'Hababam Sınıfı' yeniden tiyatro sahnesinde
Okunma Sayısı : 526   
30.1.2018 00:08:55

Rıfat Ilgaz'ın kaleme aldığı "Hababam Sınıfı" adlı eser, uzun yıllar sonra yeniden tiyatroseverlerle buluşacak.

 

BKM Tiyatro tarafından sahneye konulan müzikli tiyatro oyununun prömiyeri, 3 Şubat'ta gerçekleştirilecek.

 

Yapımın yönetmeni Murat Karasu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, proje fikrinin yaz aylarında ortaya çıktığını ve kasım ayında da provalara başladıklarını söyledi.

 

Karasu, Rıfat Ilgaz'ın "Hababam Sınıfı" adlı romanı ile "Hababam Sınıfı Uyanıyor", "Hababam Sınıfı Baskında", "Hababam Sınıfı Oyunda Kaldı" oyunlarını referans alarak yapımın metnini hazırladıklarını dile getirdi.

 

Yapımın oyuncu seçmelerine değinen Karasu, "800 civarında bir başvuru aldık. Başvuru yapan arkadaşlarımızı dans edebilecek, şarkı söyleyebilecek hem de oyunculuk yapabilecek şekilde değerlendirdik. Çünkü oyunumuz müzikli bir tiyatro oyunu. Uzun bir süre seçmelerden sonra 12 arkadaşta karar kıldık. Sonra da usta oyuncularımız bize katıldı." dedi.

 

Filme benzemeye çalışmadık

Karasu, prova sürecinin çok yoğun bir şekilde geçtiğini dile getirerek, "Bu oyunla tek ilkemiz Rıfat Ilgaz'ın eserine, çizdiği çerçeveye sadık kalmak oldu. Çünkü bunun aynı zamanda bir saygı duruşu olduğunu düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

 

Hababam Sınıfı"nın ilk kez tiyatroda 1965 yılında Ulvi Uras tiyatrosu tarafından sahnelendiğini aktaran Karasu, şunları kaydetti:

Hababam Sınıfı'nı ilk oyunlaştırma fikri Zeki Alasya'dan gelmiş. Sonrasında Ulvi Uras Tiyatrosu'nda çok popüler olmuş. Akabinde Oğuz Aral 1970'lerin başında 'Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı'yı talep üzerine yeniden farklı bir kadroyla sahnelemiş. Bir de benim bildiğim 1981'de yapılmış bir müzikali var. Elbette film de çok önemli bir eser. Kendi başına kült, Türk sinemasında ağırlığı olan ve usta oyuncuların çalıştığı bir iş.

 

Karasu, "Hababam Sınıfı" filmi ile tiyatro oyununda birçok yönden ayrışmalar yaşadıklarına işaret ederek, "Filme benzemeye hiç çalışmadık. Bize özgün bir eser çıkartmanın peşindeyiz ve sanıyorum da önemli ölçekte başarılı olduk." diye konuştu.

 

Genç oyuncuların enerjisi çok iyi

Oyunda "Vak Vak Rıza" karakterini canlandıran Salih Kalyon da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Rıfat Ilgaz'ın şahsına yakışır bir projede yer almaktan çok mutlu olduğunu belirtti.

 

Oyuncu Nuri Gökaşan da, yapımda "Susak Cafer" karakterini yorumlayacağını söyleyerek, "Bu karakter de yine 3-4 farklı karakterin birleşimi bir rol. Ben de çok mutluyum böyle bir yapımda yer almaktan." dedi.

 

Yapımda "Kel Mahmut"u oynayan Sezai Altekin ise, "Öncelikle Münir Özkul'a saygılarımı sunuyorum. Işıklar içinde yatsın. Güzel bir iş çıkacak. Gençlerin enerjisi çok iyi. Onlar aslında başrol. Biz onları yönlendiren karakterleriz." şeklinde konuştu.

 

AA

Türk balet ve balerinlerin haftada 6 günü
Okunma Sayısı : 450   
27.1.2018 17:18:04

Türkiye ve dünyada adından söz ettiren gösterilere imza atan Türk balet ve balerinler, haftanın 6 günü, günde ortalama 6 saatlerini ayırdıkları zorlu antrenmanlar ve sanat hayatlarının son bulmasına neden olabilecek sakatlık tehlikelerine karşın büyük bir tutkuyla dans ediyor.

 

Eğitimi çocukluk yaşlarında başlanan ve sahneye çıkabilmek için uzun yıllar emek harcanan balenin, diğer sanat dallarına göre daha kısa bir ömrü bulunuyor.

 

Nasırlı parmaklarının verdiği acıyı umursamadan "point" olarak adlandırılan özel ayakkabılar üzerinde saatlerce parmak ucunda dans eden sanatçılar, sahnede görünenin aksine perde arkasında zorlu antrenmanlar ve sadece mesleklerini değil, tüm yaşamlarını da etkileyebilecek ciddi sakatlanma riskleriyle her an karşı karşıya kalıyor.

 

Tüm temsilleri kapalı gişe oynayan Ankara Devlet Opera ve Balesinin (ADOB) baş balerinlerinden Özge Başaran (37) ile baş baletlerinden Burak Kayıhan (34) sahne ışıkları altından perde arkasına uzanan binbir fedakarlıkla dolu zorlu sanat yaşamlarını, AA muhabirine anlattı.

 

29 yıldır bale yapıyor

Baleye 8 yaşında başlayan ve 29 yıldır sanat dalına emek veren Özge Başaran, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ile Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarında eğitimini tamamlayarak, Antalya Devlet Opera ve Balesi, Almanya'daki Stuttgart Dans Company ve ADOB'da görev aldı.

 

Rusya'nın Soçi kentinde 2006'da bale sanatının en önemli isimlerinden Galina Ulanova adına düzenlenen 1. Yury Grigorovich Uluslararası Bale Yarışması'nda en önemli ödül olan Grand Prix ile en iyi modern dansçı ödülünü kazanan Başaran, bale ile anaokuluna gittiği dönemde öğretmeninin jimnastik yeteneğini fark etmesi ile tanıştığını dile getirdi.

 

Bir tutku benim için

Başaran, ailesinin kendisini baleye yönlendirmesinin önemli bir şans olduğunu vurgulayarak, şunları dile getirdi:

 

Herhalde hayatımda bale olmasaydı büyük bir eksiklik hissederdim. Bir tutku benim için. Yaparken ve içindeyken çok farkında olamıyorsun ama uzaklaştığım zaman daha çok hissediyorum. Mesleğimizde hepimizin yaşadığı zor dönemler var. Çok zor bir meslek zaten ama onun haricinde geçirdiğimiz sakatlıklar var. Çok ciddi sakatlıklar geçirdim, iki ameliyatım var. Biri ayağımdan, biri dizimden. Hepsi gerçekten büyük ameliyatlardı, baleye dönemeyebilirdim ama 'Hayır, yapacağım' dedim ve dönebildim. Yani ne kadar zorlukları da olsa uzak kaldığım dönemde baleye olan hislerimi daha iyi anladım. Bale benim için hayatın anlamı gibi bir şey.

 

İlk sakatlanmasında ayak tarak kemiğinin kırıldığını, sonrasında bu kırığın büyümesi sebebiyle ayağına platin takıldığını anlatan Başaran, platinle dans edemediği için tekrar ameliyat olduğunu ve platinin çıkarıldığını söyledi.

 

Başaran, ikinci sakatlığını ise prova sırasında dizindeki çapraz bağların kopmasıyla yaşadığını belirterek, bu süreçlerde sahneye bir sene ara verdiğini ama yeniden bale yapabildiği için çok mutlu olduğunu ifade etti. 

 

Siz bırakmak istemeseniz de o sizi belli bir yaştan sonra bırakmaya başlıyor

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarını 10 yaşında kazanmasıyla bale hayatına adım atan balet Burak Kayıhan, konservatuvardan mezun olduğu süreçten bu yana ADOB'da dans ettiğini anlattı.

 

Kayıhan, yurt dışında sayısız gala gecesinde sahne aldığını ve bu süreçte Türkiye'yi temsil etmekten gurur duyduğunu belirtti. Bale çalışmalarının çok sıkı bir antrenman gibi olduğunu vurgulayan Kayıhan, bale derslerinin her gün 10.30'da başladığını, ardından da yeni eserin provalarının yapıldığını söyledi.

 

Bu iş biraz yorucu ama sonrasında sahneye çıkıp da o alkışı aldığınız zaman hiçbir yorgunluk kalmıyor, diyen Kayıhan, şöyle devam etti:

 

Bale, siz bırakmak istemeseniz de o sizi belli bir yaştan sonra bırakmaya başlıyor. Ben şimdi 34 yaşındayım ve geçen sene dizimden çok büyük bir ameliyat geçirdim. Diz kapağımdan yaklaşık bir santimetreye yakın parça koptu. O alındıktan sonra çok kötü bir dönem geçirdim, 10 gün yataktan kalkamadım, fizik tedavi, pilates... Bu tedaviler sayesinde tekrardan ayağa kalkıp dans etmeye devam ettim. Tabii ki bu yaş da ilerledikçe kendinize ne kadar iyi bakarsanız bakın, kemikler eskisi gibi dans etmeye el vermiyor. O yüzden belli bir yerden sonra bırakıyorsunuz.

 

Balenin kendisi için hayatta tek gerçeklerden biri olduğunu belirten Kayıhan, "Çünkü çok keyif alarak dans ediyorum. Beni izleyen seyirciler de benim, ruhunu yansıttığımı söylüyorlar. Gerçekten çok mutlu oluyorum. En rahat olduğum yer sahne. Orayı bırakmak tabii ki insanı üzebilir ama hayatın gerçeği bu. Zamanı gelince biz de bir şekilde ayrılacağız baleden." dedi.

 

AA

Divriği Ulu Camii ve Daruşşifası
Okunma Sayısı : 982   
17.1.2018 13:07:25

1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kültürel varlık olarak dahil edilen Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası Türkiye’nin bu listeye giren ilk mimari yapısıdır. 13. yüzyılda Mengücekli Beyliği’nden Ahmet Şah ve karısı Melike Turan tarafından yaptırılan iki kubbeli cami, darüşşifa ve türbeden oluşan bu başyapıt mimari özelliklerinin yanı sıra Anadolu geleneksel taş işçiliğinin en güzel örnekleri arasındadır.

 

Mimarı Ahlatlı Hürremşah’ın elinde 1228 yılında şekil alan Divriği Ulu Camii, plan tipi ve süsleme özellikleri bakımından benzeri olmayan bir eserdir. Camiye bitişik olarak inşa edilen, iki katlı, avlulu ve eyvanlı bir yapı olan Darüşşifa, hastaların su sesi ile sağlıklarına kavuştuğu bir hastane olarak benzersiz özelliklere sahiptir.

Ulu Cami ve Darüşşifa, dıştan yalın bir mimari görünüme sahiptir. Ancak Darüşşifa Taç Kapısı, Cami Kuzey Taç Kapısı, Cami Batı Taç Kapısı ve Şah Mahfili Taç Kapısının her biri birbirinden farklı eşsiz bezemeleri ile göz kamaştıran birer mimarlık ve mühendislik harikası niteliğindedir.

 

Yapının tüm taç kapılarındaki üç boyutlu, asimetrik, bitkisel ve geometrik figürler özgün bir betimleme anlayışıyla heykele yakın yüksek kabartma tekniğinde coşkun bir biçimde işlenmiştir. Taşın adeta bir dantel gibi işlendiği Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası’ndaki bu barok mimari üslubun Türk ve İslam Sanatı’nda bir başka benzeri yoktur. Taç kapılarda olduğu gibi cami içindeki her sütun, sütun kaidesi ve sütun başlığı ile kubbe içi tavan süslemeleri de ayrı üslup ve bezeme örneklerini sergilemektedir.

''AT TÜRK’ÜN KANADIDIR'' Sergisi 15 OCAK – 9 ŞUBAT 2018
Okunma Sayısı : 1955   
14.1.2018 21:32:21

İBB Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü ve İKASD İstanbul Kültürlerarası Sanat Diyalogları Derneği işbirliği ile gerçekleştirilen, ‘’At Türk’ün Kanadıdır’’ projesi, binlerce yıldır Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan ‘’at’ ın,  tarihsel ve geleneksel geçmişini sanatsal bir yaklaşım ile sanatseverler ile buluşturuyor.

 

 

11. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri olan Kaşgarlı Mahmut, Divan’ında “il” kelimesini açıklarken “İl bir çeşit attır, çünkü at Türk’ün kanadıdır” diye yazar.

 

At, Türkler tarafından evcilleştirilmiş, Türkler ata binen ilk insanlar olmuş, tarihleri boyunca her uğraşısını at ile paylaşmış ve ‘asvapati’ yani atın efendisi olarak adlandırmış bir ulustur. Birçok efsane ve destanda at şöyle tanımlanmıştır; “At gücünü Allah’dan alır; sahibinin yakın arkadaşı, zafer ortağı ve en değerli varlığıdır.”

 

 

Türk devletleri, gök kubbenin altında, binlerce yıldır, at üstünde üç kıtaya taşıdıkları, güneş, yıldız ve ay figürleriyle süsledikleri sancakları ile şahlanmış, kutsal bir hayvan olarak düşündükleri, sahibine büyük bir sevgi ile bağlı, cesur, vefakar ve cefakar dostları, adeta ailelerinin bir ferdi olan atları ile birlikte zaferler kazanmışlardır. Türklerin, şimşek gibi hızlı atları, kahramanını kötülüklerden kurtarmış, birlik ve bütünlüğün sağlanmasında rol oynamıştır.

 

Milletleri millet yapan ve yalnız o topluma ait kökler kültürleridir. Kültür ve sanatını kaybeden toplum milli vasfını da kaybeder. Türkler, ata karşı duydukları sevgi, saygı ve güveni öncelikle kaya resimlerine aktarmışlardır. Edebiyat ve müziklerindeki eşsiz at ve atlı hayat anlatımları ise günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.

 

 

Değerli tarihçilerin ışığında, uzun bir  araştırma ve hazırlık süreci sonucunda hazırlanan ve küratörlüğünü Beste Gürsu’nun yaptığı, Ressam Ayten Çağlar tarafından ise kültürel devamlılığı sağlayan sanat ile tarihimizdeki binlerce yıllık at kültürü ve değerlere dokunarak, yaşamların, yaşanmışlıkların yer aldığı 23 adet eserde, Türk Devletlerinin hala korudukları at ırkları ve Osmanlı Döneminde Sultanların atları ile olan yaşamlarından detaylar yer almaktadır.

 

 

‘’At Türk’ün Kanadıdır’’ sergisi, 15 ocak – 9 şubat 2018 tarihleri arasında İBB Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi’nde izlenebilir.

 

Açılış: 15 Ocak 2018 Pazartesi Saat 18.00

Yer : İBB Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi

İstiklal Caddesi Beyoğlu

Sergi Cumartesi-Pazar dahil her gün ,  saat 10.00- 19.00 arası gezilebilir.

 

DETAYLI BİLGİ:

İKASD İSTANBUL KÜLTRLERARASI SANAT DİYALOGLARI DERNEĞİ :

0212 293 91 50 (pbx) / +0544 496 39 59 /  info@ikasd.org.tr

 

 

 

HABER GALATA

Ayasofya'da muhafaza edilen 100-300 yıllık ikonalar
Okunma Sayısı : 486   
6.1.2018 18:53:45

İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvar Müdürlüğü restoratörleri, Türkiye'nin farklı illerinden alınarak Ayasofya'da muhafaza edilen 100-300 yıllık 452 parça ikonaya tarihi dokunuşlar yaparak, gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlıyor. 

 


İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvar Müdürlüğü İkona Laboratuvarı'nda yürütülen çalışma kapsamında, Ayasofya Müzesi envanterine kayıtlı ahşap ikonalar, elden geçiriliyor.

 


Laboratuvarda 45 adetlik gruplar halinde konservasyonları gerçekleştirilen tarihi esere ilişkin bilgi veren İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez ve Bölge Laboratuvar Müdürü Ali Osman Avşar, Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sema Doğan'ın, projenin sanat tarihi yönünü, kendilerinin de konservasyon yönünü çalıştıklarını söyledi.

 


Bu ortak çalışma ile hem eserleri korumaya aldıklarını hem de eserlerle ilgili gerekli yayınların yapılmasını sağlamış olacaklarını anlatan Avşar, "Bu açıdan bizim için önemli bir proje. Bu eserleri ilk etapta 45 adetlik gruplar halinde konservasyonlarını yapıp müzeye teslim etmeyi düşünüyoruz. İlk 45 adeti bitmek üzere" dedi.

 


İkonalar laboratuvara geldiğinde kondüsyonlarının bozuk olduğunu ifade eden Avşar, "Öncelikle ikonaların belgelemesi yapıldı, koruma-onarım öncesi fotoğrafları çekildi. Üzerindeki renk ve boyaların, ahşapların analizleri gerçekleştirildi. Ardından içindeki bakteri, böcek ve haşerattan kurtulmak için fumigasyonları yapıldı. Daha sonra da uygulama çalışmalarına geçildi." diye konuştu.

 


Üzerinde dini ritüellerin, inanca dayalı hikayelerin tasvir edildiği resimlerin yer aldığı ikonaların Ayasofya'nın galeri katında muhafaza edildiğini aktaran Avşar, "Bu ikonalar tarihi değer. Onları korumamız gerekiyor. Şu ana kadar 45 adet ikonanın konservasyonu tamamlandı. Hepsini bitirdikten sonra oluşturulacak müzede sergilemek istiyoruz. Çünkü Ayasofya'da bunları sergilemek için yeterli alan yok." dedi.

 

AA

Ayasofya'da Sanat hırsızlığını göstermek amacıyla bilgi yazısı asıldı
Okunma Sayısı : 487   
28.12.2017 18:25:19

Ayasofya Müzesi'nin Müdürü Hayrullah Cengiz, restorasyon bahanesiyle 1890'lı yıllarda Fransız Albert Dorigny tarafından müzeden çalınarak yerine asılan sahte çinilere ilişkin, "Çiniler yerinden söküldüğünde, arkalarında Fransa Sevr'de yapıldığına ilişkin damgayı rahatlıkla görebiliyorsunuz." dedi.

 

Müzenin yıl içinde 1 milyon 900 bine yakın yerli ve yabancı turisti ağırladığını dile getiren Cengiz, sahte çinilere ilişkin AA muhabirine açıklamada bulundu.

 

Cengiz, Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Sultan 2. Selim türbesinin kapısının iki tarafında bulunan 60 adet çiniden oluşan iki panodan birinin sahte olduğunu belirterek, "2. Selim türbesi Ayasofya'da ilk yapılan türbe ve aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin en büyük mimarı olan Mimar Sinan'ın eseridir. Mimar Sinan, hanedandan ilk defa Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu olan Şehzade Mehmet'in türbesini yaparken, hanedandan son olarak da Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu Sultan 2. Selim'in türbesini burada inşa ediyor." bilgisini verdi.

 

Türbenin sağında bulunan 60 adet çini hakkında değerlendirmede bulunan Cengiz, "Bu çiniler 1890'lı yıllarda, Osmanlı devletine dişçi olarak gelen, Fransa uyruklu Albert Dorigny tarafından restorasyonu yapılmak üzere Fransa'ya götürülüp taklidi yapılarak daha sonra buraya monte edilen çinilerdir. Hemen sol tarafından ise bunun kardeş çinileri var ve baktığınızda iki çini pano arasındaki farklı görürsünüz. Bu çiniler aslında 16. yüzyıl İznik çinilerinin en mükemmel örneklerindendir." diye konuştu.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın Fransa Kültür Bakanlığı ile görüşerek çinileri Fransa'dan geri istediğinin altını çizen Cengiz, "Bu çiniler, Fransa'nın en ünlü müzesi olan Louvre Müzesi'nde İslam Eserleri seksiyonunda teşhir edilmekteydi. Yakın bir tarihte, muhtemelen gelen şikayetler üzerine kaldırıldı." ifadelerini kullandı.

 

Sanat hırsızlığını göstermek amacıyla bilgi yazısı asıldı
Hayrullah Cengiz, çinilerin kaçırılmasına ilişkin bilginin İngilizce, Fransızca ve Türkçe dilinde türbenin kapısına asıldığını kaydederek, yapılanın, "görevi kötüye kullanmak" olduğunu söyleyerek, hem bu görevi kötüye kullanmayı hem de sanat hırsızlığını tüm dünyaya göstermek amacıyla bilgi yazısının panoların önüne asıldığına dikkati çekti.

 

Türkiye'de 1925'te türbelerin kapatıldığını ve bu nedenle uzun süre bakımsız kaldığını dile getiren Cengiz, şunları aktardı:

Özellikle 1990'lardan sonra türbeler ziyarete açılmaya başladı ve restorasyonu yapıldı. Burada gördüğünüz 5 türbenin de restorasyonu 2009'da tamamlanarak ziyarete açıldı. Bu restorasyon sırasında yapılan onarımlarda, bu çinilerin sahteliği kanıtlanmış oldu. Çünkü çiniler yerinden söküldüğünde, arkalarında Fransa Sevr'de yapıldığına ilişkin damgayı rahatlıkla görebiliyorsunuz. İki çini arasındaki farka baktığınızda, ki buraya gelen herkes çok rahat biçimde görecektir, bir tarafta orijinal çiniler görünür ve tüm güzelliğiyle sizi karşılar. Bir tarafta ise tamamen mat renkli sahte çinileri görürsünüz. Sahte çiniler, yaklaşık 100 seneden biraz fazla kalmasına rağmen rengi solmuştur. Çünkü sahteliği ortadadır. Diğer tarafta ise gerçek çini pano, sanki daha dün yapılmış gibi, 400 seneden beri karşımızda durmaktadır.

 

Müze müdürü Cengiz, her ikisi de 60 adet çiniden oluşan iki panodan sahte olanın orijinalle desen olarak birebir kopya olduğunun altını çizerek, "Bunun kopyasını çıkarmak çok da zor değil ama yıllar geçince, sahici bir biçimde sahteliği kendisini gösterir." değerlendirmesinde bulundu.

 

Dorigny'nin sadece bu çini pano ile yetinmediğine vurgu yapan Cengiz, "Muhtemelen o yıllarda yine İstanbul müzelerinde yaptığı onarımlarda, başka çinileri de çaldığı yüksek bir ihtimal. Çünkü kayıtlarda buna rastlıyoruz." dedi.

 

Şu an önünde bulunduğunuz bu çiniler, asıllarının bir kopyasıdır


16. asır İznik çini sanatının en nadir örneklerinden biri olan panoyu, temizletme bahanesiyle Fransa'ya gönderip, porseleniyle ünlü Sevr'de imal ettirdiği sahte panoyu aslının yerine monte eden Dorigny'ye ilişkin bilgi, türbenin kapısına asılan yazıda şu cümlelerle aktarılmış:

 

Osmanlı Devleti döneminde 1882-1896 yılları arasında Fransız uyruklu Albert Dorigny tarafından yapılan restorasyon çalışmaları sırasında, burada bulunan ve 60 adet karodan oluşan 16. yüzyıl İznik çini pano şaheser, restorasyonu yapılması amacıyla Fransa'da Paris'e götürülmüş ancak Sevr'de taklidi yapılarak geri getirilmiş ve aslının yerine monte edilmiştir. Bu durum tamamen güveni kötüye kullanma ve bir sanat hırsızlığı örneğidir. Şu an önünde bulunduğunuz bu çiniler, asıllarının bir kopyasıdır. Orijinal çinilerimiz, Fransa Paris Louvre Müzesi'nde İslam Eserleri seksiyonunda 3919/2-265 envanter numarasıyla, 'Ayasofya Müzesi'nin haziresinde bulunan Sultan II. Selim Türbesi'nin Çinileri' bilgisiyle sergilenmektedir. Orijinal çinilerimiz hakkında Fransa Devleti Kültür Bakanlığı'na yapılan tüm iade taleplerimize rağmen, maalesef olumlu bir sonuç alınamamıştır.

 

A.A.

Kudüs: Ey Hüzünler Şehri sergisi açıldı
Okunma Sayısı : 708   
23.12.2017 21:45:33

Sanatçı Süleyman Gündüz,  yaptığı açıklamada, 2007'den beri Kudüs'le ilgili ulusal ve uluslararası alanda çeşitli sergiler açtığını söyledi.

İlk olarak 2002'de Kudüs'ün fotoğraflarını çekmeye başladığını belirten Gündüz, "Her yıl çektiğim fotoğrafları sergiliyorum. Bu sergideki fotoğraflar da 2017 yılında çekilmiş olan fotoğraflar." ifadelerini kullandı.

"İmgesel olarak ilahi sanatın oluştuğu bir yerdir Kudüs"
Yoğunluklu olarak belgesel fotoğrafçılık üzerine çalışmalar yürüttüğünü vurgulayan Gündüz, şöyle devam etti:

"Çünkü çektiğim her fotoğraf bir müddet sonra kendi öyküm haline dönüşüyor ve etkileyici öyküleri bulmaya çalışıyor, hem insan portreleri itibariyle hem de yaşam alanları itibariyle. Ama Kudüs ilham verici, etkileyici bir şehir. Dolayısıyla orada fotoğraf çekmiş olmak önemli bir ayrıcalık. Çünkü orada binlerce yılın bir serüvenini anlayabileceğiniz fotoğraf kareleri sizin objektifinizde oluşur. İmgesel olarak ilahi sanatın oluştuğu bir yerdir Kudüs."

Sergide 20 fotoğrafın yer aldığını dile getiren Gündüz, "Biz Kudüs'ü özlemimiz olan şekliyle fotoğraflara yansıtmak istedik. Yani bütün dinlerin özgürce, barış içinde bir arada olabildikleri bir şehir olarak." dedi.

Sergi, 31 Ocak'a kadar Beyoğlu Belediyenin sanat galerisi görülebilecek.

Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri sahiplerini buldu
Okunma Sayısı : 595   
23.12.2017 20:07:55

Her yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda açıklanan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin bu yılki sahiplerine ödülleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından takdim edildi.

 

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin bu yılki sahiplerine ödülleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından takdim edilecek. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Göksel Baktagir, Yavuz Turgul, Ali Toy, Selahattin Kara ve Nurettin Topçu'ya ödülleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen törenle verildi.

 

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin bu yılki sahipleri, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Doç. Dr. İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Lütfullah Göktaş, Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Dr. Mücahit Küçükyılmaz, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Hümeyra Şahin, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Ömer Arısoy, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş ile Yazar Alev Alatlı ve Yazar Rasim Özdenören'den oluşan Değerlendirme Kurulunun önerisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın onayı ile belirlendi.

 

Ödül verilen isimler


Prof. Dr. İlber Ortaylı, "Tarihini bilmeyen milletlerin geleceğini de inşa edemeyeceği hakikatinden hareketle, tarihin derinlikli biçimde araştırılıp aktarılması, geniş halk kitlelerine sevdirilmesi, yurt içinde ve dışında başta akademik platformlar ve medya ortamı olmak üzere tüm kesimlerle paylaşılmasındaki katkıları" nedeniyle ödülü takdim edildi.

 

 

Müzik alanında "Kanun icrasında diğer tekniklerin yanı sıra, özellikle 'sol el' için geliştirdiği teknikle dikkatleri üzerine çeken, temelde bir Türk müziği enstrümanı olan kanunun açısını New Age, caz gibi diğer müzik türlerine doğru genişleterek evrensel bir senteze ulaşan icracı, yorumcu ve bestekar kimliğiyle müziğin pek çok alanında kemale ermiş bir kabiliyet olarak temayüz eden, ruh dinginliği telkin eden tarzını kitlelere sevdiren" Göksel Baktagir ödüle layık görüldü.

 

Yavuz Turgul da "Türk sinemasının siyasi ve kültürel ayrışmalar yaşadığı çalkantılı dönemde ısrarla nitelikli filmler çeken, sinemanın komedi ve dram gibi birbirinden farklı alanlarında iz bırakan senaryo ve filmleriyle kendisinden sonra gelenlere öncülük eden, senarist, yazar ve yönetmen olarak çok yönlü kişiliğiyle Türk sinemasına kimlik kazandırması" dolayısıyla ödül aldı.

 

Vefa ödülü Nurettin Topçu'ya
"Geleneksel Sanatlar", "Resim" ve "Vefa" alanlarında da ödüller sahiplerini buldu.

 

Buna göre Ali Toy, "Geleneksel sanatların yeni nesil sanatçılar eliyle tekrar fark edildiği bir dönemde, olgunluk çağında modern mimari ile hat sanatını aynı güzellikte buluşturmayı başaran, tasarımlarındaki kendine has yalın, etkili ve dengeli üslubuyla geleneksel hat sanatına bir bakıma yeniden can suyu vermesi" dolayısıyla ödülünü aldı.

 

"Her karesi bir resim estetiğine sahip 'Aziz İstanbul'u fırçanın diliyle yorumlayan kişi' olarak anılan, şehir ressamı olmanın ötesinde 'İstanbul ressamı' olarak bilinen ve kendine özgü tarzıyla ürettiği eserlerle yurt içinde ve dışında beğeni toplayan" Selahattin Kara ödüle layık görüldü.

 

Merhum Nurettin Topçu'ya, "İnsanın var oluşunu sadece et, kemik, kan ve maddeden ibaret görmeyip ruhun derinliklerine inen, isyanın da bir ahlakı olduğunu ve bireyin toplumda bir ahlak nizamı çerçevesinde kendine yer edineceğini anlatan, bu millete Anadolu irfanının kıymetini ve düzen kurucu ahlakını kuşanmayı telkin eden, kadim İslam ve Türk tarihini, tasavvufu ve modern dönemdeki sosyolojik gerçekliği tahlil eden eserleri" dolayısıyla "Vefa" ödülü verildi.

 

 

İstanbul'u Hissetmek' isimli illüstrasyon sergisi açıldı
Okunma Sayısı : 921   
23.12.2017 19:50:17

Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden örneklerin sunulduğu sergi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesindeki Albaraka Sanat Galerisi'nde açıldı.

 

Serginin açılışında Anadolu Ajansı  muhabirine açıklama yapan Rae, Türkiye ve İstanbul'a aşık olmasının nedeninin, tarihi mozaik ve gelecek umudu olduğunu söyledi.

 

Rae, Mimar Sinan'ın, "Anıtlar gördüm, büyük antik kalıntılar. Her harap olandan bir şeyler öğrendim, her binadan bir şeyler özümsedim." ifadelerini aktararak, İstanbul ve Türkiye'nin kendisi için açık hava üniversitesi olduğunu fakat bu kez kalbiyle ve elleriyle öğrendiğini belirtti.

 

Türk tarihinin harcında yer alan aralıklardan, kendisine fısıldanan halk hikayelerinin içine kazınırken, kalbinin neler hissettiğini paylaşmak istediğini vurgulayan Rae, "Umarım bu çizimler ve resimler, iyice eskimiş ama yeni keşiflere açık bir yolun gezginleri için bir arkadaş olur." diye konuştu.

 

Serginin, Türk sanatseverler için üretilmiş bir proje olduğunu ve 4 yıldır üzerinde çalıştığını anlatan Rae, şunları kaydetti:

 

"Projeye ilk başladığım anda ilk yapmak istediğim şey camiyi çizmek değildi çünkü bu çok sıkıcı bir durumdur. Bunun için serginin adı 'İstanbul'u Hissetmek' olarak konuldu çünkü benim için mimarinin nasıl göründüğü değil, mimariden ne hissettiğim önemlidir. Mesela Edirne'deki Muradiye Camii'nin, göz önünde olan çok az bir kısmı var ve benim en çok huzuru hissettiğim mekanlardan biri orasıydı. Çalışmalarımda 'huzur' duygusunu ön plana çıkarmaya çalıştım ve bu duygu en beklemediğim yerlerden geldi. Bu durumdan anladığım ise bütün bu mekanları yapan mimarların, 'huzur' duygusuna sahip olarak yaptıklarını gösteriyor."

 

Sergide, İstanbul'da yaşayan sanatçının Türkiye'nin Sivas, Konya, İstanbul, Bursa gibi tarihi zenginliği olan şehirlerde bulunan Mevlana Celaleddin Rumi Türbesi ve dergahı, Eski Cami, Yeşil Cami, Mihrimah Sultan Camii ve Divriği Ulu Camii-Daruşşifa gibi Selçuklu ve Osmanlı Devleti'nin tarihi zenginliklerinden esinlenerek yaptığı illüstrasyon çalışmaları yer alıyor.

 

Sergi, 19 Ocak'a kadar ziyaret edilebilecek.

"Ayla" filmini 3 haftada yaklaşık 2 milyon seyirciye ulaştı
Okunma Sayısı : 533   
15.11.2017 02:09:40

Türkiye'nin Oscar için "Yabancı Dilde En İyi Film" kategorisinde, aday adayı gösterdiği "Ayla" filmi, 3 haftada yaklaşık 2 milyon kişi tarafından seyredildi

 

"Ayla" filminin yapımcısı Dijital Sanatlar'dan yapılan açıklamada, kahraman Türk askeri Astsubay Süleyman Dilbirliği ile minik Ayla'nın sevgi ve özlem dolu 65 yıllık hikayesinin, Türk halkını sinemada bir araya getirdiği belirtilerek, "Ayla" filminin yaklaşık 2 milyon kişi tarafından seyredildiği bildirildi.

 

Açıklamada, "Ayla" ekibinin, Anadolu'yu dolaşarak filmi sineseverlerle seyrettiği ve sorularını cevapladığı vurgulanarak, şunlar kaydedildi:

 

"Bu özel etkinlik, geçtiğimiz hafta Zile'den başladı, Ankara ve İzmir'le devam etti. Kasım ayı sonuna kadar sürecek Anadolu turunda ekip Nevşehir, Adana, Antalya, Antakya, İskenderun, Gaziantep, Eskişehir, Konya'nın ardından Astsubay Süleyman Dilbirliği'nin memleketi Kahramanmaraş'a gidecek." 

 

A.A.

Türkiye'nin UNESCO'daki kültürel varlıkları 360 derece tanıtılacak
Okunma Sayısı : 842   
5.11.2017 22:10:10

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nda, Türkiye'nin tanıtımına katkıda bulunmak üzere Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nca hayata geçirilen, UNESCO'daki kültürel varlıkların 360 derece tanıtıldığı projenin tanıtım toplantısına katıldı. 

 

UNESCO Dünya Miras Listesi'nde bulunan, Türkiye'deki 15 kültürel ve doğal miras alanı ile geçici listedeki 60 kültürel ve doğal miras alanının 360 derece video çekimlerinin yapılarak, kurgulandığı ve YouTube üzerinden de yayınlanmasının sağlandığı projenin tanıtıldığı toplantıda Kurtulmuş, sanal gerçeklik uygulamalarının ülke tanıtımında önemli olduğunu vurguladı.

 

 

 

Kurtulmuş, Türkiye'nin tarihi ve kültürel zenginliklerinin daha fazla insana tanıtılması gerektiğini dile getirerek, Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak Turing ve Otomobil Kurumu ile çok daha yakın çalışmayı, onları desteklemeyi istediklerini belirtti.

 

Türkiye'nin daha iyi tanıtılmaya ihtiyacı olduğunu ifade eden Kurtulmuş, "Türkiye'nin tanıtım alanında böyle sanal gerçeklik uygulamalarından istifade etmesinin fevkalade faydalı olacağını düşünüyorum." dedi.

 

Dünyada güçlü bir şekilde söz sahibi olacağız

İnsanlığın buluşma yerinin Anadolu toprakları olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, şunları kaydetti:

 

Truva'dan başlayıp Osmanlı'ya kadar oryantasyonları, kültürü, mimarisi, ortaya çıkardığı eserleri farklı olan, son derece zengin bir kültürel geçmişe sahibiz. Anadolu erenlerinin, Hoca Ahmet Yesevilerden başlayarak Avrupa'nın içlerinde, Budapeşte'deki Gül Baba'ya kadar uzanan bir coğrafyanın içerisinde insanları sadece Hz. insan oldukları için takdir eden, kucaklayan, herkesle de iyi geçinen bir zihin yapısının oluşturduğu bir geçmişe sahibiz. Türkiye dünyanın en büyük arşivi, en büyük kütüphanesi. Bu zenginliğin kıymetini bilmemiz lazım. Ancak, bundan şimdiye kadar istifade ettiğimiz söylenemez. Uzun yıllar bu tarihi, kültürel yapıyla ilgilenmeyi çok fazla gerekli görmemişiz. Bu kültürel yapımızı yeniden diriltmemiz, dünyaya örnek olacak büyük bir güç olarak ortaya koyabilmemiz lazım. Özellikle 1990'lı yıllardan itibaren oluşturulmaya başlanılan İslam ve bunun devamı olan Türkiye düşmanlığının önlenmesi için de bu tarihi ve kültürel zenginliklerimizi yeryüzünde daha fazla insana tanıtmak mecburiyetindeyiz.

 

Bu tür etkinliklerin tanıtım anlamında son derece yararlı olacağını belirten Kurtulmuş, "Türkiye'nin bütün bunları yaparken de öz güveni unutmaması gerekir. Üç asırdır kültürde, sanatta, bilimde, teknolojide geri kaldık. Ama daha kötüsü, bizim entelektüellerimizin, fikir ve siyaset adamlarımızın zihinleri kamaştı. Zihinleri kamaşan insanların da yapacak bir şeyi yok. Ama yavaş yavaş öz güvenimizi kazanmaya başladık. Dünyada güçlü bir şekilde söz sahibi olacağız, var olacağız. Bu öz güvenimizin kültür, sanat, edebiyat gibi her alana yansıması gerekiyor. Bu öz güveni daha da güçlendirirsek, sahip olduğumuz bu güzellikleri dünyaya çok daha iyi bir şekilde takdim edeceğiz, dünyaya tanıtacağız." ifadelerini kullandı.

 

Türkiye'deki 15 kültürel ve doğal miras alanı ile geçici listedeki 60 kültürel ve doğal miras alanının 360 derece video çekimlerinin yapılarak, kurgulandığı video "youtu.be/RiJzFy3t0xk" linkinden ziyaret edilebilir.

 

A.A

Kazakistan'da 'Türk Filmleri Haftası' başlıyor
Okunma Sayısı : 586   
30.10.2017 20:11:30

Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Kazakistan Çimkent Eyalet Valiliği'nin destekleriyle Avrasya Sivil Toplum İşbirliği Derneği'nin düzenlediği "Türk Filmleri Haftası" 1 Kasım'da başlayacak.

 

Doğuş İnşaat ve Atlas Global'in ana sponsorlukları, TÜRKSOY, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi, Yunus Emre Enstitüsü ve Karagöz Ajans’ın katkılarıyla hazırlanan etkinlik Kazakistan Çimkent’te düzenlenecek.

 

Etkinliğe pek çok sinemacı katılacak 


Etkinlikte "Uzun Hikaye", "120", "Vesikalı Yarim", "Can", "Gözümün Nuru", "Son Mektup" filmleri seyirciyle buluşacak.

 

"Somuncu Baba: Aşkın Sırrı" adlı yapımın kapanış filmi olarak gösterileceği etkinliğe Kürşat Kızbaz, Furkan Palalı, gibi pek çok sinemacı katılacak.

 

Tüm filmlerin ücretsiz gösterileceği "Türk Filmleri Haftası", 5 Kasım Pazar sona erecek.

 

A.A.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin Sahipleri...
Okunma Sayısı : 1097   
29.10.2017 20:12:36

Her yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda açıklanan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin bu yılki sahipleri belli oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla; 2017 yılında Prof. Dr. İlber Ortaylı, Göksel Baktagir, Yavuz Turgul, Ali Toy, Selahattin Kara ve Nurettin Topçu’ya ödül verilmesi uygun görüldü.

 

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Dr. M. Mücahit Küçükyılmaz, Cumhurbaşkanlığı Basın Başdanışmanı Lütfullah Göktaş, Cumhurbaşkanlığı Danışmanı H. Hümeyra Şahin, Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Ömer Arısoy, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş ile Yazar Alev Alatlı ve Yazar Rasim Özdenören’den oluşan Değerlendirme Kurulu’nun önerisi üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2017 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin aşağıdaki isimlere verilmesini uygun bulmuştur:

 

 

TARİH: PROF. DR. İLBER ORTAYLI

Tarihini bilmeyen milletlerin geleceğini de inşa edemeyeceği hakikatinden hareketle, tarihimizin derinlikli biçimde araştırılıp aktarılması, geniş halk kitlelerine sevdirilmesi, yurt içinde ve yurt dışında, başta akademik platformlar ve medya ortamı olmak üzere tüm kesimlerle paylaşılmasındaki değerli katkıları münasebetiyle Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya,

 

MÜZİK: GÖKSEL BAKTAGİR

Kanun icrasında diğer tekniklerin yanı sıra, özellikle sol el için geliştirdiği teknikle dikkatleri üzerine çeken, temelde bir Türk müziği enstrümanı olan kanunun açısını New Age, Caz gibi diğer müzik türlerine doğru genişleterek evrensel bir senteze ulaşan ve icracı, yorumcu ve bestekâr kimliğiyle müziğin pek çok alanında kemale ermiş bir kabiliyet olarak temayüz eden, ruh dinginliği telkin eden tarzını kitlelere sevdiren Göksel Baktagir’e,

 

SİNEMA: YAVUZ TURGUL

Türk Sinemasının siyasi ve kültürel ayrışmalar yaşadığı çalkantılı dönemde ısrarla nitelikli filmler çeken, sinemanın komedi ve dram gibi birbirinden farklı alanlarında iz bırakan senaryo ve filmleriyle kendisinden sonra gelenlere öncülük eden, senarist, yazar ve yönetmen olarak çok yönlü kişiliğiyle Türk sinemasına kimlik kazandıran Yavuz Turgul’a,

 

GELENEKSEL SANATLAR: ALİ TOY

Geleneksel sanatların yeni nesil sanatçılar eliyle tekrar fark edildiği bir dönemde, olgunluk çağında modern mimari ile hat sanatını aynı güzellikte buluşturmayı başaran, tasarımlarındaki kendine has yalın, etkili ve dengeli üslubuyla geleneksel hat sanatımıza bir bakıma yeniden can suyu veren Ali Toy’a,

 

RESİM: SELAHATTİN KARA

Her karesi bir resim estetiğine sahip olan “Aziz İstanbul”u fırçanın diliyle yorumlayan, ondaki saklı güzellikleri gönül gözüyle de hissetmemize imkân tanıyan, şehir ressamı olmanın ötesinde “İstanbul ressamı” olarak anılan ve kendine özgü tarzıyla ürettiği eserlerle yurt içinde ve dışında takdirler toplayan Selahattin Kara’ya,

 

VEFA ÖDÜLÜ: NURETTİN TOPÇU

İnsanın var oluşunu sadece et, kemik, kan ve maddeden ibaret görmeyip ruhun derinliklerine inen, isyanın da bir ahlakı olduğunu ve bireyin toplumda bir ahlak nizamı çerçevesinde kendine yer edineceğini anlatan, bu millete Anadolu irfanının kıymetini ve düzen kurucu ahlakını kuşanmayı telkin eden, kadim İslam ve Türk tarihini, tasavvufu ve modern dönemdeki sosyolojik gerçekliğimizi tahlil eden eserleriyle merhum Nurettin Topçu’ya, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü verilmesi kararlaştırılmıştır, dendi.

Ödül töreni daha sonra ilan edilecek bir tarihte Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirileceği duyuruldu.

TÜRKSOY Genel Sekreteri Kaseinov'a "Üstün Hizmet Ödülü
Okunma Sayısı : 858   
26.10.2017 03:04:23

Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı TÜRKSOY Genel Sekreteri Prof. Düsen Kaseinov, Türk dili, kültürü ve sanatının korunmasına sağladığı katkılar nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti “Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Ödülü”ne layık görüldü.


Türkiye'nin, dost ve kardeş ülkeler, Azerbaycan, Belarus, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Ukrayna ile arasındaki diplomatik ilişkilerinin tesis edilmesinin 25. yıl dönümü Ankara'da bir programla kutlandı. Ankara Palas'ta düzenlenen etkinliğe Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov, 1992 yılında SSCB'den ayrılarak bağımsızlığına kavuşan 10 ülkenin büyükelçileri ve diplomatik temsilcilerinin yanısıra, diğer ülkelerden çok sayıda diplomatik temsilci katıldı.


 
Düsen Kaseinov'a "Üstün Hizmet Ödülü"
 

Türk kültürünü yaşatma ve gelecek nesillere aktarma misyonunu üstlenen TÜRKSOY'un kuruluşunun üzerinden 25 yıl geçtiğini vurgulayan Çavuşoğlu,  TÜRKSOY Genel Sekreterliğini 2008'den beri yürüten Prof. Düsen Kaseinov'a Türk dünyasına sağladığı katkılar ve hizmetleri nedeniyle teşekkürlerini iletti. Çavuşoğlu, TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov'a "Dışişleri Bakanlığı Üstün Hizmet Ödülü"nü takdim etti.

 

Ödül aldıktan sonra bir konuşma yapan Genel Sekreter Kaseinov, 25'inci yıl dönümünü kutlayarak kardeşlik, dostluk ve bölgedeki barışın daim olması temennisinde bulundu.


Kaseinov, "Burada bir takdir söz konusuysa sanatçı dostlarımın, Türk dünyasının yetiştirmiş olduğu yetenekli kültür insanlarının bu başarıda payı oldukça fazladır.  Bu nedenle madalyayı tüm sanatçılar ve kültür insanları adına aldığımı ifade etmek istiyorum.” dedi.


 
Türk dünyasının UNESCO'su gibi çalışan TÜRKSOY'un ev sahibi ülkesinin Türkiye olduğunu hatırlatan Düsen Kaseinov, göreve geldiğinden bu yana başta Dışişleri Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere Türkiye’nin tüm kurumları ve büyükelçiliklerinin tüm imkanlarıyla TÜRKSOY’un yanında olduklarını vurgulayarak, teşekkürlerini iletti.

 


 
Destekleri için Türk devletine ve halkına özellikle teşekkür eden Kaseinov, "Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Türkiye'de en tepeden en aşağıya TÜRKSOY'a gösterilen samimi yardım, kuruluşumuza güç veriyor. Türk halkına konukseverliği ve gönülden destekleri için teşekkürü bir borç bilirim. Bizler TÜRKSOY ailesi olarak bu dayanışmaya destek olabilmek için tüm gücümüzle gayret göstermekteyiz" şeklinde konuştu.

 

TÜRKSOY'dan İlber Ortaylı'ya "Onur Madalyası"
Okunma Sayısı : 1068   
26.10.2017 02:42:52

TÜRKSOY'dan İlber Ortaylı'ya "Onur Madalyası"

 

Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Prof. Düsen Kaseinov, Türk dünyasına yaptığı katkılar nedeniyle Prof. Dr. İlber Ortaylı'ya "TÜRKSOY Onur Madalyası"nı takdim etti.

 

 

Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, "100. Yılında Sovyet İhtilali ve Türk Dünyası" konulu "6. Uluslararası Türkiyet Araştırmaları Sempozyum"u düzenledi.

 

TÜRKSOY'un yanısıra, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Tanıtma Fonu, TİKA, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşların da destek verdiği ve Prof. Dr. Yunus Koç'un evsahipliğinde yapılan sempozyuma, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Prof. Dr. A. Haluk Özen, Prof. Dr. Norman Stone, Prof. Dr. Dursun Yıldırım, Prof. Dr. Ahmet Bican Erculasun, Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu, Prof. Dr. Mehmet Öz gibi Türk tarihi, siyaseti ve uluslararası ilişkilerinin araştırılmasında büyük emek vermiş çok sayıda akademisyen katıldı. Türk dünyasının çeşitli ülkelerinden davet edilen ünlü akademisyenlerin de katıldığı sempozyuma öğrenciler büyük ilgi gösterdi.

 

Sempozyumum açılışında bir konuşma yapan TÜRKSOY Genel Sekreteri Prof. Düsen Kaseinov, Türk dünyasına yönelik araştırmaları ve çalışmalarıyla kendinden söz ettiren Hacettepe Üniversitesi ve Üniversitenin Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü ile TÜRKSOY arasında uzun yıllara dayanan işbirliği bulunduğun belirtti. Kaseinov, TÜRKSOY olarak Türk dünyasının her alanda gelişimi ve bütünleşmesini sağlayacak çalışmaları desteklediğini vurguladı.

 

Türk dünyasının en tanınmış tarihçilerinden biri olan Prof. Dr. İlber Ortaylı'nın da Türk dünyasına yaptığı katkılara değinen Kaseinov, "Sayın Ortaylı'nın yıllardır yaptığı titiz araştırmalarla ortaya çıkardığı birbirinden değerli eserlerinin, tarih ve kültür alanında bilim dünyasına yeni ufuklar açmakta olduğuna hepimiz tanık olmaktayız. Zatıâlileri yakın zamanda 2017 - Türk Dünyası Kültür Başkenti Türkistan’da verdiği konferansla bizleri aydınlatma lütfunda bulundular. Muhterem hocamıza her zaman minnettar olduğumuzu belirtmek istiyorum." dedi. Genel Sekreter Kaseinov, "Sayın hocamıza Türk tarihi ve kültürüne yapmış olduğu emsalsiz katkıları için, daha önce cumhurbaşkanlarımıza ve uluslararası teşkilat başkanları ve diğer üst düzey yetkililere vermiş olduğumuz 'Türksoy Onur Madalyası'nı takdim etmek istiyorum" diye konuştu.

 

Konuşmasının ardından Kaseinov, Ortaylı'ya "TÜRKSOY Onur Madalyası"nı takdim etti.

 

 

Bakan Kurtulmuş'tan 'Eyüp Sultan' açıklaması
Okunma Sayısı : 894   
25.10.2017 21:37:48

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, 3. Turizm Şurası Tanıtım Toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. 

 

Bir gazetecinin turist sayısındaki artışa rağmen turizm gelirinde artışın görülmemesine ilişkin sorusu üzerine Kurtulmuş, bunun, 2016 yılında yaşanılan çöküntü dolayısıyla sektörün panik havasında fiyatlarını çok aşağı çekmesinden kaynaklandığını belirterek, hedeflerinin (turist) kişi başına 1000 dolar seviyesini birkaç yıl içerisinde yakalamak olduğunu kaydetti. 


Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçedeki payına da değinen Kurtulmuş, “Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesi genel bütçenin içerisinde sadece binde 5’tir. Bunu da bir kenara yazalım. Bu bakanlığın bütçesinin de mutlaka yıllar içerisinde iyileştirilmesi gerekiyor. Böyle bir hazinenin üstünde oturuyoruz. Bu hazinenin ortaya çıkarılması, bilinenlerin değerinin artırılması için güçlü bütçesi olan bir bakanlığa ihtiyaç var.” değerlendirmesinde bulundu. 

 

Türkiye'den yurt dışına yasa dışı yollarla çıkarılan eserler

Numan Kurtulmuş, Türkiye'den yurt dışına yasa dışı yollarla çıkarılan eserlerle ilgili olarak, "Çok yakın, hafiye gibi takip ederek bu eserlerin her birisinin üzerine gidiyoruz. Bunların geri getirilmesi uzun süreçler alıyor. Önce eserlerin buraya ait olduğunun ispat edilmesi gerekiyor. Mahkemeler, mahkeme süreçlerinde bilir kişi raporları, ilgili ülkenin iş birliğine yatkın olması..." diye konuştu.

 

Gelecek hafta İngiltere'deki bir müzayedede Şeyh Hamdullah Efendi'nin oğlunun el yazması şaheser Kur'an-ı Kerim'inin müzayedeye çıkacağı bilgisinin geldiğini anımsatan Kurtulmuş, şunları ifade etti:


Bunun üzerine bakanlıktaki ilgili arkadaşlarımız, TBMM'deki ilgili komisyondaki arkadaşlarımızla çalışarak bu meselenin üzerine gidiyoruz. İnşallah buna müdahil olacağız. Ayrıca şu an 13 farklı ülkede 56 dosyamız var. Bu dosyalar sonuçlanma aşamasına yakın. Çok sıkı takip ediyoruz.

 

Eyüp Sultan’ın trafikten arındırılarak turistik merkez haline getirilmesi

Bazı türbelerin ziyarete açık olmamasına ilişkin soru üzerine Kurtulmuş, “Eyüp Sultan ile ilgili… Eyüp Sultan henüz fikir aşamasında. Eyüp Sultan’ın böyle ayrı, hatta trafikten arındırılarak önemli bir turistik merkez haline getirilmesi önemli bir değer katacaktır. Ama bu sadece bakanlık olarak bizim yapacağımız bir mesele değil. Eyüp Sultan Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere direkt ilgili bakanlıkların işin içerisine dahil edilmesi gereken bir durumdur.” yanıtını verdi. 

 


 

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, 3. Turizm Şurası Tanıtım Toplantısında ekonomi gazetecileriyle yaptığı görüşmede;

 

 

1-3 Kasım’da Ankara’da Türkiye’de turizm açısından önemli bir şurayı gerçekleştireceklerini ifade eden Kurtulmuş, Turizm Şurası’nın en son 2002 yılında yapıldığını hatırlattı.

 

Kurtulmuş, 15 yıl sonra düzenledikleri bu buluşmada bütün sektör temsilcileri ile kamu kurum ve kuruluşlarının bir araya geleceğini aktararak, “Turizmin stratejik bir sektör haline gelebilmesi için, turizmle ilgili üçüncü evreye, üçüncü hamle dönemine geçişi bu şurayla birlikte sağlamayı ümit ediyoruz.” dedi.

 

Üçüncü hamle döneminde öncelikli hedeflerinin turizmde pazar ve ürün çeşitlendirmesini gerçekleştirmek olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:

 

“Başta Uzak Doğu Asya olmak üzere Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya bizim yeni alternatif pazarımız olarak görülüyor. Bu ülkelerin ortak özelliği çok geniş bir yeni orta sınıfa sahip olmaları. Burada alım gücü yüksek, turizm başta olmak üzere birçok alanda harcama yapmaya müsait geniş bir pazar var. İnşallah bu anlamda pazar çeşitlendirmesini sağlayacağız. Yaklaşık bir ay evvel Çin’de temaslarda bulunduk.

 

Önümüzdeki günlerde de bakanlık olarak Dalaman’da Hindistan’dan yaklaşık 600 tur operatörünün yer alacağı toplantıya katılacağız. Uzak Doğu Asya ile ilgili her kapıyı açmaya gayret edeceğiz. Burada dünya nüfusunun 3’te 1’i bulunuyor. Burası bizim için önemli ve cazip bir pazar. Buraları Avrupa pazarında zaman zaman yaşadığımız sıkıntıları hafifletmek ve orta vadede çok geniş bir kitleye hitap etmek bakımından da önemsiyoruz."

 

Numan Kurtulmuş, ikinci stratejik hedeflerinin de ürün çeşitlendirmesi olduğunu aktararak, "Sadece deniz, kum, güneş turizminin ötesinde sağlık, spor, inanç, doğa, dağ ve kış turizmi gibi alanlardaki ürünlerimizi çeşitlendireceğiz. Bununla ilgili bütün kurumlarla iş birliği içinde olacağız. Bu amaçla geçen hafta Sağlık Bakanlığı ile bir iş birliği protokolü imzaladık. Sağlık turizminin Türkiye’de geliştirilmesi için iki bakanlık yakın bir çalışma sürecinin içine girecek. Diğer bakanlıklarla da benzer şekilde çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” diye konuştu.

 

Turizmi yumuşak güç enstrumanı olarak kullanacağız


Dünyanın siyaseten çok karmaşık bir süreçten geçtiğine değinen Kurtulmuş, Türkiye’nin de bundan oldukça fazla etkilendiğini söyledi.

 

Bu süreçte oluşan Türkiye ve İslam karşıtlığı ve düşmanlığı havasının bir şekilde dağıtılabilmesi için turizm ve kültür alanını yumuşak güç enstrümanları olarak kullanacaklarını belirten Kurtulmuş, “Böylece elimizden geldiğince Türkiye’nin uluslararası tanıtımı ve Türkiye'ye karşı kasıtlı şekilde oluşturulan havanın dağıtılabilmesi için gayret sarf edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

 

Kurtulmuş, gelecek dönemde yapacakları faaliyetlere değinerek, şöyle konuştu:

 

“9. Milletlerarası Halk Kültürü Kongresi ve 1. Ulusal Telif Hakları Kongresi’ni yapacağız. Turizmle ilgili seyahat acentelerine desteklerimiz sürecek. Bununla ilgili yeni bir model üzerinde çalışıyoruz. Bu modelde temel amacımız sadece yüksek sezonda değil düşük sezonlarda da turizm acentelerini destekleyebilecek bir plan üzerinde çalışıyoruz. ‘Sinemaya Gitmeyen Çocuk Kalmasın’ projesi başladı. Kütüphaneleri ‘yaşayan kütüphaneler’ haline getiriyoruz. İstanbul AKM yenileniyor. Bununla ilgili tanıtımı önümüzdeki günlerde Sayın Cumhurbaşkanımız yapacak.

 

Rami Kışlası dev bir kütüphaneye dönüşüyor. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası binalarını 2019’a yetiştireceğiz. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin restorasyonu hızlı bir şekilde sürdürülecek. Fuat Sezgin ve Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi de bizim övünç kütüphanelerimizden birisi olacak. Kuleli Askeri Lisesi’nin bir kısmı ulusal müze olacak, bazı kısımlarını da Milli Savunma Üniversitesi kullanacak.”

 

A.A.

Hanımeli Çarşısı'nın 'Altın Kızlar'ı
Okunma Sayısı : 968   
25.10.2017 15:51:35

Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde yaptıkları yöresel kıyafetli oyuncak bebekleri satışa sunan 4 kişilik "Altın Kızlar" grubu, hem ilçenin tanıtımına hem de aile bütçelerine katkı sağlıyor.

 


Sındırgı Belediye Başkanı Ekrem Yavaş, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, geçen yıl haziranda Hanımeli Çarşısı'nı açtıklarını ve kadınların evde ürettiklerini burada satmaları için ön ayak olduklarını söyledi.

Çarşıda yöresel kıyafetli bebek, kağıt sepet, patik, salça ve erişte gibi ürünleri yapıp satan 160 kadın bulunduğunu belirten Yavaş, turistlerin en çok yöresel kıyafetli bebeklere ilgi duyduğunu aktardı.

 

Yavaş, kadınların ilgili ve başarılı oldukları alanlarda üretim yaptıklarını ifade ederek, "Yaklaşık 6 ay önce de Alaylılar Atölyesi'ni kadınlara tahsis ettik. Kimisi gazete kağıtlarından sepet ve benzeri hediyelik eşyalar bazıları da yöresel erişte, reçel, salça üretiyor. Kendilerine 'Altın Kızlar' diyen bir grubumuz var, bunlar da yöresel kıyafetli bebekler üretiyor. Sındırgı, Yörük memleketi ve her mahallenin kendine özgü yöresel kıyafetleri bulunuyor. Yaptıkları bebekleri, yöreye ait elbiselerle giydiriyorlar."

 

Yöresel kıyafetli oyuncak bebeklerin fiyatının, işçiliği, kumaşı ve boyutlarına göre değiştiğine işaret eden Yavaş, oyuncak bebeklerin 30-40 lira arasında satıldığını, toplu alımlarda ise fiyatın bir miktar düşürülebildiğini belirtti. 

 


Yöresel kıyafetleri diktik ve giydirdik

Altın Kızlar grubundan Fahriye Tavlı, Sındırgı'nın kırsal mahallelerinde kadınların halen yöresel kıyafetlerle dolaştığını söyledi.

Oyuncak bebeklere ilçeye bağlı mahallelerde giyilen yöresel kıyafetlerinin aynısını diktiklerini aktaran Tavlı, kumaşları genelde çeyiz sandıklarından çıkardıklarını belirtti.

 

Tavlı, sadece bebeklerin hazır geldiğini daha sonraki malzemelerin ise tamamen kendilerine ait olduğunu vurgulayarak, "Bu bebeklere kadınların günlük giydiği yöresel kıyafetleri diktik ve giydirdik. Bunlar günlük giyilen kıyafetler ve birebir olması için özen gösterdik." dedi.

 

Bebek yapımında genellikle çeyizlerinde, sandıklarında bulunan eski kumaşları kullandıklarını belirten Tavlı, "Satışımız çok iyi. Bazen tek tek satılıyor ama bazen de büyük şehirden gelip hepsini alıp giden müşterilerimiz var." ifadelerini kullandı.

 

AA

2017-2018 Sanat Sezonu törenle açıldı
Okunma Sayısı : 768   
25.10.2017 00:52:03

Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü "2017-2018 Sanat Sezonu", Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen törenle açıldı.

 


Açılış programına, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Çoşkun Yılmaz'ın yanı sıra kültür, sanat ve siyaset dünyasından birçok ünlü isim katıldı.

 


Programda Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sanatçılarının müzik ve sahne sanatlarından oluşan ve Anadolu coğrafyasını yurt edinmiş milletlerin kültürlerinden derlenerek hazırlanan "Anadolu Renkleri" adlı gösteri izlenime sunuldu.

 

Etkinlik sonunda basın mensuplarına açıklamada bulunan Kurtulmuş, geçen hafta Ankara Devlet Opera ve Balesi'nin sezon açılışını yaptıklarını belirterek, "Biz bu toplantılarla, bu açılışlarla sanatçı arkadaşlarımızı teşvik etmiş oluyoruz. Aynı zamanda da kamuoyunun farkındalığını artırmaya gayret ediyoruz. Güzel bir akşamdı. Her birinden ufak tadımlık bize bir ziyafet sundular." dedi.


Bakan Kurtulmuş, "İnşallah bu senenin hayırlı, bereketli olmasını, Türk sanatına, Türk kültürüne katkıda bulunmasını temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.


Klasik Türk Müziği, Türk Halk Müziği ve Türk danslarından örneklerin de sahnelendiği programda, Osmanlı'dan bugüne devam eden ilk ordu orkestrası "Mehter Takımı" ile sema gösterileri izlenime sunuldu.

 

 

İstanbul Şehir Tiyatroları, Cumhuriyet Haftası'nda İstanbullular için ücretsiz
Okunma Sayısı : 1228   
24.10.2017 21:49:59


İstanbul Şehir Tiyatroları, Cumhuriyet Haftası'nda İstanbullular için ücretsiz "perde" diyecek.

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Cumhuriyet'in kuruluşunun 94. yıl dönümü kapsamında, İstanbullular 29 Ekim-4 Kasım tarihlerinde 10 sahnede 28 oyun ve müzikali ücretsiz izleyebilecek.

İstanbullular, ücretsiz davetiyeleri Şehir Tiyatroları gişelerinden ve "sehirtiyatrolari.ibb.istanbul" adresinden temin edebilir.

 

 

 

 

Derleme Haber Galata Editör

İstanbul Muhafızları: Ab-ı Hayat Çeşmesi ''SİNEMA''
Okunma Sayısı : 1651   
17.10.2017 06:39:48

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ ve Neher Prodüksiyon ortak yapımı olan "İstanbul Muhafızları" adlı çizgi dizi, beyazperdeye aktarılacak.

 

TRT Çocuk ekranlarında yayınlanan ve ilk bölümünden itibaren yaklaşık 6 milyon çocuğa ulaşan çizgi dizi, "İstanbul Muhafızları: Ab-ı Hayat Çeşmesi" adıyla sinemaya uyarlandı.   

 

Kültür AŞ Genel Müdürü Rıdvan Duran, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "İstanbul Muhafızları"nın çocuklar tarafından büyük ilgi gördüğünü söyledi.

 


Çekimlerin, pedagogların danışmanlığında yapıldığına dikkati çeken Duran, "Çizgi dizi televizyonda çok beğenilince biz de sinemaya aktaralım, çocuklarımızın İstanbul'u biraz daha iyi tanımasını ve İstanbul'a sahip çıkma fikrini daha çok benimsemelerini istedik. Çocuklara küçük yaşlarda bu bilinç aşılanmalı. İstanbullu olmanın, İstanbul kültürüne sahip çıkmanın ne demek olduğunu çocuklar erkenden öğrenmeli." diye konuştu.

 

Duran, çizgi filmin reyting sonuçlarının çok iyi olduğuna değinerek, sinema filminin de televizyondaki başarıyı yakalayacağına inandığını dile getirdi.

 

"Çizgi dizinin başarılı olması bizi cesaretlendirdi"
Projenin 5-11 yaş grubunda 6 milyon çocuğa ulaştığını aktaran Duran, şöyle devam etti:

 

"Bir işin içerisinde İstanbul ve kültür varsa, Kültür AŞ'nin orada olması çok normal. Bu bizim asli vazifelerimizden biri. Çizgi diziyle, İstanbul'daki 26 kültürel ve tarihi mekanın tanıtımı ve çocukların bunlara sahip çıkması sağlandı. Projenin yeni 26 bölümünde, 26 tarihi mekan daha tanıtılarak, toplam sayının 52'ye ulaşması sağlanacak. Artık büyükler çocuklara değil, bu proje sayesinde çocuklar büyüklerine İstanbul'un tarihi mekanlarını anlatıyor. Bu bizim için büyük bir kazanımdır. Bugünün çocukları yarının büyükleri olacak. Biz İstanbul'u ve Türkiye'yi çocuklara miras bırakacağız. Çocukların kendi çevrelerini, kültürlerini ve tarihlerini korumalarını, onlara sahip çıkmalarını bu yaşlarda öğretmemiz, ileride çok daha sağlıklı bir toplum oluşmasını sağlayacaktır."

 

"Bu film seyirciyi İstanbul'a doyuracak"
Neher Prodüksiyon adına yapımcılığı üstlenen Ammar Gündüz de "İstanbul Muhafızları" çizgi dizisinin, İstanbul'un tarihi ve kültürel mekanlarını çocuklara anlatma isteğinden ortaya çıktığını kaydetti.

 


Gündüz, çok özel bir ekiple çalıştıklarının altını çizerek, şunları söyledi:

"Film aslında İstanbul Muhafızları çizgi dizisinin yapım stüdyosunda geçiyor. Film boyunca İstanbul'dan birçok mekan göreceğiz. Bunlar, sinema filmine aksiyon ve macera katan unsurlardan. Çekim aşamasını 5 hafta, animasyon süresini ise yaklaşık 7 ay planladık. Toplamda yaklaşık 1 yıllık süreç gerekiyor bunun için. İstanbul Muhafızları'nın önünün çok açık olduğuna inanıyorum. Çünkü 7'den 70'e herkesin sevdiği bir proje haline geldi."

 

 

"İstanbul Muhafızları: Ab-ı Hayat Çeşmesi"
Çizgi dizinin senaristi, yönetmeni ve yapımcısının da hikayeye dahil olduğu sinema filminin çekimleri, Hidiv Kasrı, Yerebatan Sarnıcı, Hz. Yuşa Tepesi, Büyük Valide Han, II. Mahmud Bendi, Balat sokakları ve Sultanahmet'te gerçekleştiriliyor.

 

Senaristliğini Mehmet Barış Günger'in üstlendiği "İstanbul Muhafızları: Ab-ı Hayat Çeşmesi"nin yönetmen koltuğunda ise Çağrı Cem Bayraklı oturuyor.

 

Gerçekle animasyon karakterlerin iç içe geçtiği filmde Suna Selen Sümer, Ali Uyandıran, Funda Güray, Lemi Filozof, Gözde Mukavelat, Berk Yaparel, Ziya Çiçek ve Merve Sevin rol alıyor.

 

Görüntü yönetmenliğini Ahmet Kasapoğlu'nun yaptığı filmin konusu ise özetle şöyle:

"Aslı yirmili yaşlarının sonundadır ve İstanbul Muhafızları çizgi dizisinin senaristidir. Aslı'nın patronu Ayşen, Aslı'dan Gümüşçüler Çarşısı'nı tanıtan bir bölüm yazmasını ister. Aslı araştırma yapmak için 72 yaşındaki Veli Dede'nin dükkanına gittiğinde kendini büyük bir gizemin ortasında bulur. Rivayete göre İstanbul'un altındaki saklı kalmış hazinenin sırrı gümüş ustalarına emanettir. Bu sırrın son koruyucusu ise Veli Dede'dir fakat bilinmeyen şey, bu hazinenin altın, elmas veya yakut değil, içenleri hastalıktan ve yaşlılıktan uzak tutan 'hayat suyu' olmasıdır. Aslı, büyük bir maceranın içine girer."

 

Tarih araştırmacılarının da danışmanlığından faydalanılan filmin, 2018 yılının ekim ayında vizyona girmesi planlanıyor. 

 

AA


164 tane Haberden 121 - 140 arası gösteriliyor
Sayfalar :1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9Geri · İleri
Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?