Esenyurt Belediyesi zabıta müdürlüğü vatandaşlarla dalga geçiyor.
DİĞER   
9.7.2018 20:26:13

Mehterçeşme Mah Ufuk Caddesi 1949 Sokak No: 2 Esenyurt İstanbul adresinde defalarca belediye ve zabıta müdürlüğüne şikayet edilmesine rağmen herhangi bir işlem yapılmıyor mahalle pislikten geçilmiyor. ne belediye nede zabıta müdürlüğü görevlerini yapmıyorlar.

 

Güncelleme: Ekipler gün itibarı ile gerekli çalışmayı yaparak gerekli temizliği iş makinalarıyla kaldırarak ilgili sorunu sonuçlandırdı. Vatandaş Belediyelerin daha duyarlı olmasını bekliyor. Onlarca şikayet ve talep aylardır sonuşsuz kalmıştı.

THK gençlere ücretsiz havacılık kursu veriyor
DİĞER   
17.6.2018 13:33:11

 

Türk Hava Kurumu (THK) Başkanı Kürşat Atılgan,  yaptığı açıklamada, üniversitesi, uçuş akademisi, 380 şubesiyle bünyesinde yaklaşık 2 bin çalışanı bulunan THK'nin milletten aldığı yardımlarla faaliyetlerini yürüttüğünü söyledi.

 

Kurumun, devlet bütçesinden hiçbir pay almadan, Türk milletinin destek ve yardımlarıyla havacılık ve eğitim faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade eden Atılgan, "THK, her yıl 60 binden fazla gence verdiği ücretsiz havacılık kurslarıyla gökyüzüne yeni kanatlar kazandırıyor.

 

Havacılık hassas ve pahalı bir iş.

 

Milletin desteğiyle bu eğitimleri ücretsiz vermeyi sürdüreceğiz." dedi.

 

THK tarafından verilen eğitimlerin, uluslararası havacılık standartlarına göre düzenlendiğini kaydeden Atılgan, "Havacılık faaliyetleriyle gençlerimizin milletini ve ülkesini seven, çevre bilinci yüksek, sosyal sorumluluk anlayışı gelişmiş, iyi vatandaşlar olarak yetişmesine katkıda bulunuyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

 

Atılgan, "Gençler, rüzgar yardımıyla motorsuz uçakla uçmayı öğrenmek ve pilotluğa ilk adım için planör, kuşlarla dans etmek için paraşüt, uçmayı öğrenmek için yamaç paraşütü, yamaçlardan kuşlar gibi süzülmek için yelken kanat, kendi yaptı uçağı uçurmanın keyfini çıkarmak için model uçak gibi kurslara davet ediyor." diye konuştu.

 

AA

İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü teröristlere göz açtırmıyor: 8 gözaltı
DİĞER   
14.6.2018 12:36:35

 

İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, terör örgütü DEAŞ adına faaliyet gösteren 11 zanlıyı tespit etti ve operasyon yaptı. 

 

Zanlıların geçmişte çatışma bölgelerine giderek canlı bomba eğitimi aldığı ve sansasyonel eylem hazırlığında olduğu ortaya çıktı. 

 

14 adrese eş zamanlı baskın

 

Ekipler Sultanbeyli, Beylikdüzü, Sancaktepe, Ümraniye, Maltepe, Eyüpsultan, Bahçelievler, Esenler ve Arnavutköy'de 14 adrese eş zamanlı operasyon yaptı. 

 

Şüphelilerden 8'i gözaltına aldı. Adreslerde çok sayıda örgütsel doküman ve dijital malzeme ele geçirildi.

 

Şüphelilerin emniyetteki işlemlerinin sürüyor, diğer 3 kişinin yakalanması için çalışma başlatıldı.

 

 

AA

Türkiye-Özbekistan ilişkilerinde tarihi dönem
DİĞER   
5.5.2018 14:28:06

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 29 Nisan-1 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşen Özbekistan’a resmi ziyareti hem Türk dünyasının geleceği hem de Türkiye’nin uluslararası sistemdeki yeri açısından tarihi bir ziyaret olma özelliği taşıyor. 

 

Anadolu Ajansı, Prof. Dr. Hasan Ali Karasar'ın 'Türkiye Özbekistan ilişkileri hakkında bir Analizini yayımladı.

 

Ziyarete damga vuran noktalardan biri Özbekistan’ın Türk Konseyi’ne üye olacağının müjdesinin verilmesiydi. Bu, Türk dünyasının ekonomik ve kültürel bütünleşmesi yolunda atılmış önemli bir adım olacak ve Türk Konseyini bir uluslararası örgüt olarak oldukça güçlendirecektir. Bu ziyaret tarihidir çünkü yeniden şekillenmenin sancılarını yaşayan uluslararası sistemde Türkiye, Asya kıtasının güçlü ülkelerinden olan Özbekistan’ı artık stratejik ortağı olarak yanına almıştır ve küresel meydan okumalara karşı güç birliği içinde iki ülke birlikte yürüme azim ve kararlılığındadır.

 

Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev ile göreve geldiği ilk günden itibaren yakın ilişki içinde yürütülen bu süreç, Kasım 2016 Semerkant, Mayıs 2017 Pekin, Eylül 2017 Astana ve New York temaslarının ardından 25-26 Ekim 2017 tarihinde Ankara’ya yapılan resmi ziyaret ile taçlandırılmıştı. Bu ziyarette ikili ilişkileri bugünkü stratejik ortaklık seviyesine taşıyacak olan anlaşmalara imza atılmış ve iş forumu aktif çalışma düzenine geçmişti.

 

Hemen ardından da Tashkent City isimli Özbekistan’ın mevcut en önemli projelerinden biri Türk şirketlerinin katılımı ile hayata geçirilmeye başlanmıştı. Ekim 2017 ziyareti ile Nisan 2018 ziyareti arasında Özbekistan bir dizi diplomatik hamle ile bölgesel güç özelliğini perçinledi ve küresel dengelerde söz sahibi bir konuma yükseldi.

 

İki cumhurbaşkanı arasında 11 Aralık 2017 ve 7 Şubat 2018 tarihlerinde yapılan telefon görüşmelerinde Ankara ziyareti esnasında imzalanan anlaşmalardaki ilerleme ve Taşkent ziyareti esnasında oluşturulacak mekanizmalar, detaylı bir biçimde ve titizlikle izlendi ve tasarlandı. Bunların yanı sıra bu telefon görüşmelerinde Türkiye ve Özbekistan’ın bölgesel ve küresel meselelere bakışları konusunda fikir alışverişinde bulunuldu.

 

Özbekistan'daki reform süreci


Mirziyoyev göreve geldiği ilk günden itibaren iç politikada iki önemli devrim yaptı. Birincisi Özbek halkının manevi hayatının içine çekinmeden girdi ve devlet ile halkın kaynaşmasının vesilesi oldu. Çeşitli vesileler ile ülkenin her yanında hızla inşası devam eden camilere ziyaretlerde bulundu. İmam Tirmizi, kelam alimi Ebu'l Muin Nesefi, İmam Buhari, Bahaüddin Nakşibendi türbelerine ziyaretlerde bulundu. Bu makamların Özbek halkının manevi merkezleri olması için büyük gayret gösterdi.

 

Halkın büyük saygı gösterdiği bu manevi uluların devletin reisi tarafından ihtiramla ziyareti Özbek halkının büyük teveccühü ile karşılandı. Sovyet döneminde ülkeyi uzun süre yöneten Şeref Raşidov’un ve bağımsızlığın ilk 25 yılında ülkeyi yöneten İslam Kerimov’un isimlerini yaşatan tedbirler almayı da ihmal etmedi. Özbek devlet geleneğinde devamlılığın esas olduğunu gösterdi. Sovyet döneminden başlayarak Orta Asya ve Kazakistan Müslümanları Dini İdaresi Reisi görevini yapmış olan çağdaş Özbek alimi Şeyh Muhammed Sadık Muhammed Yusuf’un adını ülkenin yapılmakta olan en büyük camiine verdi.

 

İkinci devrim ise elbette ülkenin bir buçuk yıl içinde girdiği hızlı ekonomik kalkınma süreci oldu. Yatırımlar birbiri ardına geldi, işsizlik hızla azalmaya başladı. Taşkent metrosuna hızla yeni istasyonlar ekleniyor. Ülkenin dört bir yanında yeni parklar, yollar ve fabrikalar açılmakta. Tarımsal üretimde pamuk mono-kültüründen hızla çıkılmakta. Turizm tam anlamı ile bir patlama yaşamakta. Dünyanın her yanından Özbekistan’a yapılan uçuşlar katlanarak devam etmekte. Önümüzdeki birkaç yıl içinde altyapı gelişimine bağlı olarak turizm gelirlerinin bütçede önemli bir yer tutması beklenilmekte.

 

Özbekistan bu süre içinde uluslararası pozisyonunu da oldukça güçlendiren bir dizi önemli adım attı. Özellikle Mart ve Nisan 2018 Özbekistan’ın bölgesel ve küresel sistemde yeniden parladığı bir dönem olarak tarihe geçecektir. Mirziyoyev’in 9-10 Mart tarihlerindeki Tacikistan ziyareti 1997’den bu yana oldukça sorunlu olan iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfa açmıştır. Bölgesel olarak sınır sorunlarının, su bölüşümü meselelerinin ve bir dizi sorun sahasının anlaşmalar ile hızla sona erdiği görülmektedir. Bu adım Tacikistan’ın da uzun süredir izole edilmiş durumunu ortadan kaldırmakta ve bölgesel kalkınma sinerjisi için anahtar olabilecek gelişmeler zincirine yol açmaktadır.

 

Bunun hemen ardından 15 Mart 2018 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’ya giden Mirziyoyev burada Merkezi Asya liderlerinin zirvesine katılmış ve ardından da Kazakistan’da Özbekistan yılının açılışını yapmıştır. Bağımsızlıkların ilk on yılında örnek bir iş birliği ve iş bölümü ile bölgesel bütünleşme yolunda çalışan Kazakistan ve Özbekistan’ın yeniden Türkistan bütünleşmesi için bir araya geldiklerini gösteren bu gelişme de heyecan vericidir. Uzun süredir askıda bekleyen Merkezi Asya iş birliği yeniden bu liderler zirvesi aracılığı ile aktif hale gelmektedir ki, Özbekistan bu yeni atılımda tüm Türkistan bölgesinin lokomotifi olacaktır.

 

Afganistan'daki güvenlik sorunu


Orta Asya’nın önünde duran önemli tehditlerden biri Afganistan kaynaklı istikrarsızlıkların bölgeye sirayet etmesi olarak görülegelmiştir. Nitekim hem 1992-97 Tacik iç savaşı esnasında hem de 1999-2001 arasında El Kaide'nin yan kollarının Özbekistan ve Kırgızistan’a yönelik terör saldırıları sırasında bu tehdidin ciddiyeti görülmüştü. Afganistan’ın kuzey kısmı, yani Tacik, Özbek ve Türkmen nüfusun yaşadığı kesimi, tarihi olarak Güney Türkistan olarak bilinir ve kültürel olarak Orta Asya ile bütünleşiktir.

 

Hem coğrafi hem de kültürel-tarihi bağları sebebi ile Özbekistan, Afganistan’da istikrarın sağlanabilmesi için önemli birikime sahip bir ülkedir. Nitekim 27 Mart 2018 tarihinde Taşkent’te düzenlenen Afganistan için Barış Uluslararası Konferansına birçok ülkenin liderleri ve dışişleri bakanları seviyesinde katılım olmuş ve Özbekistan bölgesel istikrar ve bütünleşme projesinde Afganistan kaynaklı istikrarsızlık potansiyelini minimize edecek hazırlıkta olduğunu dünyaya açıkça göstermiştir.

 

Bölgesel Bütünleşme projesinin belki de en önemli adımı olarak ise 23-24 Nisan 2018 tarihilerinde gerçekleşen Türkmenistan lideri Gurbangulu Berdimuhamedov’un Özbekistan ziyaretini görebiliriz.

 

Tarafsızlık doktrinini dış politikasının belirleyicisi yapmış olan Türkmenistan’ın Özbekistan ile yakınlaşmasındaki bu son ve güçlü mesaj iki ülke açısından büyük önem taşımaktadır. 23 Nisan günü Taşkent’te iki ülke liderleri arasında başlayan görüşmeler Taşkent’in merkezinde devasa bir Aşkabat parkının açılışı ile sürmüş, ardından iki liderin tarihi Harezm bölgesine geçmeleri ile 24 Nisan'da devam etmiştir.

 

Harezm bölgesi iki ülke için tarihi öneme sahip Hive Hanlığının bulunduğu bölgedir ki tarih boyunca Türkmenler ve Özbekler bu hanlığın altında güçlerini birleştirerek büyük bir medeniyet kurmuşlardır. Dünya kültür mirasının en güzel örneklerinden biri olan ve tarihi İpek Yolu'nun halen yaşayan örneği olan Hive şehri de bu şekilde inşa edilmiştir.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüksek seviyeli heyeti ile birlikte gerçekleştirmiş olduğu Taşkent ziyareti 29 Nisan gecesi başladı. 30 Nisan günü Gök Saray'daki resmi karşılama töreninin ardından iki cumhurbaşkanı arasında baş başa ve heyetler arası görüşmeler yapıldı. Ekim 2017’de imzalanan 26 anlaşma ile stratejik ortaklık seviyesine çıkan Türkiye-Özbekistan ilişkileri bu ziyarette imzalanan 25 anlaşma ile bu stratejik ortaklığın gerektirdiği altyapı ve kanuni düzenlemelere de kavuşmuş oldu.

 

Gerekli olan tüm mekanizmaların birbirlerinin muadili bakanlık ve kurumlar arasında kurulduğunu gördüğümüz bu anlaşmalar bütününde, ikili ilişkilerin detaylı bir gelişim yol haritasının da oluşturulduğunu söylemek gerekir. Özellikle turizm sahasında Türkiye’den hızlı bir yatırım ve bilgi transferinin olacağı bu noktadan net görülen gelişmelerden biri.

 

Artan ekonomik işbirliği


Bu temasların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özbekistan Ali Meclisinde yaptığı konuşma Erkin Vahidov’un, Abdülhamit Çolpan’ın Türkiye ve Türkistan temalı şiirleri ile oldukça duygusal ve akılda kalıcı bir konuşma olarak tarihe geçecektir. Bunun ardından da iki cumhurbaşkanının katıldığı Türkiye-Özbekistan İş Forumu tarihi İpek Yolu’nun yeniden canlanmasının bir nişanesi olarak görülebilir.

 

Birbirini tamamlayan ekonomiler ve uzmanlık sahalarının ortaya çıktığı iş forumu iki ülke iş birliğinin lokomotifi olacak sanayi ve ticaret hamlelerinin platformu işlevli bir mekanizma haline gelmiş durumdadır. Aylar zarfında 1,2 milyar dolardan 1,5 milyar dolara çıkan iki ülke ticaret hacmi için ortaya konulan yeni hedefin 5 milyar dolar seviyesinde olmasının aslında ne derece gerçekçi temelleri olduğu da bu tür platformlarda ortaya çıkmaktadır.

 

Bu resmi ziyaretin belki de en çarpıcı kısmı ise 1 Mayıs günü gerçekleşen Buhara ziyaretidir. Tarihte Buhara-i Şerif olarak adlandırılan ve Türk-İslam medeniyetinin mücevherlerinden olan bu şehirde halklarımızın ortak manevi önderlerinden Bahaüddin Nakşibendi Hazretlerinin türbesi ve külliyesini ziyaret eden iki lider ve heyetleri iki halkın manevi kardeşliklerinin ne kadar sağlam olduğunu oldukça sembolik ama tabii bir biçimde dünyaya gösterdiler.

 

Görünen odur ki, Özbekistan’ın önümüzdeki on yıllara damga vuracak bu bölgesel ve küresel siyasetinde Türkiye ana partneri olmuştur. İki ülke sadece karşılıklı ekonomik kalkınmalarında değil aynı zamanda eğitimden sağlığa, ulaştırmadan güvenliğe birçok hayati konuda birbirlerinin tamamlayıcısı ve ortağı olacaklardır.

 

 Prof. Dr. Hasan Ali Karasar Kapadokya Üniversitesi kurucu rektörüdür.

 

AA

Afrin operasyonunun stratejik boyutları
DİĞER   
2.3.2018 01:12:20

 

TSK Afrin'de “cep taktiği” dediğimiz bir harekât konsepti belirledi. Dairevî bir şekilde farklı noktalardan köprübaşı açarak kurtarılmış bölgeler tesis etti ve bu noktaları birleştirmeye başladı.

 

Afrin Harekâtı’nın üzerinden bir aydan fazla süre geçti. Peki bugüne kadar olanları toplayıp, bugün olanlarla birlikte değerlendirirsek Afrin’de ne oldu, ne olacak? Bu soruya cevap vermeden önce operasyonla alakalı birkaç karışıklığı düzeltmek gerekiyor. Askerî terminolojideki bir karışıklık, gereksiz ölüme sebep olabilir. Yani bir işletmedeki karışıklık malî bir sonuç doğururken, askerî alanda ise “tabutla eve geri dönen insan” doğurur. Bu yüzden birbirine karışan kavramları ayırmak önemlidir. Öncelikle net olarak ifade edilmeli. Afrin’de savaş yok! Çatışma var. Çünkü uluslararası terminolojide savaşın tarafları devletlerdir (Bunun tek istisnası “iç savaş” tanımıdır). Şartlar savaştan daha ağır olsa bile, bir devletin herhangi bir terör örgütüne yaptığı müdahaleye “operasyon” veya “harekât” denir. Yani bir devlet, bir terör örgütü ile savaşmaz! Ona müdahale eder, operasyon veya harekât düzenler. “Savaş” kavramı kullanıldığı andan itibaren ise karşı taraf “devlet” olarak tanımlanmış olur.

 

Bir diğer karışıklık ise coğrafî terim karışıklığıdır. Vilayet, şehir ve şehir merkezleri birbirlerinden tamamen farklı kavramlar. Coğrafya uzmanı Prof. Dr. Metin Tuncel’in ifadesiyle “Şehir, tarlaların bitip evlerin başladığı yerde başlar, evlerin bitip tarlaların bittiği yerde de sona erer.” Yani TSK şu anda Afrin’de değil, Afrin kırsalında. Vilayet kavramı ise kırsalı ve şehri (veya kasabayı) de içine alan bir kavramdır. Dolayısıyla şehir ile vilayet farklı kavramlar (Örneğin Adapazarı şehrinin Sakarya vilayetinde ve Sakarya Vilayeti’nin merkezi olması gibi). Şehir merkezi ise insanların şehrin içinde buluşma noktası olarak tayin ettiği en eski meydan veya eserdir. Haber kanallarında spikerler yanlışlıkla şehre “şehir merkezi” diyorlar. Bu yüzden Afrin’i anlamaya çalışırken kavramları bu şekilde ele alacağız. Şu anda birliklerimiz Afrin’in kırsalındadır. Afrin şehrine birkaç km mesafededir. Şimdi burada konunun daha iyi anlaşılması ve TSK’nın ne yaptığını daha iyi anlamak için şu soruyu soralım:

 

Eğer hedef Afrin şehriyse, neden kırsalda bu kadar zaman kaybettik?

 

Bu sorunun cevabı, TSK’nın ne kadar planlı ve sağlıklı bir “taktik resim” çizdiğini ortaya koyuyor. Askerî terminolojinin en önemli kavramlarından olan “taktik resim”i ne kadar iyi çizerseniz, ileride karşılaşmanız muhtemel sonuçları o kadar iyi tahmin etmişsiniz demektir. Çünkü Murphy Kanunları’nda da geçtiği üzere “Eğer savaşta bir şeyin başınıza gelme ihtimali varsa o şey kesinlikle başınıza gelecektir!” Peki TSK’nın başına ne gelebilir veya daha askerî-stratejik bir ifadeyle, TSK nasıl bir taktik resim çizdi?

 

Öncelikle “cep taktiği” dediğimiz bir harekât konsepti belirledi. Dairevî bir şekilde farklı noktalardan köprübaşı açarak kurtarılmış bölgeler tesis etti ve bu noktaları birleştirmeye başladı. Bu "cep"lerin arasında kalan düşman unsurlar ise birleşen “cep”ler sebebiyle “iki ateş arasında” kaldılar. Burada birleştirilen ceplerin amacı “alan hakimiyeti”dir. Yani TSK alan hâkimiyetini öncelikleri arasına aldı. Peki bu şart mıydı? Senaryoyu tersten kurgulayalım. Zırhlı birlikler ve piyade kuvvetleri direkt olarak Afrin’i kuşatsaydı ne olurdu? Tabii ki bir felaket söz konusu olurdu. Çünkü arkada alan hâkimiyeti sağlanmamış bir alan bırakarak başlanan harekât, düşman unsurlarının yeraltından kazdıkları tünellerle zırhlı birliklerin arkasına çıkarak vahim kayıplar verilmesine sebep olacaktı. Oysa şu anda alan hâkimiyeti tesis edildiği için arkadan yapılacak muhtemel sarkmalar, anında tespit edilebilecek. Dolayısıyla kazılan tüneller, arkadan yapılacak saldırılar için çok zahmetli, ama çok fazla sonuç alınamayan bir süreç anlamına gelecek. Yani TSK bu “taktik resim” ile terör örgütünün TSK’nin geri bölgelerine yapacağı sızmalar için açtığı kilometrelerce uzunluktaki tünelleri boşuna kazdırmış oldu! Çünkü arkada alan hâkimiyeti tamamen tesis edilmiş bir bölge söz konusu.

 

Bu tünellerin daha çok ZMA ve ZPT gibi zırhlı birlikler için olduğunu ısrarla vurgulanmalı. Çünkü bir harekâtın amacı, maliyetini aşmamalıdır. Birkaç piyadenin arkasına sarkmak için km uzunluğunda tüneller yapmak hem akla yatkın, hem de maliyet-etkin değildir. Bu kadar büyük bir iş yapıyorlarsa, hem karşı tarafa personel, hem de ağır araç zayiatı verilmesi hedeflenir. Yeri gelmişken şu husus da eklenmeli: Geleceğin savaşlarında yeraltı savaşları büyük bir önem kazanacak. Top ve tüfeğin 15. yüzyılda giderek etkin bir şekilde kullanılmaya başladığı zaman metris (belgelerde geçtiği şekliyle “meteris”) kazıldığı, ilerleyen yüzyıllarda bu metrisler için özel silahlar üretildiği, akabinde metrislerin daha da profesyonel anlamda “irtibat hendekleri”ne dönüştürüldüğü dikkate alındığında, geleceğin savaşlarında artan yüksek teknolojik güç için orduların yeraltını yeniden gözden geçireceği tahmin edilebilir.

 

Özel harekâtçıların bölgeye sevki


TSK başlangıç olarak Özel Kuvvet sızma harekâtları, yerel dost unsurlar, elektronik istihbarat ve İHA’lardan elde edilen verileri toplayarak anlık istihbarat akışının teyit ettiği hedefleri altı gün boyunca topçu ateşiyle dövdü. Ardından Fırat Kalkanı Harekâtı’ndaki şehit sayısına tekabül eden 72 uçak ile “fil yürüyüşü” (elephant walk) yaptı. Bu da aslında şu anlama gelir: FETÖ yapılanmasının TSK’ya ve bilhassa Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na vurduğu darbe, çoktan telafi edilmeye başlandı bile. Çünkü bu uçak sayısı, filolarımızda bulunan F-4 jetlerimizin toplam iki katına yaklaşık bir sayıdır. Harekâtta özellikle darbe teşebbüsüne karşı direnen ve Ankara 4. Ana Jet Üssü’nün pist başlarını vurarak kalkışmacılara en büyük “hava darbesi”ni vuran Eskişehir 1. Ana Jet Üssü’nün büyük bir insiyatif aldığını ve “Fly By Wire” olmaksızın, yani bilgisayar kontrolü olmadan sadece bilek kabiliyeti ile uçma becerisi olan buradaki F-4 pilotlarının büyük maharetler sergilediğini de ekleyelim (F-16, bilek kabiliyeti gerekmeksizin “Fly By Wire” denilen otomatik bilgisayar uçuş sitemine sahip olduğundan, çok fazla kabiliyet gerektirmeden de uçurulabilir).

 

Harekâtın ilerleyen süreçlerinde “cep taktiği” denilen metod ile köprübaşları açıldı ve bunlar birleştirilerek harekât çemberinin çapı daraltıldı. Alan hâkimiyeti de sağlanarak kırsal arazide “taktik üstünlük” ele geçirilmiş oldu. Bu da şehirdeki “taktik üstünlük” kavramının terör örgütü aleyhine dönmesi anlamına gelir.

 

TSK’nın özellikle Bayraktar TB2’nin HD görüntü alan MX-15 (L-3 Wescam) kamerası ile görüntülediği üzere terör örgütüne lojistik destek sağlayan unsurları, kara ateş destek üniteleriyle vurması, alçak irtifa uçuşu yaparak yakın mesafe hedefleri vuran A-10 gibi uçakların eksikliğini kapattı. Bu da şu anlama geliyor: Belirli bir amaç için üretilen silah o anda elde yoksa, başka bir silah, amaca uygun hale getirilerek kullanılır. İşte başarının sırlarından biri de budur. Tabii burada hareketli bir hedefe bu denli isabetli topçu atışı yapılmasının da her yerde rastlanmayan bir durum olduğu belirtilmeli. Durum böyleyken, aynı gün yine Bayraktar TB-2’nin çektiği görüntülerde sivil olduğu belli olan konvoyun vurulmadığı da değerlendirildiği zaman TSK’nın sivil hassasiyetine ne denli önem verdiği de görülmektedir. Diğer taraftan TSK’nın sivil hassasiyetine önem vermesi de, temkinli ilerlemenin bir başka sebebidir. Ayrıca “TSK yavaş ilerliyor” şeklinde eleştirilerde bulunanlara bakarsak, bu kişilerin asıl amaçlarının aslında TSK’nın yavaş ilerlemesi olmadığı, bir ay önceki “TSK Afrin’e girmemeli!” beyanlarından da rahatlıkla anlaşılabilir.

 

Harekâta katılmaya başlayan korucu birliklerinin millî birlik ve beraberliğe yapılan bir atıf olduğunu da ekleyerek, komando, SAS-SAT, JÖH ve PÖH unsurlarının da harekât bölgesine ilerlemeye başlaması, aslında bize harekâtın gidişatını işaret ediyor: Afrin’de yavaş yavaş sona doğru yaklaşılıyor. Fakat şahsen bu “son”un Mayıs ayını bulacağı kanaatini taşıyorum.

 

Özel harekâtçıların bölgeye gidiyor olması, operasyonun geniş çaplı saha harekâtından meskûn mahal operasyonuna doğru dönüşmeye başladığını gösterir. Ülkemizde bir hayli tecrübe kazandığımız askerî alanlardan biri olan “özel harekâtçılık” konseptini, “özel kuvvetçilik”, yahut eski tabirle “özel harpçilik” konseptiyle karıştırmamak gerekir. Yani kamuoyunda “Bordo Bereliler” olarak bilinen Özel Kuvvetçiler ile özel harekâtçıların görev tanımları çok farklı. Özel Kuvvetler (Bordo Bereliler) daha çok etki odaklı operasyon tiplerini icra ederken, özel harekâtçılar ise meskûn mahal çatışmasına odaklanır. Özel kuvvetçilikte sızma, psikolojik harekât gibi kavramlar ön plandayken, özel harekâtçılık daha şeffaf bir alandır.

 

Bölgeye giden özel harekât birliklerinin komutanlarından biri olan bir “general” ile çok yakın bir tarihte yaptığımız görüşmede, personelin moral-motivasyonunu sormuştum. “Hayatında hiç görmediği kadar yüksek” olduğunu söyledi. 15 Temmuz sonrası halkın darbe teşebbüsünü asla TSK’ya mal etmediğini anladığımız bu ifadeler, televizyonda yaprak sarması yaparak Mehmetçiğe götüren ev hanımları, semaverle demlediği çayı askere götüren yaşlı dede olarak da kendini gösterdi. Nitekim TV muhabirlerinin operasyonla ilgili ne düşündükleri hususuna cevap veren bir askerin “Savaş Türk’ün düğünüdür” beyanı da çatışmaya psikolojik olarak ne kadar hazır olduklarını gösteriyor. Bu moral-motivasyonla yola çıkan özel harekât birliklerinin başarılı bir operasyon çıkaracakları rahatlıkla tahmin edilebilir. Nitekim dağ çatışmalarının yanı sıra şehir operasyonlarında da tecrübe kazanan personelin meskûn mahal hususunda daha da nitelikli iş çıkaracakları kesin!

 

Harp meydanının şeklini değiştirecek yeni silah


Bunlara ilave olarak Zeytin Dalı Harekâtı’nda kullanılan yüksek teknolojiye eşlik edecek bir silahın daha sahaya inmesi gündemdedir. UKAP (Uzaktan Kumandalı Atış Platformu) adı verilen zırhlı ve paletli kara platformunu 2017 yılında düzenlenen IDEF (Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı) fuarda görmüştük. Harp meydanının şeklini değiştirme hususunda oldukça mahir olacağını düşündüğümüz bu silah harekâtta kullanılırsa, meskûn mahal operasyonlarındaki şehit sayısında çok büyük bir düşüş daha yaşanacağı öngörülebilir. Çünkü terör örgütü Afrin’i metre metre değil, santim santim tuzaklamak için hazırlıyor. ASELSAN’ın ürettiği Sarp UKSS (Uzaktan Komutalı Silah Sistemi) monte edilen UKAP’ın, özel harekât birliklerinin işinin çok kolaylaştıracağı açıktır. Zira tank görünümüne benzer bu platform, hem kamerasıyla keşif-gözetleme kabiliyetine sahip olacak, hem de birincil derecede riskli bölgelerde tabiyenin ön kısmında yer alarak muhtemel kayıpları en aza indirecektir. Sonuç olarak sivillerin içine sığınarak savaşma geleneğini devam ettiren örgütün ateşe atmaya çalıştığı sivillerin kaybı da UKAP sayesinde minimize edilmiş olacak ve örgütün propagandasını bir zaviyede daha zayıflatacaktır.

 

Diğer taraftan Fırat Kalkanı Harekâtı’nda uçar birliklerde olmayan SWIR teknolojisi, geliştirilmiş İHA ve SİHA, UKAP ve diğer pek çok yeni hava-kara platformu, önceki operasyonlara nazaran terör örgütünün başını çok daha fazla ağrıtacaktır.

 

Fakat her şeyden önemlisi şudur: Muş’ta Afrin’e gönderilecek PÖH birliklerinin seçimi için gönüllülük şartı aranınca bütün özel harekâtçılar gönüllü oldu. Bu da aşırı katılım anlamına geldiğinden kura çekildi. “Bir millet savaş ile ne zaman yıldırılamaz?” sorusunun cevabı da bu olayda gizli. Bu arada Polis Özel Harekât birlikleri, 1982’de kurulduğu andan itibaren askerî bir teşkilatlanmadır ve her ne kadar EGM bünyesinde yer alsa da bu birliklerin “asker” olduklarını kabul edilmeli. Nitekim 2000’li yıllara doğru PÖH birliklerinde görülen konsantrasyon kaybının tamamen bertaraf edildiği ve bu birliklerin psikolojik anlamda hazır oldukları da apaçık bir gerçekliktir.

 

Bütün bunları toplayacak olursak, TSK’nın (JGK ve EGM, GKK ve ÖZO bünyesindeki personelle birlikte) gerek insanî, gerek psikolojik, gerek hukukî, gerek diplomatik ve gerek siber anlamda Afrin’e yapılacak olan meskûn mahal operasyonları için tamamıyla hazır olduğu sonucuna ulaşılabilir.

 

A. Sefa Özkaya harp tarihi-askerî strateji ve İstanbul uzmanıdır.

 

AA 

Hollanda'nın utanç tarihi
DİĞER   
27.2.2018 01:26:49

 


17. yüzyıldan itibaren Afrika kıtasının birçok yerinde sömürge oluşturmaya başlayan Hollanda; Fildişi Sahili, Gana, Güney Afrika, Angola, Namibya ve Senegal'de birçok koloni kurdu.

 

Anadolu Ajansının derlediği bilgilere göre, kıtadaki sömürgelerine Batı Afrika'dan başlayan Hollanda, 16. yüzyılda Gana ve Senegal'de, 17. yüzyılda Fildişi Sahili ile Güney Afrika'da ve 19. yüzyılda da Namibya'da koloniler kurarak bu ülkedeki doğal ve insani kaynakları kullandı.

 

Afrika ülkelerindeki doğal kaynakların yanı sıra insani kaynakları sömüren Hollanda, insanları katletti ve büyük bir kısmını da Amerika ve Avrupa kıtasına köle olarak kaçırdı.

 

 

Güney Afrika'nın efsanevi lideri Nelson Mandela'nın kızı Makaziwe Mandela, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, Güney Afrika'daki Hollanda sömürgesine dikkati çekerek İngilizler ve Hollandalıların bu topraklara gelmeden önce atalarının sorunsuz bir şekilde yaşadığını söyledi.

 

 

Makaziwe Mandela, "Güney Afrika'da yaşayan atalarımız, kıtadaki madenler keşfedilince, buradan kovuldu ve mutluluk sona erdi." dedi.

 

 

Sömürgecilikte altın çağ


Daha çok Afrika'nın kıyı kesimlerinde sömürge yönetimi kuran Hollanda, 15. ve 17. yüzyıllar arasında sömürgecilikte "altın çağ"ını yaşadı ve gücünü korudu. 

 

İngiltere ve Fransa'dan önce Afrika'da sömürge bölgeleri kuran Hollanda, 18. yüzyıla doğru İngilizlere ve Fransızlara karşı güç kaybederek sömürgelerini bu ülkelere devretmek zorunda kaldı.

 

En eski sömürgelerinden biri olan Gana'ya 16. yüzyılda giden Hollandalılar burada bulunan başta altın olmak üzere yeraltı madenlerini sömürdü. Gana'da 1642 yılında inşa ettikleri Elmine Kalesi ile de Gana'dan Amerika ve Avrupa kıtalarında binlerce Afrikalıyı köle olarak kaçırdı.

 

Namibya sahillerine 1793 yılında gelen sömürgeci Hollandalılar, ülkenin en gözde limanı olan Walvis Bay Limanı'nı ele geçirdi ve burada yaşayanları katletti.

 

Hollandalılar tarafından ele geçirilen Walvis Bay Limanı bu tarihten itibaren köle limanı olarak kullanılmaya başlandı.

 

Güney Afrika'nın ilk sömürgeci ülkesi Hollanda


Diğer birçok Avrupa ülkesinden daha önce Afrika'da koloni kuran Hollanda, Güney Afrika’ya ilk gelen sömürge ülkesi olma özelliğini taşıyor. Hollandalılar, 1652 yılında "Hollanda Doğu Hindistan Şirketi"ni kurarak sömürge bölgelerindeki çalışmalarını artırdı ve Ümit Burnu'nda bulunan Cape Town kentinin temellerini attı.

 

Güney Afrika'daki Hollandalı sayısı 1652'de sadece 90 kişiyken bu sayı 1795 yılında 16 bine ulaştı. Aynı yıl Hollandalılar tarafından bu ülkede köleleştirilen Güney Afrikalı sayısı ise 16 bin 839'a yükseldi.

 

Güney Afrika'yı köle ticaretinde merkez olarak kullanan Hollanda, özellikle Cape Town'da topladığı köleleri gemilerle Amerika ve Avrupa kıtalarına götürdü. Tarihçilere göre, 1795 yılında Cape Town'un nüfusunun üçte ikisi kölelerden oluşuyordu.

 

Khoikhoi katliamı


Hollanda'nın Afrika'daki sömürge izlerinden en bilineni Khoikhoi halkına yönelik katliamları oldu. Hollanda, 1659, 1673 ve 1674-1677 yılları arasında Khoikhoi kabilesini köleleştirmek için büyük katliamlar yaptı.

 

Ateşli silahlar ile Khoikhoi kabilesine saldıran Hollandalılar binlerce Afrikalıyı öldürdü, evlerine ve arazilerine el koydu, köle olarak kaçırdı ve bölgedeki doğal kaynakları sömürdü.

 

AA

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bunun bedelini de çok ağır öderler
DİĞER   
21.2.2018 00:22:07

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Makedonya Cumhurbaşkanı Gyorge İvanov, baş başa ve heyetler arası gerçekleştirdikleri görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde ortak basın toplantısı düzenledi. 

 

 

İvanov ve heyetini Türkiye'de ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade eden Erdoğan, İvanov'un ziyaretinin Türkiye ile Makedonya arasındaki kadim bağların ve kardeşlik duygularının önemli bir göstergesi olduğunu dile getirdi. 

 

İki ülke arasındaki ilişkileri tüm boyutlarıyla ele aldıkları ve potansiyel iş birliği imkanlarını değerlendirdikleri ikili ve heyetlerarası görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin siyasi ve kültürel ilişkilere yakışır şekilde çok daha üst seviyelere çıkartılması konusundaki iradelerini teyit ettiklerini, halihazırdaki ikili ticaret hacminin ortak çabalarla çok daha yukarılara taşınabileceğine inandığını vurguladı. 

 

Bu amaç doğrultusunda iş adamlarını teşvik etmeye ve iş dünyasında gerekli desteği vermeye devam edeceklerini dile getiren Erdoğan, yaptıkları görüşmelerde aynı iradenin İvanov tarafından da sergilenmesinin kendilerini memnun ettiğini söyledi. 

 

Türkiye olarak Makedonya'daki yatırımları artırma arzusunda olduklarını belirten Erdoğan, "İnşallah önümüzdeki dönemde çok daha fazla Türk şirketi Makedonya'da faaliyet gösterecek ve ülke ekonomisinin çok daha iyi bir noktaya gelmesine hizmet edecektir." dedi.

 

FETÖ ile mücadele


Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Makedonya terörle mücadele konusunda da iş birliğimizi artırmakta kararlı olduğunu Sayın Cumhurbaşkanıyla ortaya koymuştur. Özellikle FETÖ her iki ülke için de ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu örgütün kökünü dünyanın her tarafında kazımak noktasında kararlıyız. Tabii Makedonya da FETÖ'nün yapılanmasını gerçekleştirdiği ülkelerden bir tanesidir. Bu kapsamda Makedonya'nın FETÖ ile mücadelede atacağı somut adımları gerçekten görmek istiyoruz. Bugün değerli dostum bu konuda atılabilecek adımları da çok açık, net bizlerle paylaştı. FETÖ'yü inşallah dostlarımızın da desteğiyle Balkan coğrafyasından söküp atacağız." diye konuştu.

 

Türkiye'nin, Makedonya Cumhuriyeti'ni bağımsızlığını ilan ettiği günden itibaren kararlı ve güçlü bir şekilde desteklediğini söyleyen Erdoğan, "Bu duruşumuzu Makedonya'yı anayasal ismi ve milli kimliğiyle ilk tanıyan ve Makedonya'ya büyükelçi atayan ilk ülke olarak net bir şekilde biz ortaya koyduk." dedi.

 

Balkan coğrafyasının aynası olan Makedonya'da huzur ve barışın korunmasının bölge için önemli bir örnek teşkil ettiğine dikkati çeken Erdoğan, "Makedonya'nın Yunanistan ile yaşadığı isim sorununa ilişkin olarak tarafların karşılıklı iradeleriyle bu sorunu aşacaklarını umut ediyoruz. Makedonya'nın Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmesi de bu çerçevede kritik önemi haizdir. Türkiye bu hususta da Makedonya'ya geleneksel desteğini sürdürmektedir. Değerli dostumun bu ziyaretinin tüm ikili münasebetlerimiz ve bu konulardaki iş birliğimizi derinleştirmesini de ümit ediyorum." şeklinde konuştu. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisini Makedonya'ya davet eden mevkidaşına, programının el vermesi halinde mayıs ayında Makedonya'ya iade-i ziyarette bulunacağını söyledi.

 

Yunanistan ve Makedonya arasındaki isim sorunu


Daha sonra gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Makedonyalı bir gazetecinin, Yunanistan ve Makedonya arasındaki isim sorununda Türkiye'nin ilkeli bir tutuma sahip olduğunu ifade ederek, gelecekte de bu tutumun devam edip etmeyeceğine ilişkin sorusu üzerine, "Burada hiçbir tereddüt söz konusu değil. Zaten biz anayasal ismini ilk tanıyan ülke olduk. Bugün neredeysek bundan sonra da yine aynı yerde olacağız. Türkiye diplomaside hiçbir zaman ikircikli tavır takınmamıştır. Biz kararımızı verdikten sonra artık ölürüz, oradan bir daha dönmeyiz." ifadelerini kullandı.

 

Bedelini de çok ağır öderler


Afrin'e ilerlemeye çalışan rejim yanlısı terörist gruplara müdahalede bulunulduğuna yönelik haberler hatırlatılarak, "Sahadaki son durum nedir? Bu konu dün özellikle Sayın Ruhani ile görüşmenizde gündeme geldi mi?" sorusuna Erdoğan, "Bugün akşam saatlerine doğru oradaki Şii milis güçlerinin bazı pikaplarıyla on kadar, Afrin'e doğru bir hareketliliği tespit edilmiş fakat daha sonra top atışları yapılınca geri dönmek durumunda kaldılar ve o dosya da o şekilde şimdilik kapanmış vaziyette. Dün gerek Sayın Putin gerekse Sayın Ruhani ile yaptığımız görüşmelerde, bu konularda da zaten mutabakatımız var. Maalesef bu tür terör örgütlerinin bazen biliyorsunuz kendilerine göre aldıkları kararlarla attıkları yanlış adımlar oluyor. Bunlara tabii fırsat vermemiz mümkün değil. Bunun bedelini de çok ağır öderler." cevabını verdi.

 

AA

'Duncan' destroyer gemisi, İstanbul Boğazı'ndan geçerek Karadeniz sularına girdi
DİĞER   
1.2.2018 23:17:17

Sputnikte yayınlanan haberde, Russia Today’a (RT) konuşan Rus uzman, NATO’ya ait gemilerin Karadeniz’e gelişlerinin nedeni ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. 

 

NATO Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, İngiltere Kraliyet Donanması'na ait 'Duncan' destroyer gemisinin, İstanbul Boğazı'ndan geçerek Karadeniz sularına girdiğini duyurdu. Gemiye, yolculuk sırasında TCG Gaziantep fırkateyninin eşlik ettiği belirtildi. Açıklamada, gemilerin denizde gerçekleştirilecek izleme operasyonuna katılacakları kaydedildi.

 

Diğer yandan Romanya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Karadeniz’e gelen gemilere daha sonra 'Regele Ferdinand' fırkateyninin de katılacağını, gemilerin bugün ve yarın Karadeniz’de yapılacak tatbikatın ayrıntılarının görüşüleceği Romanya’nın Köstence limanında kalacaklarını açıkladı.

 

Açıklamada ayrıca bölgede şu anda NATO'nun daimi deniz görev grubu unsurlarından İngiltere Deniz Kuvvetlerine ait HMS Enterprise H 88, Türkiye Deniz Kuvvetlerine ait TCG Akçay M-265 ve Romanya Deniz Kuvvetlerine ait ROS LT LUPU Dinescu adlı savaş gemilerinin faaliyette olduğu vurgulandı.

 

DENİZ TATBİKATLARINDA YER ALACAKLARI AÇIKLANDI


Gemilerin 5 Şubat’ta Köstence’den ayrılmasının ardından daimi deniz gruplarında yer alan NATO gemilerinin arasındaki grup çalışma kabiliyetlerinin yükseltilmesi amacıyla düzenlenecek deniz tatbikatında yer alacakları kaydedildi.


Tatbikata ayrıca Romanya Hava Kuvvetleri’ne ait 2 adet MİG-21 savaş uçağının da katılacağı belirtilen açıklamada, gemilerin görevlerini tamamladıktan sonra Bulgaristan ve Türkiye’ye ait gemilerle birlikte düzenlenecek ortak deniz tatbikatına katılacağı ifade edildi.

 

KOVİTİDİ: AMAÇ, RUSYA'YA BASKI YAPMAK

Rusya Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi üyesi Olga Kovitidi, RT’ye verdiği mülakatta NATO gemilerinin Karadeniz’e gelişinin amacının Rusya’ya baskı yapmak olduğunu söyledi.

GÜCÜN OLDUĞU YERDE DÜŞÜNMENİN NE GEREĞİ VAR? 

 

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ....

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşuyor
DİĞER   
30.1.2018 10:18:28

TBMM

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuşuyor.

AA

Burseya Dağı'nda çatışma anları kameralara yansıdı
DİĞER   
30.1.2018 08:54:42

AFRİN

Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Afrin'in kuzeydoğusunda terör örgütü PYD/PKK'dan ele geçirilen stratejik önemdeki Burseya Dağı'nda Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarının, terör örgütü üyeleri ile çatışma anı görüntülendi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözü Sudan’da yerine getirilecek
DİĞER   
30.1.2018 08:50:16

İSTANBUL

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sudan Hartum Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada müjdelediği, Nyala’da Sağlık Bilimleri Üniversitesi tarafından Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Hizmetleri Yüksekokulu kurma çalışmaları başlatıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sudan ziyareti sırasında açıkladığı çalışmanın detaylarını görüşmek üzere Türkiye’ye gelen Sudan Yükseköğretim Bakan Vekili Prof. Dr. Azhari Ömer Abdelbagi ve beraberindeki heyet Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ni ziyaret etti.

Sağlık Bilimleri Üniversitesinin İslam coğrafyasına sağlık profesyonelleri yetiştirmek amacıyla 1903'te 2. Abdülhamid Han tarafından kurulan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'nin devamı olduğunu aktaran Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl, Sudan’ın gönül coğrafyamızda ve Türkiye’nin Afrika’yla ilişkilerinde müstesna bir yere sahip olduğunu söyledi.

 

 

Batı’nın uyguladığı haksız tecrit politikalarına rağmen Türkiye'nin hiçbir çıkar gözetmeden kardeş ülke Sudan’ın her zaman yanında olduğunu ifade eden Erdöl, şunları kaydetti:

‘’Sudan’ın tecrit edilmişliğinin ve yalnızlığının kırılmasına yardımcı olmuştur. Sudan’ın geleceğinin şekillendiği bu günlerde ülkenin yeniden ayağa kalkması için gereken bütün çalışmaların içinde yer almaktayız. Sayın Cumhurbaşkanımızın Hartum Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada müjdelediği Nyala’da Sağlık Bilimleri Üniversitesi tarafından yapılacak olan Sağlık Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Hizmetleri Yüksekokulunu kurmak için kolları sıvadık. Bakanlar Kurulu ve YÖK kararı çıktı. Sudan yönetiminin yer ve izin vermesini bekliyoruz. Sudan tarafı yer gösterip gerekli izinleri verdiği an hızla çalışmalarımızı neticelendireceğiz”

Türkiye’nin Sudan ile ortak kültürü paylaştığını hatırlatan Sudan Yüksek Öğretim Bakan Vekili Prof. Dr. Azhari Ömer Abdelbagi, bu dostluğu pekiştiren en önemli köprülerden birinin de eğitim olduğunu söyledi.

Sudan ile Türkiye arasında yüzyıllara dayanan köklü ilişkiler olduğunu vurgulayan Abdelbagi, Sağlık Bilimleri Üniversitesinin Sudan’da kuracağı yüksekokul ve enstitünün bu ilişkileri daha da pekiştireceğini ifade etti.

Yer tahsisi ve gerekli izinleri en kısa sürede tamamlayacaklarını belirten Abdelbagi, gösterdiği sıcak ilgiden dolayı Rektör Erdöl’e teşekkür etti.

Muhabir: İlyas Kaçar

A.A

Pentagon'dan Afrin açıklaması
DİĞER   
30.1.2018 08:46:58

Bir gazetecinin "Türkiye'nin Afrin'e yönelik Zeytin Dalı Harekatı'nın sivil kayıplara neden olduğu" iddialarına ilişkin bir sorusu üzerine Albay Manning, "NATO ortağımız Türkiye ile Afrin bölgesinde birlikte çalışmaya devam ediyoruz. Bahsettiğiniz olaylarla ilgili bilgim yok." dedi.

Münbiç'te Türkiye ile ABD arasındaki iletişim "yakın ve devamlı"

ABD Merkez Kuvvetler Komutanı (CENTCOM) Orgeneral Joseph Votel'in "Münbiç'ten asker çekmenin gündemlerinde olmadığı" yönündeki açıklamasına ilişkin bir soruya da yanıt veren Manning, Türkiye ile Münbiç bölgesinde kuvvetlerin güvenli ayrışması konusunda iletişimleri olduğunu kaydetti.

Söz konusu iletişimi "yakın ve devamlı" olarak tanımlayan Manning, Münbiç'teki durumun potansiyel saldırı ihtimaline karşı bir güç koruması konusu olup olmadığına yönelik bir soruya ise "Hayır" yanıtını verdi.

Türkiye'nin ABD kuvvetlerinin yerlerini bildiğini hatırlatan Manning, Koalisyonun Münbiç’te sadece Münbiç Askeri Konseyi ile ilişkisi olduğunu ve Konseyin Münbiç'i DEAŞ'a karşı savunmak için kurulduğunu iddia etti.

AA muhabirinin, ABD'nin Türkiye’ye PYD/PKK unsurlarını Münbiç'ten çıkarma sözü verdiğini ancak Türkiye'nin Washington'un bu sözünü tutmadığı yönündeki açıklamalarını sorması üzerine konuyla ilgili söz alan Pentagon Sözcüsü Binbaşı Adrian Rankine-Galloway, Münbiç’in Münbiç Askeri Konseyinin kontrolünde bulunduğunu ve söz konusu organizasyonun yüzde 60’ının Araplardan, geri kalanın ise Kürt, Türkmen ve Hristiyan Suriyelilerden oluştuğunu ileri sürdü.

Binbaşı Galloway, SDG'nin (PYD/PKK) Münbiç Askeri Konseyini eğittiğini ve söz konusu konseyin yerel halk tarafından seçilen sivil yönetimi temsil ettiğini savundu.

İntihar bombacısı PKK'lıya ilişkin soru geçiştirildi

Başta Suriye'de SDG ismini kullanan terör örgütü PYD/PKK tarafından da övgüyle bahsedilen Avesta Habur adındaki PYD/PKK'lı kadın teröristin, Afrin’de intihar saldırısı düzenlediği iddialarına ilişkin sorunun Pentagon tarafından geçiştirilmesi dikkati çekti.

AA muhabirinin söz konusu teröristin, bombalı saldırı düzenlemesine tepkilerinin ne olacağını sorması üzerine sözü Rankine-Galloway’a devreden Manning, Afrin operasyonunun "dikkatleri DEAŞ operasyonlarından çektiği" yönündeki iddiaları yineledi.

Konuya ilişkin açıklama yapan Binbaşı Galloway ise söz konusu iddialar konusunda elinde yeterince bilgi olmadığını söyledi.

Galloway şöyle devam etti:

"Afrin'de faaliyet gösteren Kürt gruplar DEAŞ ile mücadele koalisyonunun parçası değil. Oradaki Kürt gruplarla çalışmıyoruz. Oradaki tek odağımız ağırlıklı olarak Orta Fırat Vadisi'nin güneyine doğru DEAŞ'a karşı yürütülen operasyonlardır. Türk kuvvetleriyle çatışan oradaki Kürt grupların DEAŞ karşıtı koalisyon ile hiçbir ilgileri yok.”

Ancak Binbaşı Galloway, PYD/PKK militanlarının, Münbiç ve diğer ABD destekli bölgelerden Afrin'e geçtiği yönündeki bir soruya ise ellerinde bu geçişleri teyit edecek bilgi olmadığı yanıtını verdi. 

Muhabir: Kasım İleri

A.A

Başbakan Yardımcısı Akdağ: Yatırım reform paketini TBMM'ye sevk edeceğiz
DİĞER   
30.1.2018 08:45:59

ANKARA

Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, yatırım ortamının iyileştirilmesine yönelik 93 maddeden oluşan reform paketinin TBMM'ye sevk edileceğini söyledi.

"Türkiye'yi iş yapma kolaylığı açısından hak ettiği yere getireceğiz." diyen Akdağ, "Bu paketle Türkiye'nin geleceğine yatırım yapan yatırımcılarımıza 'iyi ki varsınız' diyoruz." ifadelerini kullandı.

Akdağ, "Türkiye'yi iş yapma kolaylığı açısından hak ettiği yere getireceğiz. Bu paketle Türkiye'nin geleceğine yatırım yapan yatırımcılarımıza 'iyi ki varsınız' diyoruz." şeklinde konuştu.

TTB Merkez Konseyi üyelerine gözaltı
DİĞER   
30.1.2018 08:43:35

ANKARA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Türk Tabipleri Birliği (TTB) yetkilileri hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, 11 yönetici hakkında gözaltı kararı verildiği bildirildi.

Başsavcılıktan yapılan açıklamaya göre, TTB yetkilileri hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu uyarınca yürütülen soruşturma  kapsamında, bu sabah itibarıyla yasal işlem başlatıldı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, haklarında karar çıkartılan TTB'nin 11 yöneticisinin gözaltına alınması için çalışma başlattı. Ankara merkezli 8 ilde gözaltı, arama ve el koyma işlemleri sürüyor.

Soruşturma kapsamında, TTB Başkanı Raşit Tükel'in de aralarında bulunduğu 8 TTB Merkez Konseyi üyesi gözaltına alındı.

Muhabir: Mehmet Tosun, Zafer Fatih Beyaz

Zeytin Dalı Harekatı kapsamında 649 terörist etkisiz hale getirildi
DİĞER   
30.1.2018 08:40:39

Genelkurmay Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetlerince hudutlarda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla Suriye'nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ'a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek, dost ve kardeş bölge halkını terör örgütü üyelerinin baskı ve zulmünden kurtarmak üzere 20 Ocak saat 17.00'de Zeytin Dalı Harekatı'nın başlatıldığı anımsatıldı.

Açıklamada, harekatın Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) terörle mücadeleye yönelik özellikle 1624 (2005), 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararları ve BM sözleşmesinin 51'inci maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı çerçevesinde, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak icra edildiği vurgulandı.

Harekatın planlama ve icrasında sadece teröristlerin ve onlara ait barınak, sığınak, mevzii, silah, araç ve gereçlerin hedef alındığının belirtildiği açıklamada, sivil/masum kişilerin ve çevrenin zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyetin gösterildiği bildirildi.

Hava Kuvvetlerince gerçekleştirilen hava harekatı ile PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütlerine ait sığınak, barınak, mühimmat deposu ve silah mevzii olarak kullanılan 3 hedefin imha edildiğinin belirtildiği açıklamada, şu bilgiler verildi:

"Zeytin Dalı Harekatı kapsamında bölgeden elde edilen bilgilere göre 33 PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütü mensubu etkisiz hale getirilmiştir. Harekatın başlangıcından itibaren etkisiz hale getirilen terörist sayısı 649 olmuştur."

Muhabir: Özcan Yıldırım

A.A

Yapay zeka ve robotlar küresel dengeler
DİĞER   
27.1.2018 19:36:22

Gelişen robotik teknolojiler ve yapay zeka alanındaki gelişmeler, gelecekte bilinen mesleklerin birçoğunu ortada kaldırarak yeni üretim biçimleriyle yeni bir küresel ekonomik dengenin kurulmasına neden olabilir. 

 

Dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan Amazon, kasa ödemesi gerektirmeyen, sadece "al ve çık" usulü olarak perakende terminolojisine giren ilk mağazasını bu hafta başında Seattle'da açtı.

 

Seattle’daki mağaza, yakın gelecekte tüm mağazaların gideceği istikameti göstermesi açısından son derece önemli... Yeni sisteme göre. mağazanın tavanına yerleştirilen kameralar sayesinde müşterilerin hareketleri, hangi ürünleri seçtiği takip ediliyor, mağaza çıkışında ise hiçbir şekilde kasa ödemesi gerekmiyor. Alınan ürünler, daha sonra müşterinin banka kartına yansıtılıyor.

 

Söz konusu örnek bile dikkate alındığında, yakın gelecekte milyonlarca insanın mesleklerinden olacağını söylemek mümkün.

 

Batılı ülkeler de bu sistemlerin geliştirilmesinde başı çekmekle kalmayıp istihdam piyasasını şimdiden buna göre şekillendirmenin yollarını arıyor.

 

Yönetim danışmanlık şirketi McKinsey & Company’nin tahminlerine göre, 2030 yılına kadar küresel tüketimin yaklaşık 23 trilyon dolar artış kaydetmesi beklenirken, tüketim talebinin büyük ölçüde gelişen ekonomilerden gelmesi öngörülüyor.

 

Yaşlı nüfus, Batılı gelişmiş ülkelerin kronik sorunlarından birini oluşturuyor. Bu ülkeler, robotik sistemler ve yapay zeka ile mal ve hizmetlerin üretimini, lojistiğini ve ticaretini sağlamaya devam edebilecek. Böylece yaşlı nüfuslarına karşın üretim ve ticaret pastasındaki paylarını koruyabilecek, hatta arttırabilecek.

 

Gelişen ekonomilerin nispeten düşük teknolojiye sahip genç nüfusunun ise tüketim talebi artmaya devam edecek.

 

Bu projeksiyonların gerçekleşmesi, bugünün endüstriyel üretim görünümünü baştan aşağıda değiştirmekle kalmayıp, bildiğimiz birçok mesleğin tamamen ortadan kalkmasına, küresel ekonomide kartların yeniden karılmasına neden olabilir.

 

4. Sanayi devrimi

İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ana başlığı 2016'da 4. Sanayi devrimi olurken, bu yıl ise jeopolitik tartışmaların ardından zirvenin en önemli konusu yapay zeka olarak belirlendi. 

 

Bilindiği üzere, ilk sanayi devrimi su ve buhar gücünü kullanarak mekanik üretim sistemlerinin oluşmasına imkan sağlarken, ikinci sanayi devrimi elektrik gücünün yardımıyla seri üretim sistemlerini oluşturdu. Üçüncü sanayi devriminde dijital sistemler, elektronik altyapılar ve bilgi teknolojilerinin kullanımı, üretimi daha da işlevsel hale getirdi.

 

Bugün 4. Sanayi devrimi olarak adlandırılan sistem; "nesnelerin interneti, hizmetlerin interneti ve siber-fiziksel sistemler" olarak sıralanan üç yapıdan oluşuyor. Söz konusu sistemde, akıllı fabrikalar kapsamında fiziksel işlemleri siber-fiziksel sistemlerle izlemek hedefleniyor. Bir anlamda, fiziksel dünyanın sanal bir kopyası oluşturulabilecek ve merkezi olmayan kararların verilmesi sağlanarak üretim başka bir seviyeye çıkarılacak.

 

Robotik sistemlerin, yapay zekanın üretimdeki payının giderek arttığı, hatta bizim adımıza karar verebildiği yeni bir döneme doğru ilerliyoruz.

 

İstihdam piyasası yeniden şekillenecek 

McKinsey & Company’nin "Gelecekte İstihdam, Yetenekler ve Gelirler Nasıl Şekillenecek?" başlıklı raporuna göre, otomasyon sistemlerindeki değişim nedeniyle 2030 yılına kadar dünyada yaklaşık 400 milyon ila 800 milyon insan işini kaybedebilir. Rakamın, otomasyon sistemlerinin uygulanma hızına göre minimum 400 milyon, maksimum 800 milyon olması bekleniyor.

 

75 milyon ila 375 milyon arasında insan ise mevcut mesleklerini bir tarafa bırakıp yeni beceriler kazanarak yeni alanlarda çalışmak zorunda kalabilir. "Kariyer ortası geçişi (mid-career path)" olarak bilinen bu meslek değişim süreci, gelişmiş ekonomilerde halihazırda uygulanıyor.

 

2030 yılına kadar Çin’de yaklaşık 100 milyon insanın mevcut uzmanlıklarını bırakarak yeni meslekler edinmesi bekleniyor. ABD ve Almanya’da ise 2030 yılına kadar mevcut çalışan nüfusun 3'te biri, Japonya’da ise yaklaşık yarısının yeni meslekler edinmek zorunda kalacağı tahmin ediliyor.

 

Robotlar vergilendirilsin

Dublin Trinity College'ta imalat sektörü araştırma görevlisi Jeff Morgan, Dünya Ekonomik Forumu için kaleme aldığı makalede, "İdeal olarak 4. Sanayi devrimi insanların, tekrara dayalı görevlerden kurtularak, bu işleri robotik araçlara bırakarak, daha fazla şeyi başarmasını sağlayacak. Teoride bu durum, insanların iş geliştirmeye, yaratıcılık gerektiren alanlara, bilime odaklanmasını sağlayacak." ifadelerini kullandı.

 

Morgan, 4. Sanayi devriminin en önemli parçası olan robotik sistemlerin büyük ölçüde kendi kendine çalışabileceğini belirterek, "İmalat sanayinde önümüzdeki yıllarda daha fazla insanın işten çıkarıldığını görebiliriz. Devamında insan çalışanları, robot çalışanlara karşı korumayı hedefleyen politik hareketler görülebilir. Robotları vergilendirmek gibi..." değerlendirmesinde bulundu.

 

AA

Bilim kurgu filmlerinde izlenilen türden, yapay zekanın sınırlarının ne olacağı daha şimdiden tartışılırken, insanların iş gücündeki payını koruyabilmesi için robotların vergilendirilmesinin mümkün olduğunu düşünen, yapay zekanın sınırlarının yasalarla çizilmesi gerektiğini söyleyen uzmanlar, bilim ve iş insanları, şimdiden çok farklı bir geleceğe işaret ediyor.

AK Parti İstanbul Teşkilatında değişim rüzgarı
DİĞER   
18.1.2018 17:42:39

 

AVAZTÜRK'ten Gizem Başarır'ın AK Parti Selim Temurci'ye teşekkür etmeye hazırlanıyor; haberinde AK Parti İstanbul İl Başkanlığına gelecek yeni isim hakkında bir haber yayımlandı. AK Parti İl Başkanlığına gelecek sürpriz isim.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "değişim ve yenilenme" çağrısı ile farklı bir temaya bürünen Adalet ve Kalkınma Partisi kongrelerinde İl Kongreleri takvimi daralırken, gözler Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlere çevrildi. 

 

Ankara, İstanbul başta olmak üzere 16 Nisan Referandumunda ciddi kayıp yaşanan illerde değişime gidilip gidilmeyeceği konuşulurken ilk bomba İstanbul'da patladı. AVAZTÜRK'ün AK Parti kulislerinden edindiği bilgiye göre; Mart ayı gibi yapılması planlanan Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul İl Kongresi'nde mevcut İl Başkanı Selim Temurci'ye teşekkür edilecek. 

 

TEMURCİ'NİN YERİNE ESKİ BAKAN

Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, en son İstanbul İl Yönetiminden 40'a yakın isimle yaptığı toplantıda, "İl'de ve İlçelerde yeni yönetimlerle yolumuza devam edeceğiz" ifadesini kullandığı öğrenilirken, Selim Temurci ile yola devam etmeme kararında, Temurci'nin kardeşinin, 15 Temmuz'dan sonra FETÖ'den 'gözaltına' alınmasının da önemli etkisi olduğu öne sürüldü.

 

Temurci'ye teşekkür edileceği öğrenilen İstanbul İl Kongresi'nde İl Başkanlığı için de sürpriz bir isim öne çıktı. Erdoğan'ın Temurci'den sonrası için eski Bakanlardan İdris Güllüce ismi üzerinde durduğu, yapılan temayül yoklamasında da İdris Güllüce ile Bayrampaşa eski İlçe Başkanı Cemil Yıldiz isminin en çok teveccüh gördüğü temayül birincisinin de İdris Güllüce olduğu öğrenildi.

 

 


İDRİS GÜLLÜCE KİMDİR?


1950 yılında Erzurum Hasankale’de doğan İdris Güllüce, İlköğrenimini Erzurum’da tamamladıktan sonra, eğitim ve çalışma hayatına İstanbul’da devam etti.

 

Üç dönemlik Tuzla Belediye Başkanlığından sonra; 28 Mart 2004’ten 8 Mayıs 2007′e kadar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis 1.Başkan Vekili olarak hizmetine devam etti.

 

8 Mayıs 2007′de, yerelden edindiği tecrübeleri Türkiye’ye aktarmak düşüncesiyle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis I. Başkan Vekilliği görevinden istifa ederek Ak Parti İstanbul 1. Bölge Milletvekili Adayı oldu.  22 Temmuz 2007 de Adalet ve Kalkınma Partisinden İstanbul 1. bölge Milletvekili seçildi.

 

TBMM Deprem Araştırma Komisyonu Başkanlığı yaptı. 12 Haziran 2011 de Adalet ve Kalkınma Partisinden 2. defa İstanbul 1. bölge Milletvekili seçildi.

 

Güllüce, ayrıca Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezinde, yerel yönetimler başkanlığında başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir. 

 

KAYNAK: AVAZTÜRK

İstanbul'da büyük operasyon
DİĞER   
25.12.2017 12:14:39

İstanbul'da terör örgütü DEAŞ'a yönelik 3 ayrı operasyon düzenlendi.

 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, 7 ilçedeki 12 adrese düzenledikleri eş zamanlı operasyonda terör örgütü DEAŞ adına faaliyette bulundukları tespit edilen yabancı uyruklu 45 şüpheliyi yakaladı.

 

Ekiplerce 2 ilçedeki 7 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda da 22 yabancı uyruklu zanlı yakalandı.

 

İstanbul'daki bir başka operasyonda ise DEAŞ üyesi olduğu iddia edilen ve Suriye'ye gidecekleri yönünde haklarında istihbari bilgi bulunan Fransız çift, Sabiha Gökçen Havalimanı'nda gözaltına alındı.

 

AA

Türk eserlerinin UNESCO'da altın yılı
DİĞER   
23.12.2017 19:56:47

Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Türkiye, kültürel ve tarihi zenginlikleriyle bu yıl, Birleşmiş Milletler Bilim, Eğitim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) kültür ve yaratıcı şehirler ağı gibi birçok listesinde yerini aldı.

 

Türkiye için bu yılın en önemli gelişmesi, örgütün 2017-2021 yılları dönemindeki Yürütme Kurulunda yer almaya hak kazanması oldu.

 

Fransa'nın başkenti Paris'te 30 Ekim- 14 Kasım tarihleri arasında düzenlenen UNESCO'nun 39. Genel Konferansı'nda yapılan seçimde Türkiye örgüte üye 134 ülkenin oyunu alarak kurula girmeye hak kazandı. Türkiye, kurulda 4 yıl görev yapacak.

 


Türkiye açısından diğer önemli bir gelişme Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacip'in eseri Kutadgu Bilig'i (Mutluluk Veren Bilgi) yazışının 950. yıl dönümü Kazakistan ve Azerbaycan'ın desteğiyle 2019 UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri programına alındı. Ayrıca, Edip Ahmet Yükneki'nin 12. yüzyılda kaleme aldığı Atabetül Hakayık'ın basılışının da 100. yıl dönümü Kazakistan ve Kırgızistan'ın desteğiyle gelecek yılki Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri Programı'na girdi.

 

UNESCO'nun Paris'teki Genel Merkezi'nde 24-27 Ekim'de düzenlenen Uluslararası Danışma Komitesi Toplantısı'nın ardından 78 yeni miras Dünya Belleği Kütüğü'ne alındı.

 

Türk Lehçeleri Divanı anlamını taşıyan ve 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut tarafından kaleme alınan Divanü Lugati't-Türk ve Piri Reis'in haritası da "Dünya Belleği Kütüğü"ne kaydedilen eserler arasında yer alarak Türk toplumunu gururlandırdı.

 

Aydın, Hatay, İstanbul ve Kütahya'ya UNESCO onuru


Polonya'nın Krakow kentinde temmuz ayında düzenlenen UNESCO 41. Dünya Miras Komitesi Toplantısı'nda da Aydın'ın Karacasu ilçesindeki Afrodisyas Arkeolojik Alanı, UNESCO Dünya Miras Listesi'ne girdi.

 

Afrodisyas, eski Yunan ve Roma dönemlerine ait en görkemli antik kent olma özelliğini taşıyor. Tanrıça Afrodit tapınağıyla ünlü Afrodisyas, milattan önce 2. yüzyıldan milattan sonra 6. yüzyıla kadar görkemini korudu. Afrodisyas ile Türkiye'nin Dünya Miras Listesi'ndeki varlık sayısı 17'ye ulaştı.

 

İstanbul, Hatay ve Kütahya da bu yıl UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na eklendi. Edebiyat, film, müzik, zanaat ve halk sanatları, tasarım, gastronomi ve medya olarak belirlenen 7 farklı temadan oluşturulan ağa Türkiye'den tasarım dalında İstanbul, gastronomi dalında Hatay, zanaat ve halk sanatları dalında da Kütahya dahil edildi.

 

Türkiye somut olmayan kültürel miras listesinde de varlığını gösterdi


Doğu Karadeniz'de halk arasında "kuş dili" olarak ifade edilen "ıslık dili" bu ay "UNESCO Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi"ne alındı.

 

Kuş dilinin ardından doğanın canlanması ile bolluk ve bereket beklentisini simgeleyen Hıdırellez, "UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi"ne eklendi.

 

Çanakkale'deki Assos Arkeolojik Alanı, Balıkesir Ayvalık Endüstriyel Kültürel Peyzajı ve Konya'daki İvriz Kültürel Peyzajı da "UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi"ne kaydedildi. Bu şekilde Türkiye'nin listedeki kültür varlığı sayısı 72'ye yükseldi.

 

 

276 tane Haberden 1 - 20 arası gösteriliyor
Sayfalar :1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10 - 11 - 12 - 13 - 14Geri · İleri
Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?