Balıklıgöl'ün geleceği garanti altına alındı
Okunma Sayısı : 583   
8.10.2017 15:07:33


İnanç turizminin önemli merkezleri arasında yer alan ve Şanlıurfa'nın simgesi haline gelen Balıklıgöl'de Büyükşehir Belediyesince başlatılan altyapı, drenaj ve su tahliye kanalı yenileme çalışmaları tamamlanmak üzere.


Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi, bölgenin en önemli tarihi ve turistik mekanlarından Balıklıgöl Yerleşkesi'nin altyapısının yenilenmesi için çalışmalarını sürdürüyor.


Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı ekipleri 2,5 ay önce aşırı yağışlar nedeniyle zaman zaman su taşkınlarının yaşandığı yerleşkedeki sıkıntıları gidermek için harekete geçti.


Bu kapsamda başlatılan çalışmalar çerçevesinde yerleşkedeki altyapı, drenaj ve su tahliye kanalları yenileniyor.


Toprak kaymasının engellenebilmesi, balıkların sağlıklı şekilde yaşamlarını sürdürebilmesi için bilim adamlarının da görüşlerini alan belediye, Balıklıgöl'ün uzun yıllar sorunsuz şekilde gezilebilmesini hedefliyor.


Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin kalbi" olarak nitelendirilebilecek mekanın, kentin en önemli değerlerinden biri olduğunu dile getirdi.


Balıklıgöl'ün 1990'lı yılların teknolojisiyle düzenlendiğini anımsatan Çiftçi, o yüzden günümüzde bazı sıkıntılar yaşandığını söyledi.


Bölgedeki camiler başta olmak üzere yerleşkedeki yapıların genellikle su aldığını, bu yüzden çözüm için harekete geçtiklerini aktaran Çiftçi, "Sorunlar nedeniyle Balıklıgöl havzasındaki yapıların tehlike altında olduğunu gördük. O yüzden arkadaşlarımız hazırladıkları projeyle bölgedeki tüm altyapıyı elden geçirmeye başladı. Bu kapsamda yenilemeyle birlikte güçlendirme çalışmaları hayata geçirildi." dedi.

 

"Balıklıgöl'ün geleceği garanti altına alındı"

 

Çiftçi, altyapı çalışmalarının büyük oranda tamamlandığını, halen deforme olan üst yapının onarım çalışmalarının sürdüğünü ifade ederek, şunları söyledi:


"Yüzey kaplamalarını peyzaj çalışmalarıyla destekleyerek, dergaha gelen insanların daha rahat şekilde gezebileceği, manevi havayı daha iyi teneffüs edebilecekleri bir ortam hazırlamak istiyoruz. Işıklandırma çalışmalarıyla da bu desteklenecek. Şu an büyük bir çalışma var."


Çiftçi, çalışmaların yıl sonuna kalmadan tamamlanmasının hedeflendiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:


"Burası doğal bir akvaryum aslında. Bu özelliklerin devamının sağlanması gerekiyor. Geçmişte su baskınları oldu. O yüzden bunları engelleyip o balıkların sağlıklı şekilde çalışması gerekiyor. Balıkların ihtiyaç duyduğunda oksijenlendirilmesi, olası su azalmasında takviyelerin yapılabilmesi için çalıştık. Altyapı ona göre şekillendirildi. Yeni dönemde su kaynağında bir azalma olursa diye, doğal kaynaktan tedbir amaçlı bir hat çekildi. Bölgemiz sıcak bir bölge. O yüzden zaman zaman oksijen ihtiyacı oluşabilecek. Onu da düşünerek gerekli takviyeler yapılabilecek duruma getirildi."


Çalışmaları hayata geçirirken bilim adamlarının da görüşlerini aldıklarını belirten Çiftçi, "Balıklıgöl'deki tüm yapıların ömrü uzatılmış oldu. Başka bir deyişle Balıklıgöl'ün geleceği garanti altına alındı çünkü Balıklıgöl bize bir miras. Bu mirası da geleceğe daha iyi şekilde ulaştırmamız gerekiyor. Bu bölge Şanlıurfa'nın olmazsa olmazı." diye konuştu.

 

A.A

Uzun Köprü için 'Guinness'e' başvuru yapıldı
Okunma Sayısı : 1802   
4.10.2017 03:13:50

 

Önceki hafta yapılan ölçümlerin ardından başvuruya yeni eklemeler yaptıklarını ifade eden İşbilen, Anadolu Ajansı muhabirine Uzun Köprü'yü "üzerinden araç geçebilen dünyanın en uzun taş köprüsü" olarak tescil etme girişimleri olduğunu söyledi.

 


Daha önce dünyanın en uzun köprüsü olarak bilinen Uzun Köprü'nün namını Çin'de daha uzun bir köprü bulunması nedeniyle kaybettiğini anımsatan İşbilen, şunları kaydetti:

 


"Dünyanın en uzun taş köprüsü kategorisi için başvurumuz mevcut. Ancak Çin'de bulunan bir köprünün uzunluğunun 2 bin metrenin üzerinde olduğunu öğrendik. Bizim önümüzde gözüküyor. Ancak bizim yeni bir başvurumuz oldu. Üzerinden araç geçebilen dünyanın en uzun taş köprüsü olarak Guinness'e başvurumuzu yaptık. Yani genişliğini de işin içine katarak bir başvuru yaptık. Böyle bir detay koyduk ortaya. Çin'deki köprünün üzerinden araç geçmediğini biliyoruz. Köprümüzün bu şekilde Guinness'e girerek hem ilçemizin hem de köprünün tanıtımını yapmak istiyoruz"

 


İşbilen, kemerlerinde çatlakların oluşmaya başladığı, UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası geçici listesinde yer alan Uzun Köprü'de restorasyon çalışmalarının bir an önce başlaması gerektiğini belirtti.

 


Enis İşbilen, yaptığı açıklamada, yaklaşık 600 yıldır ayakta olan tarihi eserin kemerlerinde zaman içinde çatlaklar oluştuğunu söyledi.

 


Restorasyon projesinin onaylandığını ancak gerekli ihalenin henüz yapılmadığını ifade eden İşbilen "Bir an önce bakıma alınmalı. Köprüde kalıcı bir hasar meydana gelmeden, bir an önce ihaleye çıkılıp restorasyon çalışmalarına başlanması gerekli. Köprüdeki restorasyon çalışmalarının 3 yıl sürmesi bekleniyor. Çok detaylı bir iş olacak. Bu büyük tarihi yapının gelecek nesillere aktarılması için restorasyonun yapılması şart." diye konuştu.

 


Uzun Köprü

 


Uzunköprü ilçesine adını veren, Anadolu ile Balkanlar'ı birbirine bağlayan ve dünyanın en uzun taş köprüsü olma özelliğini taşıyan tarihi eser, eski adıyla Ergene Köprüsü, 1426-1443 yılları arasında Sultan 2. Murad tarafından, dönemin baş mimarı Muslihiddin'e yaptırıldı.

 


Bin 393 metre uzunluğunda, 6,80 metre genişliğindeki köprünün 174 kemeri bulunuyor. Daha önce yapılan tahta köprülerin, nehrin suları ile yıkılması üzerine halen ayakta olan taş köprü inşa edildi.

 

A.A

Japonya'da Dev Türkiye Tanıtımı
Okunma Sayısı : 931   
1.10.2017 02:53:57


Japonya’nın önde gelen televizyon kanallarından BS-TBS TV Türkiye’yi tanıtacak. “The Great Turkey” adlı beş serilik belgesel programı hazırlayan kanal Türkiye’nin farklı renklerini 5 ay boyunca ekranlarına taşıyacak.


‘Osmanlı İmparatorluğunun Anıları’, ‘Ege Denizinin Cazibesi’, ‘Doğa Harikası ve İpek Yolu’, ‘Toros Dağları ve Akdeniz’ ile ‘Hitit Hikâyesi’ Türkiye’nin 13 ilinde çekilen belgesellerin yayınlanacak bölümleri. 


Japon BS-TBS TV kanalının belgesel program serisi ayrıca Japonya’nın 11 milyon erişimli “Chikyu no arukikata” isimli web sitesinde de tanıtıldı. 


İlk Bölüm 10 Eylül’de Yayınlandı


Türkiye’nin Tokyo Kültür ve Tanıtma Müşavirliğinin önerileriyle Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa, Edirne, Isparta, Burdur, Denizli, Nevşehir, Muğla, Çorum ve Amasya’da 9 Temmuz ile 14 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilen belgesel çekimlerin ilk yayını ‘Osmanlı İmparatorluğunun Anıları’ başlığıyla Japonlarla 10 Eylül’de buluştu. 


“The Great Turkey” belgeselenin ‘Ege Denizinin Cazibesi’ başlıklı bölümü 8 Ekim’de, ‘Doğa Harikası ve İpek Yolu’ başlıklı bölümü 19 Kasım’da, ‘Toros Dağları ve Akdeniz’ başlıklı bölümü 10 Aralık’ta ve ‘Hitit Hikâyesi’ başlıklı bölümü ise 14 Ocak 2018 tarihinde seyirciyle buluşacak.

Kazdağları'nın doğasını 'teraryum'a sığdırıyor
Okunma Sayısı : 743   
1.10.2017 00:41:49

Genellikle cam ve plastik maddelerden imal edilen ve içinde sürüngenler, böcekler, bazı bitki türleri için kara ortamının taklit edildiği akvaryum benzeri tank" olarak ifade edilen teraryum, Yılmaz'ın elinde Edremit Körfezi ve Kazdağları'nın küçük bir kesitine dönüşüyor. 

 

Doğadan topladıklarının dışında başka malzeme kullanmayan Yılmaz, bunları teraryuma cımbızla yerleştiriryor. Yılmaz, bazen tek bir objenin yerini bulması için saatlerce uğraşıyor. 

 

İstanbul'dan gelip Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk Mahallesi'ne yerleşen evli ve 2 çocuk annesi Yılmaz'ın 9 yıl önce hobi olarak başladığı çalışmaları dikkati çekiyor.

 

Altınoluk'taki atölyesinde çalışmalarını sürdüren Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, doğayı sevdiğini ve bitkilerle uğraşmaktan keyif aldığını söyledi. 

 

Yılmaz, teraryuma Altınoluk sayesinde ilgi duyduğunu dile getirerek, "Eşim buralı olduğu için yıllar önce buraya geldiğimizde Kazdağları'na çıktık, tabiatına, kuşlarına, bitki örtüsüne aşık oldum. Gezerken değişik objeler de toplamaya başladım. Burada bulduğum kırık ampulün içine ilk çalışmamı yaptım." diye konuştu. 

 

"Doğanın sunduğu objeleri kullanıyorum"

 

Hobi olarak başladığı çalışmalarını zamanla daha da geliştirdiğini anlatan Yılmaz, şöyle devam etti:  

 


"Doğanın bize sunduğu objeleri kullanıyorum. Çalışmalarımda, kuş veya sineğin kanadından tutun, deniz yosunlarına ve farklı ağaç dallarına kadar farklı malzemeleri kullanıyorum. Parçaların hepsinin bir hikayesi var. Topladığım bir malzeme bazen 9 sene bekliyor ve yerini buluyor. Bazı çalışmalarım yıllarca gereken parçayı bekliyor. Bu sanatın en iyi yanı malzeme toplamak. Çok uğraş verici bir sanat. Sabah erkenden sahile inip malzeme buluyorum."

 


Yılmaz, Kazdağları'nda Fatih Sultan Mehmet'in gezdiği yer olarak rivayet edilen "Padişah Pınarı"nın kendisini çok etkilediğini, bunu çalışmayla ölümsüzleştirmek istediğine dikkati çekerek, "Bu çalışmam yıllar sürdü ve malzemeleri çok büyük özenle seçtim." ifadesini kullandı. 

 


Yapımı bir gün de 9 yıl süren de var

 


Çalışmalarında kullandığı hiçbir malzemenin yapay olmadığını vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti: 

 


"Çalışmalarımın büyük çoğunluğu satılık değildir. Ama satılık olanlar da var. Bazı çalışmalarım sade bir günümü alıyor, bazıları da 9 yıl sürebiliyor. Yapım süresi istediğim malzemeyi yerine yakıştırmama bağlı. Fiyatları o kadar pahalı değil. Bana göre çok farklı bir dünyaya açılan bir pencere bu sanat. Bir küçük ürün ile bir ay uğraştığım oldu. Bunu sevmeden yapamazsınız. Çalışmalarım sadece Altınoluk ile ilgili değil. Safranbolu, Artvin yaylaları gibi Türkiye'nin birçok bölgesinden evleri de yansıttım çalışmalarımda."

 


Yılmaz'ın yaptığı çalışmalar, 100 liradan 10 bin liraya kadar alıcı buluyor.

 

A.A

İstanbul'un tarihi çeşmesi "susuz" kaldı
Okunma Sayısı : 1819   
29.9.2017 03:36:29
 

 

 


İstanbul'un fethiyle birlikte kentin su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmaya başlanan ve zamanla mimari ve hat sanatının eşsiz eserleri haline gelen tarihi çeşmeler, şehirleşmeye yenik düşerek, ayakta kalmak için zamana direniyor. 

 


Galata Kulesi meydanında bulunan Bereketzade Çeşmesi bilinmeyen kişi veya kişilerce zarar verilmiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB) ekipleri tarafında son 3 yılda dört kez onarılmış ve son olarak pirinç musluk takılarak İstanbul'a kazandırılmıştı. 

 

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Tarihi Galata Kulesi meydanında bulunan Bereketzade Çeşmesini su bağlantılarını tamamlayarak en kısa zamanda İstanbul'luların ve bölgeye gelen yerli ve yabancı turistlerin su ihityaçlarını karşılamalarını sağlamalarını bekliyoruz. Onlarca müracat Beyaz Masa ekibinin kayıtları ve Beyaz Masa ekiplerinin ilgili birime başvuruları yönlendirdiğinide biliyoruz. ( 3 yıldır su bağlanamadı) Yetkililerden en kısa sürede tarihi çeşmenin su bağlantılarının yapılmasını bekliyoruz. 

 

Bu arada İBB Beyaz Masa Ekibinin yardımı ve Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB) taş atölyesi ekiplerine çeşmeyi defalarca onararak yaz kış demeden bizlere destek olmasından dolayıda çok teşekkür ediyoruz, gerçekten İstanbul'a çok katkıları var.

 

ÖNCE: Tarihi çeşmeye kimliği tespit edilemeyen kişi veya kişilerce boyayarak böyle zarar verilmişti.

 

 

SONRA: Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB) taş atölyesi ekiplerince ortak yaptığımız çalışma videosu. 

 

 

Yıl 1957, İstanbul... Bereketzade  Çeşme başında öğrenciler su içerken.... 

 

 

 

Beyoğlu Sineması, 28 yıllık salonunu Sinema severlere tekrar açtı
Okunma Sayısı : 628   
28.9.2017 02:54:29

 

Sinemanın ortaklarından Cem Altınsaray, Midwood Istanbul Film Studio Complex'in katkılarıyla yenilenen salonun açılışında, sinemanın yenilenme serüvenini Anadolu Ajansı muhabirine anlattı.

 

 

 

Altınsaray, Beyoğlu Sineması'nın, seyircinin gelmemesi ve film piyasasına olan borçlarından dolayı kapanma noktasına geldiğini söyledi.

Kısa bir süre önce sinemanın kapatılacağının duyurulduğunu aktaran Altınsaray, "Yıllar önce burayı kuran ve bugüne kadar yaşatan insanlar, gözyaşlarıyla bir veda metni yazdı. Ben de o noktada sosyal medyada bir zincir yazdım ve bu konu üzerine bir kamuoyu oluştu. Bir anda bir kenetlenme oldu ve ben oradan aldığım cesaretle, uzun zamandır tanıştığım, ahbaplık ettiğim bu sinemanın yöneticileriyle bir araya geldim. Peşpeşe toplantılar yaptık. 'FilmLoverss'ın kurucusu Utku Ögetürk'ten yardım istedim ve o da benim yanımda olmaya başladı." diye konuştu.

 

İki aylık çalışma 3 haftada bitti

 

Altınsaray, sorumluluk aldıklarını ve çalışmaya başladıklarına dikkati çekerek, "Bir 'Sadakat Kart' kampanyası başlattık. Bu kartla seyirci belli bir süreyle kombine film izleme hakkına sahip oldu. Bu kartın satışları ilk başta çok iyi gitti ama sonradan aynı hızı koruyamadık. Sonrasında bir sponsor arayışına girdik ve Midwood devreye girdi. Borcu kapatmak kadar, buranın bir daha borca girmeyecek duruma gelmesi de önemliydi. Sponsorumuzla iyi anlaştığımız için yaklaşık 3 hafta faaliyeti durdurmaya karar verdik bir anda ve Film Ekimi'ne yetiştirmeye çalıştık." diye konuştu.

 

Kalabalık bir ekiple gece-gündüz çalıştıklarına işaret eden Altınsaray, yaklaşık iki ayda ancak bitirilebilecek yenileme çalışmasını 3 haftada tamamladıklarını dile getirdi.

 

 

İstanbul'da Kültür Havzası Projesi...
Okunma Sayısı : 836   
27.9.2017 00:15:56

 

 

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, İstanbul'da Süleymaniye'den Topkapı'ya kadar uzanan, tarihi Fransız Hapishanesi ile köşkleri de içine alan büyük alanı "kültür havzası" haline dönüştürecek proje üzerinde çalıştıklarını açıkladı.

 

Kurtulmuş, kültür-sanat muhabirleriyle bir araya gelerek, soruları yanıtladı, Bakanlığın çalışmaları hakkında bilgi verdi. Bakanlık olarak Anadolu topraklarından yıllar önce yurt dışına kaçırılan 16 ülkedeki 57 eseri geri getirmek üzere çalışmalar yürüttüklerini anımsatan Kurtulmuş, eserin Türkiye topraklarına ait olduğunu kanıtlama ve iadesini isteme süreçlerinin titiz ve zorlu bir süreç olduğunu vurguladı.

 

"Bu sadece, çok da kolay karşılıklı iki tarafın davası gibi değil. Ülkelerin o günkü siyasi tercihleri gibi unsurlar da bu süreci etkiliyor." diyen Kurtulmuş, bu nedenle çalışmaları titizlikle yürüttüklerini kaydetti.

 

Fransa'daki dünyaca ünlü Louvre Müzesi'nde bulunan ve Türkiye topraklarına ait "Geyik Avı Kabartması"nın da iade çalışmaları kapsamında olduğunu bildiren Kurtulmuş, "Onun yazışmaları bitti. Şimdi onların yaklaşımını göreceğiz. Bu yaklaşıma göre de hareket edeceğiz." ifadelerini kullandı.

 

Kurtulmuş, "Şimdi Suriye'deki iç savaş... Konuşuyoruz, ediyoruz ama göreceğiz, 3-5 sene sonra Halep'in, Şam'ın canım eserleri, Avrupa'da bir başkentte, bir müzede sergileniyor olacak. İşin bir de kaçakçılık tarafı var. Bu eserler, kitaplar, yazma eserler... Hala Türkiye'nin belki binlerle onbinlerle kayıp yazma eserleri var. Dolayısıyla zengin bir kültürümüz var. Burada temel şey, bizim bu kültürel zenginliğimizin kamuoyu tarafından bilineceği bir farkındalığı oluşturmak." dedi.

 

Tabiri caizse 'devrim' yapmamız lazım

 

Kültürel ve sanatsal anlamda toplumun tüm kesimlerine ulaşılması açısından yürütülecek çalışmaların neler olduğuna yönelik soru üzerine Kurtulmuş, bu konuda zihniyet dönüşümünün önemine işaret etti. Geçmişte yıllarca kültürel değerleri yaşatma konusunda ihmallerin yapıldığına hatırlatan Kurtulmuş, "Uzun yıllar el yazması kitapların kese kağıdı olarak kullanıldığı bir ülkenin çocuklarıyız. Türkiye'de mesela Türk sanat musikisinin 1936-1938'de, 2 yıl TRT'nin radyosundan yayınlanması yasaklanmış. Anadolu'da birçok yerde tarihi eserlerin yüzüne bile bakmamışız, 'Bunlar heykel' diye bırakmışız." diye konuştu.

 

Kurtulmuş, şöyle devam etti:

 

"Şimdi bunların hepsini yeniden toparlama zamanımız. Onun için önce kültürel zenginliğin ortaya konulabilmesi zihinsel bir geçiş yapmamız, tabiri caizse 'devrim' yapmamız lazım. Anadolu topraklarına ait olan her şey bize aittir ve bunları sahiplenerek, milli kültürümüzün bir parçası olarak görmemiz gerekiyor. Tabii bu kolay değil. İnsanların zihinlerini değiştirmek en zor şeydir. Fakat iyi yolda gidiyoruz."

 

Rami Kışlası "kitap vadisi" olacak

 

Bakan Kurtulmuş, gelecek süreçte hayata geçirilecek yeni projelere yönelik, "İstanbul'daki Rami Kışlası'nın birinci bölümü bitti, ikinci ve üçüncü bölümünün ihalesi yapılacak. Orası 8 milyon kitaplık büyük bir kütüphane olacak. Sadece kitaplık değil bir 'kitap vadisi' gibi olacak. Yani kitaba ait ne varsa inşallah oraya getireceğiz. Birkaç yıl içerisinde tamamlamayı ümit ediyoruz." dedi.

 

AKM 2019'a yetişecek

 

İstanbul Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) yapılacak projenin de bitme aşamasında olduğunu açıklayan Kurtulmuş, "AKM inşallah son noktaya geldi. AKM'yi 2019'a yetiştirmeyi düşünüyoruz. Halka dokunan bir AKM olacak. Lansmanını ekim ayı içerisinde yaparız inşallah." ifadelerini kullandı.

 

A.A

Osmanlı'nın 'Amin Alayları' Eyüp'te Yeniden Hayat Buluyor
Okunma Sayısı : 273   
10.9.2017 17:31:20

 

 

Osmanlı'da eğitime yeni başlayan çocuklar için düzenlenen "Amin Alayları" 13 Eylül'de Eyüp'te gerçekleştirilecek bir etkinlikle yeniden hayat buluyor.

 

 

 


Eyüp Belediyesi'nden yapılan açıklamaya göre, Osmanlı'da eğitime yeni başlayan çocuklar için Amin Alayları düzenlenirdi. Osmanlı kültürünün zenginliklerinden biri olan Amin Alayları, mektebe yeni başlayan çocukların okul korkusunu giderme, çocuklara okuma isteğini aşılama ve çocukları arkadaşlarıyla kaynaştırma gibi önemli pedagojik faydalar taşıyor. Eyüp Belediye Başkanı Remzi Aydın da Osmanlı'nın 500 yıllık bu güzel geleneğini Eyüp'te yeniden başlatıyor. 

 


Amin Alayları nedir?

 


Osmanlı Devleti’nde çocuklar olgunlaşma durumlarına göre, 4 ila 7 yaş arasında Sıbyan Mektebinde ilk eğitimlerine başlardı. Bu okulların çoğu, camilere bitişik olarak inşa edilirdi. Bu mekteplerde eğitime başlayan çocuklar için 14. yüzyıldan 19. yüzyıl sonlarına kadar çeşitli merasimler düzenlenmekteydi. Bu merasimlerin en önemlisi ise Amin Alayları idi.

 

 

Amin Alayı yapılacağı gün bütün aile hava aydınlanmadan kalkar, sabah namazından sonra çocuklara yeni elbiseleri giydirilerek, üstü başı mücevherat veya parıltılı taşlarla süslenmiş olduğu halde hep birlikte faytonlara binilip, çoğunlukla Eyüp Sultan Camisi'ne ziyarete gidilir ve burada dua edilirdi.

 

Anadolu Ajansı

Aspendos Opera ve Bale Festivali başlıyor
Okunma Sayısı : 1732   
1.9.2017 00:00:00

 

Türkiye'nin tek opera ve bale festi̇vali̇ olan 24'üncü Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festi̇vali̇ 23 Ağustos - 4 Eylül'de düzenlenecek.

 

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, Antalya'daki iki bin yıllık antik tiyatroda düzenlenecek festivalin açılış eseri 23 Ağustos akşamı sergilenecek Giuseppe Verdi'nin "Aida" operası olacak.

 

Antik tiyatroda, 23-25 Ağustos'ta Varna Operasının başrejisörü Kuzman Popov'un rejisiyle, yerli ve yabancı solistlerin yer alacağı "Aida" temsilleri Antalya ve Mersin Devlet Opera ve Balesince sahnelenecek.

 

İki gün boyunca izleyenlerin beğenisine sunulacak eserin 23 Ağustos'taki ilk temsilinde, yabancı solistler Kamen Chanev (Viyana Devlet Operası), Dimitrinka Raycheva (Varna Operası), Agunda Kulaeva (Bolşoy Tiyatrosu) ile Devlet Opera ve Balesi (DOB) solistleri Murat Güney (İstanbul DOB), Engin Suna (Antalya DOB), Şafak Güç (Antalya DOB), Burak Pektaş (Antalya DOB), Arzu Aydoğdumu (Antalya DOB) sahneye çıkacak.

 

Orkestranın şefliğini Borislav Ivanov yapacak.

 

"Aida"nın 25 Ağustos Cuma akşamı sahnelenecek ikinci temsilinin solistleri ise Koray Damcıoğlu, Nurdan Küçükekmekçi, Stare Çelebi (Samsun DOB), Alaaddin Ataseven, Şafak Güç, Engin Suna, Burak Pektaş, Zişan Damcıoğlu olacak. İkinci temsilin orkestra şefi ise Alexandru Samuil olacak.

 

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 29 Ağustos Salı akşamı, Ayşem Sunal Savaşkurt'un uyarladığı "Uyuyan Güzel"i, Piyotr İlyiç Çaykovski'nin müzikleri eşliğinde Marius Petıpa koreografisi ile sahneye taşıyacak. 

 

Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivalisi

 

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen Türkiye'nin ilk opera, bale festivali, Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali, 1994'ten bu yana Antalya'daki iki bin yıllık antik tiyatroda sanatseverlerle buluşuyor.

 


Avrupa'nın saygın kuruluşları arasında olan Avrupa Festivaller Birliğine ( EFA-European Festivals Association) kabul edilen Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali 2015'te dünyanın ilk ve tek "Kalite Yönetim Belgesi" ödülünü de aldı. 

 

 

A.A

İtalya'da yüzlerce yıldır süren Türk Festivali
Okunma Sayısı : 417   
21.8.2017 00:00:00

Alp dağlarının eteklerindeki Moena kasabasında, 2. Viyana Kuşatması sonrası kasabaya sığınan yeniçeri "Balaban Hasan"ı anmak için 300 yılı aşkın bir süredir düzenlenen Türk Festivali, bu yıl da renkli görüntülere sahne oldu.

 

 

İtalya'nın "Türk kasabası" olarak da anılan Moena kasabasında 300 yılı aşkın bir süredir düzenlenen Türk Festivali, bu yıl İstanbul Sancaktepe Belediyesi Mehteran ekibinin geçit töreniyle renklendi.

 

Rivayete göre, yeniçeri "Balaban Hasan"ın 2. Viyana Kuşatması sonrasında, Alp dağlarının kolu olan Manzori'nin eteklerindeki Moena kasabasına sığınması, kendisini kasaba halkına sevdirmesi ve yaşamını burada sürdürmesi, kasabada her yıl Türk Festivali düzenlenmesine vesile oldu.

 

Moenalılar, 300 yıldan uzun bir süredir, son yılları resmi olmak üzere her yıl ağustos ayında düzenledikleri festivalde Türk kültürünü yaşatıyor.

 

 

Türkiye de hem resmi olarak hem de sivil toplum kuruluşları aracılığıyla festivalde varlık gösteriyor ve Moenalılara Türk kültürünü tanıtmaya çalışıyor.

 

 

Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) İtalya Şubesinin destek verdiği festivalde, bu yıl bir ilke imza atıldı ve İstanbul Sancaktepe Belediyesi Mehteran ekibi kasaba merkezinde geçit töreni yaptı.

 

 

Moenalıların büyük ilgi gösterdiği geçit törenine, Türkiye'nin Milano Başkonsolosu Hami Aksoy, UETD Merkez Karar Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Enes Seydanlıoğlu ve UETD İtalya Şubesi Başkanı Derviş Bozyel de katıldı.

 

 

Geçit töreninin sonunda, Başkonsolos Aksoy ve Seydanlıoğlu, "Balaban Hasan" anısına yapılan çeşmeye çiçek bıraktıktan sonra İstiklal Marşı'nı okudu.

Festivale bu yıl, İtalya'nın kuzeyinde yaşayan Türk vatandaşlarının yanı sıra Almanya, Avusturya, İsviçre ve Hollanda'dan da çok sayıda gurbetçi katıldı.

 


Geçmişi yüzlerce yıl öncesine dayanıyor

 


Türkiye'nin Milano Başkonsolosu Aksoy, Anaddolu Aajansı muhabirine yaptığı açıklamada, "Moena, İtalya'nın kuzeyinde küçük bir kasaba. En büyük özelliği de Türk kasabası olarak anılması." dedi.

 

 

 


Yüzlerce yıldan beri Moena'da Türk Festivali düzenlendiğini anlatan Aksoy, "Bu festival sırasında İtalyanlar yeniçeri kıyafetleri giyiyor, İtalyan hanımları, Osmanlı hanımefendileri gibi giyiniyor, Türk yemekleri yapılıyor, Türk bayrakları evlere asılıyor ve adeta Moena, bir Türk köyüne dönüşüyor. Bu sene biz de burada çok kuvvetli bir şekilde temsil ediliyoruz. Bir mehteran takımımız burada. Ayrıca, bir folklor gösterisi de yapılacak. Bunun, Türkiye'nin İtalya'daki tanıtımı açısından önemli olduğuna inanıyorum. Bu festival, Türk geleneklerinin tanıtımı kadar, Türk-İtalyan dostluğunun gelişimine de fırsat verecektir." diye konuştu.

 


Aksoy, Türkiye'nin gelecek yıllarda burada daha da güçlü temsil edileceğini belirterek, UETD'e emeklerinden dolayı teşekkür etti.

 


UETD Merkez Karar Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Enes Seydanlıoğlu da "Kültürümüzü yaşatma adına, burada bir dönemini geçirmiş Balaban Hasan isimli yeniçerinin aziz hatırasını yad etmek adına, bu anma etkinliğine ve şenliğe verdiği destek için UETD İtalya bölgemize teşekkürlerimi sunuyorum." ifadesini kullandı.

 


UETD İtalya Şubesi Başkanı Derviş Bozyel de Türkiye'den TİKA'dan temsilciler, Sancaktepe Belediyesinden Mehteran ekibi, Marmara Üniversitesinden Ebru sanatı uzmanı iki profesör ve UETD üyeleriyle festivale katıldıklarını söyledi.

 


Bozyel, "Gerçi Moenalılar bu işi 300 seneden fazladır götürüyor, biz sadece biraz yanlarında bulunmak, bu güzel havayı onlarla solumak, onlarla beraber olmak maksadıyla geldik." dedi.

 


Moenalılar, Türk misafirleri ağırlamaktan memnun

 


Moena Belediyesi Kültür İşleri Sorumlusu Ilaria Petrone de belediye olarak bu festivali 10 yıldır organize ettiklerini bildirdi.

 


Petrone, "Türkiye Festivali olması bir efsaneden kaynaklanıyor. Bir hikayesi var ama doğruluğuna dair bir kanıtımız yok. Efsaneye göre bir Türk askeri buraya sığınıyor. Burada o Türk askeri anısına bir çeşmemiz ve büstümüz de var. Bu yıl çok sayıda Türk misafir ağırladık festival nedeniyle. Bundan çok memnunuz. Bu, Moena turizmine de önemli katkıda bulunuyor. Biz de onlara kendi kültürümüzü gösteriyoruz." diye konuştu.

 


Almanya'nın Hamburg kentinde yaşayan Türk vatandaşı Nazan Kasar da eşi Harun Kasar ve kardeşi Serdar Yeter ile festival için geldiği Moena'da, Anadolu Ajansı  muhabirine, "Daha önce haberlerde izledik, duyduk burada her sene böyle bir kutlama yapıldığını. Gurur duyuyoruz, çok mutluyuz burada olmaktan. Televizyonda görüldüğünden çok daha sıcak insanlar. Gerçekten yıllar öncesinden kalma tarihimizle bağdaştığımızı gördük. Bir kardeşlik öyküsü. Çok mutluyuz." ifadelerini kullandı.

 

 

Osmanlı karargahı Balkan Tarihi Müzesi oluyor
Okunma Sayısı : 628   
12.8.2017 00:00:00

 

 

Balkan Savaşlarındaki Edirne savunmasında karargah olarak kullanılan Hıdırlık Tabyası, "Edirne Balkan Tarihi Müzesi" olarak düzenlenecek.

 

 

Harabe haldeyken yaklaşık 3 yıl süren ve geçen yıl tamamlanan restorasyon sonucu ayağa kaldırılan dönemin Edirne'deki en büyük savunma tabyalarından olan Hıdırlık Tabyası'nın müze olarak düzenlenmesi için çalışmalar başlatıldı. 55 dönümlük alana sahip tabya, 2 yıl içerisinde kapılarını müze olarak açacak.

 

Edirne Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uzun süren bir restorasyonun ardından tabyanın Edirne Balkan Tarihi Müzesi olarak tanzim ve teşhir aşamasına gelindiğini söyledi.

 

Müzedeki tarihi anlatımın Edirne'nin fethiyle başlayacağını aktaran Hacıoğlu, şunları kaydetti:

 

"Yüklenici firmaya yer tahsisi yapıldı, Edirne 700 gün sonra Balkan Tarihi Müzesi'ne kavuşacak. Böylelikle Edirne'de müze sayısı 8'e ulaşacak. Hıdırlık Tabya Edirne'deki 30 tabyaların içerisindeki en büyük ve Şükrüpaşa'nın Edirne'yi 155 gün savunduğu tabyadır. Edirne Balkan Tarihi Müzesi olarak işlevlendirilecek tabya, Türkiye'nin ve

 

Balkanlar'ın en büyük ve interaktif müzesi olacaktır.

 

Yaşam alanları da barındıracak, bal mumu heykellerin maketlerin bulunacağı müzede tarihsel anlatım 1361 yılından itibaren başlayacak. Edirne'nin fethinden başlatarak bugüne kadar geçen süre bu müzede yaşatılacak. Edirne'yi fetheden Sultan 1. Murad Hüdavandigar, Edirne'de doğan Fatih Sultan Mehmet ve Şükrü Paşa'yı daha fazla ve detaylı anlatacağız.

 

Hıdırlık Tabyası

 


Kültür ve Turizm Bakanlığı kayıtlarına göre, Edirne'deki tabyaların inşasına 1829 yılında başlanıldı. Şükrü Paşa'nın karargahının bulunduğu Hıdırlık Tabyası, bu tabyaların arasındaki en önemlilerindendi. I. Balkan Savaşı'nda önemli işlevi bulunan tabyalar, gelişen top teknolojisi sonrası önemini yitirmeye başladı.

 

Nizamiye ana giriş binası, koğuş binası, topçu odaları, topçu bataryaları (top mevzisi), hendek ve avludan oluşan tabya Edirne'deki en büyük tabya zamana direnemeyerek harap duruma düştü.

 

Genç yetenekler ustalarla buluştu
Okunma Sayısı : 683   
1.9.2017 00:00:00

 

Muğla'nın Bodrum ilçesinde bu yıl 14'üncüsü düzenlenen Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali, Türkiye'nin ve dünyanın farklı ülkelerinden gelen usta sanatçıları genç yeteneklerle bir araya getiriyor.


Muğla'nın Bodrum ilçesinde bu yıl 14'üncüsü gerçekleştirilen Uluslararası Gümüşlük Klasik Müzik Festivali, genç yetenekleri yerli ve yabancı usta sanatçılarla bir araya getiriyor.

 

Festival kapsamında Bodrum'un Gümüşlük Koyu'ndaki Antik Taş Ocağı ile Gümüşlük Toprak Ev'de devam eden konserlere, Türkiye'nin ve dünyanın farklı ülkelerinden gelen sanatseverler yoğun ilgi gösteriyor.

 

Yabancı sanatçıların eserlerini seslendirdiği festivalde, yeni mezun olan ve konservatuvar eğitimi alan öğrenciler de hem yerli hem de yabancı sanatçılardan eğitimler alıp, aynı sahneyi paylaşma olanağı buluyor. Çeşitli enstrüman dallarında başarılı olan Türk öğrenciler, hem antik taş ocağında hem de Gümüşlük Toprak Ev'deki festival alanında seslendirdiği farklı eserlerle izleyenlerin beğenisini topluyor.

 

Festivale katılan Devlet Sanatçısı piyanist Gülsin Onay, dünyaya mal olmuş Türk yeteneklerin başarılarını AA muhabirine anlattı.

 

Onay, son dönemlerde genç Türk yeteneklerin, yurt dışında çok önemli yerlere geldiğini kaydetti ve "Bu genç yeteneklerle gurur duyuyoruz. Berlin Filarmoni'de, Viyana Filarmoni'de, New York Filarmoni'de çalan enstrüman yeteneklerimiz var. Bu inanılmaz bir başarı ve son zamanlarda giderek artıyor." dedi.

 

"Aksak ritimlerden Anadolu'dan gelen bir güç var"


Onay, Bodrum'da düzenlenen festivalin amacının yurt dışından gelen isimleri Türk yeteneklerle buluşturmak olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

 

"Bazıları bu sayede yurt dışına burs alarak gitme imkanı buluyor. Bu festivale katılmak için yurt dışından özellikle gelenler var. Bu yıl çok zengin bir listemiz bulunuyor. Yurt içinden olduğu kadar Fransa ve İngiltere'den gelen izleyicilerimiz de var. Sanatçılar olarak Türkiye'yi yurt dışında en iyi şekilde temsil ediyoruz. Bizim farklı bir geleneğimiz var. Aksak ritimlerden, Anadolu'dan gelen bir güç var. Dinleyici bunu hissediyor. Onlar için bu büyük bir keşif. Bu kuvvetli yönümüzü de harmanlayarak, kendi geleneğimizle, evrensel müziğin birleşimi bütün dünyada ses getiriyor, çok beğeni topluyor."

 

Sanatçılarla çalışma imkanı buluyorlar

 

 

9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarından yeni mezun olan keman sanatçısı Selin Doğan, konservatuvar ve müzikle ilgilenen öğrencilere festivale katılma çağrısında bulunarak festivale katılan öğrencilerin, yabancı sanatçılarla tanışma olanağı bulduğunu ve müzik yaşamları için burs imkanının sağlandığını da belirtti.

 

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğrencisi Aslı Ayben Özdemir de festivalin kendilerine çok büyük fırsatlar sunduğuna değindi. Gülsin Onay'ın yurt dışındaki yabancı sanatçıları kendileriyle buluşturduğunu belirten Özdemir, şöyle konuştu:

 

"Yurt dışındaki yarışmalara gitme şansımız var ama bu bizim için daha kolay bir imkan. Kendi yurdumuzda, kendi topraklarımızda bize böyle imkanlar sağlayabiliyorlar. Klasik müziği en iyi şekilde icra etme şansına sahip oluyoruz. Gilles Apap gerçekten dünyanın en iyilerinden birisi. Onunla çalışma imkanı büyük bir şans. Burada rüzgarın batımı, deniz ve gün batımı var. Her şeyi harmanlayıp güzel bir şey çıkartabiliyoruz. Gümüşlük festivali bize çok büyük imkanlar tanıyor. Büyük sanatçıları dinleyip onlarla çalışma olanağımız oluyor."

AA

Tarihinize ve kültürünüze ihanet etmeyin
Okunma Sayısı : 1224   
13.8.2017 00:00:00

 

 

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Antropoloji Uzmanı Doç. Dr. Yunus Berkli, Anadolu'daki kültür varlıklarının ve tarihi yapıların, meraklı ziyaretçilerin dokunması ya da flaşlı fotoğraf çekmesi sebebiyle zarar görebildiğini belirterek, ziyaretçilerden bu konuda duyarlı olmalarını istedi.

 

Berkli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin turizm açısından büyük potansiyele sahip olduğunu ifade ederek, turizm hem ekonomik hem de ülkemizin tanıtılması açısından önemli fırsatlar sunduğunu söyledi.

 

Yaz aylarında Anadolu'nun birçok noktasında yer alan tarihi eserler ile mekanların yoğun olarak ziyaret edildiğini anlatan Berkli, yapılan araştırmaların yaz aylarında tarihi mekan ve eserlerde yaşanan ilginin bazı zararlara neden olduğunu belirtti.

 

Berkli, kültür varlıkları ve tarihi yapıların insan hayatındaki önemine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

"Tarihi eserler medeniyetlerin tapusudur, bizi biz yapan örneklerimiz, geçmişimiz ve tarihimizden bahsederken ortaya neler koyduğumuzun ispatıdır. Dünya milletlerine sizi anlatabilecek en güzel ve en barışçıl unsur tarihi eserlerdir. Geçmişte bunlar yapılmış biz de bir şeyler yapmalıyız dersiniz. Sorumluluk altına giriyorsunuz. Tarihi eserler ile geçmişte neler yapıldığını ortaya koyarak diğer milletler arasında kendinize yer buluyorsunuz." 

 

"Tarihi eserlere dokunmayın"


Doç. Dr. Berkli, "Bilimsel veriler, meraklı ellerle tarihi yapılara dokunurken eldeki sıcaklığın oluşturduğu terdeki asitlerin bu yapılara zarar verdiğini ispatlamıştır. Bu sebeple tarihi yapıların girişlerindeki görevliler ile ziyaretçileri bu konuda bilinçlendirmek çok önemli. Fotoğraf çekerken flaş kullanılmasının tarihi eserlere ciddi zarar verdiği de biliniyor. Avrupa'da ören yerlerinde flaş patlatılması hatta içeriye görüntü çekilebilecek teknolojinin alınması da yasaktır. Ziyaretlerde, kültür varlıklarının üstüne çıkmak veya oturmak gibi hatalar yapıyoruz, bu da eserlere çok ciddi zarar veriyor."

 

Berkli, yaşanan hava ve çevre kirliliğinin de tarihi yapıları olumsuz etkilediğini dile getirerek, kültür ve tabiat varlıklarının yakınına çöp atılmaması, bu eserlerin bulunduğu alanlara araçlarla girilmemesi gerektiğini belirtti.

 

"Tarihinize ve kültürünüze ihanet etmeyin"


Berkli, turistlere "Hiçbir tarihi dokuya dokunmayınız. Hatıra olarak oradan bir şey almayınız çünkü oradan alınan bir parçanın yerine orijinal parça koyma şansımız yok. Görsel uyarı levhalarına dikkat edelim. Farkında olmadan fayda yerine zarar vererek, kültürümüze, medeniyetimize, tarihimize ihanet etmeyelim." uyarısında bulundu.

 

A.A

Ilıca Çermik Festivali kapsamında uçurtma şenliği gerçekleştirildi
Okunma Sayısı : 1019   
29.7.2017 00:00:00

 

 

 

Erzurum'da, Aziziye Belediyesinin ev sahipliğinde bu yıl ikincisi düzenlenen "Ilıca Çermik Festivali" kapsamında uçurtma şenliği gerçekleştirildi.

 

Orhan Tavlı Stadı'ndaki festival alanında bir araya gelen çocuklar ve aileleri, Aziziye Belediyesince dağıtılan uçurtmaları uçurtmanın ve festival alanında oyun oynamanın mutluluğunu yaşadı.

 

Aziziye Belediye Başkanı Muhammet Cevdet Orhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, festivalin ikinci gününde çocuklara bin uçurtma dağıttıklarını söyledi.

 

Çocukların aileleri ile dolu dolu bir gün geçirdiğini anlatan Orhan, şöyle konuştu:

 

"Uçurtma şenliği sonrası geleneksel oyunlar, aşık ve okçuluk gibi çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Şenlik, buzağı güzellik yarışması, konserler ile devam edecek. Erzurum için Aziziye için festivalimizi inşallah ilerleyen süreçlerde devam ettireceğiz. Amacımız bu tür faaliyetleri birlik ve beraberlik içerisinde yürütmek."

 

Festivale Ankara'dan katıldığını belirten Tarkan Zengin de etkinliğin coşkulu geçtiğini ifade ederek, düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

 

Festival yarın sona erecek.

Edremit'te uluslararası ritim ve sanat kampı başladı
Okunma Sayısı : 329   
27.7.2017 00:00:00

Balıkesir'de Kazdağları eteklerinde bu yıl 10'uncusu düzenlenen "Mısırlı Ahmet Ritim ve Sanat Kampı"nda, 9 ülkeden 250 kişiye eğitim verilecek. Etkinlik 7 Ağustos'a kadar sürecek.

 

 

Balıkesir'in Edremit ilçesinde bu yıl 10'uncusu düzenlenen "Mısırlı Ahmet Ritim ve Sanat Kampı" başladı.

Edremit Belediyesinin ev sahipliğinde Kazdağları eteklerinde başlayan etkinliğe, Türkiye'nin yanı sıra ABD, Mısır, Rusya, Azerbaycan, İspanya, İsrail, Japonya ve Kore'den katılımcılar ile ritim ve dans sanatçıları katıldı.

Kampta, yerli ve yabancı 250 kişi eğitim alacak. Yoga derslerinin de verildiği kamptaki eğitimler, 7 Ağustos'a kadar sürecek.

"Mısırlı Ahmet" olarak bilinen müzisyen Ahmet Yıldırım, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kampın finalinde İspanya'dan gelen dansçıların gösteri sunacağını bildirdi.

Kampın ilgi gördüğünü anlatan Yıldırım, "Bu, çok sevindirici. Ailelerin, çocukların ilgisi, onların müzik, sanat içinde yoğrulması çok müthiş bir olay. Şehirler, insanın kendisiyle olan mesafesini uzatıyor, kendinden uzaklaşıyorsun. Burada insanlar kendilerine dokunuyor ve buradan arınıp gidiyor." dedi.

Yıldırım, kampa katılanların "hayatlarının değiştiğini söylediğini" belirterek, "İnsanlar hayatlarına çok güzel bir renk, soluk katabilmek için kampa geliyor. Bulduğum teknikten sonra dünyada ritm tekniği değişti. Dünyada müthiş bir patlama var darbuka konusunda." diye konuştu.

Ayasofya Sergisi açıldı
Okunma Sayısı : 703   
24.7.2017 00:00:00

Türk Tarih Kurumunca gerçekleştirilen sergideki 100'e yakın belge ve resim, Ayasofya'ya geçmişten günümüze ışık tutuyor.

 

 

 


Türk Tarihi Kurumu (TTK) tarafından organize edilen "Belgeler ve Resimlerle Ayasofya Sergisi" törenle açıldı.

 

TTK Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, sergide 100 aşkın belge ve resim yer aldığını ve bunların Ayasofya'nın tarihine ışık tuttuğunu belirterek, sergideki belgelerin farklı nitelik ve içeriğe sahip olduğunu anlattı.

 

Turan, "Ayasofya'nın, Osmanlı hükümranlığına alındıktan sonra bunu belirleyen ilk vakfiye belgesinden tutun da birçok dönemine ait değişik belgeler mevcut. Sergideki belgeler Ayasofya'nın dönem dönem geçirdiği evrelere ilişkindir." dedi.

 

Ayasofya'nın uzun süre yaşatılması için zaman zaman tamire tabi tutulduğunu, bazı belgelerin bu tamir, bakım ve onarımı yansıtan vesikalar olduğunu dile getiren Turan, Ayasofya'nın tarih ve kültürün büyük bir şaheseri olduğunu, tarihi yapının kaymasını engelleyen Mimar Sinan'ın çabalarını yansıtan belgelerden, camiden müzeye çevrilmesi, vakıf senedi, sonradan eklenen yapıların rölöveleri ve daha sonra bazı mimarların çizimlerine kadar tüm tarihi vesikaların sergilendiğini belirtti.

 

En son belgeden ilk vakıf senetlerine kadar birçok belgeyi bir araya getirdiklerini ve bu konuda Türk Tarih Kurumunun organizatörlük yaptığını ifade eden Turan, belgelerin bir kısmının Vakıflar Genel Müdürlüğünden, Devlet Arşivlerinden, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden alındığını, bir kısmının da zaten kendilerinde bulunduğunu bildirdi.

 

Konuşmaların ardından 18 Temmuz'da Ankara'dan, Türk Tarih Kurumu önünden hareket ederek İstanbul'a ulaşan bisiklet ekibine çeşitli armağanlar, sergiye destek veren Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü yetkililerine de plaketler sunuldu.

 

Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından Prof. Dr. Turan, konuklara sergideki belge ve resimler hakkında bilgi verdi.

 

 

Sergi, 30 Temmuz Pazar gününe kadar açık kalacak.

 

Bilge Kral Türk izleyiciyle buluşacak
Okunma Sayısı : 670   
24.7.2017 00:00:00

Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı "Bilge Kral" Aliya İzetbegovic'in hayatını anlatacak "Aliya" isimli mini dizi, Türk izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.

 

 

Lider kimliğinin yanında sözleri, örnek Müslüman yaşantısı ve bilge yanıyla milyonların örnek aldığı merhum İzetbegovic'in hayatı 6 bölümlük mini diziye dönüştürülüyor.

Yazar Ahmet Tezcan'ın senaristliğini üstlendiği, ödüllü Boşnak yönetmen Ahmed İmamovic'in ise yönetmen koltuğuna oturduğu dizide, Türk ve Boşnak oyuncular rol alacak.

Uzun süredir hazırlıkları devam eden dizinin, bu yıl içinde yapılması düşünülen galasının ardından 90'ar dakikalık bölümler halinde TRT'de yayınlanması planlanıyor.

Senaryo hazırlıkları için 6 aydır Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna bulunan Tezcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin Sancak Medya'nın sahibi Muhammed Hakan Sancaktutan'ın fikriyle ortaya çıktığını belirtti.

Tezcan, bugüne kadar merhum İzetbegovic ile ilgili belgeseller yapıldığını ancak bu şekilde bir dramanın ilk kez çekildiğini söyledi.

Boşnak ruhunu öğrenmek, halkla temas etmek, Boşnakların davranış kalıplarını ve kendi kültürel yaşam tarzlarını görmek için senaryo çalışmalarını Bosna Hersek'te yürüttüğünü kaydeden Tezcan, "O atmosferi solumadan bir şey yazmak gerçekten zor olacaktı. Sadece kitabi bilgiyle kalacaktınız. Şimdi insanlara dokunarak, hissederek onları anlamaya çalışarak senaryoyu burada yazdım." ifadelerini kullandı.

İzetbegovic'in liderliğinin yanında mütefekkir tarafı da olduğuna dikkati çeken Tezcan, onu bu süreçte gerçek manada hissedebilmek için çaba sarfettiğini aktardı.

"Gençliğinden itibaren örnek Müslümandı"
Tezcan, dizideki anlatımda geleneksel hikaye tarzını seçtiklerini belirterek, hikayenin, İzetbegovic'in gençliğinde Halida hanım ile birbirlerine aşık oldukları andan vefatına kadar süreyi, yani 1944-2003 yıllarını kapsadığını söyledi.

Drama yaparken gerçekten uzaklaşılırsa hayatı yazılan kişinin, ailesinin ve sevenlerinin hatırasına hürmetsizlik etmek gibi bir tehlikenin ortaya çıktığını kaydeden Tezcan, bu tehlikeye düşmemek için İzetbegovic'in eşiyle günlük konuşmalarını kendisine ait sözlerden bulup seçmeye çalıştığını, kimi zaman bir cümlenin gerçekliğini tespit için yüzlerce sayfa okuduğunu ifade etti.

Tezcan, İzetbegovic'in modern zamanda örnek bir Müslüman olduğuna vurgu yaparak, onun kendisini öncelikle "Müslüman", sonra ise "Avrupalı" ardından "Slav" olarak tanımladığını anımsattı.

İzetbegovic'in babaannesinin Üsküdarlı bir Türk olduğunu da hatırlatan Tezcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aliya bütün hayatıyla gençliğinden itibaren örnek bir Müslümandı. İslamı sadece anne babasından, ailesinden ya da çevresinden değil, tahkik ederek, araştırarak, kafa sancısı, ruh sancısı, fikir sancısı çekerek araştırarak benimsemiş ve yeniden ona iman etmiş bir insandı."

"Gelecek nesiller için çok büyük değeri olacak"
Dizinin yönetmeni Ahmed İmamovic de bunun büyük bir proje olduğunu vurgulayarak, böyle bir projenin parçası olmanın "inanılmaz tecrübe" yaşattığını söyledi.

Çekimlere ağustosta başlayacaklarını açıklayan İmamovic, set ekibinin şu an Bosna Hersek'te bulunduğunu ve son hazırlıkları yaptığını aktardı.

İmamovic, oyuncu kadrosunun da seçildiğini belirterek, başrolleri Türkiye'den sanatçıların üstleneceğini ancak dizide Boşnak oyuncuların da rol alacağını kaydetti.

Tüm çekimlerin Bosna Hersek'te gerçekleşeceğini dile getiren İmamovic, Saraybosna'nın ana merkez olacağını ancak Pocitelj, Mostar, Blagaj, Tarcin ve Konjic'te de çekimlerin yapılacağını anlattı.

İmamovic, projeyi birçok açıdan önemli bulduğuna işaret ederek, "Televizyonda bir sezon gösterilecek bir mini dizi çekmiyoruz belki ama bu yaptığımız serinin özellikle 20, 30 veya 40 yıl sonra gelecek nesiller için çok büyük bir değeri olacak." dedi.

Sıradan bir Türk vatandaşının da İzetbegovic hakkında bilgi sahibi olduğunu hissettiğini belirten İmamovic, "Çünkü Aliya İzetbegovic, Bosna Hersek tarihinin bir dönemine iz bıraktı ve bu izi sadece ülke siyasetinde değil, uluslararası siyasette de gösterdi." diye konuştu.

"Bilge Kral"
Bosna Hersek'in kuzeybatısındaki Bosanski Samac'ta 8 Ağustos 1925'te dünyaya gelen Aliya İzetbegovic, İkinci Dünya Savaşı boyunca faşist, daha sonra da komünist ideoloji ve uygulamalara karşı çıkarak Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) isimli, kolej ve üniversite öğrencilerinden oluşan, Bosnalı Müslümanları İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan soykırımdan kurtarma amacını taşıyan teşkilatın içerisinde yer aldı.

Halkı için verdiği mücadele sırasında tutuklanan ve hapis hayatını zor koşullarda sürdüren İzetbegovic, 1988 yılının sonunda Yugoslavya hükümetinin "sözlü muhalefet sebebiyle cezalandırılanlara tanınan aftan" yararlanarak serbest kaldı.

Siyasi hayatta bugün de yer alan Demokratik Eylem Partisi'ni (SDA) 27 Mart 1990'da kuran İzetbegovic, Bosna Hersek'te 1992-1995 yıllarında yaşanan savaşta Boşnak halkına önderlik etti.

Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı olan İzetbegovic, 2000 yılında sağlık sorunları nedeniyle görevini bıraktı. İzetbegovic, 19 Ekim 2003'te hayata gözlerini kapadı.

Kahramanmaraş'ın oymalı çeyiz sandıkları tescillendi
Okunma Sayısı : 659   
23.7.2017 00:00:00

Osmanlı döneminde saraylara verilen gelinlerin çeyizlerinde götürdükleri ve zamanla ünü dünyaya yayılan Kahramanmaraş'ın ceviz oyma sandığı, Büyükşehir Belediyesince tescillendi.

 

 

Osmanlı döneminde saraylara verilen gelinlerin çeyizlerinde götürdükleri ve zamanla ünü dünyaya yayılan Kahramanmaraş'ın ceviz oyma sandığı tescillendi.

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin Türk Patent ve Marka Kurumuna yaptığı tescil başvurusu kabul edilerek, "Resmi Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı Bülteni"nde yayımlandı.

Fatih Sultan Mehmet Han'ın Kahramanmaraşlı eşi Sitti Mükrime Hatun'un çeyizi ile Osmanlı sarayına giren oymalı sandıklar, daha sonra saraya birçok gelin gönderen Kahramanmaraş'ta tarihi süreçte adeta markaya dönüştü.

Ustaların maharetli ellerinde farklı şekiller alan sandıkların, hediyelik küçük ebatlardan çeyizlik büyük boylara kadara tüm tasarımları ve üretimi Kahramanmaraş'ta yapılıyor.

Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Cevdet Kabakcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türklerin Anadolu'ya gelmeleri ile sandık yapmaya başladıklarını söyledi.

Özellikle Kahramanmaraşlı ustaların hünerli ellerinde sandıkların şekillendiğini belirten Kabakcı "Sandıklar, Anadolu'nun değişik yerlerinde yapılmasına rağmen Kahramanmaraş'ta bulunan iklim çeşitliliğinden neşret eden değişik bitki sistematiğinin bulunması, tarihten beri Kahramanmaraş'ın kadim bir şehir olmasından dolayı Kahramanmaraşlı ustaların elinde son şeklini aldı." dedi.

"Tekrar önem kazandı"


Kabakçı, sandık oymacılığının son dönemlerde tekrar önem kazandığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Biz de bu coğrafi işaretlerimizi Türk Patent ve Marka Kurumuna müracaat ederek tescil altına almamız gerektiği için değişik çalışmalar içerisine girdik. Bunun için önce Kahramanmaraş burmasını, Hartlap bıçağını, fıstık ezmesini, çöreğini, ve oyma sandığımızı tescillendirdik. Gelin giderken çeyizlerinin içine konduğu sandıktır. Bu Kahramanmaraş'ta 4, 6 ve 8 köşeli olarak yapılır. Ceviz ağacı ve bir çok ağaçtan yapılması boya kullanılmaması, taş kullanılmaması, sedef kullanılmaması Maraş sandığına özgüdür

Somuncu Baba Külliyesi
Okunma Sayısı : 1006   
23.7.2017 00:00:00

Malatya'nın Darende ilçesindeki, "Somuncu Baba" olarak tanınan Şeyh Hamid-i Veli'nin türbesinin de bulunduğu külliyeyi ziyaret edenler, manevi huzuru ve doğal güzellikleri bir arada yaşıyor.


Somuncu Baba Külliyesi'nde, "Allah dostu, gönül ereni" olarak bilinen Şeyh Hamid-i Veli'nin türbesinin yanı sıra Somuncu Baba Camii, Hulusi Efendi Haziresi, Yeni Cami, Somuncu Baba Müzesi, Şeyh Hamid-i Veli Kütüphanesi, Balıklı Kuyular ve Balıklı Havuz yer alıyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün izniyle Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı tarafından 1990-2000 ve 2009-2013 yılları arasında restore ettirilen külliyenin, en eski yapısı ise 14. yüzyılda inşa edilen Somuncu Baba Camisi.

2013'te yaptırılan Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin hakim olduğu Yeni Cami ise ahşap süslemeli, yıldız desenli tavanı ve ilginç bir mimariyle yapılan mihrap, minber ve kürsüsü ile dikkati çekiyor. Mihrabın arkasındaki merdivenle hem minbere hem de kürsüye çıkışın sağlandığı caminin geniş avlusu, yaz sıcaklarında akşam ve yatsı namazlarının açık havada kılınmasına imkan sağlıyor.

Külliyedeki manevi mekanları ziyaret edenler, doğal güzelliklere de hayran kalıyor. Külliyeyi de içerisine alan Tohma Kanyonu'nu görme fırsatı bulan ziyaretçiler, mesire alanlarında piknik yaparken, rafting, trekking gibi çeşitli doğa sporlarını da gerçekleştirebiliyorlar.

Somuncu Baba Camii imam hatiplerinden Musa Tektaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Şeyh Hamid-i Veli Türbesi ve külliyesi yerli ve yabancı ziyaretçilerimiz tarafından yoğun olarak ziyaret edilen Anadolu'nun manevi merkezlerinden bir tanesidir. Yılda yaklaşık 500 bin ziyaretçiyi bu mekanda ağırlıyoruz." dedi. 

Şeyh Hamid-i Veli Camisi ve Külliyesi'nin toplam 6 bin metrekarelik alanı kapsadığını kaydeden Tektaş, 10 bin kişinin aynı anda namaz kılabileceğini belirtti.


164 tane Haberden 61 - 80 arası gösteriliyor
Sayfalar :1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9Geri · İleri
Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?