapsayıcı politikalarını içeren bir bilgi notuydu. Suriye, Irak ve bölgedeki diğer Kürtlere yönelik bir bilgi notu." dedi.

 

Diğer dosyanın ise YPG/PYD'nin faaliyetleriyle ilgili olduğunu vurgulayan Kalın, "İkinci dosya ise YPG/PYD'nin Suriye'de işlediği suçlar ve insan hakları ihlalleriyle ilgili bir dosya. Bu konu bildiğiniz gibi daha önce birkaç ABD kuruluşu ve birkaç insan hakları derneği dışında hep hasar altı edildi. Halbuki gerek Tel Abyab'da gerekse Aynülarab'da, Kobani'de yani terör örgütü YPG'nin kontrolü altındaki yerlerde uyguladığı zulümler ve zorla tehcir gibi insan haklarını ihlal eden uygulamaları var." dedi.

 

***

 

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Başkan Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararının kesin olduğunu duyurdu.

 


ABD Dışişleri Bakanlığının yazılı açıklamasına göre, Orta Doğu turu kapsamında sürpriz ziyaretle Irak'a gelen Pompeo, ABD'nin Erbil Başkonsolosluğunda basın mensuplarına verdiği demeçte, "ABD Başkanı'nın Suriye'den çekilme kararı çok açık." dedi. Birliklerimizin nasıl güvenli şekilde çıkacağını ayarlamak için görüşmeler yapıyoruz. 

 

***

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya ve İran liderleriyle başlattığı yoğun diplomasi trafiği. Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğü konusunda aynı fikirde olduklarına yönelik üç liderden ortak açıklama geldi. Amerika'da bir takım gruplar ve bazı Avrupa Birliği ülkeleri görüşmeleri sabote etmeye çalışsada başaramadı. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan - Rusya Devlet Başkanı Putin - İran  Devlet Başkanı Hasan Ruhani 

 

 

***

 

2017 de başlaya Astana görüşmeleri Türkiye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarının yoğun diplomasi trafiği sonuç verdi. 

 

Suriye'deki süreç hakkında BM ve Türkiye-Rusya-İran Dışişleri Bakanları Cenevre’de uzlaşma sağladı. Suriye’nin yeni anayasasını yazacak komitenin kurulduğu açıklandı. Suriye Anayasa Komitesinin, ilk toplantısını 2019’un başında yapacağı belirtildi.

 

 

***

 

2 bin ABD askeri çekilecek.

 

 


Suriye’nin kuzeyinde YPG terör örgütünün etkili olduğu bölgeler Türkiye’nin gözetimi altında.  Bölgeye plananan harekat öncesi ABD, askerlerini çekme kararı aldı. Gözler ise Türkiye’nin dile getirdiği askeri harekatın ne zaman yapılacağında.

 

***

 

ABD Başkanı Trump'ın Aralık ayında Suriye'den askerlerimizi çekiyoruz açıklaması dünyada olduğu kadar Türkiye'de de geniş yankı buldu, yıllardır Amerika'nın Suriye'den çekilmesi isteyen ABD Suriyeden çıkmalı diyen bir çok gazeteci, yazar, uluslararası ilişkiler uzmanı, siyasetçi, emekli diplomat, ve güvenlik uzmanı köşe yazılarında veya çıktıkları programlarda ABD neden çıkıyor noktasına kadar geldi. 

 

Türkiye'de bazı medya ve akademik çevrelerde Türkiye'yi farklı konumlandırmak, bağımsız hareket etmesi yönünde söylemlerden uzaklaşarak ABD, İngiltere gibi bazı ülkeleri referans göstermeleri dikkat çekti. ABD, Rusya sonrası birde İngilizlerle dans etmeliyiz diyen yazar ve akademisyenlerin konuşmları dikkatlerden kaçmadı.

 

Özellikle Türkiye içinden gazeteci ve akademik çevrelerin ''Dezenfermasyon'' girişimlerini akıl tutulmalarını yakından takip ediyoruz. Neredeyse şimdide ABD gitmesin söylemleri her geçen gün artıyor. 

 

Türkiye güçlendikçe kendi kararlarını kendi alan ve uygulayan bir ülke olma yolunda ilerliyor. 

 

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ve Türkiye'nin büyük diplomasi zaferi devam edecek....

 

 

GÜNCEL devam edecek...

 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan vatandaşa müjde...
DİĞER   
8.1.2019 17:03:34

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN; düzenli sosyal yardım alan ihtiyaç sahibi vatandaşların aylık 150 kilovat saate kadar elektrik tüketimlerini devletin ödeyeceğini, Ziraat Bankası aracılığıyla kredi kartlarını ödeme güçlüğü yaşayan vatandaşların kredi kartı borçlarının tek bir çatı altında toplanarak borcunun kapatılacağını, çok uygun şartlarda 24-60 ay vadeyle aylık gelirine uygun bir şekilde borcunu ödeyebileceğini müjdeledi. 

 

Halkbank esnaf ve sanatkârların işletme ve yatırım kredisi ihtiyaçlarını karşılamak üzere 2019’da yaklaşık 350 bin esnafa 22 milyar liralık kredi kullandıracağını da sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, çiftçiye tarım ve hayvancılıkta 2 milyar 35 milyon 300 bin TL destek sağlanacağını, Ziraat Bankası’nın çiftçiye destek olmak için kredi ödemelerinde farklı erteleme, yeniden vadelendirme ve yapılandırma alternatiflerini geliştirdiğini hatırlattı.

 

 

HABER GALATA

 

 

John Bolton çok ciddi bir yanlış yapmıştır
DİĞER   
8.1.2019 16:21:19

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyiğ ERDOĞAN,  TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “PKK-PYD’nin DEAŞ’la mücadelesi koca bir yalandan ibarettir. Bu iki örgüt arasındaki kavga, ilke değil, çıkar kavgasıdır. 

 

SURİYE’DEKİ TERÖR ÖRGÜTLERİNE KARŞI GERÇEK ANLAMDA MÜCADELE EDEN TEK ÜLKE TÜRKİYE

 

Konuşmasında Suriye meselesine de değinerek kritik bir dönemden geçildiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin en başından beri bu konuda ilkeli bir tutum içinde olduğunu, Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı, yeni anayasa ve özgür seçimler gibi konularda en başından beri aynı kararlı duruşu sergilediğini hatırlattı. Suriye’deki terör örgütlerine karşı gerçek anlamda mücadele eden ve başarı kazanan tek ülke Türkiye’dir” vurgusunda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırat Kalkanı Harekâtında, hakkında onca efsane üretilen DEAŞ’ı, 3 bin teröristi etkisiz hale getirerek darmadağın edenin yine Türkiye olduğunu kaydetti.

 

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı John Bolton’un İsrail’de yaptığı açıklamalarda Türkiye ile ilgili mesajlarını kabullenmelerinin mümkün olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamaları yaptı: “Bunlar bu ülkede benim Kürt vatandaşım kimdir, YPG-PYD bunlar kimdir, PKK kimdir, herhâlde bunları tanımıyorlar. Hiçbir zaman PKK terör örgütü, PYD-YPG terör örgütleri benim Kürt vatandaşlarımın, kardeşlerimin temsilcisi olamaz.

 

Yani Amerika eğer bunları Kürt kardeşlerimiz olarak değerlendiriyorsa burada çok ciddi bir yanılgı içerisindeler. Biz bu terör örgütü mensuplarını ister Kürt vatandaşlarımızın içerisinden çıkmış olsun, ister Arapların içerisinden çıkmış olsun, ister Türklerin içerisinden çıkmış olsun, eğer teröristse gereğini yaparız hakkından geliriz. Yani terörist olacak, eee? ‘Bunlar işte Kürt, bunlara dokunmayın’; yok böyle bir şey. Teröre yeni bir tarif mi geliştirdiniz? Böyle bir şey olamaz.

 

Arap aynı şey, Türklerin, Türkmenlerin içinden de bunlar çıkmış olabilir, nereden çıkarsa çıksın eğer teröristse gereğini yaparız ve bu konuyla ilgili olarak John Bolton çok ciddi bir yanlış yapmıştır, kim bu şekilde düşünüyorsa onlar da yanlış içerisindedir. Ve bizim bu noktada asla taviz vermemiz mümkün değil ve Suriye’deki terör koridoru içerisinde yer alanlar bir defa gerekli olan dersi alacaklardır. Bizim YPG’yle, PYD’le, PKK ile DEAŞ’ın arasında en ufak bir fark yoktur.

 

TÜRKİYE HER ZAMAN SÖZÜNÜ TUTAN BİR ÜLKE OLMUŞTUR VE MÜTTEFİKLERİNDEN DE AYNI HASSASİYETİ BEKLEMEKTEDİR

 

ABD Başkanı Donald Trump ile yaptıkları telefon görüşmesinde net bir anlaşmaya varmış olmalarına rağmen ABD yönetiminin farklı kademelerinden farklı seslerin gelmeye başladığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Trump’ın Suriye konusuna bakış açısı ve buradan çekilme konusundaki kararlılığı bizim referans noktamız olmaya devam ediyor” dedi.

 

ABD Başkanı Trump’la vardıkları anlaşma gereğince Suriye’de hâlâ faaliyet gösteren DEAŞ unsurlarına yönelik bir askerî harekât için gerekli hazırlıkları büyük ölçüde tamamladıklarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aynı şekilde DEAŞ’la birlikte PYD, YPG gibi bu terör örgütlerine yönelik de adımlarımızı atmakta kararlıyız. Çok yakında Suriye topraklarındaki bu terör örgütlerini etkisiz hâle getirmek üzere harekete geçeceğiz. Bu müdahalemize engel olmaya çalışan başka teröristler de olursa elbette onların da hakkından gelmek boynumuzun borcudur” diye konuştu.

 

Sınırları dibinde Türkiye’ye yönelik hazırlık yapan bir terörist güruhuna izin verilmesini bekleyenlere, şimdiden yanıldıklarını söylemek istediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hassasiyetimizi bildikleri hâlde terör örgütünün arkasında duranlara da diyecek iki çift sözümüz tabi ki vardır. Onu da yüzlerine karşı söylüyoruz, söyleriz. Türkiye her zaman sözünü tutan bir ülke olmuştur ve müttefiklerinden de aynı hassasiyeti beklemektedir” vurgusunda bulundu.

 

SURİYE’DE TÜRKİYE’NİN KÜRTLERİ HEDEF ALDIĞI YALANI EN ÇİRKİN İFTİRADIR

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye meselesinde Türkiye’nin inisiyatifi arttıkça yeni yalanlar ve çarpıtmalar tedavüle sürülmeye başlandı. Türkiye’nin Suriye’deki Kürtleri katledeceği iftirasını ortaya atanlar, aslında meselenin gerisindeki gerçeği çok iyi biliyorlar. Bu söylemin amacı Suriye’deki duruma yakından vakıf olmayanların kararlarını ve uluslararası kamuoyunu etkilemektir. Biz canlarını ve geleceklerini kurtarmak için Suriye’den ülkemize gelen hiçbir kişiye ne dinini ne kökenini ne meşrebini ne de başka herhangi bir vasfını sormadık, sormayız.

 

Şu anda Kobani’den ülkemize gelen 200 bin Kürt kardeşimizi bu ülkede kim barındırıyor? Batı mı barındırıyor, bir başkası mı barındırıyor? Onlar şu anda bizim güvenlik şemsiyemizin altında ülkemizde yaşıyorlar. Bunu görmeyeceksin, geleceksin ‘Kürtleri öldürmeyin’ diyeceksin. Hangi Kürt öldürüldü teröristten başka. Teröristleri öldürmek için ne gerekiyorsa yaparız; Cudi’ye de gireriz, Gabar’a da gireriz, Tendürek’e de gireriz ve gereğini yaparız. Geçmişte de aynısını yaptık, bundan sonra da yapacağız. Ne dedim? İnlerine gireriz ve giriyoruz.

 

Türkiye’nin; Saddam Hüseyin Irak’ın kuzeyine saldırdığında canlarını kurtarmak için Türkiye’ye yönelen yarım milyon insana hiç tereddüt etmeden sınırlarını açtığını, Esed’in Suriye’de insanlara baskı yaptığında kökenlerine ve meşreplerine bakmadan hepsinin hakkını-hukukunu savunduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her kim ki mazlumu Türk diyerek, Türkmen diyerek, Kürt diyerek, Arap diyerek, Ezidi diyerek yaftalıyorsa, bilin ki o zalimin ortağıdır” ifadelerini kullandı.

 

Türkiye sadece yaşatmaya gider, huzur vermeye gider, güven sağlamaya gider, kalpleri fethetmeye gider. Tek istisnamız; terör örgütleridir, teröristlerdir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arapların ve Türklerin içinden teröristlerin çıktığı gibi Kürtlerin içinden de çıktığını; ancak kendilerinin teröristin kimliğine değil, gerçekleştirdiği eyleme, döktüğü kana, yaptığı zulme bakarak teröristleri masum halktan ayırt ettiklerini belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Türkiye nüfusunu etnik kökenlerine göre asla ayırmadığımız gibi komşularımıza da kesinlikle aynı gözle bakmadık, bakmayız. Bunun için Suriye’de Türkiye’nin Kürtleri hedef aldığı yalanı; en alçak, en onursuz, en çirkin, en bayağı iftiradır” şeklinde konuştu.

 

BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ SURİYE’DE NEREYE HÂKİM OLMUŞSA ORADA İNSANLARA ZULMETMİŞTİR

 

DEAŞ terör örgütü Kobani şehrine saldırdığında buradan kaçan 100 binin üzerindeki kişiye, sızmaya çalışan teröristlerin de bulunması ihtimaline rağmen, Türkiye’nin sınırlarını ve yüreğini açmakta tereddüt etmediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK-PYD bu şehri ele geçirdiğinde gelenlerin bir kısmının geri dönmediğine dikkat çekti. Kalan mültecilerin, bir terör örgütü gidip yerine bir başka terör örgütü geldiğinde canlarının, mallarının ve namuslarının güven altında olmayacağını bildiği için dönmediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nitekim öyle de oldu, bölücü terör örgütü Suriye’de nereye hâkim olmuşsa orada insanlara zulmetmiştir, mallarını ellerinden almıştır, çocuklarına musallat olmuştur, baskıyla, tehditle, şantajla insanları huzursuz etmiştir” diye ekledi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “PKK-PYD’nin DEAŞ’la mücadelesi de koca bir yalandan ibarettir. Kardeşlerim, bu iki örgüt arasındaki kavga, ilke değil çıkar kavgasıdır. DEAŞ gidip, PKK-PYD geldiğinde masum insanlar açısından araçların ve binaların üzerindeki paçavralar dışında değişen hiçbir şey olmamaktadır. Türkiye’nin bu iki örgütü birlikte hedef alması etnik veya dini bir husumetten değil, tam tersine teröristlere karşı izlediği politikadan kaynaklamaktadır.

 

Amerikalı ve Avrupalı dostlarımıza da aynısını tavsiye ediyoruz, Suriye halkını ne rejimin katliamları ne de terör örgütlerinin zulmü altında bırakmak bize yakışmaz. İşte Fransa’da Sarı Yelekliler içlerinde PKK var, acaba bunu hiç inceldiler mi, araştırdılar mı? Bak biz buradan biliyoruz, içinde PKK’lılar var, bu gerçeği görmeleri lazım. Ve yarın diğer ülkelerde de aynısı olacak. Bu PKK denilen terör örgütü onlardan besleniyor, onlardan gücünü alıyor, bumerang gibi. Bize akıl verenler, önce kendi şöyle durumlarını bir test etsinler.

 

Hiç kimsenin, bu sürecin insani yükünü tek başına omuzlayan Türkiye’den, güncel çıkarları için, Türkiye’nin beka meselesinden vazgeçmesini beklememesi gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, istiklali ve istikbali için 15 Temmuz’da topyekûn ölümü göze almış bir millet olarak, Suriye’de de, diğer bölgelerde de yapmamız gereken neyse onu hayata geçirmekten geri durmayacağız. Aynı bedeli göze alan varsa buyursun çıksın karşımıza” dedi.

 

 

HABER GALATA

 

Bu düşmanlıkların hepsi üst akıl tarafından planlanmaktadır...
DİĞER   
8.1.2019 15:26:22


Milliyetçi Hareket Partisi Genel (MHP) Başkanı Devlet Bahçeli, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un "Kürtleri korumaya yönelik anlaşma sağlanmadan ABD askerleri çekilmeyecek" ifadesine tepki gösterdi. "Bu nasıl bir terbiyesizlik? Bolton musun? Dalton musun?" diyen Bahçeli, "ABD, Türkiye ile Suriye'nin çatışması için kumpas mı kuruyor?" diye sordu.

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında konuştu.

 

31 Mart 2019'da yapılacak yerel seçimler öncesi Türkiye'nin huzurunu kaçırmak isteyen birtakım kişilerin harekete geçtiğini iddia eden Bahçeli, "1 Nisan sabahı için hazırlık yapıyorlar. En küçük bir kıvılcımın nasıl bir yıkım ve enkaza yol açacağını öngörüp buna göre tedbir geliştirmek zarurettir" dedi.

 

"Bu düşmanlıkların hepsi üst akıl tarafından planlanmaktadır. 31 Mart'a kadar daha fazla olaya şahit olma ihtimali fazladır" ifadesini kullanan Bahçeli, şöyle devam etti:


Sosyal ve ekonomik memnuniyetsizliklerin isyana dönüşmesi için çaba harcanmaktadır. Zilletin öne çıkması amacıyla hummalı bir gayret sarf edilmektedir. 24 Haziran'da milli uyanışı kundaklayanlar 31 Mart'ta aynısına mahkum olacaklar. CHP'sinden İP'ine, HDP'sinden PKK ve FETÖ'süne kadar kim Türkiye'nin tarihsel yürüyüşüne engel olmak istiyorsa onunla hesabımız bu dünyada görülecektir. Hiç kimse şansını fazla zorlamasın. Herkes ayağını denk alsın.

 

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DİYE ÖNÜNE GELENİ KARALAYANI HOŞ GÖREMEYİZ'

 

Bahçeli, herhangi bir isim anmadan bazı gazetecilere de tepki gösterdi. "Kalemini kalaşnikof gibi kullananların, gazete köşelerini saatli bombaya çevirenlerin özgürlük tantanasına inanan varsa buyursun inansın ama biz bunlara inanmayacağız. Türk milleti de bunlara kanmayacak. Basın özgürlüğü diye önüne geleni karalayanı hoş göremeyiz" diyen Bahçeli, "Bunları tanıyor, emellerini biliyoruz. Bunların iç ve dış temsilcilerini dişlerimizi sıkarak izliyoruz" ifadesini kullandı.

 

ABD'NİN SURİYE'DEN ÇEKİLME KARARI OYUNDUR, STRATEJİK OYALAMADIR

 

Bahçeli, ABD yönetiminin Suriye'den çekilme kararına da değindi. Bu kararı bir 'oyun' olarak niteleyen Bahçeli, "ABD Türkiye ile Suriye'nin çatışmaya girmesi için YPG ile bir kumpas mı hazırlamaktadır? Türkiye için de karanlık ve kahredici senaryolar mı hazırlamaktadır. Esad, PKK, YPG, ABD arasında bilmediğimiz hangi uzlaşma söz konusudur?" diye sordu. Bahçeli ayrıca, Fırat'ın doğusuna düzenlenecek olası bir askeri harekata tam destek verdiklerini yineledi.


İHANETİN, SUÇUN ÖZGÜRLÜĞÜ OLMAZ

 

Bahçeli'nin grup toplantısında yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şöyle:

 

İhanetin, suçun, ihanetin özgürlüğü olmaz. Milli idarenin demokratik seçimiyle geçişin otoriterlik olarak tasviri cehalettir. Güvenlik duvarı yıkılıp bekamız yok olduktan sonra neyin özgürlüğünden bahsedeceğiz. Sövene dilsiz vurana elsiz kalmayacaktır.

 

Kalemini kalaşnikof gibi kullananların, gazete köşelerini saatli bombaya çevirenlerin özgürlük tantanasına inanan varsa buyursun inansın ama biz bunlara inanmayacağız.

 

Türk milleti de bunlara kanmayacak. Basın özgürlüğü diye önüne geleni karalayanı hoş göremeyiz. Konu teröristler olunca yaygara koparıp, konu vatan olunca katliam çığlığı atanları tanıyoruz. Özgürlük insan hakkıdır, buna diyecek bir şey yok. Fakat milli haklara saldırmak bir nevi eşkıyalıktır. 

 

Bunları tanıyor, emellerini biliyoruz. Bunların iç ve dış temsilcilerini dişlerimizi sıkarak izliyoruz. Yıllarca üniversitelerde eğitimlerini tamamlamaya çalışan ülkücüleri eli kanlı caniler gibi göstermeye çalışan özgürlük şarlatanlarını ne unuttuk ne de affettik. Bize onursuz özgürlük dersi verenlerin, tehditkar bir seda ile kurum ve hatırlatma yapanların, kızarmayan yüzleriyle kuyumuzu kazmalarına asla izin vermeyeceğiz. Bunların maskesini indirmeye ant içeceğiz. Günümüzün karmaşıklaşan hayat şartlarında vatandaşlarımızın maddiyatın yanında ruhsal olarak da zorluk çektiğini görüyoruz.

 

 

31 MART ÖNCESİ ÜLKEMİZİN HUZURUNU KAÇIRMAK İSTİYORLAR

 

Son dönemlerde artan sosyal şiddet, toplumsal gerginlik bizi fazlasıyla kaygılandırmaktadır. 31 Mart seçimlerine yaklaştıkça ihtilaf ve anlaşmazlıklar alarm verici boyutlara çıkmıştır. Gizli ve gizemli eller devrededir. 2018'de suç ve şiddetin envai türüne şahitlik edilmişti. Sosyal dokumuzu bozmak, siyasi dengemizi baltalamak için tezgah ve tertipler imal edilmektedir.

 

31 Aralık gecesi yılbaşı kutlamalarında Suriyeli sığınmacı olduğu iddia edilenlerin Suriye bayrağı açması infiale yol açmıştır. Bunun kimler tarafından tedavüle sokulduğu araştırılmalıdır. Konu önemlidir. Benzeri tahrik ve tacizler zaman zaman vuku bulmaktadır. Milletimizin sinir uçlarıyla oynanmaktadır. 31 Mart öncesi ülkemizin huzurunu kaçırmak istiyorlar. 1 Nisan sabahı için hazırlık yapıyorlar. En küçük bir kıvılcımın nasıl bir yıkım ve enkaza yol açacağını öngörüp buna göre tedbir geliştirmek zarurettir.

 

HERKES AYAĞINI DENK ALSIN

 

Bu düşmanlıkların hepsi üst akıl tarafından planlanmaktadır. 31 Mart'a kadar daha fazla olaya şahit olma ihtimali fazladır. Sosyal ve ekonomik memnuniyetsizliklerin isyana dönüşmesi için çaba harcanmaktadır. Zilletin öne çıkması amacıyla hummalı bir gayret sarf edilmektedir. 24 Haziran'da milli uyanışı kundaklayanlar 31 Mart'ta aynısına mahkum olacaklar. CHP'sinden İP'ine, HDP'sinden PKK ve FETÖ'süne kadar kim Türkiye'nin tarihsel yürüyüşüne engel olmak istiyorsa onunla hesabımız bu dünyada görülecektir. Hiç kimse şansını fazla zorlamasın. Herkes ayağını denk alsın.


BOLTON MUSUN, DALTON MUSUN?

 

ABD Başkanı Trump, 2018'de IŞİD'i yendiklerini iddia ederek Suriye'den çekileceklerini duyurmuştu. Trump Suriye'deki ABD varlığını sorgulamış, geri döneceklerini ifade etmiştir. Beyaz Saray sözcüleri tarafından takvim duyurulmuştu. Biz Suriye'den çekilme iradesine ihtiyatla yaklaştık. Gerçekten de Trump bir süre sonra Suriye'den çekilme konusunda zaman vermediğini ifade etmiştir. ABD Başkanı daha ileri giderek Suriye'den çekilsek bile Kürtleri korumak istiyoruz demiştir. Bolton musun Dalton musun bilmem, Türkiye ne yapacağını sana ve patronlarına mı soracak? Bu nasıl bir küstahlıktır, nasıl bir terbiyesizliktir.

 

 

Müttefikleri Kürt savaşçılarıymışmış. Müttefik olduğunuz insan kasaplarının Kürt kardeşlerimizle en ufak alakaları yoktur. Bunların görüldüğü yerde imhaları vaciptir. PKK'yı ve YPG'yi Kürt kökenli vatandaşlarımızla birleştirmek sapkınlıktır, sapmadı, alçaklıktır. Bundan sonra birbirimizin yüzüne nasıl bakacağız. NATO'nun devamını nasıl sağlayacağız? Kürt kökenli kardeşlerimize Trump'ın muhabbeti yalandır, sahtedir. Türkiye'yi Kürtlerle mücadele halinde göstermek ne adamlıktır, ne dostluktur. Teröristlerin Kürt olarak gösterilmesi güftandır. Terörist teröristtir, insan yerine bile konulamayacaktır.


KUMPAS MI KURULUYOR

 

Esad yönetimiyle YPG arasında yeşeren temasların, bu temaslar içindeki ABD'nin rolünün ne olduğu gizemini muhafaza etmektedir. ABD Türkiye ile Suriye'nin çatışmaya girmesi için YPG ile bir kumpas mı hazırlamaktadır? Türkiye için de karanlık ve kahredici senaryolar mı hazırlamaktadır. Esad, PKK, YPG, ABD arasında bilmediğimiz hangi uzlaşma söz konusudur? Öngörü hataları, aşırı iyimserlik beka düzeyinde kayıplara yol açabilecektir. ABD'nin IŞİD'i yendik demesi, Trump'ın mücadele edeceğiz beyanı oldukça sorunludur.

 

 

HABER GALATA

 

İstanbul Valisi Ali YERLİKAYA: Yeni bir yıla daha “hoş geldin” demenin mutluluğunu yaşıyoruz
DİĞER   
31.12.2018 16:43:56


İstanbul Valisi Ali YERLİKAYA Yeni Yıl Mesajı yayınladı...

 

Aziz İstanbullular,

 

Yeni bir yıla daha “hoş geldin” demenin mutluluğunu yaşıyoruz.

 

2019’un; medeniyetimizin başşehri İstanbul’umuza, cennet vatanımıza ve tüm insanlığa iyilik ve güzellikler getirmesini içten duygularımla temenni ediyorum.

 

 

Dilerim umutlarla karşıladığımız yeni yıl; gönül bağlarımızın daha da sağlamlaştığı, huzurlu yarınlara kucak açtığımız, tüm hayallerimizin gerçekleştiği bir yıl olsun.

 

Dilerim, yeni yılda iki günümüz birbirine eşit olmasın. Her günümüz, bir öncekinden çok daha huzurlu, çok daha güzel olsun, her günümüz yaşam sevinciyle dolsun.  

 

Adeta bir ebru gibi renkleri ve ışıltısıyla göz kamaştıran yedi tepeli şehrimizin ışığını daha da parlatmak, dünyanın en görkemli yıldızı haline getirmek için yeni yılda da var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.

 

2019’un; hizmetkârı olduğum İstanbul’a, size, ailenize, sevdiklerinize, Türkiye’ye ve tüm dünyaya iyilikler ve güzellikler getirmesi dileğiyle,

 

Mutlu yıllar.

 

Ali YERLİKAYA

İstanbul Valisi 

 

KAYNAK: İSTANBUL.GOV

 

 

 

 

Kaymakam DEMİRELLİ: Umutlarımızı ve heyecanımızı canlı tutarak, yeni bir yıla girmenin hep birlikte mutluluğunu yaşıyoruz.
DİĞER   
31.12.2018 16:07:47

Beyoğlu Kaymakamı Mustafa DEMİRELLİ  Yeni Yıl Mesajı yayınladı.

 

 

Ülkemiz ve dünyamız için önemli gelişmelere sahne olan bir yılı daha geride bırakıyoruz. Umutlarımızı ve heyecanımızı canlı tutarak, yeni bir yıla girmenin hep birlikte mutluluğunu yaşıyoruz.


 
Yeni yılda beklentilerimize ulaşmak için çok çalışıp, başta kamu kurum ve kuruluşlarımız olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve toplumun tüm kesimleriyle el ele vererek Beyoğlu’nun gelişmesi ve kalkınmasını sağlayacak çalışmaları yapmak hedefimiz olacaktır.


 
İlçemizi ve ülkemizi daha mutlu yarınlara taşımak için bütün vatandaşlarımızın üzerine düşen fedakârlığı yerine getireceğine ve bunu kararlılıkla sürdüreceğine olan inancım tamdır.


 
Acısı ve sevinciyle 2018 yılını geride bırakırken, yaşadığımız coğrafyamızda yaşanan olumsuzlukların neden olduğu acı ve gözyaşlarının sona ermesi; yerini barış, huzur ve kardeşlik ortamına bırakması en büyük temennimizdir.


 
Bu duygu ve düşüncelerle, yeni yılın ülkemize, milletimize, tüm insanlığa, huzur, sağlık, mutluluk ve hayırlar getirmesini temenni eder, bütün İstanbulluların ve Beyoğlu halkının, tüm mesai arkadaşlarımızın çalışanlarımızın yeni yılını en içten duygularımla kutlar, sevgi ve saygılarımı sunarım.

 

Beyoğlu Kaymakamı 

Mustafa DEMİRELLİ 

 

 

 

 

KAYNAK: BEYOĞLU.GOV

 

HABER GALATA

2018 Dünya Mutluluk Raporu: Türkiye 5 basamak geriledi
DİĞER   
29.12.2018 14:41:41

 

Dünyanın en mutlu ülkeleri listesinde sıralamalar değişse de son iki yıldır ilk 10'a oturan ülkeler aynı kaldı.

 

2018 Dünya Mutluluk Raporu'na göre Finlandiya bu yıl en mutlu ülke bayrağını Norveç'ten devralarak ilk sıraya oturdu.


Rapor, ülkelerde kişi başına düşen gayri safi milli hasıla, ortalama yaşam süresi, sosyal yardım, özgürlük, güven ve refah gibi altı maddenin puanlamasına göre hazırlanıyor. Birleşmiş Milletler'in bağımsız uzmanları görevlendirdiği çalışma kapsamında halka sosyal destek, kişisel özgürlükler, devlet içi yolsuzlukla ilgili sorular yöneltiliyor.

 

 

Bu yıl ilk kez göçün mutluluk üzerinde etkisinin de araştırıldığı raporda, göçmenlerin mutluluk seviyesinin ev sahibi halkla aynı olduğu vurgulandı. İlk 10'daki ülkeler göçmenlerin referans alındığı listede de değişmedi.

 

Geçen yıl bir önceki yıla göre 9 basamak yükselerek 69'uncu olan Türkiye son raporda ise 5 sıra gerileyerek 156 ülke arasında 74'üncü sırada yer aldı.

 

En mutsuz ülkeler Afrika'da


Sıralamada 17 sıra yükselen Togo en çok basamak atlayan, 82'inci sıradan 102'ye düşen Venezuela ise mutluluk seviyesinde en çok gerileyen ülke oldu.

 

En mutlu ülke Finlandiya'yı sırasıyla, Norveç, Danimarka, İzlanda ve İsviçre takip etti.

 

Listeye göre en mutsuz beş ülkenin çoğu Afrika'dan: Yemen, Tanzanya, Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Burundi.

 

RAPORUN İNGİLİZCESİ PDF

 

KAYNAK: EURONEWS

Almanya felaketin eşiğinden döndü
DİĞER   
28.12.2018 12:52:47

 

Alman ordusu içinde suikast ve terör yoluyla idareyi ele geçirmeyi (DARBE) planlayan bir Nazi örgütlenmesinin son anda çökertildiği haberleri geçtiğimiz haftalarda Almanya’nın gündemine bomba gibi düştü. Ancak ordu ve Savunma Bakanlığı’ndan konuyla ilgili henüz bir üst düzey açıklama gelmemesi konuyla ilgili gizemini halen koruyor.

 

”Hannibal’ın Gölge Ordusu” adı verilen gruba karşı yürütülen gizli operasyonda, tamamı askerlerden oluşan ve aralarında bir albayın da bulunduğu teşkilatın, ”X Günü” adını verdikleri bilinmeyen bir tarihte, Almanya’daki siyasetçilere yönelik suikastlar yaparak, iç savaş çıkartmayı, ardından da darbe planladığı iddia edildi.


Eski Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Dışişleri Bakanı Heiko Maas da listede yer alıyor


Alman Taz gazetesinin haberine göre ”Kommando Spezialkräfte” adlı özel kuvvetler biriminden yaklaşık 200 askerin üye olduğu ve kripto chat’ler üzerinden iletişim kuran darbeci grup, eski Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Claudia Roth ve Sol Parti Federal Meclis Grup Başkanı Dietmar Bartsch’ın da aralarında bulunduğu bir dizi siyasetçiyi, ayrıca Müslüman ve Yahudi toplum liderlerini aynı gün aynı yerde toplayarak infaz etmeyi planladı.

 

Alman ordusundaki ırkçıların başarısız darbe girişimi Alman resmi makamlarında ve Hükümet nezdinde ise sessizlikle karşılandı.

 

Almanya felaketin eşiğinden döndü


Alman ordusundaki ırkçı Nazi örgütlenmesinin devleti ve demokrasiyi tehdit eden boyutlara tırmanmasına ilişkin tepkiler ise Alman sol politikacılar tarafından dillendirilmeye devam ediyor.


Federal Meclis Sol Parti Milletvekili ve parti Genel Başkan Yardımcısı Martina Renner Alman ordusundaki sağ ağın darbe planları ve sonuçları hakkında kaygı verici açıklamalarda bulundu. Almanya’nın felaketin eşiğinden döndüğünü kaydeden Renner’in “Jungle World”e aktardıkları özetle şöyle:


Listedeki isimleri evlerin alıp, kamyonlara bindirecekler sonra da vuracaklardı


Irkçı ağ, muhtemelen ülke çapında, kuzey, güney, doğu ve batı çapraz olmak üzere dört bölüme ayrılmıştı. ‘X’ günü için talimatlar ise açık seçik ve somut bir şekilde karşımızda duruyor. Eğer gerçekleştirebilselerdi tam bir ulusal felakete dönüşecekti. X gününde söz konusu ırkçı askerler üniformalarını giyeceklerdi. Sonra listedeki şahısları evlerinden alacaklardı. Alacakları kişilere de acil durum söz konusu olduğu ve güvenli bir bölgeye götürüldükleri söylenecekti. Saptanan noktaya geldiklerinde ise listedeki söz konusu şahıslara ateş açılacak ve infaz edileceklerdi. Plan tam olarak buydu.

 

 


Federal Hükümet sanki ufak bir konuymuş gibi sessiz kaldı


Sağ terör yapılar bugün hala gerçek bir risktir. Ancak siyasi sahnede konuyla ilgili sessizlik hakim. Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Federal Hükümet, sanki bu önemsiz bir mesele gibi, sus pus. İnsan gereken çığlık neden atılmıyor diye soruyor kendisine.


Federal Savunma Bakanlığı ve Askeri İstihbarat Servisi kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre Taz gazetesi ise komplonun, Alman ordusunda 2017 yılında patlayan üsteğmen Franco A. skandalını soruşturan istihbarat birimlerinin araştırmasında ortaya çıktığını yazdı. O dönemde, aşırı sağcı 28 yaşındaki üsteğmen Franco A. adlı askerin ortalığı karıştırmak için Suriyeli sığınmacı kimliğinde terör eylemleri planladığı saptanmış, daha sonra ”kanıt yetersizliğinden” serbest bırakılması hukuk skandalı olarak tanımlanmıştı.


Orduda bu tarz yapılanmanın gizli kalması ürkütücü


Amerika’nın Sesi’nden Cem Dalaman da taz’ın haberlerine dayandırdığı yazısında şu ifadelere yer verdi: “Federal ordu ve Federal Savunma Bakanlığı’ndan konuyla ilgili şu ana kadar üst düzey açıklama yapılmaması dikkat çekerken, ordu içinde bu tarz bir yapılanmanın yuvalanması ve gizli kalması bile ürkütücü bir durum olarak yorumlandı.


Federal ordunun Neo-Nazi hücrenin silah, cephanelik, gıda, lojistik malzeme ve yakıt depoladığı da saptandı. Haberde, grubun lideri olarak tanımlanan Andre S. adlı albayın, soruşturma dosyalarını imha etmeye çalışırken yakalanarak, tutuklandığı da belirtildi.


Federal ordu ve Federal Savunma Bakanlığı’ndan konuyla ilgili şu ana kadar üst düzey açıklama yapılmaması dikkat çekerken, ordu içinde bu tarz bir yapılanmanın yuvalanması ve gizli kalması bile ürkütücü bir durum olarak yorumlandı.


Federal Savunma Bakanı von der Leyen, Franco A. olayının patlak vermesi sonrasında, orduda temizliğe gidileceğini ve bu kapsamda Hitler döneminde generallerin isimlerini taşıyan kışlalara yeni isimler verileceğini duyurmuştu. O dönemin Alman Genelkurmay Başkanı Vieper, ordu içindeki aşırıcı yapılara dair daha önce yapılan ihbar ve şikayetlerin görmezden gelindiğini itiraf etmişti.

 

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından 1955 yılında kurulan Alman ordusundaki Neo-Nazi sempatizanı asker sorunu yeni değil. Son 10 yılda ordu içinde en az 199 askerin aşırı sağ eğilimlere sahip olduğunun tespit edildiği, bu kişilerin büyük çoğunluğunun ihraç edilirken, geriye kalanların ihraç sürecinin sürdüğü biliniyor.

 

 

 

KAYNAK (1):  TAZ.DE

KAYNAK (2):  TAZ.DE

 

HABER GALATA

Zengin ve fakire eşit fırsat tanıyan Finlandiya eğitim sistemi
DİĞER   
27.12.2018 16:02:01

Zengin ve fakire eşit fırsat tanıyan Finlandiya eğitim sistemi nasıl dünyaya örnek oldu?

 

Finlandiya halkı, asfalt ile 1920'li yıllarda tanışmıştı. 19. yüzyılın başlarına kadar tek bildikleri yoksulluktu.

 

Aksine Brezilya'nın Sao Paulo şehrinde ilk asfalt yol 1909'da yapıldı. O dönem tarımsal ekonomiyle ayakta kalmaya çalışan Finlandiya, ilk asfalt otoyolunu açmak için 1963 yılını bekleyecekti.

 

Ancak bu iki ülke, yıllar içinde bambaşka noktalara evrildi.

 

Finlandiya eğitim sistemi ve sosyal politikalarını dönüştürerek dünyanın en ünlü ve saygın eğitim sistemini oluşturdu.

 

Brezilya ise birçok Latin Amerika ülkesi gibi yoksul ve zengin ailelerin çocukları için eşit eğitim fırsatları yaratmayı halen başaramadı.


Finlandiya mucizesi


Bu mucizevi dönüşüm Finlandiya'da 1970'li yıllarda başladı ve yenilikçi reformlar sayesinde değişim ruhu güç kazandı.

 

Ülke, 30 yıl içinde vasat bir eğitim sistemini küresel eğitim sıralamalarının tepesinden inmeyen bir "yetenek kuluçka makinasına" çevirdi. Böylece sofistike bir sanayi ekonomisi yarattı.

 

Peki nasıl?

 

Özetlersek, dünya ne yapıyorsa tam tersini yaparak.

 

Finlandiya işin mutfağından başlayarak hem ders saatlerini kısalttı, hem de sınav ve ödev sayısını azalttı.

 

Uluslararası eğitim uzmanları, bu anlayışın gizli formülünü inceliyor.

 

Finlandiya ise, sırrını şöyle açıklıyor: Kaliteli kamu eğitimi, sadece eğitim politikalarının değil aynı zamanda sosyal politikaların bir sonucudur.

 

1990'lu yıllarda 'Finlandiya Dersleri" kitabında bu reformların yaratıcılarından eğitimci Pasi Sahlberg, şu ifadeleri kullanmıştı:

 

"Yüksek sosyal refah düzeyi, çocuklar için eşit fırsatlar, aynı zamanda bedava ve kaliteli öğrenmeyi garantilemekte kritik bir rol oynuyor."

 

Eşit fırsatlar


Başkent Helsinki'nin en önemli ortaokullarından Viikki'yi örnek verelim.

 

Finlandiya'nın tüm okullarında olduğu gibi, burada bir iş adamının çocuğu ile bir işçinin çocuğunu yan yana görebilirsiniz. Hiçbir şekilde onlardan okul ücreti ya da harç alınmıyor.

 

Okulun geniş kafeteryasında her gün cömert miktarda sağlıklı gıda veriliyor ve buradaki 940 öğrencinin tamamına ücretsiz sağlık hizmetleri ve diş tedavisi sunuluyor.

 

Okul malzemelerinin hepsi bedava. Çocuk gelişimi uzmanı pedagog ve psikologlar da dikkatle öğrencileri takip ediyor, disleksi (okuma yazma öğrenme güçlüğü) gibi sorunları hızla tespit edip onlara destek veriyor.

 

Sahlberg, "Sosyal eşitsizlik, çocuk yoksulluğu ve temel hizmetlerin yetersizliği bir ülkenin eğitim sisteminin performansını azaltan güçlü bir etken" diyor.

 

Dönüşüm


1960'lı yılların sonuna gelindiğinde Finlandiyalıların sadece yüzde 10'u ortaokul mezunuydu. Birçok ailenin eğitim kurumlarına verecek parası yoktu ve devlet okulları yetersizdi.

 

Toplumun sadece yüzde 7'sinde olan üniversite diploması, nadir verilen bir ödül gibiydi.

 

Ancak Finlandiya tarihi, dirençli toplumuyla bilinir. Ülke, 1917'de İsveç Krallığı'nın 600 yıl ve Rusya İmparatorluğu'nun en az 100 yıl süren hâkimiyetinden kurtularak bağımsızlığını ilan etti.


1970'lerde değişim başladı ve insan sermayesini geliştirmek, devletin önceliği oldu.

 

"Peruskoulu" adı verilen 9 yıllık (ilk ve orta eğitim) zorunlu eğitim sistemi de eşitlik ve sosyal kapsayıcılık değerleri altında şekillendi.

 

Bir sonraki öncelikleri, öğretmenler için üniversitelerde mükemmel bir mesleki eğitim programı yaratmaktı.

 

Günümüzde ülkedeki gençlerin büyük bölümü, tıp ve hukuk gibi çok istenen bölümlerin de üstüne öğretmenlik mesleğini koyuyor.

 

Toplumda katılımcılık


1990'larda eğitim yeni bir devrime sahne oldu.

 

Devlet, sadece eğitimciler değil ebeveynler, siyasetçiler ve özel sektör temsilcilerinin oluşturduğu sendika ve dernekleri yardıma çağırdı.

 

Sahlberg, bu dönemde sivil toplumun hızlı ve derinlikli bir sistem dönüşümünde rol oynadığını belirtiyor. Nitekim Peruskoulu'yu 90'ların sonunda matematik, fen bilgisi ve okuduğunu yorumlama gibi alanlarda dünya liderliğine taşıyan da bu katkılardı.

 

2001'de Finlandiya, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) "Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı" PISA'da tüm alanlarda dünya sıralamalarının tepesindeydi.

 

Eğitime yatırım da ülkede ekonomik kalkınma ve yoksulluğun önüne geçmek için lokomotif görevi görüyor.

 


 

"Finlandiya halkı, sadece kendi yaşamları değil, başkalarının yaşamlarını da öne çıkaran bir ortak sorumluluk duygusuna sahip.

 

"Çocuğun bakımı ve refahı için çabalar, daha doğumdan önce başlıyor ve yetişkinliğine kadar uzanıyor. Çocuk yuvaları gibi temel hizmetler, herkese eşit ve ücretsiz olarak sunulan bir hak.Finlandiya eğitimi kamu yararı olarak görüyor bu yüzden de anayasasında temel bir insani hak."

Eğitim Uzmanı Pasi Sahlberg

 


 

Eşitlik beşikte başlıyor


Finlandiya'da 1970'lerden itibaren refah devleti kök saldıkça, dev bir sosyal yardım ağı kuruldu.

 

Bugün gelir sahibi kişi başına vergi oranı yüzde 51,6 ama bu ülkenin Birleşmiş Milletler tarafından dünyanın en mutlu ülkesi seçilmesine engel olmadı.

 

1930'ların sonunda hamilelere 50 basit bebek bakım malzemesinden oluşan yardım paketleri verilmeye başlandı. Böylece sosyal sınıftan bağımsız olarak her çocuk hayata eşit başlayabiliyor.

 

Ayrıca bebek doğduğunda anneye 105 iş günü, babaya da 54 iş günü izin veriliyor. Böylece çocuklar ilk yaşını aileleriyle yakın temas içinde geçiriyor.

 

Ebeveynlerden biri evde çocukla kalmayı tercih ederse devlet o kişiye ayda 450 euro destek veriyor. Çocuk üç yaşına gelene kadar anne de baba da işe dönme hakkına sahip.

 

Mesleğe geri dönünce de devlet desteği ile iş yükleri azaltılıyor. İşe dönenler için sübvanse edilmiş özel bebek bakım merkezleri mevcut.

 

Düşük gelirli aileler bakım merkezlerine para vermiyor. Hane gelirine göre değişmekle beraber en yüksek aylık ödeme 290 euro.

Finlandiyalı çocuklar 6 yaşında bedava anaokuluna başlıyor. Amaç, basit yetenek ve bilgileri edinmelerini sağlamak ve onları okula hazırlamak.

 

Üniversitelerden teknik ve mesleki eğitim kurumlarına yükseköğretimde de herkes için eşitlik anlayışı devam ediyor. Yani anaokuldan doktoraya kadar eğitim parasız.

 

 

BBC TÜRKÇE Claudia Wallin

 

 

Hulusi Akar paşa Kur'an'a bayrağa silaha sahip çıkmıştır.
DİĞER   
27.12.2018 08:37:33

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar hakkında açıklamalarda bulundu. 

 

MHP lideri Devlet Bahçeli: Hulusi AKAR paşa baskıyı yerine getirmiş olsaydı bugün burada bir toplantı olmazdı., dedi.


KUR'AN, BAYRAK VE SİLAH

 

MHP lideri Devlet Bahçeli: 2 Ekim 2015 günü Hulusi Akar paşayı ziyaret ettim, kendisine Kur'an-ı Kerim Türk bayrağı ve altın kaplama bir silah hediye ettim. Ondan evvel niye verilmedi? 15 Temmuz'u gelişmeleri dikkate aldığınız vakit bunda ömsanemli bir şey oldu yani aklımızdan geçen geleceği okuma demeyeceğim ama anlamlı hediyeyi verme ihtiyacı hissettim. Bu bir hediyedir sembolik şey olarak. Kur'an-ı Kerim bayrak ve silah.

 

BASKIYI YERİNE GETİRMİŞ OLSAYDI BUGÜN BURADA BİR TOPLANTI OLMAZDI

 

Hediyenin unsurları. O günden sonraki gelişmeleri dikkate alınca bunu verdiğime çok memnun olduğum kanaatindeyim. Hulusi Akar paşa Kur'an'a bayrağa silaha sahip çıkmıştır. Kendisine yöneltilen baskıyı yerine getirmiş olsaydı bugün burada bir toplantı olmazdı. 

 

 

HABER GALATA

Eskişehir, WRI Dünya Şehircilik Yarışması'nda Londra ve New York'u geçerek finale kaldı
DİĞER   
24.12.2018 00:20:35

Eskişehir, Dünya Kaynaklar Enstitüsü'nün (World Resources Institute - WRI) şehircilik ödülü WRI Ross yarışmasında 115 kent arasında Londra, Barselona, New York ve Dubai gibi metropolleri geride bırakarak finale kaldı.

 

Sürdürülebilir kentsel gelişim politikalarını yaygınlaştırmak için çalışmalar yürüten WRI, ödülünde ekonomik, çevresel ve sosyal açıdan çok yönlü dönüştürücü projeleri değerlendirdi.


Eskişehir, Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen başarılı şehircilik projeleri ile Dünya’nın dört bir yanından 115 kentin yaklaşık 200 projeyle yarıştığı WRI Ross Ödülü’nde finale kaldı. Türkiye’den 9 ayrı şehrin yer aldığı yarışmada Londra, Barcelona, New York, Dubai gibi metropolleri geride bırakan Eskişehir, finale kalarak büyük bir başarı gösterdi.

 

Şehirlerde yaşayan milyonlarca insana daha iyi bir yaşam sunmayı hedefleyen WRI Ross Center’ın bu yıl ilk defa verdiği ‘WRI Ross Ödülü’nde 115 kentin arasında 5 finalist şehirden biri Eskişehir oldu. Ekonomik, çevresel ve sosyal açıdan çok yönlü dönüştürücü bir etkiye sahip olan projelerin ön plana çıktığı yarışmada Başkan Büyükerşen’in şehircilik vizyonuyla hayata geçirilen ‘Eskişehir Kentsel Gelişim Projeleri’ dikkatleri üzerine çekti.

 

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Gelişim Projeleri kapsamında, Porsuk Çayı’nda gerçekleştirilen ıslah çalışmaları, yaya ve taşıt köprülerinin yenilenmesi, tematik parklarla şehirde kişi başına düşen yeşil alan oranının yüzde 215 artması, şehir içi raylı sistem ağı ile tüm bu projeler sonrası turizmde gerçekleşen gelişim Eskişehir’in finale kalmasında önemli rol oynadı. 

 

 

Konuyla ilgili olarak açıklama yapan WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Direktörü Dr. Güneş Cansız “Kentler her gün değişiyor, ne var ki bu değişim her zaman olumlu olmuyor. Çoğu zaman kentler kirlilik, trafik sıkışıklığı, verimsizlik ve eşitsizlik ile mücadele ediyor.  Küresel kalkınma ve iklim hedeflerine ulaşmak için kentlerin olumlu değişmeye ihtiyacı var. Şehirler için WRI Ross Ödülü kentsel dönüşümü olumlu etkilemiş projeleri öne çıkarmayı ve onları desteklemeyi hedefliyor” dedi.

 

Eskişehir’in yarışmada finale kalmasından dolayı gurur duyduklarını ifade eden Başkan Büyükerşen, “Bir yandan değerlerimizi korurken bir yandan da şehrimizi yaşanabilir, temiz ve çağdaş bir kent haline getirmeyi hedeflediğimiz bu projelerin böylesi uluslar arası yarışmalarda Dünya’nın marka şehirlerini geride bırakıyor olması her yönüyle gurur vericidir. Aslında bu başarı halkımızın bizlere olan güveninin bir sonucudur. Eskişehir’in irice bir kasaba görünümünden, örnek bir şehre dönüştürülmesi çabalarımızın takdir topluyor olması ne derece doğru hizmetler ürettiğimizin de en somut göstergesidir.

 

En önemlisi Eskişehir’in ihtiyacı olan projeleri yaşama geçirdikçe, Eskişehir’de bir iç turizm hareketine de vesile olduk. Yaz kış demeden yılın her dönemi turist ağırlıyoruz. Şehrimizde birbiri ardına yeni oteller, lokantalar açılıyor. Hizmet sektörü turizmden para kazanıyor, Eskişehir kazanıyor, Eskişehirli kazanıyor. Bizler de Büyükşehir Belediyesi olarak bir taraftan temel belediyecilik hizmetlerimize devam ederken, bir taraftan da turizm değerimize değer katacak, şehrimize daha çok turist çekecek yeni projeleri hızla yaşama geçiriyoruz.

 

Eskişehirimiz uluslararası alanda böylesi yarışmalarda adının anılması, hatta finale kalması göğsümüzü kabarttı, bize yeni projeler için güç verdi. Ne mutlu bize, ne mutlu gururla Eskişehirliyim diyen hemşehrilerime!” dedi.

 

Yarışmaya Eskişehir’in dışında Türkiye’den İstanbul, Bursa, Antalya, Isparta gibi şehirler katılırken, finalde Eskişehir’in rakipleri Kolombiya’dan Medellin, Tanzaya’dan Darüsselam, Hindistan’dan Pune ve Güney Afrika’dan Durban şehirleri oldu. Kazanan şehrin Nisan ayında açıklanacağı yarışmada, kazanan kent 250 bin dolarlık ödülün de sahibi olacak.

 

 

 

 

HABER GALATA

 

Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Dursun Çiçek: Beyoğlu, İstanbul’un Başkenti diyebileceğimiz bir ilçedir
DİĞER   
19.12.2018 07:56:38

 

 

Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Dursun Çiçek: Beyoğlu’nda 1994 yılından beri AKP çizgisinde siyaset yapan, seçmenden ve demokrasi dâhil tüm evrensel değerlerden uzaklaşan bir belediyecilik anlayışı var. Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi, Gezi Parkı, Galata Kulesi, Karaköy ve Kasımpaşa gibi tarihi yerleri ile Beyoğlu, İstanbul’un en önemli tarihi ve turistik ilçesidir.

 

 

İstanbul’daki resmi törenlerin Taksim Meydanı’nda yapıldığı da dikkate alındığında, aslında 39 ilçe arasında Beyoğlu, İstanbul’un Başkenti diyebileceğimiz bir ilçedir.

 

Beyoğlu ilçesi sınırları içerisinde, İstanbul’un otel ve eğlence sektörünün üçte birine yakın kapasitesi bulunuyor. Bu sebeple Beyoğlu’nda işsizlik sorunu ile birlikte yoksulluk ve ekonomik sorunların çözülmüş olması gerekirdi. Ancak gerçeğin böyle olmadığını çok biliyoruz.

 

Belediyeden sosyal yardım alan, işsizlik sorunu ile boğuşan binlerce Beyoğlu seçmeni var. 25 yıldır bu sorunçözülememiştir. Çözülemediği gibi geçim sıkıntısı nedeniyle sosyal yardıma muhtaç duruma düşürülen vatandaşlarımızın sayısı her yıl artmıştır.

 

HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

 

 

 

 

 

 

Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Dursun Çiçek Kimdir? 

 

Bekir ve Halime Çiçek’in ikinci çocuğu olarak 1960 yılında Umurca Köyü, Reşadiye/Tokat’ta doğan Deniz Piyade Kurmay Albay Dursun ÇİÇEK, ortaokul ve lise öğrenimini altı yıl yatılı okuyarak tamamladı ve Yıldızeli/Sivas’taki Pamukpınar Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu. 
1976 yılında Harp Okulu sınavlarını kazanan ve 1980 yılında Kara Harp Okulunu devre üçüncüsü olarak bitiren Albay ÇİÇEK; Teğmen rütbesiyle  Piyade Okul K.lığındaki sınıf okulu öğreniminden sonra, Amfibi Deniz Piyade  Alay K.lığı Foça/ İzmir’de üç yıl Takım Komutanlığı ve Deniz Harp Okulu İSTANBUL’DA dört yıl Bölük Komutanlığı  yaptı. 


1988 yılında Harp Akademisini kazanan ve Kara Harp Akademisini ve Silahlı Kuvvetler Akademisi eğitimini devre ikincisi olarak bitiren Albay ÇİÇEK, 1990-94 yılları arasında Deniz  Kuvvetleri  Komutanlığı Harekat Başkanlığında görev yapmıştır. 


Amfibi Deniz Piyade Alayının Tugay olduğu yıl Tugay Harekat ve  Eğitim Şube Müdürlüğüne atanan Albay  ÇİÇEK, 15 ay süre ile Şırnak’ta Özel Amfibi Tabur Komutanlığı ve bir yıl süre ile Foça’da Üçüncü Amfibi  Deniz Piyade Tabur Komutanlığı görevlerini icra etti. 


1997 yılında  Arnavutluk İnsani Yardım Harekatında Çok Uluslu Karargahta Plan ve Prensipler Şube’de ve 1997- 99 yılları arasında Gnkur. Bilgi Destek Grup Komutanlığında görev yapan Albay ÇİÇEK, aynı dönemde beş ay süre ile Tiran/ARNAVUTLUK‘ta Altay Tim Komutanı olarak görev yaptı ve 1999-2001 yılları arasında Foça’da Amfibi Deniz Piyade Tugayı Kurmay Başkanlığı görevini icra etti. 


2001 Yılında İskenderun Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığına atanan Kurmay Albay Dursun ÇİÇEK;  Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalında Doktora eğitimi yaptı ve  ‘’Örgütlerde Motivasyon ve İş Yaşam Kalitesi: Bir Kamu Kuruluşundaki Yönetici Personelin Motivasyon Seviyelerinin Tespit Edilerek İş Yaşam Kalitesinin Geliştirilmesi Üzerine Bir Araştırma‘’  konusunda  Doktora Tezi hazırladı. 

 


İstanbul İkinci Bölge’den 25. ve 26. Dönem Milletvekilliği yaptı.

 

HABER GALATA

 

 

Prof. İlber Ortaylı: Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürkçü ilkeler çizilen tarih çizgisi değişmeyecektir.
DİĞER   
17.12.2018 23:17:37

 


Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ege Üniversitesi'nde ''Atatürk ve Cumhuriyet'' adlı konferansta  gençlere seslenerek, "Çok zor günlerden geçebiliriz. Cumhuriyetten, Atatürk'ün ve büyüklerimizin bizden beklediğinden, biraz uzakta olduğumuzun farkındayız. Ancak en büyük uzaklık da bir memleketi terk etme durumudur. Panik içinde memleketi terk etme hoş bir şey değildir. Bunun en acı örneğini komşumuz İran yaşıyor" dedi.

 

Profesör. Dr. İlber Ortaylı, "Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürkçü ilkeler çizilen tarih çizgisi değişmeyecektir. Çok zor günlerden geçebiliriz. 

 

 

Cumhuriyetten, Atatürk'ün ve büyüklerimizin bizden beklediğinden biraz uzakta olduğumuzun farkındayız. En büyük uzaklık da bir memleketi terk etme durumudur. Çünkü Atatürk'ün kurduğu cumhuriyette, gençliğin bilfiil burada kalması ve bir şeyler oluşturabilmesi gerekmektedir. Bunu yapamıyoruz. Kimseyi suçlama durumunda değiliz, kimseyi itham da etmiyoruz. Fakat filli görünüm odur ki manzara çok hoş değildir. 

 

Türkiye üniversitelerinde en iyi dereceleri alanlar, okuyanlar gidiyorlar mesela New York'un, Los Angeles'ın otellerinde garson oluyorlar. Buradan bir panik söz konusudur, panik içinde memleketi terk etme hoş bir şey değildir.

 

Bunun acı bir örneğini komşumuz yaşıyor; İran. Hakikaten kültürlü, birçok bakımdan bizden daha mükemmel bir halk, inkılap dedikleri tarihten beri 6,5 milyonu aşkın okumuş evladını gönderdi. Bu çok hazin bir durumdur" diye konuştu.

 

 

HABER GALATA

Mogherini Olası Askeri harekatı endişe verici olarak değerlendirdi. Ancak...
DİĞER   
17.12.2018 22:55:57

 

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeydoğusunda askeri operasyon başlatacağı yönündeki açıklamalarının endişe verici olduğunu söyledi.


Mogerini, "Türkiye AB'nin kilit öneme sahip ortağı, ayrıca bu krizde ve bölgede çok önemli bir aktör. Biz, Suriye'de şiddete son verilmesi, terörizmin yenilmesi, ayrıca ülkedeki ve tüm bölgedeki istikrara katkıda bulunulması hedefini paylaşıyoruz, bu nedenle Türk yetkililerin koalisyonun DAEŞ'e karşı çabalarını baltalayabilecek ya da Suriye'de ek istikrarsızlık tehdidi oluşturabilecek her türlü tek taraflı eylemden çekinmesini bekliyoruz" ifadelerini kullandı. 

 

 

 

Tabi bu açıklamaya cevaben bizimde bazı değerlendirmelerimiz olacaktır.

 

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini'nin yaptığı açıklama kabul edilebilir olmadığı gibi gerçekleride yansıtmamaktadır. Uluslararası anlaşmalara göre Türkiye'nin sınırlarını ve ululsal güvenliğini tehdit eden terör unsurlarından koruma hakkı olduğuğu bilinmesi gerekir. Suriye'nin kuzeydoğusunda bulunan terör unsurları Suriye Devleti tarafındanda kabul edilmemektedir. 

 

Yapılan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarının batıya bir ikaz olduğu anlaşılmadığı görülüyor. Batının Suriye'de etnik yapıyı, sosyolojik yapıyı, inanç yapısını ve coğrafi yapıyı dikkate alınmadığı anlaşılıyor.  Suriye'nin nüfusu 22 milyondur, bugün ABD bölgede terör unsurlarını dayanarak varlık göstermek istiyor, bu kabul edilemez., Bölgede yaşayan 3 milyon Türkmen vardır, yüzde sekizlik bir kısım Suriye'nin yüzde otuzunu  kontrol etmek istiyor bu kabul edilemez. Sosyal olaylar her zaman masa başında planlandığı  gibi gelişmez, sosyal olayların kendiliğinden doğan şartları vardır. Bölgede bu sorunları yaratanlar, bölgedeki büyük güçleri dikkate almak zorundadır. Dikkate alınmadığı takdirde uluslararası anlaşmaları gözönünde bulundururak bölge ülkelerin ve Türkiye'nin toprak bütünlüğü korumak için operasyon başlatması doğaldır.

 

Batı masa başında fantastik planlarla coğrafi yapıyı tam olarak anlayamadan gerek Avrupa vatandaşlarını, gerek Türk vatandaşlarını ve komşu ülkelerde yaşayan insanların güvenliğini riske atmaktadır. Bu coğrafya Benelüks ülkeleri gibi değildir, bu coğrafyada bir çok ülkeninin uluslararası hukuka uygun olmayan planları vardır, bu tehlikeyi nasıl görmezden gelinebilir? Yıllardır yapılan diplomatik girişimler de Türkiye'nin tüm çabalarına rağmen sonuç vermemiştir. Milyonlarca insanın ölümüne sessiz kalan batı, bugünlerde neden açıklama yapma gereği duyuyor kimleri korumaya çalışıyor ve kimlerin yaşamını hiçe sayıyor açıkça gözükmektedir.

 

Uluslararası hukuka uygun olmayan oluşumlarla yani terör örgütlerine binlerce tır silah vererek bunları bölge coğrafyada yaşayan insanların üzerine salınmasını hiç bir ülkenin kabul etmeyeceği gibi Türkiye'de kabul etmeyecektir. Coğrafyayı tanımadan, anlayamadan yapılan bu açıklamalar kabul edilemez. Yıllarca Batının desteklediği ve yıllar sonra terör listesine aldığı terör gruplarını isimlerini değiştirerek masum gösterme çabalarını dünya kamuoyu yakından takip ediyor ve gerçekleri görüyor.  Mogherini'nin yaptığı açıklama Avrupa güvenliğinide tehlikeye atan bir açıklamadır ve kabul edilemez.

 

Coğrafya kaderindir derler, bu coğrafya da yaşayan masum insanları koruyup kollayacak, onlara umut olacak bir ülke varsa buda Türkiye'dir.  Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunan ülkeler ve Büyük Türk Devleti coğrafyanın kaderini belirleyecektir. 

 

 

 

 

 

400 tane Haberden 1 - 20 arası gösteriliyor
Sayfalar :1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14 - 15 - 16 - 17 - 18 - 19 - 20Geri · İleri
Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?