Mario adlı robot hastalara yardımcı oluyor
Okunma Sayısı : 222   
14.6.2018 17:21:52

 


Mario adı verilen bu robot, aşırı bunamadan şikayetçi hastalarla iletişim kurabiliyor. Onlarla konuşabiliyor; müzik çalıp, onlara günlük haberleri verebiliyor. Bu nasıl, nereye kadar mümkün olabilir ? Bu sorunun yanıtı için araştırmacılar, İrlanda'daki bir bakım merkezinde bu robot üzerinde deneylerini sürdürüyor.

 

Bu deney amaçlı robot bugün Mary ile tanışıyor. Bu kadın 83 yaşında. Ona iki yıl önce demans teşhisi konuldu. Ancak Mario, bir müddet için de olsa bu kadının hafızasını canlandırabiliyor.

 

İrlanda'daki Galway Üniversitesi'ndeki elektrik mühendisi Adam Santorelli bu konudaki çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi: "Demans hastaları günlük faaliyetleri hemen hatırlayamayabilirler, ancak onlar gençliklerinden kalma şarkılardaki sözleri hatırlarlar. Onları bu şekilde mutlu edilmesini görmek gerçekten çok hoş bir şey. 

 

St Brendan Bakım Merkezi yöneticisi John Coen ise şunları söyledi: "Burada müzik ve ışıklar var, ayrıca robotun daha yapabileceği başka işler de var. Robot, hastaların konuşmasına da yardımcı olabilir. Onlar, ilk başta robotun neler yapabileceğini görünce şaşırıyorlar.

 

Aşırı bunamanın etkileri, beynin uyarılması ve kendini algılamadaki basit değişikliklerle engellenebilir ve geriletilebilir. Bu da Mario'nun rolleri arasında. Araştırmacılara göre, bu konuda daha atılacak çok adım var.

 

Santonelli'nin robotun katkıları konusunda oldukça iyimser: Demans hastalarına hangi müziği arzu ettiklerini sormak veya buna benzer basit bir şeyi seçmelerini istemek bile oldukça zor olabilir. Demans hastalarıyla yaptığımız çalışmada bunun zor olduğunu gördük. Sonunda matematiksel bir süreci tercih ettik. Bazı desenler seçtik, onları denedik ve bunun da karışık olduğunu gördük. Sonuçta, bilgisayar yazılımcılarıyla konuşarak, bu seçenekleri daha basitleştirmelerini ve demans hastalarının kullanabilecekleri bir hale getirmelerini istedik.

 

Mario, Avrupa araştırma projesi ve bilim adamları tarafından geliştirildi. Onlarca demans hastası, onu İngiltere, İrlanda ve İtalya'da denedi.

 

Demans hastası bir kadın ise görüşlerini şu şekilde dile getirdi: Ben örneğin, günün hangi saatinde olduğumuzu, hangi saatte kahvaltı edeceğimi, ne zaman tuvalete gideceğimi hatırlamıyorum, bu makine bunları hatırlamamı sağlıyor. Yapmak istediğim şeylerle ilgili belgelere de sahip olmayı umut ediyorum.

 

Araştırmacılar, robotların insanın yapacağı bakıcılığı hiç bir zaman karşılamayacağı gerçeğini kabul ediyor. Ancak onlar, robotların demans hastalığına bağlı olarak yalnızlık ve dışlanma duygusunu bazı anlarda azaltabileceği görüşünde.

 

Galway Üniversitesi'nde görevli Sally Whelan'ın görüşleri ise şu şekilde: Burada ağır bir demans hastası beyefendi vardı, gününü koridorda sürekli yürüyerek geçiriyordu, kimseyle iletişim kurmaya da çalışmıyordu. Mario'nun oyun uygulamalarını kullanarak, oturup resim yapmaya başladı, şimdi artı oturup 40 dakika boyunca resim yapabiliyor.

 

Araştırmacılar, 5 veya 6 yıl içinde Mario'yu pazarda satışa sunmak için gerekli teknolojinin hazır olacağı görüşünde.

 

Aynı üniversitede çalışan Dympna Casey ise bu sürenin daha bile az olacağı görüşünde: Teknoloji ve inovasyon projeleri çok hızlı gittiği için, bu süreden önce bile robotun pazara sunumu gerçekleşebilir. Ancak, bu robotu pazara sunmadan önce daha ince ve hassa ayarların yapılması gerekir.

 

EURONEWS

Tarım ve hayvancılıkta akıllı sensör devrimi
Okunma Sayısı : 254   
14.6.2018 16:51:04

 

Brian’ın ailesi bu çiftliği üç kuşaktır yönetiyor. Ancak günlük süt sağdıkları bu ineklerin bakımı hiç bu kadar kolay olmamıştı. Brian’ın cep telefonuna çiftliğin bilgisayar sisteminden otomatik elektronik postalar geliyor. Bu sayede ineklerin sağlık ve verimlilik durumundan haberdar oluyor. Tüm bu veriler ineklerin ayaklarında takılı olan bilekliklerden geliyor.

 


Birçok teknolojiyi bir araya getirdik. Sensörler ayrı ayrı çalışıyor ve sonra da birleşiyor. Amacımız çok amaçlı bir sensör geliştirmek. 

 

 

 

 

Brian Weatherup, Çifçi: Bileklik her şeyi kaydediyor. İneklerin yeme içmelerinde azalma olduğunda, geviş getirme süreleri ve hareket kabiliyetleri düştüğünde haberimiz oluyor. Bu sayede ineklerin hasta olup olmadığını anlayabiliyoruz. Bu bilekliğin bize sağladığı veriler sayesinde hayvanların sorunları daha da büyümeden engelleyebiliyoruz.

 

Yemek yerken hayvanların boynundaki kaslar çalışıyor. Bu hareket de ineklerin ayak bileklerindeki sensörleri harekete geçiriyor. Kablosuz alıcılar sayesinde hayvanların konumları çevrim içi olarak da görülebiliyor. Bu sayede inekler geniş meralarla kaybolmadan otlayabiliyor.

 

 

Ivan Andonovic, Strathclyde Üniversitesi Araştırma Görevlisi, Glasgow: “Son 10 sene içerisinde ‘hayvanları izleme teknolojisi’ çok daha ucuz, ekonomik, yüksek fonksiyonlu hale geldi. Bu teknolojide kullanılan alet ve edevatın boyutu da küçülerek, çok daha kullanışlı hale geldi. Bu sebeple çiftçilik yaparken yüksek teknolojiden faydalanabilir ve bunu da çok çok ucuz bir yolla başarabilirsiniz.

 

Analiz robotları her farklı inekten elde edilen sütün kalitesini, miktarını ve içeriğini ölçüyor. Çiftçiler bu bilgileri hayvanların üretim kapasitesini ve sağlıklarını korumak için kullanabiliyor. Bir Avrupa araştırma projesinde geliştirilen bu ve diğer önemli teknolojiler, İngiltere genelinde 24 farklı çiftlikte kullanılarak tarım sektöründeki verim ve sürekliliğin artırılması hedefleniyor.

 

Freddie Reed, The Agri-EPI Centre, Proje Müdürü: Öncelikle sorunları tespit ediyor, ardından da bu sorunlarla ilgili verileri toplayarak çiftlikte neler olduğunu anlayabiliyoruz. Bu sayede üretimdeki azalmayı ve buna neden olan problemleri saptayarak, daha randımanlı üretim yapabiliyoruz.

 

Brian bu teknolojiyi kullanarak 6 ay içerisinde verim oranını yüzde 20 artırmış ve inekler daha sağlıklı hale gelmiş. Çiftçiler üretim zincirinin diğer evrelerinde de bu teknolojiyi kullanmak ve veri alış-verişini daha geniş kapsamda yapmak istiyor.

 

 


Ivan Andonovic, Strathclyde Üniversitesi Araştırma Görevlisi, Glasgow: Brian ve diğer çiftçi arkadaşlarının işini kolaylaştırdığımız nokta şu. Bileklik sistemi sayesinde sürekli ve kolayca anlaşılabilen bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bu bilgileri sistem içerisinden alabiliyor aynı zamanda da sisteme komutlar göndererek robotları dışarıdan yönetebiliyorsunuz.

 

İspanya’nın Almeria şehrinde on binlerce sera bulunuyor. Bu seraların çoğu bölgede yaşayan aileler tarafından işletiliyor. Avrupa’nın tükettiği domates, biber ve diğer birçok sebze buradan tedarik ediliyor. Bu seralarda aynı zamanda bazı araştırmalar da yapılıyor. Seraların bazılarında sensörler var. Bitkilerin gelişim süreci bu sensör teknolojisiyle izlenebiliyor.

 

Manuel Berenguel, Kontrol Müdendisi, Almeria Üniversitesi: Üreticilerin daha fazla verim elde edebilmeleri için, tek bir bulut veri tabanı içerisine sebzelerin gelişim aşamasını, daha anlaşılabilir bir dille kaydetmeye çalışıyoruz. Daha sonra yapay zeka ile birlikte bu bilgi bankasını kullanıyoruz. Bu sayede tüm bölgenin verim haritasını çıkarıyor ve çiftçilerin üretim miktarını artırmalarına yardımcı olmaya çalışıyoruz.

 

 

Toprak nemi, bitkilerin ağırlığı, hava bileşenleri ve diğer veriler kaydediliyor. Bu sayede sulama ve gübre kullanımı en aza indirilerek üreticilerin daha fazla verim alması sağlanıyor. Akıllı tarım yapmanın uzun vadede ekonomik ve sosyal faydaları var. Bu sayede çevre dostu tarım yapmak daha da kolaylaşıyor.

 

Cynthia Giagnocavo, Almeria Üniversitesi Araştırma Görevlisi-COEXPHAL: Tarım sektöründe oluşturulan bu bilgi ağı, sensörler ve diğer bilgi bankaları belli bir aşamada toplanarak üreticilere ait kooparatifler tarafından kullanılıyor. Bu sayede çiftçiler üretim aşamasının her safhasına daha hakim bir konuma yükselerek, verim oranını, su tasarrufunu artırıyor. Bunun yanında daha az işçi çalıştırarak pazar hakkında daha fazla bilgi sahibi oluyor ve gerekli ürünleri ona göre yetiştirebiliyor.

 

 

Domatesler toplandı ancak hasat devam ediyor. Kullanılan son teknoloji sayesinde burada günde iki milyon kilo domates üretilebiliyor. Makineler her bir domatesin fotoğrafını ayrı ayrı çekerek, onları boyutları, renkleri ve lezzetlerine göre sınıflandırma yapabiliyor.

 

Cristobal Ferriz, Operasyon Sorumlusu, CASI: “Bu teknoloji: https://www.iof2020.eu/ bize rekabeti artırmak için büyük avantaj sağlıyor. Şu anda Avrupa’da kullanılan son teknoloji bu diyebilirim. Gördüğünüz gibi bu tesiste çok az kişi çalışıyor. Kısaca, insan eliyle yapılan pahalı ve karmaşık iş akışı en düşük seviyede.

 

Araştırma görevlileri üretim aşamasında elde edilen tüm bilgileri tek bir veri tabanında toplayarak, her bir domatesin tarladan raflara kadar geçirdiği tüm evreleri izleyebiliyor. Bu sayede gıda ürünlerinin güvenli bir şekilde üretilmesi ve verimin artırılması sağlanıyor.

 

Jorge A. Sanchez-Molina, Araştırma Kontrol Görevlisi, Almeria Üniversitesi: Bu sayede çiftçiler üretim aşamasındaki her bilgiye, dağıtıcı firmalar ticaretini yaptığı meyve ve sebzenin kalitesine ve tüketiciler de satın aldıkları ürünün raflara gelene kadar geçirdiği evrelerle ilgili tüm bilgiye ulaşabiliyor.

 

 

Bu sensörler daha birçok farklı alanda kullanılabiliyor, örneğin deniz altında… Suyun kirlilik oranını ölçebilmek için en sağlam yöntem nedir? İngiltere’nin güneyinde çalışan araştırma görevlileri suyun kimyasal analizini yapan mini-laboratuvarlarını test ediyor.

 

İnsan eliyle ortaya çıkan atık maddeler en sonunda denizlere karışır. Bu atıkların içerisinde nitrojen ve fosfor gibi birçok farklı kimyasal bulunur. Bu sebeple su altındaki ekosistem zarar görür. Gün içerisinde suya karışan kimyasalların oranı değişiklik gösterir. Sıradan laboratuvarlar bu oranı an be an ölçemez. Bu sorunu çözmek için laboratuvarı denizaltına taşımak gerekiyor.

 

Alex Beaton, Sensör Geliştirme Uzmanı, Ulusal Okyanus Araştırma Merkezi: Denizden numune alıp laboratuvara getirmek yerine, suyun içerisine sensörler koyuyor ve uzun vadeli projelerde her 15 dakikada bir analiz yaparak büyük bir veri bankası elde ediyoruz. Bu sayede suyun değişken yapısını net bir şekilde analiz edebiliyoruz. Denizden numune alıp laboratuvara getirmekle bu bilgileri elde edemezdik.

 

Bir Avrupa araştırma projesinde geliştirilen bu aygıtın adı mini çip laboratuvar. Bu sistem kısmen taşınabiliyor ve laboratuvarda mümkün olan birçok analizi de yapabiliyor. Kullanmasıysa oldukça basit. Laboratuvarda çalışmayan, kimya alanında uzman olmayan sıradan biri bile bu aleti kolaylıkla kullanıp su içerisindeki yabancı madde oranını ölçebilir.

 

Doug Connelly, Deniz Kimyası Mühendisi, Senseocean Proje Koordinatörü: Birçok teknolojiyi bir araya getirdik. Sensörler ayrı ayrı çalışıyor ve sonra da birleşiyor. Amacımız çok amaçlı bir sensör geliştirmek. Bu sayede suyun yabancı madde oranını, ısısını, PH değerini, tuzluluk miktarını aynı anda ölçebiliyoruz. Bu sayede suyun içerisinde neler olup bittiğini birçok farklı açıdan görebiliyoruz.

 

Mini çip laboratuvar’ plastik bir tabaka üzerinde kurulu. Sıvı ölçümü için karmaşık tüp sistemlerine sahip. Optik sensörler sudaki renk değişikliği kaydediyor. Bu da, suya bazı kimyasalların karıştığının bir göstergesi.

 

Tüm kimyasallar aygıtın içerisinde özenle muhafaza ediliyor.

 

Alex Beaton, Sensör Geliştirme Uzmanı, Ulusal Okyanus Araştırma Merkezi: Bu aygıt okyanusun derinliklerine inmek için tasarlandı. Şu anda beş bin metreye kadar inebilir. Bu rakam yakında altı bine çıkacak. Burada basınçlı kapsülün içerisinde altı bin metre derinlik için dayanıklılık testine tabi tuttuk.

 

Akademisyenler KOBİ’lerle birlikte çalışarak bu aygıtın boyutunu, işlevini ve projenin maliyetini azaltmaya çalışıyor. Tıpkı ticari olarak piyasada satılan ve suyun içerisindeki organik molekül oranını ölçen bu florometre gibi.

 

John Attridge, Optik Mühendisi, Chelsea Technologies Group: Projenin amaçlarından biri de geniş çaplı sensörleri basit ve küçük bir tasarımda birleştirmek. Tüm uygulamaları dahil ederek kullanımını daha da kolaylaştırmak istiyoruz.

 

Bu aygıtın üretim aşamasını kolaylaştırmak hiç de kolay değil… Danimarka’daki Aarhus Üniversitesi, tüm dünyadaki araştırma görevlileri için özel sensörler geliştiriyor. Her sensör cam tüplerin içerisinde elle üretiliyor. Üretim aşamasına büyük özen gösteriliyor. Çünkü tüplerin ucundaki deliklerin sadece birkaç mikron genişliğinde olması gerekiyor.

 

Rasmus Eliasen, Mikrosensör Teknisyeni, Unisense: Haftada aynı standartta 20 adet üretebiliyorum. Oksijen sensörünün boyutu değişmiyor. Bu sebeple onları üretmek diğerlerinden daha kolay.

 

Oksijen molekülleri ve diğer maddeler ince bir zardan geçerek küçük ve dar olan deliğin içerisine giriyor, ve sonra da platin tellere dokunarak aygıtın ölçüm yapabileceği küçük bir akım yaratıyor. Bu mikro-sensörler kan analizi, kirlilik oranı kontrolü ve sera gazı emisyonu ölçümü gibi birçok farklı amaçla kullanılabiliyor.

 

Niels Peter Revsbech, Biyokimya Araştırma Görevlisi, Aarhus Üniversitesi: Bu aygıta endüstride büyük ihtiyaç var. Örneğin azot oksit sensörleri, atık sular arıtılırken açığa ne kadar azot oksit çıktığını tespit edebiliyor. Geliştirdiğimiz sensörler de aynı mantıkla çalışıyor. İçerisinde küçük mikro çipler var. Ancak daha sağlam üretilebilir. Bu sayede su arıtma tesisleri içerisine monte edilebilir. Piyasada bu teknolojiye büyük ihtiyaç var.

 

Mikro-sensörleri geliştiren araştırmacılar piyasadaki bu büyük talebi karşılayabilmek için cam yerine plastik kullanmak istiyor. Bu sayede aygıt daha esnek, uzun ömürlü şekilde ve ucuza üretilebilir.

 

Soren Porsgaard, Teknoloji Geliştirme Uzmanı, Unisense: Buradaki iki sensörü kıyaslarsak aynı boyutlara ve zar çeperine sahip olduklarını görürüz. Ancak zardan geçen molekül sayısı değişebilir. Ve dış tarafları da çok farklı şekilde üretiliyor. Bunu yapmamızın sebebi dayanıklılığı artırmak. Ayrıca plastik olanları camdan yapılanlardan daha ucuza üretebiliriz. Çünkü bu el yapımı.

 

Gelişen teknoloji sayesinde bu sensörler çiftliklerden, tarlara ve okyanusların derinliklerine kadar kullanılabiliyor. Bu sayede etrafımızı saran dünyanın karmaşık yapısını çözebiliyoruz.

 

 

EURONEWS

Beynin ruhsal deneyimlerin şekillendiği bölgesi bulundu
Okunma Sayısı : 273   
4.6.2018 03:28:54

 

ABD'nin Yale ve Columbia Üniversitelerinden bilim adamları, 27 genç yetişkin üzerinde yaptıkları çalışmada, deneklerin ruhsal deneyimleri sırasında beynin yan zarındaki nöron faaliyetinin arttığını tespit etti.

 

Araştırmada, deneklerden, geçmişte yoğun stres ve gevşeme duyguları yaşadıkları deneyimler ile dinsel yahut dünyevi, varlıklarının ötesinde doğa, başka insanlar ve üstün bir varlıkla manevi temas halinde hissettiklerini anlatmaları istendi.

 

Anlatımları sırasında deneklerin beyin faaliyetini izlemek için fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) grafikleri çekildi.

 

Deneklerin yaşadığı farklı ruhsal deneyimlerinin, genel olarak beynin yan zar bölgesindeki nöron faaliyetini etkilediğini tespit edildi.

 

Araştırmacılar insanın benliğinin ötesine geçtiği ruhsal deneyimler için nöro-biyolojik bir konum tayin edebilmenin, akıl ve ruh sağlığı hastalıklarının tedavisinde ve bağımlılıkla mücadelede bu türden deneyimlerinden nasıl faydalanılabileceğinin anlaşılması açısından önemli olduğunu vurguladı.

 

Araştırmanın sonuçları "Cerebral Cortex" dergisinde yayımlandı.

 

AA

Şoförsüz uçan taksiler geliyor
Okunma Sayısı : 568   
10.2.2018 01:12:51

İnsansız hava araçları ile şehiriçi yolcu taşınması hayal olmaktan çıkıyor. Çinli EHang firması 184 adını verdiği Drone tipi sürücüsüz araçla 15 km süren test yolculuğunu başarıyla gerçekleştirdi.

 

Kara yolunda sürücüsüz araç teknolojisiyle yolcu taşıma denemeleri henüz deneme aşamasındayken Çinli bir firma dünyanın ilk yolculu uçan taksisini otonom özellikle üretmeyi başardı.

 

İki yıl önce Vegas'ta yapılan CES fuarında drone şirketi Ehang tarafından konsept olarak tanıtılan ve 184 ismi verilen aracının ilk insanlı uçuşunun videosu yayımlandı.

 

Dört pervaneli dev bir robot helikopteri andıran aracın kontrol paneline gideceğiniz yeri yazmanız yeterli. Pilot gereksinimi duymayan araç otonom teknolojisi sayesinde yolcuyu istenen noktaya ulaştırıyor.

 

Henüz olgunlaşmamış olan teknolojiyle ilgili güvenlik kaygılarını gidermek adına sürücüsüz hava aracının yolcu koltuğuna Ehang CEO'su Huazhi Hu geçti ve ilk test uçuşunu yaptı.

 

 

 


İki versiyona sahip olan 184 hava aracının orijinalinde 1 koltuk ve 8 pervanenin bulunduğu 4 kollu bir yapı var. İkinci ve son tasarımda ise oturma alanı genişletilmiş. Pervane sayısı 16, kol sayısı ise 8.

 

Guangzhou merkezli şirket şu ana dek 1000 kez test uçuşu yapıldığını ve bu testlerde 230 kilogram yükle 300 metre dikey tırmanış gerçekleştirildiğini belirtti. Test uçuşlarında 15 kilometre süren uçuşlarda saatte 130 km azami hıza ulaşıldı. Çinli firmanın iddiasına göre araç 7. derecedeki sert rüzgarlara bile dayanabiliyor. Beaufort ölçeğinde sarı alarma denk geldiği bilinen bu ölçekte rüzgarın hızı 50-61 km arasında değişiyor.

 

EHang 184 alanında ilk olsa da rakipleri de boş durmuyor. Geçtiğimiz günlerce Fransız havacılık devi Airbus hava taksisi adını verdiğini Vahana'nın ilk deneme uçuşunu yapmıştı. Amerikalı Uber ve Boeing ile Alman Volocopter gibi firmaların ise çalışmalarının devam ettiği biliniyor.

 

AJANSLAR

 

Yapay zeka ve robotlar küresel dengeler
Okunma Sayısı : 476   
27.1.2018 19:36:22

Gelişen robotik teknolojiler ve yapay zeka alanındaki gelişmeler, gelecekte bilinen mesleklerin birçoğunu ortada kaldırarak yeni üretim biçimleriyle yeni bir küresel ekonomik dengenin kurulmasına neden olabilir. 

 

Dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan Amazon, kasa ödemesi gerektirmeyen, sadece "al ve çık" usulü olarak perakende terminolojisine giren ilk mağazasını bu hafta başında Seattle'da açtı.

 

Seattle’daki mağaza, yakın gelecekte tüm mağazaların gideceği istikameti göstermesi açısından son derece önemli... Yeni sisteme göre. mağazanın tavanına yerleştirilen kameralar sayesinde müşterilerin hareketleri, hangi ürünleri seçtiği takip ediliyor, mağaza çıkışında ise hiçbir şekilde kasa ödemesi gerekmiyor. Alınan ürünler, daha sonra müşterinin banka kartına yansıtılıyor.

 

Söz konusu örnek bile dikkate alındığında, yakın gelecekte milyonlarca insanın mesleklerinden olacağını söylemek mümkün.

 

Batılı ülkeler de bu sistemlerin geliştirilmesinde başı çekmekle kalmayıp istihdam piyasasını şimdiden buna göre şekillendirmenin yollarını arıyor.

 

Yönetim danışmanlık şirketi McKinsey & Company’nin tahminlerine göre, 2030 yılına kadar küresel tüketimin yaklaşık 23 trilyon dolar artış kaydetmesi beklenirken, tüketim talebinin büyük ölçüde gelişen ekonomilerden gelmesi öngörülüyor.

 

Yaşlı nüfus, Batılı gelişmiş ülkelerin kronik sorunlarından birini oluşturuyor. Bu ülkeler, robotik sistemler ve yapay zeka ile mal ve hizmetlerin üretimini, lojistiğini ve ticaretini sağlamaya devam edebilecek. Böylece yaşlı nüfuslarına karşın üretim ve ticaret pastasındaki paylarını koruyabilecek, hatta arttırabilecek.

 

Gelişen ekonomilerin nispeten düşük teknolojiye sahip genç nüfusunun ise tüketim talebi artmaya devam edecek.

 

Bu projeksiyonların gerçekleşmesi, bugünün endüstriyel üretim görünümünü baştan aşağıda değiştirmekle kalmayıp, bildiğimiz birçok mesleğin tamamen ortadan kalkmasına, küresel ekonomide kartların yeniden karılmasına neden olabilir.

 

4. Sanayi devrimi

İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ana başlığı 2016'da 4. Sanayi devrimi olurken, bu yıl ise jeopolitik tartışmaların ardından zirvenin en önemli konusu yapay zeka olarak belirlendi. 

 

Bilindiği üzere, ilk sanayi devrimi su ve buhar gücünü kullanarak mekanik üretim sistemlerinin oluşmasına imkan sağlarken, ikinci sanayi devrimi elektrik gücünün yardımıyla seri üretim sistemlerini oluşturdu. Üçüncü sanayi devriminde dijital sistemler, elektronik altyapılar ve bilgi teknolojilerinin kullanımı, üretimi daha da işlevsel hale getirdi.

 

Bugün 4. Sanayi devrimi olarak adlandırılan sistem; "nesnelerin interneti, hizmetlerin interneti ve siber-fiziksel sistemler" olarak sıralanan üç yapıdan oluşuyor. Söz konusu sistemde, akıllı fabrikalar kapsamında fiziksel işlemleri siber-fiziksel sistemlerle izlemek hedefleniyor. Bir anlamda, fiziksel dünyanın sanal bir kopyası oluşturulabilecek ve merkezi olmayan kararların verilmesi sağlanarak üretim başka bir seviyeye çıkarılacak.

 

Robotik sistemlerin, yapay zekanın üretimdeki payının giderek arttığı, hatta bizim adımıza karar verebildiği yeni bir döneme doğru ilerliyoruz.

 

İstihdam piyasası yeniden şekillenecek 

McKinsey & Company’nin "Gelecekte İstihdam, Yetenekler ve Gelirler Nasıl Şekillenecek?" başlıklı raporuna göre, otomasyon sistemlerindeki değişim nedeniyle 2030 yılına kadar dünyada yaklaşık 400 milyon ila 800 milyon insan işini kaybedebilir. Rakamın, otomasyon sistemlerinin uygulanma hızına göre minimum 400 milyon, maksimum 800 milyon olması bekleniyor.

 

75 milyon ila 375 milyon arasında insan ise mevcut mesleklerini bir tarafa bırakıp yeni beceriler kazanarak yeni alanlarda çalışmak zorunda kalabilir. "Kariyer ortası geçişi (mid-career path)" olarak bilinen bu meslek değişim süreci, gelişmiş ekonomilerde halihazırda uygulanıyor.

 

2030 yılına kadar Çin’de yaklaşık 100 milyon insanın mevcut uzmanlıklarını bırakarak yeni meslekler edinmesi bekleniyor. ABD ve Almanya’da ise 2030 yılına kadar mevcut çalışan nüfusun 3'te biri, Japonya’da ise yaklaşık yarısının yeni meslekler edinmek zorunda kalacağı tahmin ediliyor.

 

Robotlar vergilendirilsin

Dublin Trinity College'ta imalat sektörü araştırma görevlisi Jeff Morgan, Dünya Ekonomik Forumu için kaleme aldığı makalede, "İdeal olarak 4. Sanayi devrimi insanların, tekrara dayalı görevlerden kurtularak, bu işleri robotik araçlara bırakarak, daha fazla şeyi başarmasını sağlayacak. Teoride bu durum, insanların iş geliştirmeye, yaratıcılık gerektiren alanlara, bilime odaklanmasını sağlayacak." ifadelerini kullandı.

 

Morgan, 4. Sanayi devriminin en önemli parçası olan robotik sistemlerin büyük ölçüde kendi kendine çalışabileceğini belirterek, "İmalat sanayinde önümüzdeki yıllarda daha fazla insanın işten çıkarıldığını görebiliriz. Devamında insan çalışanları, robot çalışanlara karşı korumayı hedefleyen politik hareketler görülebilir. Robotları vergilendirmek gibi..." değerlendirmesinde bulundu.

 

AA

Bilim kurgu filmlerinde izlenilen türden, yapay zekanın sınırlarının ne olacağı daha şimdiden tartışılırken, insanların iş gücündeki payını koruyabilmesi için robotların vergilendirilmesinin mümkün olduğunu düşünen, yapay zekanın sınırlarının yasalarla çizilmesi gerektiğini söyleyen uzmanlar, bilim ve iş insanları, şimdiden çok farklı bir geleceğe işaret ediyor.

Dijital teknolojide gazetecilik yeni boyut kazanmaya devam ediyor
Okunma Sayısı : 500   
9.1.2018 12:01:13

İnsanların iletişim, öğrenme, bilgi ve haber alma ihtiyacı doğrultusunda ortaya çıkan, gelişen teknolojiyle her geçen gün kendini yenileyen gazetecilik mesleği, dönem içinde devrim sayılan taş ve kağıt baskıların ardından dijital teknolojilerle yeni boyut kazanmaya devam ediyor.

 

İnsanlığın en köklü unsurlarından iletişim, dünyanın en eski ve güncel meslekleri arasında yer alıyor. İletişimin gelişmesiyle haberleşmeye dönüşen sistemde insanlar, zaman içerisinde birbirleriyle; bazen dumanla ya da kuşla, kimi zaman da kil tabletlere veya kayalara yazılan yazılarla haberleşmiş. İnsanın öğrenme ve haberleşme ihtiyacına karşılık veren, "Dünya döndükçe var olacak" meslek grupları arasındaki gösterilen gazetecilik, gelişen teknolojiyle de her geçen gün kendini yeniliyor.

 

Daktilo başta olmak üzere analog yazı makinelerinin devrim sayıldığı dönemleri geçerek teknolojideki gelişmelerle dijital dünyaya açılan gazetecilik, internet ve sosyal medyanın taşınabilir cihazlarla uyumlu hale getirilmesiyle yeni boyut kazanmaya devam ediyor.

 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Özçağlayan, gelişen gazetecilik teknolojisinin dünü ve bugününü AA muhabirine anlattı. Özçağlayan, herkesin değişimden bahsettiği bir dönemden geçildiğini, özellikle teknolojinin bu dönemde belirgin bir faktör olarak kişinin karşısına çıktığını belirtti.

 

Teknolojinin, değişimin en önemli dinamiklerinden biri olduğunu ve hayatın her alanını etkilediğini dile getiren Özçağlayan, etki alanı içerisinde; habere ulaşma, haberi üretme ve haberi tüketme dinamiklerinin de yer aldığını söyledi.

 

İletişim alışkanlıklarında özellikle son 20 yılda internetin insan hayatına girmesiyle büyük değişimler yaşandığını vurgulayan Özçağlayan, "2000'li yılların başından itibaren internetin derinlik kazanması, altyapısının gelişerek hızlanması internetin boyutunu da değiştirdi. Bunun yanına özellikle son 5-6 yıldır mobil internetin gelmesi, taşınabilir cihazların üzerinden her şeyi takip etmenin, üretmenin ve dağıtmanın mümkün olması ezberleri bozdu." dedi.

 

Gazetecilikte gelişen teknolojiyle birlikte kağıttan elektroniğe geçiş olduğunu aktaran Özçağlayan, "Kağıt gazete halen varlığını sürdürmesine rağmen kağıttan elektronik ortama doğru bir geçiş var. Gazetelerin bir kısmı bunu öngördü, kendini buna hazırladı. Bir kısmı öngöremedi, kendini hazırlamakta geç kaldı. Ama şu anda herkes buraya doğru bir dönüşüm içerisinde. Dolayısıyla teknolojinin temel dinamiğini oluşturduğu değişim medyayı da etkiliyor. Medya ekonomisinde dinamikleri, okur-gazeteci ilişkisini, editoryal süreçleri, haberin üretim ve dağıtım süreçlerini etkiliyor." ifadelerini kullandı.

 

  • Dünya döndüğü sürece bu meslek devam edecek

Kağıda basılı gazetelerin ortadan kalkmasının gazetecilik mesleğini akamete uğratmayacağını söyleyen Özçağlayan, şöyle devam etti:

 

"Dünya döndükçe insanların habere ve bilgiye ihtiyacı olacak. İnsanların olabilecekleri önceden görüp kendini ona hazırlama gibi bir refleksi var. Bu, hayatta kalma güdüsü ile ilişkili. Biz canlı varlıklar olarak hayatta kalmaya programlamışız kendimizi. Öyle bir içsel motivasyonumuz var. Hayatta kalabilmemiz için de olabilecekleri, tehlikeleri, tehditleri görebilmek lazım. Mesela; yeryüzünde çok az insan vardır ki hava durumunu izlemesin. Bu adam çiftçi mi? Ziraatla mı uğraşıyor? Hayır. Her insan ertesi gün havanın nasıl olacağını merak ediyor. Öğrenince ne oluyor? Ertesi gün kendisini nasıl bir hayat bekliyor, buna hazırlanmak için yapıyor. Hazırlayınca ne oluyor? Kendini güvende ve rahat hissediyor. Dünya döndüğü sürece bu meslek devam edecek. İnsanın habere ve bilgiye ihtiyacı hiçbir zaman bitmeyeceği için bu haberi ona getirecek insanlara ve araçlara her zaman ihtiyacı olacak. Biz bugün nasıl 'kil tabletim nerede?' diye oturup ağlamıyoruz, 'parşömenim nerede?' diye ağlamıyoruz, çünkü onlar vardı o zaman, yarın öbür gün kağıda basılı gazete giderse belki de başka cihazlar girecek hayatımıza." 

 

  • Sosyal medyada güven sorunu var

Sosyal medyada bir güven sorunu bulunduğunun da altını çizen Özçağlayan, "İnsanların alıştığı araçlar bir anlamda güvendiği araçlar da oluyor. Aynı TV kanalını seyreder, doğrudur yanlıştır ama onun istediği mesajları veriyordur, ona göre doğru odur. Esasen gazeteciliğin ilkeleri var, haberi yazmadan, insanların önüne koymadan evvel farklı kaynaklardan doğrulayacaksın... O doğrulama kısmı hız konusuyla çatışıyor. Olmayan bir şeyi olmuş gibi koyduğunuz zaman senin okurların sana duyduğu güveni kaybedebiliyor." değerlendirmesini yaparak, şöyle devam etti:

 

Aynı zamanda gazeteciliğin temel ilkeleri de çiğnenmiş oluyor. Çünkü doğrulamadığın haberi koymak temel ilkeleri çiğnemektir. Bu konuda medya profesyonelleri ile yapılmış araştırmalar, 'önce yayınla, sonra gerekirse düzelt' diye bir refleks olduğunu söylüyor. Gazetecilerin de önemli bir bölümü sosyal medya hesaplarına sahip. Gazeteciliğin artık sosyal medya olmadan sürdürülemeyeceğini ifade ediyorlar büyük oranda. Güven sorunu olmasına rağmen onlar da birçok haberi kendi haber hikayesini zenginleştirmek anlamında sosyal ağlar üzerinden aldıkları bilgiler üzerine inşa ettiklerini söylüyorlar. Dolayısıyla maniple edilebilecek, insanları olumsuz yönde etkileyebilecek, farklı yönlere kanalize edilebilecek dinamikler sosyal medyada var. Fakat bu güven sorununa rağmen sosyal medya 'ana akım' etkinliğe doğru ilerliyor. Gazeteler ve gazeteciler bu değişime ve dönüşüme kendini hazırlama çabası içerisinde. Okur ne durumda? Okur her şeyi anında istiyor, ayağına gelsin istiyor. 'Ben sosyalleşirken haber aksın', 'ben yolda yürürken ya da otobüste giderken haber bana anında gelsin, ama doğru şekilde gelsin' diyor.

 

  • Doğru haber bazen hıza yenik düşüyor

Gazetecilerin, teknolojinin getirdiği bütün olanakları değerlendirerek en hızlı, en güncel, en kapsamlı ve her şeyden önemlisi en doğru haberi sunmak zorunda olduğunu dile getiren Özçağlayan, gazeteciliğin buna hazırlandığına vurgu yaptı.

 

Özçağlayan, şöyle devam etti:

Doğru haber bazen hıza yenik düşüyor. En hızlı haber daima en doğru haber değildir. Hız bir etken oluyor, doğrulana kadar vakit kaybediyorsun ama sosyal medyanın öyle bir derdi yok. Yanlış-doğru demiyor, paylaşmaya ve tüketmeye hatta üzerinde yorumlar geliştirmeye bakıyor. Halbuki sen doğru haberle orada olmak zorundasın. Hatalar yapılacak ama gazetecilik doğru habercilikle yaşamak için kendi dinamiklerini geliştirecek. İnsanlar da kendisine inandırıcı gelmeyen her şeyi araştırabilirler ki bunları araştırıyorlar zaten. İnsanlar haberin nereden geldiğine değil, ne olduğuna bakıyor.

 

Özçağlayan, gazetelerin insanlara araç olarak gelme biçimlerinin zaman içinde değiştiğini, araçlar değişse de insanların olan bitenden haberdar olma içgüdüsü doğrultusunda dünya var oldukça yayın yapacağını sözlerine ekledi.

 

AA

ASELSAN 20 Ülkeye telsiz ihraç etti.
Okunma Sayısı : 970   
12.10.2017 03:34:40

 

Haberleşme sistemlerinde ulaştığı teknolojik seviyeyle bu alanda dünyada haklı bir yer edinen ASELSAN, askeri telsiz ailesi ürünlerini seçen 20 ülke ordusunun haberleşmesine katkı veriyor.


Kıbrıs Barış Harekatı'nda yaşanan haberleşme sorunlarından sonra 1975'te milli ve özgün ürünler geliştirmek üzere kurulan ASELSAN, bu zorlu yola öncelikle haberleşme alanındaki telsiz ürünleriyle çıktı.


Geçen sürede telsiz tasarım ve üretim tecrübesini artıran şirket, askeri platformlarda tüm kullanım ihtiyaçlarına cevap verebilecek, milli ve özgün telsiz sistemlerinden oluşan ASELSAN askeri telsiz ailesini geliştirdi.


ASELSAN, Türkiye'nin en büyük savunma elektroniği kuruluşu olarak geliştirdiği bu ürünlerle başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında ihtiyaç makamlarının haberleşme ihtiyaçlarını karşılıyor.


Aradan geçen zamanda dünyada telsiz geliştiren lider firmalardan biri haline gelen ASELSAN, askeri telsiz ailesi ürünlerini 20 ülkeye ihraç etme başarısı yakaladı. Bu ülkelerdeki ASELSAN müşterileri, yüksek memnuniyetle ürünleri kullanmaya devam ediyor.


Ayrıca 3 ülkede bu telsizlerin teknoloji transferiyle yerel üretimi de gerçekleştiriliyor.


Şirket son olarak Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacını karşılamak amacıyla devlet dış ticaret şirketi Spets Techno Export ile ASELSAN yazılım tabanlı askeri telsiz ailesi ürünleri için 43,6 milyon dolarlık sözleşme imzaladı.


ASELSAN, söz konusu telsizleri gelecek yıl Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin kullanımına sunacak.

 

 

A.A

Türkiye Uzay Ajansı kuruluyor
Okunma Sayısı : 1128   
5.10.2017 02:45:22

 


Başbakan Binali Yıldırım tarafından bu yasama döneminde yasalaştırılacağı açıklanan Türkiye Uzay Ajansı kurulmasına ilişkin düzenlemeyle uydu ve uzay alanında özel sektör de çalışma yapabilecek.

 

Anadolu Ajansı  muhabirinin derlediği bilgilere göre, Türkiye Uzay Ajansı Kurulması ve Uzaya Yönelik Faaliyetlerin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı, bu yılın mart ayında TBMM Sanayi̇, Ti̇caret, Enerji̇, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda kabul edilmesinin ardından, TBMM Genel Kurulu gündemine gelmişti.

 

Başbakan Yıldırım'ın bu yasama döneminde kanunlaştırılacağını açıkladığı düzenlemeye göre, Türkiye'nin uzay ve havacılık teknolojileri alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarının koordine edilmesi amacıyla kamu tüzel kişiliğini haiz ve Başbakanlığa bağlı Türkiye Uzay Ajansı kurulacak.

 

Türkiye'nin uzaya yönelik hak ve menfaatlerinin korunmasını öngören düzenleme, uzay ve havacılık teknolojileri alanında faaliyette bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri kapsıyor.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile kamu kurum ve kuruluşları tarafından özel kanunlar uyarınca yürütülen faaliyetler, düzenleme kapsamı dışında olacak. 

 

Ajans, uzay ve havacılık alanlarında bilim insanları ile uzman ve araştırmacılar yetiştirilmesi amacıyla burs ve ödül verebilecek.

 

Uzay sistemleri, milli güvenlik için kullanılabilecek

 

Kurum, kuruluşlar, gerçek ve tüzel kişiler, uzay ve havacılık araçları ve sistemleri geliştirebilecek, kurabilecek, uzaya yönelik faaliyetlerde bulunabilecek.

 


Olağanüstü haller ile ülkenin güvenliğini ilgilendiren durumlarda, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde tüm uzay sistemleri, milli güvenlik ve milli savunma amaçları doğrultusunda kullanılacak.

 

A.A

Uzaydaki büyük keşifte Türk imzası
Okunma Sayısı : 799   
4.10.2017 02:00:19

 

ODTÜ'de bir grup fizikçi tarafından, evrendeki en yoğun cisimlerden olan SXP 1062 isimli çift yıldız sisteminde yer alan nötron yıldızının 18 dakika olan dönme periyodunda büyük bir kaymanın varlığı keşfedildi. Bilim dünyasında büyük heyecan yaratan ve literatüre giren bu keşif ile çift yıldızın hem periyodu hem de yıldız içindeki yoğun maddeye ilişkin şifreler çözülmüş oldu.

 

ODTÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Altan Baykal, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, yakıtları tükenen yüksek kütleli yıldızların büyük bir patlama yaptığını ve bu sırada yeni bir gök cisminin oluştuğunu anlattı. 

 

Bu cismin, bir beyaz cüce, nötron yıldızı veya kara delik olabileceğini belirten Baykal, bu şekilde oluşan nötron yıldızlarının çok güçlü manyetik alanlarının bulunduğunu ifade etti. 

 

Gözlemsel olarak ilk defa 1968 yılında keşfedilen nötron yıldızlarının yaklaşık 10 kilometre çapında olduğunu ve 1 kilometreden daha ince olan kabuklarının altında süperakışkan bir sıvının bulunduğunu dile getiren Baykal, ODTÜ'de X-ışını uyduları tarafından gözlenmiş arşiv verilerini kullanarak bir tür nötron yıldızı ile ilgili analizler yaptıklarını bildirdi. 

 

Üç yıl süren gözlemler sonucunda bir çift yıldız sistemindeki bir bileşen olan SXP 1062 isimli nötron yıldızının yörünge periyodunu bulduklarını belirten Baykal, "Gözlemlerimiz sonucu bu nötron yıldızının yörünge periyodunu 656 gün olarak bulduk. Zamanlama analizlerinde 18 dakika olan kaynağın dönme periyodunda büyük bir kayma gördük." bilgisini paylaştı.

 

İlk defa keşfetmiş olduk


Daha önce bilim literatüründe, dönme periyodunda kayma gösteren bu yıldızların tek başına nötron yıldızları oldukları bilgisinin bulunduğunu aktaran Baykal, şu bilgileri aktardı:

 

Ama yaptığımız analizlerde, çift yıldızlardaki nötron yıldızlarından birinde ilk defa İngilizce'de 'glitch' denilen bir kaymayı tespit etmiş olduk. Astronomide X-ışını salan çift yıldızlar, 1973'ten beri uydularla gözleniyor. Bu tarihten bu yana ilk defa ODTÜ ekibi olarak bizler, çift yıldız sistemindeki bir kaynağın kendi etrafında dönme periyodunda büyük bir kayma keşfetmiş olduk. Bu kayma, laboratuvar ortamında gözlenemeyen yıldızın içindeki yoğun maddenin kabuğu ile etkileşmesinden kaynaklanıyor. Bunu deprem gibi düşünebiliriz ancak bu yıldızda olduğu gibi zaman periyodunda ani bir kayma meydana geliyor.

 

Dünya genelinde astronomide bilim insanlarının nötron yıldızlarına ilişkin pek çok keşif peşinde olduklarını vurgulayan Baykal, nötron yıldızının merkezinden gelen bu kaymanın daha önce bilim dünyasında sır olduğunu bildirdi.

 

A.A.

NASA: Osiris-Rex uzay aracı Dünya'nın yörüngesinden geçecek
Okunma Sayısı : 618   
23.9.2017 00:06:41

 

 

Bennu göktaşına doğru hareket edecek olan Osiris-Rex, saatte 31 bin kilometre hızla, gezegenden yaklaşık 17 bin 700 kilometre uzaklıktan, Antarktika üzerinden geçecek.

 

Yolculuğu sırasında Dünya'nın yer çekimi kuvvetinden yararlanacak olan uzay aracı, gelecek yıl Bennu'ya ulaşacak.

 

Uzay aracı, gök taşının etrafındaki yörüngeye girerek, bir miktar kaya parçası toplamak için en iyi yeri bulmaya çalışacak.

 

Osiris-Rex'in, yaklaşık 500 metre çapındaki Bennu'da yapacağı araştırmaların ardından toplayacağı örnekleri, 2023 yılına kadar Dünya'ya getirmesi bekleniyor.

 

Dünyanın yakınından geçişi sırasında uzay aracıyla temas kurmayı planlayan NASA, Osiris-Rex'in, herhangi bir uyduya çarpmamasını sağlamak için de önlemler aldı.

 

A.A

Elveda öpücüğü
Okunma Sayısı : 763   
13.9.2017 05:01:09

 

 

 

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nden (NASA) yapılan açıklamada, Satürn keşif aracı Cassini'nin 15 Eylül'de gezegenin yüzeyine doğru yapacağı ve keşif misyonunu noktalayacak nihai dalış öncesinde dün Titan'a yaklaşık 119 kilometre yaklaştığı son bir geçiş yaptığı bildirildi.

 

Bilim adamları, söz konusu yaklaşmanın yarattığı kütle çekiminin Cassini'nin Satürn'e yapacağı son manevra için ihtiyaç duyulan yönlendirmeyi sağladığını belirtti. Cassini'nin Titan'la yakınlaşmasıyla Satürn yörüngesindeki hareketinin yavaşladığı ve gezegene doğru alçalmaya başladığı kaydedildi.

 

"Elveda öpücüğü"


Cassini, sonraki adımda Satürn ile halkaları arasındaki bölgeye nihai bir dalış yapacak. Ardından, buradan Dünya'ya son görüntülerini gönderdikten sonra gezegen atmosferinde yanarak yok olacak. NASA'daki misyon planlayıcıları, bu yüzden, keşif aracının Titan'la son yakınlaşmasını "elveda öpücüğü" olarak nitelendiriyor.

 

Cassini, Satürn yörüngesindeki 13 yıllık keşif faaliyeti boyunca Titan'dan yüzerlerce kez geçti. Bunlardan 127'si doğrudan uydunun kendisini incelemeye yönelik manevralardı.

 

Uzaya 1997'de fırlatılan Cassini, Satürn'e ulaştığı 2004'ten bu yana gezegen yörüngesindeki keşif faaliyeti yürütüyor. Uzay aracı, NASA'daki misyon planlayıcılarının "büyük final" adını verdiği keşif yolculuğunun son evresinde, nisan ayından bu yana gezegen ile halkaları arasındaki haftalık turlar halinde 21 dalış yaptı. Cassini, 15 Eylül'de sonuçlanacak 22. dalışının ardından Satürn'ün atmosferinde yok olarak misyonunu tamamlayacak.

 

 

'Yapay zeka' ürünü ilk albüm piyasayada VİDEO Haber
Okunma Sayısı : 1149   
1.9.2017 00:00:00

Profesyonel müzisyen ve teknoloji uzmanlarının hayat verdiği yapay zeka sanatçısı 'Amper', dünyanın ilk yapay zeka ürünü müzik albümünü hazırladı.

 

 

Müzik ve videosu Amper tarafından hazırlanan 'I AM IA' (Ben Yapay Zeka'yım) isimli single albümde sosyal medya yıldızı ve şarkıcı Taryn Southern söz yazarı olarak yer alırken aynı zamanda 'Break Free' isimli şarkıyı seslendirerek videoda oynadı.

Potansiyel bir ay keşfedildi
Okunma Sayısı : 664   
1.9.2017 00:00:00

 

 

 

Astronomlar, Güneş Sistemi'nin ötesinde, Dünya'ya 4 bin ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın çevresinde potansiyel bir ay olduğu düşünülen gök cismi keşfetti.


BBC'nin haberine göre, sinyali ABD Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA), Kepler Uzay Teleskobu tarafından tespit edilen gök cisminin, Hubble Uzay Teleskobu ile ekim ayında yapılacak incelemelerle ay olduğunun doğrulanması ümit ediliyor.


Gök cisminin, Neptün büyüklüğünde ve kütlesinde olduğu, Jüpiter büyüklüğünde bir gezegenin yörüngesinde döndüğü belirtildi. Söz konusu gezegenin kütlesinin ise Jüpiter'inkinin 10 katı olduğu kaydedildi.


Güneş Sistemi dışındaki potansiyel ayın, Kepler-1625b olarak adlandırıldığı duyuruldu.


Keşfi yapan ekipte yer alan Columbia Üniversitesinden Dr. David Kipping, yetişkinlik döneminin büyük bölümünü Güneş Sistemi dışında uydu benzeri aylar aramakla geçirdiğini dile getirerek, "Bu aşamada onu sadece ay ile uyumlu bir şey olarak tarif edebiliriz." dedi.


Bugüne kadar gök bilimciler Güneş Sistemi dışında 3 bini aşkın gezegen keşfetti.

En iyi Online yurt otomasyon Programı her geçen gün büyümeye devam ediyor
Okunma Sayısı : 2445   
28.7.2017 00:00:00

 

Kullanım kolaylığı sağlar, masaüstü, laptop, tablet ve cep telefonlarından kolaylıkla yönetilebilecek KULLANIŞLI bir Yurt otomasyon Programıdır.

 

 

Kullanım kolaylığı sağlar, masaüstü, laptop, tablet ve cep telefonlarından kolaylıkla yönetilebilecek KULLANIŞLI bir Yurt otomasyon Programıdır.

 

Yazılımlımızın tüm güvenlik önlemleri alınmış olup gelebilecek siber saldırılara karşıda dayanaklıdır. Web tabanlı olması nedeniyle de verileriniz hiç bir olumsuz olaydan etkilenmeden ömür boyu veri tabanlarımızda saklanır.

 

Sistemimiz sürekli kendini yenileyen güncelleyen ve sizden gelen GÜNCEL istekler doğrultusunda eksiklerini tamamlayan bir sistemdir.

Küçük bir bütçe ile verilerinizi kağıt üzerinde değil online sitem üzerinde tutarak, kötü sürprizlerle karşılaşma riskiniz azalır, daha EKONOMİK büyük maddi kayıplardan kurtulursunuz.


Sistemimizi kullandığınız sürece yaşadığınız tüm problemleri en kısa sürede çözeceğimizin teminatı veriyoruz. Ayrıca bütün güncelleştirmeler yeni çıkan modüllerden sistemi kullandığınız sürece ücretsiz yararlanabilirsiniz.

 

 

Özel Öğrenci Yurtları için Yurttek

Öğrenci Takibi ve Gelir Gider Ödeme Planları, Takip Sistemi

 

 

Yurttek hep yanınızda!

 

 

 

Tüm yurdunuzu artık daha kolay yönetebilecek herşeyi kayıt altına alabilirsiniz.

 

7 Gün ücretsiz deneyin!

 

Muhasebe Bilgisine Sahip olmadan İşletmenizin gelir ve giderlerini kolay bir şekilde takip edebilirsiniz.


Firmamız bu hizmeti öğrenci sayısına göre ücretlendirmektedir.


Kuruluşunuz için özel fiyatlandırma sistemimiz aşağıdaki gibidir:


Sistemimizi; Aylık olarak kullanmak isterseniz, öğrenci başına 2 TL


Senelik olarak kullanmak isterseniz ise, öğrenci başına 1.5 TL Olacak şekilde fiyatlandırma yapılacaktır.

 

Ayrıca Kurumunuzu / Şirketinizi Tanıtacak Web Sitesi Senelik Ödemelerde Ücretsiz

 

DETAYLI BİLGİ http://www.yurttek.com

Samsung S9 nasıl olacak?
Okunma Sayısı : 1380   
23.7.2017 00:00:00

Samsung’un çıkardığı S8 serisinden ardından sonsuz ekran görünümüne sahip S9’u yeni amiral gemisine ekleyecek. Peki, S9’un özellikleri nasıl olacak? 

 

 

Samsung’un gelecek yıl çıkarmayı düşündüğü S9 serisi sonsuz ekran görünümü ile kullanıcılar tarafından büyük bir beğeni ve ilgi toplamaya başladı. Bununla birlikte Samsung S9’un hangi teknik özeliklere sahip olacağı ile ilgili bilgiler de gelmeye başladı. Samsung’un S9 serisini çıkaracağını öğrenen kullanıcılar bu seriyi özellikle takip etmeye başladı. Kullanıcıları yakından ilgilendirecek Samsung S9 serisine ilişkin önemli bilgileri haberimizin detayından öğrenebilirsiniz.

SAMSUNG YENİ S9 SERİSİNİN TEKNİK ÖZELİKLERİ:

Endüstri kaynaklarına göre gelecek yıl tanıtılacak olan Galaxy S9 ve S9+ tasarımı ve ekran boyutları Galaxy S8 serisiyle aynı olabilir.

Galaxy S9'da 5.77 inç, Galaxy S9+'ta ise 6.22 inç ekran boyutlarının kullanması bekleniyor. 

Galaxy S9 ve S9+ ekranların da yanlara doğru kavis, minimum alt ve üst çerçeveler olması bekleniyor.

Galaxy S9'un teknik özellikleriyle ilgili kesin bir bilgi yok. Ancak The Bell, Galaxy S9 ile Infinity Display tasarımının biraz daha geliştirileceğini söylüyor. S9'da görebileceğimiz bazı yeniliklerin ilk adımlarının ise Not 8'le ortaya çıkacağı belirtiliyor.

Yine bazı kaynaklar Galaxy S9'un Qualcomm'un henüz doğrulanmamış işlemcisi Snapdragon 845 ile geleceğini söylüyor. Yeni işlemciyle daha az pil tüketimi sağlanacak ve performansta bir artış sağlanacak. Snapdragon 845 işlemcisinin ise yine 8 çekirdekle geleceği bekleniyor.


YENİ AMİRAL GEMİSİNDE SONSUZLUK TASARIMI

Samsung'un bu yıl amiral gemisi ile tanıttığı "sonsuzluk" tasarımına sahip olması bekleniyor. Sonsuz tasarım doğrultusunda cihazın sağ veya sol tarafında da herhangi bir Home butonu olmayabilir. 

Bunların yanı sıra Galaxy S9’da Samsung’un Galaxy S8’de yapmayı istediği ama yetiştiremediği ekrana entegre parmak izi tarayıcı özelliği de olabilir.

Raporda, Samsung'un önümüzdeki yıl amiral gemisi telefonlarıyla çok fazla risk almak yerine güvenliği ön plana aldığı belirtiliyor. 

Araçlar kendini park etmeyi öğreniyor
Okunma Sayısı : 644   
21.7.2017 00:00:00

 

Otomotiv dünyasının son dönemde üzerinde durduğu konuların başında otonom sistemler geliyor. Bu sistemler kullanılarak hayata geçirilen çözümler, sürücülerin zaman zaman zorlandıkları park etme konusunda da önemli kolaylıklar sunacak. Dünyanın en büyük uluslararası lastik ve orijinal ekipman tedarikçilerinden Continental, otomatik sürüş konusunda yürüttüğü çalışmalar kapsamında araçlara bağımsız park etmeyi öğretti.

 Continental - Anadolu Ajansı 

Türk bilim insanlarından literatüre giren başarı
Okunma Sayısı : 664   
21.7.2017 00:00:00

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cemil Ertürk başkanlığında yürütülen ve sonuçları "Clinical Rheumatology" dergisinde online olarak yayımlanan araştırma, 203 diz kireçlenmesi olan hasta ve 194 sağlıklı gönüllünün katılımıyla yapıldı.

Tüm katılımcıların kan serumlarının incelendiği çalışmada, ayrıca hastaların klinik ve diz radyografileri de değerlendirildi. Araştırma sonucunda diz kireçlenmesiyle serumdaki ox-LDL ve oksidatif stres arasında önemli bir ilişki bulundu.

Doç. Dr. Ertürk, araştırmaya ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, ox-LDL'nin damar cidarında oksidatif stres oluşturarak enflamasyon ve hasar meydana getirdiğini, bu nedenle de damar sertliğine (ateroskleroz) yol açtığını söyledi. 

"Bu araştırma diz kireçlenmesinin nedenine bir nebze ışık tutmuştur"

Araştırma sonucunda diz osteoartriti ile serumdaki ox-LDL ve oksidatif stres arasında önemli bir ilişki bulunduğuna işaret eden Ertürk, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Bu araştırma diz osteoartritinin nedenine yönelik bir nebze ışık tutmuştur. Bu çalışma sonucunda, ox-LDL'nin sadece damar sertliğine yol açmayıp, oluşturduğu oksidatif stres ile diz kireçlenmesine de neden olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle ciddi bir halk sağlığı sorunu olan diz kireçlenmesinin gelişmemesi için ox-LDL ile mücadele etmemiz gerekmektedir. Bunun için en başta yapmamız gereken mümkün olduğunca hareketli bir yaşam tarzını benimsemek. Tempolu yürüyüş gibi düzenli egzersiz ile sağlıklı ve doğal beslenmek çok çok önemli. Bunun yanında ülkemiz için ciddi bir sağlık sorunu olan obeziteye karşı da önlem almamız gerekmektedir."

Doç. Dr. Cemil Ertürk, yaptıkları çalışmanın uluslararası bir araştırma dergisi olan "Clinical Rheumatology" de online yayınlandığını ve ve tıp literatüründeki yerini aldığını sözlerine ekledi. 

TRAPPIST-1 sistemindeki gezegenler yaşam için uygun olmayabilir
Okunma Sayısı : 675   
21.7.2017 00:00:00

İki yeni araştırma, NASA'nın yaşam için uygun koşullara sahip olabileceğini açıkladığı sistemdeki gezegenlerin atmosferlerinin büyük ölçüde yok olmuş olabileceğini gösterdi.

 

 

ABD'de iki yeni araştırmada, ABD Uzay ve Havacılık Dairesinin (NASA) yaşam için elverişli koşullara sahip olabileceğini açıkladığı TRAPPIST-1 sisteminde yer alan gezegenlerin atmosferlerinin, yıldızlarından yayılan partiküller ve yoğun radyasyon nedeniyle büyük ölçüde yok olmuş olabileceği sonucuna varıldı.

Space.com'un haberine göre, Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi'nin (CfA) kendi çalışması ile CfA'nın Massachusetts Üniversite ile yürüttüğü diğer bir araştırma, 7 gezegenli TRAPPIST-1 sisteminde konumları itibarıyla teorik açıdan suyun sıvı halde bulunabileceği ifade edilen 3 gezegenin varlığına rağmen, yıldızlarından yayılan partiküller ve yoğun radyasyon nedeniyle bu gezegenlerin yaşam için elverişli olmayabileceğini ortaya koydu.

CfA'nın araştırma ekibinden Avi Loeb, "Yıldızdan yoğun biçimde yayılan radyasyondan ötürü TRAPPIST-1 sistemindeki gezegenlerin atmosferlerinin büyük ölçüde yok olduğu sonucuna vardık." ifadesini kullandı.

Sonuçları "Journal of Astrobiology" dergisinde yayımlanan CfA'nın araştırmasında, "çok loş bir ortama sahip" TRAPPIST-1'in yaşama elverişli bölgesinde gezegenlerin arasındaki mesafenin darlığına dikkati çekildi.

Araştırmada, sistemde en uzak gezegenin yıldızına uzaklığı 9 milyon kilometre iken, Güneş Sistemi'nde en içteki gezegen Merkür'ün Güneş'ten uzaklığının 58 milyon kilometre olduğu vurgulandı.

CfA ve Massachusetts Üniversitesinin ortak çalışmasında da benzer sonuçlara varıldı. Bu modellemede araştırmacılar, yıldız rüzgarının, TRAPPIST-1'in dünyaları üzerinde, Güneş Sistemi'nde Dünya üzerinde oluşandan bin ila 100 bin kat baskı oluşturduğu sonucuna vardı.

Sonuçları "The Astrophysical Journal Letters"da yayımlanan araştırmada, TRAPPIST-1'de yıldızın manyetik alanının, birbirine yakın sıralanan gezegenlerinkiyle bağlantılı olabileceği, bunun yıldız rüzgarının taşıdığı partiküllerin doğrudan bu gezegenlerin atmosferlerine nüfuz etmesini sağladığı belirtildi.

NASA, düşük kütleli ve soğuk bir yıldız olan TRAPPIST-1'in çevresinde dizilen 7 gezegenden 3'ünün yaşam için elverişli koşullara sahip konumda olduğunu duyurmuştu.

Mario adlı robot hastalara yardımcı oluyor
Okunma Sayısı : 222   
14.6.2018 17:21:52

 


Mario adı verilen bu robot, aşırı bunamadan şikayetçi hastalarla iletişim kurabiliyor. Onlarla konuşabiliyor; müzik çalıp, onlara günlük haberleri verebiliyor. Bu nasıl, nereye kadar mümkün olabilir ? Bu sorunun yanıtı için araştırmacılar, İrlanda'daki bir bakım merkezinde bu robot üzerinde deneylerini sürdürüyor.

 

Bu deney amaçlı robot bugün Mary ile tanışıyor. Bu kadın 83 yaşında. Ona iki yıl önce demans teşhisi konuldu. Ancak Mario, bir müddet için de olsa bu kadının hafızasını canlandırabiliyor.

 

İrlanda'daki Galway Üniversitesi'ndeki elektrik mühendisi Adam Santorelli bu konudaki çalışmalarıyla ilgili şunları söyledi: "Demans hastaları günlük faaliyetleri hemen hatırlayamayabilirler, ancak onlar gençliklerinden kalma şarkılardaki sözleri hatırlarlar. Onları bu şekilde mutlu edilmesini görmek gerçekten çok hoş bir şey. 

 

St Brendan Bakım Merkezi yöneticisi John Coen ise şunları söyledi: "Burada müzik ve ışıklar var, ayrıca robotun daha yapabileceği başka işler de var. Robot, hastaların konuşmasına da yardımcı olabilir. Onlar, ilk başta robotun neler yapabileceğini görünce şaşırıyorlar.

 

Aşırı bunamanın etkileri, beynin uyarılması ve kendini algılamadaki basit değişikliklerle engellenebilir ve geriletilebilir. Bu da Mario'nun rolleri arasında. Araştırmacılara göre, bu konuda daha atılacak çok adım var.

 

Santonelli'nin robotun katkıları konusunda oldukça iyimser: Demans hastalarına hangi müziği arzu ettiklerini sormak veya buna benzer basit bir şeyi seçmelerini istemek bile oldukça zor olabilir. Demans hastalarıyla yaptığımız çalışmada bunun zor olduğunu gördük. Sonunda matematiksel bir süreci tercih ettik. Bazı desenler seçtik, onları denedik ve bunun da karışık olduğunu gördük. Sonuçta, bilgisayar yazılımcılarıyla konuşarak, bu seçenekleri daha basitleştirmelerini ve demans hastalarının kullanabilecekleri bir hale getirmelerini istedik.

 

Mario, Avrupa araştırma projesi ve bilim adamları tarafından geliştirildi. Onlarca demans hastası, onu İngiltere, İrlanda ve İtalya'da denedi.

 

Demans hastası bir kadın ise görüşlerini şu şekilde dile getirdi: Ben örneğin, günün hangi saatinde olduğumuzu, hangi saatte kahvaltı edeceğimi, ne zaman tuvalete gideceğimi hatırlamıyorum, bu makine bunları hatırlamamı sağlıyor. Yapmak istediğim şeylerle ilgili belgelere de sahip olmayı umut ediyorum.

 

Araştırmacılar, robotların insanın yapacağı bakıcılığı hiç bir zaman karşılamayacağı gerçeğini kabul ediyor. Ancak onlar, robotların demans hastalığına bağlı olarak yalnızlık ve dışlanma duygusunu bazı anlarda azaltabileceği görüşünde.

 

Galway Üniversitesi'nde görevli Sally Whelan'ın görüşleri ise şu şekilde: Burada ağır bir demans hastası beyefendi vardı, gününü koridorda sürekli yürüyerek geçiriyordu, kimseyle iletişim kurmaya da çalışmıyordu. Mario'nun oyun uygulamalarını kullanarak, oturup resim yapmaya başladı, şimdi artı oturup 40 dakika boyunca resim yapabiliyor.

 

Araştırmacılar, 5 veya 6 yıl içinde Mario'yu pazarda satışa sunmak için gerekli teknolojinin hazır olacağı görüşünde.

 

Aynı üniversitede çalışan Dympna Casey ise bu sürenin daha bile az olacağı görüşünde: Teknoloji ve inovasyon projeleri çok hızlı gittiği için, bu süreden önce bile robotun pazara sunumu gerçekleşebilir. Ancak, bu robotu pazara sunmadan önce daha ince ve hassa ayarların yapılması gerekir.

 

EURONEWS

Tarım ve hayvancılıkta akıllı sensör devrimi
Okunma Sayısı : 254   
14.6.2018 16:51:04

 

Brian’ın ailesi bu çiftliği üç kuşaktır yönetiyor. Ancak günlük süt sağdıkları bu ineklerin bakımı hiç bu kadar kolay olmamıştı. Brian’ın cep telefonuna çiftliğin bilgisayar sisteminden otomatik elektronik postalar geliyor. Bu sayede ineklerin sağlık ve verimlilik durumundan haberdar oluyor. Tüm bu veriler ineklerin ayaklarında takılı olan bilekliklerden geliyor.

 


Birçok teknolojiyi bir araya getirdik. Sensörler ayrı ayrı çalışıyor ve sonra da birleşiyor. Amacımız çok amaçlı bir sensör geliştirmek. 

 

 

 

 

Brian Weatherup, Çifçi: Bileklik her şeyi kaydediyor. İneklerin yeme içmelerinde azalma olduğunda, geviş getirme süreleri ve hareket kabiliyetleri düştüğünde haberimiz oluyor. Bu sayede ineklerin hasta olup olmadığını anlayabiliyoruz. Bu bilekliğin bize sağladığı veriler sayesinde hayvanların sorunları daha da büyümeden engelleyebiliyoruz.

 

Yemek yerken hayvanların boynundaki kaslar çalışıyor. Bu hareket de ineklerin ayak bileklerindeki sensörleri harekete geçiriyor. Kablosuz alıcılar sayesinde hayvanların konumları çevrim içi olarak da görülebiliyor. Bu sayede inekler geniş meralarla kaybolmadan otlayabiliyor.

 

 

Ivan Andonovic, Strathclyde Üniversitesi Araştırma Görevlisi, Glasgow: “Son 10 sene içerisinde ‘hayvanları izleme teknolojisi’ çok daha ucuz, ekonomik, yüksek fonksiyonlu hale geldi. Bu teknolojide kullanılan alet ve edevatın boyutu da küçülerek, çok daha kullanışlı hale geldi. Bu sebeple çiftçilik yaparken yüksek teknolojiden faydalanabilir ve bunu da çok çok ucuz bir yolla başarabilirsiniz.

 

Analiz robotları her farklı inekten elde edilen sütün kalitesini, miktarını ve içeriğini ölçüyor. Çiftçiler bu bilgileri hayvanların üretim kapasitesini ve sağlıklarını korumak için kullanabiliyor. Bir Avrupa araştırma projesinde geliştirilen bu ve diğer önemli teknolojiler, İngiltere genelinde 24 farklı çiftlikte kullanılarak tarım sektöründeki verim ve sürekliliğin artırılması hedefleniyor.

 

Freddie Reed, The Agri-EPI Centre, Proje Müdürü: Öncelikle sorunları tespit ediyor, ardından da bu sorunlarla ilgili verileri toplayarak çiftlikte neler olduğunu anlayabiliyoruz. Bu sayede üretimdeki azalmayı ve buna neden olan problemleri saptayarak, daha randımanlı üretim yapabiliyoruz.

 

Brian bu teknolojiyi kullanarak 6 ay içerisinde verim oranını yüzde 20 artırmış ve inekler daha sağlıklı hale gelmiş. Çiftçiler üretim zincirinin diğer evrelerinde de bu teknolojiyi kullanmak ve veri alış-verişini daha geniş kapsamda yapmak istiyor.

 

 


Ivan Andonovic, Strathclyde Üniversitesi Araştırma Görevlisi, Glasgow: Brian ve diğer çiftçi arkadaşlarının işini kolaylaştırdığımız nokta şu. Bileklik sistemi sayesinde sürekli ve kolayca anlaşılabilen bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bu bilgileri sistem içerisinden alabiliyor aynı zamanda da sisteme komutlar göndererek robotları dışarıdan yönetebiliyorsunuz.

 

İspanya’nın Almeria şehrinde on binlerce sera bulunuyor. Bu seraların çoğu bölgede yaşayan aileler tarafından işletiliyor. Avrupa’nın tükettiği domates, biber ve diğer birçok sebze buradan tedarik ediliyor. Bu seralarda aynı zamanda bazı araştırmalar da yapılıyor. Seraların bazılarında sensörler var. Bitkilerin gelişim süreci bu sensör teknolojisiyle izlenebiliyor.

 

Manuel Berenguel, Kontrol Müdendisi, Almeria Üniversitesi: Üreticilerin daha fazla verim elde edebilmeleri için, tek bir bulut veri tabanı içerisine sebzelerin gelişim aşamasını, daha anlaşılabilir bir dille kaydetmeye çalışıyoruz. Daha sonra yapay zeka ile birlikte bu bilgi bankasını kullanıyoruz. Bu sayede tüm bölgenin verim haritasını çıkarıyor ve çiftçilerin üretim miktarını artırmalarına yardımcı olmaya çalışıyoruz.

 

 

Toprak nemi, bitkilerin ağırlığı, hava bileşenleri ve diğer veriler kaydediliyor. Bu sayede sulama ve gübre kullanımı en aza indirilerek üreticilerin daha fazla verim alması sağlanıyor. Akıllı tarım yapmanın uzun vadede ekonomik ve sosyal faydaları var. Bu sayede çevre dostu tarım yapmak daha da kolaylaşıyor.

 

Cynthia Giagnocavo, Almeria Üniversitesi Araştırma Görevlisi-COEXPHAL: Tarım sektöründe oluşturulan bu bilgi ağı, sensörler ve diğer bilgi bankaları belli bir aşamada toplanarak üreticilere ait kooparatifler tarafından kullanılıyor. Bu sayede çiftçiler üretim aşamasının her safhasına daha hakim bir konuma yükselerek, verim oranını, su tasarrufunu artırıyor. Bunun yanında daha az işçi çalıştırarak pazar hakkında daha fazla bilgi sahibi oluyor ve gerekli ürünleri ona göre yetiştirebiliyor.

 

 

Domatesler toplandı ancak hasat devam ediyor. Kullanılan son teknoloji sayesinde burada günde iki milyon kilo domates üretilebiliyor. Makineler her bir domatesin fotoğrafını ayrı ayrı çekerek, onları boyutları, renkleri ve lezzetlerine göre sınıflandırma yapabiliyor.

 

Cristobal Ferriz, Operasyon Sorumlusu, CASI: “Bu teknoloji: https://www.iof2020.eu/ bize rekabeti artırmak için büyük avantaj sağlıyor. Şu anda Avrupa’da kullanılan son teknoloji bu diyebilirim. Gördüğünüz gibi bu tesiste çok az kişi çalışıyor. Kısaca, insan eliyle yapılan pahalı ve karmaşık iş akışı en düşük seviyede.

 

Araştırma görevlileri üretim aşamasında elde edilen tüm bilgileri tek bir veri tabanında toplayarak, her bir domatesin tarladan raflara kadar geçirdiği tüm evreleri izleyebiliyor. Bu sayede gıda ürünlerinin güvenli bir şekilde üretilmesi ve verimin artırılması sağlanıyor.

 

Jorge A. Sanchez-Molina, Araştırma Kontrol Görevlisi, Almeria Üniversitesi: Bu sayede çiftçiler üretim aşamasındaki her bilgiye, dağıtıcı firmalar ticaretini yaptığı meyve ve sebzenin kalitesine ve tüketiciler de satın aldıkları ürünün raflara gelene kadar geçirdiği evrelerle ilgili tüm bilgiye ulaşabiliyor.

 

 

Bu sensörler daha birçok farklı alanda kullanılabiliyor, örneğin deniz altında… Suyun kirlilik oranını ölçebilmek için en sağlam yöntem nedir? İngiltere’nin güneyinde çalışan araştırma görevlileri suyun kimyasal analizini yapan mini-laboratuvarlarını test ediyor.

 

İnsan eliyle ortaya çıkan atık maddeler en sonunda denizlere karışır. Bu atıkların içerisinde nitrojen ve fosfor gibi birçok farklı kimyasal bulunur. Bu sebeple su altındaki ekosistem zarar görür. Gün içerisinde suya karışan kimyasalların oranı değişiklik gösterir. Sıradan laboratuvarlar bu oranı an be an ölçemez. Bu sorunu çözmek için laboratuvarı denizaltına taşımak gerekiyor.

 

Alex Beaton, Sensör Geliştirme Uzmanı, Ulusal Okyanus Araştırma Merkezi: Denizden numune alıp laboratuvara getirmek yerine, suyun içerisine sensörler koyuyor ve uzun vadeli projelerde her 15 dakikada bir analiz yaparak büyük bir veri bankası elde ediyoruz. Bu sayede suyun değişken yapısını net bir şekilde analiz edebiliyoruz. Denizden numune alıp laboratuvara getirmekle bu bilgileri elde edemezdik.

 

Bir Avrupa araştırma projesinde geliştirilen bu aygıtın adı mini çip laboratuvar. Bu sistem kısmen taşınabiliyor ve laboratuvarda mümkün olan birçok analizi de yapabiliyor. Kullanmasıysa oldukça basit. Laboratuvarda çalışmayan, kimya alanında uzman olmayan sıradan biri bile bu aleti kolaylıkla kullanıp su içerisindeki yabancı madde oranını ölçebilir.

 

Doug Connelly, Deniz Kimyası Mühendisi, Senseocean Proje Koordinatörü: Birçok teknolojiyi bir araya getirdik. Sensörler ayrı ayrı çalışıyor ve sonra da birleşiyor. Amacımız çok amaçlı bir sensör geliştirmek. Bu sayede suyun yabancı madde oranını, ısısını, PH değerini, tuzluluk miktarını aynı anda ölçebiliyoruz. Bu sayede suyun içerisinde neler olup bittiğini birçok farklı açıdan görebiliyoruz.

 

Mini çip laboratuvar’ plastik bir tabaka üzerinde kurulu. Sıvı ölçümü için karmaşık tüp sistemlerine sahip. Optik sensörler sudaki renk değişikliği kaydediyor. Bu da, suya bazı kimyasalların karıştığının bir göstergesi.

 

Tüm kimyasallar aygıtın içerisinde özenle muhafaza ediliyor.

 

Alex Beaton, Sensör Geliştirme Uzmanı, Ulusal Okyanus Araştırma Merkezi: Bu aygıt okyanusun derinliklerine inmek için tasarlandı. Şu anda beş bin metreye kadar inebilir. Bu rakam yakında altı bine çıkacak. Burada basınçlı kapsülün içerisinde altı bin metre derinlik için dayanıklılık testine tabi tuttuk.

 

Akademisyenler KOBİ’lerle birlikte çalışarak bu aygıtın boyutunu, işlevini ve projenin maliyetini azaltmaya çalışıyor. Tıpkı ticari olarak piyasada satılan ve suyun içerisindeki organik molekül oranını ölçen bu florometre gibi.

 

John Attridge, Optik Mühendisi, Chelsea Technologies Group: Projenin amaçlarından biri de geniş çaplı sensörleri basit ve küçük bir tasarımda birleştirmek. Tüm uygulamaları dahil ederek kullanımını daha da kolaylaştırmak istiyoruz.

 

Bu aygıtın üretim aşamasını kolaylaştırmak hiç de kolay değil… Danimarka’daki Aarhus Üniversitesi, tüm dünyadaki araştırma görevlileri için özel sensörler geliştiriyor. Her sensör cam tüplerin içerisinde elle üretiliyor. Üretim aşamasına büyük özen gösteriliyor. Çünkü tüplerin ucundaki deliklerin sadece birkaç mikron genişliğinde olması gerekiyor.

 

Rasmus Eliasen, Mikrosensör Teknisyeni, Unisense: Haftada aynı standartta 20 adet üretebiliyorum. Oksijen sensörünün boyutu değişmiyor. Bu sebeple onları üretmek diğerlerinden daha kolay.

 

Oksijen molekülleri ve diğer maddeler ince bir zardan geçerek küçük ve dar olan deliğin içerisine giriyor, ve sonra da platin tellere dokunarak aygıtın ölçüm yapabileceği küçük bir akım yaratıyor. Bu mikro-sensörler kan analizi, kirlilik oranı kontrolü ve sera gazı emisyonu ölçümü gibi birçok farklı amaçla kullanılabiliyor.

 

Niels Peter Revsbech, Biyokimya Araştırma Görevlisi, Aarhus Üniversitesi: Bu aygıta endüstride büyük ihtiyaç var. Örneğin azot oksit sensörleri, atık sular arıtılırken açığa ne kadar azot oksit çıktığını tespit edebiliyor. Geliştirdiğimiz sensörler de aynı mantıkla çalışıyor. İçerisinde küçük mikro çipler var. Ancak daha sağlam üretilebilir. Bu sayede su arıtma tesisleri içerisine monte edilebilir. Piyasada bu teknolojiye büyük ihtiyaç var.

 

Mikro-sensörleri geliştiren araştırmacılar piyasadaki bu büyük talebi karşılayabilmek için cam yerine plastik kullanmak istiyor. Bu sayede aygıt daha esnek, uzun ömürlü şekilde ve ucuza üretilebilir.

 

Soren Porsgaard, Teknoloji Geliştirme Uzmanı, Unisense: Buradaki iki sensörü kıyaslarsak aynı boyutlara ve zar çeperine sahip olduklarını görürüz. Ancak zardan geçen molekül sayısı değişebilir. Ve dış tarafları da çok farklı şekilde üretiliyor. Bunu yapmamızın sebebi dayanıklılığı artırmak. Ayrıca plastik olanları camdan yapılanlardan daha ucuza üretebiliriz. Çünkü bu el yapımı.

 

Gelişen teknoloji sayesinde bu sensörler çiftliklerden, tarlara ve okyanusların derinliklerine kadar kullanılabiliyor. Bu sayede etrafımızı saran dünyanın karmaşık yapısını çözebiliyoruz.

 

 

EURONEWS


36 tane Haberden 1 - 20 arası gösteriliyor
Sayfalar :1 - 2Geri · İleri
Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?