Makedonya Gamzesi Tiyatro Severlerle Buluştu: Hüzünlü bir aşkın hikayesi
Okunma Sayısı : 768   
22.2.2018 16:45:02

Yazar, senarist ve gazeteci Üstün İnanç'ın aynı adlı romanından uyarlanan "Makedonya Gamzesi" adlı müzikli oyunun prömiyeri yapıldı.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından hazırlanan oyunun gösterimi, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde gerçekleştirildi.

 

 

Yaklaşık 3 saat süren oyunun ardından konuşan İnanç, en büyük alkışı oyunu hazırlayan ekibin hak ettiğini söyledi.

 

İnanç, başta yönetmen ve dramaturg olmak üzere oyunculara teşekkür ederek, "Sadece ufak bir tuzum oldu." ifadesini kullandı.

 

 

Oyunun yönetmenliğini üstlenen Tarık Şerbetçioğlu da Türkiye'nin zorlu zamanlardan geçtiğini belirterek, "İnşallah aydınlığa, güzelliğe çıkacağız hep beraber. Bu oyunun sahneye taşınmasında büyük desteklerinden dolayı tiyatromuzun Müdürü Salih Efiloğlu'na ve Genel Sanat Yönetmenimiz Süha Uygur'a çok teşekkür ediyorum. Bu bir ekip işi. Pırıl pırıl harika bir kadroyla çalıştık. Bir hocamızın oyununu yönetmekten dolayı da gurur duydum." diye konuştu.

 

Özge Ökten'in oyunlaştırıp dramaturjisini yaptığı "Makedonya Gamzesi"nin müziklerinde Deniz Noyan imzası bulunuyor.

 

Oyunun sahne tasarımını Ayhan Doğan, kostüm tasarımını da Almila Altunsoy'un üstlendiği oyunda, ışık tasarımını ise Murat Özdemir üstleniyor.

 

Batılılaşma yolundaki Osmanlı'nın sancılarını, 2. Abdülhamid Han'ın son dönemleriyle İttihat Terakki'yi, mesleğine aşık bir asker olan Binbaşı Fehmi Aksaray'ın gözünden anlatan oyun, aynı zamanda hüzünlü bir aşkın da hikayesini konu ediniyor.

 

Koreografisi İbrahim Ulutaş'a emanet edilen oyunda Can Tarakçı, Uğur Dilbaz, Aslı Menaz, Yağmur Damcıoğlu, Çağlar Polat, Naci Taşdöğen, Sinan Bengier, Murat Bavli, Fahri Kıncır, Cem Uras, Emrah Özertem, Mert Aykul, Nazif Uğur Tan, Ada Alize Ertem, C. Ahhan Şener, Aybar Taştekin, Emrah Can Yaylı, Özgür Dağ, Yeşim Mazıcıoğlu, Göksel Arslan, Bahar Çebi, Şeyda Arslan, Selen Nur Sarıyar ve Deran Özgen rol alıyor.

 

Oyun 21-24 Şubat ve 28 Şubat-3 Mart arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde izlenebilecek.

 

 

 

Yunus Emre Enstitüsü 'Türkçe Öğretim Portalı'nı tanıttı
Okunma Sayısı : 479   
21.2.2018 23:01:49

Yunus Emre Enstitüsü (YEE) Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, "Türkçe Öğretim Portalı"nın kullanıcı sayısının 100 bine ulaştığını belirterek, "İnanıyorum ki bundan sonra da Türkiye ile irtibatlı sayısı her geçen gün artacak." dedi.

 

YEE tarafından geliştirilen "Türkçe Öğretim Portalı"nın tanıtım programı Sheraton Otel'de yapıldı. Programın açılışında saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından yabancı öğrenciler, Türkçe ve Türkiye serüvenlerine ilişkin eğlenceli bir sunum yaptı.

 

 

Programda, "Türkçe Öğretim Portalı"nın tanıtımına ilişkin video gösterimi yapıldı.

 

Prof. Dr. Ateş, burada yaptığı konuşmada, YEE olarak yurt dışında Türkiye'nin bilinirliğini ve itibarını artırmak için çalıştıklarını ve bu faaliyeti yerine getirirken 5 temel eksende hareket ettiklerini söyledi. Ateş, bunları Türkçeyi öğretmek, kültürel etkileşimde bulunmak, kültürel diplomasi ve bilim diplomasisi faaliyetleri yürütmek ve kurumsal kapasiteyi geliştirmek olarak sıraladı.

 

YEE olarak çok cüzi bir bütçe ve az personelle yurt dışında bu amaçları yerine getirmek için çalıştıklarını ve başarılı olduklarını vurgulayan Ateş, "Çünkü biz sadece işimize odaklanıyoruz, başarıya değil." diye konuştu.

 

Ateş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2 yıl önce "Dilimizi öğretirken ücret almayın" dediğini ve kendilerinin de bu şekilde hareket ederek kurslarda sadece kitap ücreti aldıklarını hatırlattı. Bir kurs oluşturmak için birçok ön koşul olduğuna dikkat çeken Ateş, bunları yerine getirmektense Kalkınma Bakanlığına müracaat ettiklerini ve onun desteğiyle söz konusu portal projesini uyguladıklarını belirtti.

 

Ateş, "İlk olarak 20 bin kullanıcı hedefi öngördük fakat hiçbir reklam yapmadığımız halde bu rakam 100 bine ulaştı." dedi.

 

Bir sonraki adım olarak 500 bin kullanıcı altyapısı için çalışacaklarını ifade eden Ateş, şöyle devam etti:

 

"İnanıyorum ki bundan sonra da Türkiye ile irtibatlı sayısı her geçen gün artacak. Çünkü bu 100 bin kişi sadece Türkçe öğrenmiyor. Türkiye ile irtibatı artıyor ve Türkiye ile iş yapıyor. Türkiye'den evlenecekler, iş kuracaklar ve Türkiye ile ilişkileri ömür boyu devam edecek. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük bir devletin adıdır ve bu devlet zalime karşı her zaman sert, mazluma karşı her zaman şefkatlidir. Bu eser de değerli YEE çalışanlarının eseridir."

 

Türkçe Öğretim Portalı


Türkçe öğrenmek isteyen herkese cep telefonu, tablet ve bilgisayarından kendi başına çalışma imkanı sunan "Türkçe Öğretim Portalı", geçen yıl şubat ayında yayına başladı ve bir yıldan kısa bir sürede 100 bin kullanıcı sayısına ulaştı.

 

Dil öğretimindeki 4 temel beceriye göre tasarlanan portalda kullanıcılar, binlerce farklı etkinlik ile interaktif şekilde okuma, dinleme, konuşma ve yazma derslerini tamamlayarak Türkçe öğrenebiliyor.

 

Hiç Türkçe bilmeyenler için belirlenen A1 seviyesinden yüksek düzey olan C1'e farklı eğitim seviyeleri sunan portalda, kullanıcılar kendilerine uygun düzeyden başlayarak Türkçelerini geliştirebiliyor.

 

Çeşitli video ve oyunların da yer aldığı sitede kullanıcılar, eğlenceli bir şekilde Türkçe öğreniyor.

 

Kullanıcılar çeşitli gruplara ayrılmış Türkçe kelimeleri 11 etkinlikle kolayca öğrenebiliyor. Etkinliklerde Türkçe bir kelimenin okunuşunu duyan, resmini ve yazılışını gören kullanıcılar, kelimeleri kendileri de telaffuz ederek sistem üzerinden puan toplayabiliyor.

 

Portalda kullanıcılar, arkadaş olarak eklediği kişilerin ve sistemde en yüksek dereceye sahip ilk on kullanıcının puanlarını ve ulaştıkları seviyeyi görebiliyor. Ayrıca portal, puana göre kullanıcılara "yetenekli, sabırlı, dikkatli, bilgili ve çalışkan" gibi çeşitli rütbeler veriyor. Anlık paylaşım imkanı sunan site üzerinden, kullanıcılar sosyal medya hesaplarına bağlanarak ilerleme durumlarını ve siteyle ilgili düşüncelerini arkadaşlarıyla paylaşabiliyor.

 

AA

Atatürk'ün Latife Hanıma hediye gönderdiği "Sakarya" isimli atının eyeri, internet üzerinden online düzenlenen müzayedede satışa çıkarıldı
Okunma Sayısı : 408   
21.2.2018 21:47:55

Atatürk'ün Latife Hanıma hediye gönderdiği "Sakarya" isimli atının eyeri, internet üzerinden online düzenlenen müzayedede satışa çıkarıldı.

 

25 Şubat'ta sona erecek online internet müzayedesinde, Atatürk'ün Latife Hanım'a hediye ettiği bu özel eyerin yanı sıra Zübeyde Hanım'a ait gümüş el işlemeli yastık yüzü ve Yörük Ali Efe'ye ait bir de cepken yer alıyor.

 

Müzayedeyi düzenleyen İstanbul'daki Pingudu Müzayedecilik Yönetim Kurulu Başkanı Aykut Altınelli, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Atatürk'ün yakın çevresindeki bir ailenin koleksiyonundan oluşan özel eşyaları internet ortamında satışa sunduklarını söyledi.

 

Müzayedede 400'den fazla ürünün satışının yapılacağını belirten Altınelli, "Atatürk'ün ailesine yakın, isminin açıklanmasını istemeyen koleksiyoner yıllarca bunları muhafaza etmiş. Meraklıların bunlara sahip olabilmesi için bizim aracılığımızla satışa sundu." diye konuştu.

 

 

Ürünlerin tamamının orijinal ve aile terekesine (miras) ait olduğunu vurgulayan Altınelli, müzayedenin sadece bu eserlere yönelik yapıldığına dikkati çekti.

 

Katılımın yalnızca internet ortamında olacağını ve ürünlerden satın almak isteyenlerin 25 Şubat'ta sadece online olarak pey verebileceğini aktaran Altınelli, müzayedede her biri çok önemli eserler bulunduğunu vurguladı.

 

Altınelli, eserler arasında dikkati çekenlerin başında Mustafa Kemal Atatürk'ün Latife Hanım'a armağan ettiği Sakarya isimli atının eyeri, Zübeyde Hanım'a ait gümüş el işlemeli yastık yüzü ile Atatürk imzalı İstiklal Madalyası beratı ve belgelerin olduğunu söyledi.

 

 

Sakarya eyeri 30 bin liradan satışta


Sakarya eyerinin 30 bin, yastık yüzünün 6 bin, cepkenin 6 bin, Atatürk ıslak imzalı bir belgenin 20 bin, fotoğrafların ise 200 ile bin 500 lira arasında başlayan fiyatlarla satışa sunulduğunu dile getiren Altınelli, şöyle konuştu:

 

Atatürk ve Hasan Rıza Soyak'ın Meclis'e gelirken fotoğrafı ve Hasan Rıza Soyak'ın Türkiye Riyaseticumhur Kalemi Mahsus Müdürlüğü antetli kendi el yazısıyla 1934'te yazdığı doküman, İsmet İnönü'nün 1928'te Cumhuriyet Bayramı münasebetiyle Atatürk'e yazdığı kutlama mesajı, Atatürk'ün hastalığıyla ilgili Ankara'da toplanan 7. Tıp Kongresinde açıklanmış raporu da dikkati çekici eserler arasında.

 

 

Atatürk'ün özel hayatıyla ilgili eserlerin yanı sıra Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden Cumhuriyet, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve 19 Mayıs Atatürk'ü anma Gençlik ve Spor bayramlarına ait cumhuriyetin ilk dönem fotoğraf ve kartpostalların da yer alacağı müzayede, 25 Şubat saat 22.30'da sona erecek. Eserler, www.pingudumuzayede.com internet sitesi üzerinden incelenebilecek.

 

AA

Etnografya Müzesi Avrupa'da Cami" belgeseli ve söyleşisine ev sahipliği yapacak
Okunma Sayısı : 496   
17.2.2018 12:50:48

Kültür ve Turizm Bakanlığının katkıları, TRT ile Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği (ASTAD) iş birliğiyle hazırlanan "Avrupa’da Cami" belgeseli ve söyleşisi, Etnografya Müzesi'nde gerçekleştirilecek.

 

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Cumhuriyetin ilk müzesi ve Türkiye'nin en önemli kültürel yapılarından olan Ankara Etnografya Müzesi, "Avrupa'da Cami" belgeseli ve söyleşisine ev sahipliği yapacak.

 

Almanya'nın Dresden şehrinde bir caminin anlatıldığı belgeselin gösterimi, 5 yıldır müzede her ay gerçekleştirilen kültürel buluşmalar kapsamında yapılacak.

 

Arkeoloji, sanat tarihi, müzeler ve kültür temalarıyla düzenlenen etkinlikler kapsamında bu ayın gösterimi olarak belirlenen "Avrupa'da Cami" belgeseli, 21 Şubat Çarşamba günü saat 14.30'da davetlilerle buluşacak.

 

Ayrıca belgeselin gösteriminin ardından gerçekleştirilecek söyleşide panel yöneticisi sanat tarihçisi Tekin Süllü, koordinatör ise yönetmen Kerime Şenyücel olacak.

 

"Avrupa'da Cami" belgeselinin yönetmenliğini Özlem Topçu Eralp, görüntü yönetmenliğini Hayri Çölaşan, danışmanlığını da sanat tarihçisi Prof. Dr. Kıymet Giray yapıyor.


 

AA

Aşk tutkudan ibaret değil
Okunma Sayısı : 452   
13.2.2018 22:36:10

Gazeteci ve yazar Gülcan Tezcan, "Leyla ile Mecnun", "Ferhat ile Şirin" gibi hikayelerin farklı gözle tekrar okuması gerektiğini belirterek, "Aslında aşkın varoluş sebebimiz olduğunu, ilahi kaynaktan geldiğini, basit ve insani hazlarla açıklanabilecek bir mefhum olmadığını fark edersek, o zaman dengeler değişecektir. Hayatın her anını aşkla yaşamaya başlarız." dedi.

 

Geleneksel ve modern Türk edebiyatı içerisinde şair ve yazarlar, klasikleşen eserlerinde "aşk" ve "sevgi" temalarını öne çıkarıyor.

 

"Aşk" kavramını "sihirli" kelimelerle, kafiyelerle, beyitlerle anlatan şairler eserlerinde, daha çok 14 Şubat'la gündeme gelen "aşk"ın, basit tanımlarla ifade edilemeyeceğini gösteriyor.

 

Uzun süren evlilikleriyle de birçok açıdan topluma örnek olan sanatçı ve yazarların hikayeleri çeşitli kitaplara konu ediliyor.

 

"Gazilerin Dilinden Çanakkale" ve "Ruşen Eşref, Atatürk ve Çanakkale" kitaplarının yazarı Tezcan da edebiyat, kültür ve sanat tarihine iz bırakan önemli isimlerin yaşam hikayelerini "Sağ Yanımda Aşk" adlı kitabında ele alıyor.

 

Gülcan Tezcan, Erdem Yayınları etiketiyle çıkan kitapta Gülper-Halit Refiğ, Berat-Cahit Zarifoğlu, İsmet-Mehmet Akif Ersoy, Meşkure-Ahmet Kabaklı, Fevziye-Cemil Meriç, Şirin Pancaroğlu-Utku Dervent ve Hicran-Ergun Göze'nin evlilik ve aile hayatını anlatıyor.

 

Kitabını "Aşka rağmen aşktan sağ çıkanların hikayesi" ifadesiyle okuyucunun beğenisine sunan Tezcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kitapta yer alan isimlerin aile fertleriyle görüşerek, çeşitli röportajlar yaptığını söyledi.

 

Diziler, dergiler ve sinema üzerinden yanlış bir aşk tanımı yapılıyor


Tezcan, Gülper Refiğ ile Halit Refiğ evliliğinin çok özel bir ilişki olduğunu belirterek, "Aralarında çok güzel bir aşk var. Bugün bile Gülper Hanım eşinden bahsederken hala 'Canım' der. Halit Refiğ de bir röportajında 'Yaşadığım her şey bir yana benim asıl yaşadığım mutluluk Gülper'le' demiştir." şeklinde konuştu.

 

Gülper ve Halit Refiğ'in çok farklı karakterlere sahip olmasına rağmen mutlu bir evlilik sürdürdüğüne işaret eden Tezcan, şöyle devam etti:

 

Gülper Refiğ Almanya'da eğitim almış, piyanist ve popülaritesi olan güçlü bir kadın. Halit bey ise Türk sinemasının usta yönetmeni ve herkesin hayran olduğu bir adam. İkisinin bir araya gelmesi, aynı çatı altında bir şey kurmaları çok zor gibi görünürken mutlu bir evlilik sürdürmüşler. İkisi de hayata o kadar güzel bakıyorlar ki bugün birçok insanın kaybettiği doğru davranışları onlar sergiliyor. Karşılarına çıkan insanları, sadece taşıdıkları değerlerden dolayı karşılıksız seviyorlar.

 

Tezcan, kitaba konu olan çiftlerin, evliliklerinde aşkı bambaşka bir noktaya taşıdıklarını ve daha kalıcı hale getirdiklerinin altını çizerek, bugün diziler, dergiler, sinema gibi birçok mecra üzerinden topluma sunulan yanlış bir aşk tanımının olduğunu anlattı.

 

Aşk tutkudan ibaret değil

Son dönemde boşanma oranlarının arttığını aktaran yazar, "Bu kadar muhafazakar, bu kadar dini değerleri kuvvetli olan bir toplumda boşanmalar bu kadar artıyorsa demek ki ciddi bir sıkıntı var." ifadesini kullandı.

 

Aşkın tutkudan ibaret olmadığına, vefa, sadakat, sabır boyutlarının da var olduğuna dikkati çeken Tezcan, şunları kaydetti:

 

Kitapta yazdığım hikayelerin hepsinde bunlar var. 'Sağ Yanında Aşk' aslında karşındakine hayatın her döneminde güç vermek, motive etmek, birbirinin dayanağı olmaktır. Bugün herkes kendisi için yaşıyor. Biri için fedakarlık yapmak, biri için kendinden vazgeçmek kolay değildir fakat Cemil Meriç'in eşi Fevziye Hanım, eşi artık gözlerini kaybettikten sonra hayattan da vazgeçecek hale geliyor.

 

Tezcan, bugün evliliklerin egolar yüzünden bir savaşa dönüştüğü yorumunda bulunarak, "Kitapta yer alan çiftlerin hepsi de sanat camiası içerisinde. Biri yazar, biri yönetmen, biri müzisyen ve kendilerine ait egoları var ama hiçbiri evliliklerinde birbirini gölgelemiyor, ezmiyor, ego bir savaşa dönüşmüyor." dedi.

 

Toplumsal kalkınmanın öncelikle aileden başlayacağını söyleyen Tezcan, şöyle konuştu:

Mesela Cahit Zarifoğlu ortalama bir Türk ailesine sahip, 4 tane çocuğu var ve ev ortamında çocuklarıyla çok güzel vakit geçirerek, bir yandan günün bütün yorgunluğunu taşıyıp onlara yansıtmadan birçok eser, makale yazmış. Bu çok değerli bir şey. Bugün insanlar o kadar benciller ki evlerine döndüklerinde her şeyden sıyrılıp steril bir hayat istiyorlar. Aile içerisinde herkes kendi dünyasına kapanıyor. Bir çatı altındayız ama herkes ayrı dünyalarda.

 

Maddi, manevi besleneceğimiz tek yer aile

Gülcan Tezcan, her konuda temelin aile olduğuna dikkati çekerek, "Bugün en çok gözardı ettiğimiz mesele aile. Kurtuluşumuz aile kavramından geçiyor. Maddeci bir dünya üzerimize çok fazla şey yığıyor, ruhumuzu köreltiyor ama maddi, manevi besleneceğimiz tek yer aile. İnsanlar ancak ailesiz, vatansız kaldığında bu değerlerin önemini hatırlıyor. Mesela 15 Temmuz'da vatansız kalmanın ne olduğunu hissettik bir gece ve direndik. Aile konusunda da bir 15 Temmuz yaşamadan bir an önce toparlanmamız gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

 

Aile değerleri noktasında sağlam durarak, göz önündeki insanlar üzerinden yeniden aile kavramını hatırlamak gerektiğinin altını çizen Tezcan, şunları anlattı:

 

Mesela kaçımız Mehmet Akif Ersoy'un astım hastası olan eşine yıllarca baktığını biliyor? Bugün erkekler de kadınlar da konforlarına çok düşkün. Kaçımız Ersoy gibi eşine destek olma konusunda sağlam durabilir. Bizim kendi aşk hikayelerimizi, Leyla ile Mecnun'u, Ferhat ile Şirin'i daha farklı gözle tekrar okumamız lazım. Aslında aşkın varoluş sebebimiz olduğunu, ilahi kaynaktan geldiğini, basit ve insani hazlarla açıklanabilecek bir mefhum olmadığını fark edersek, o zaman dengeler değişecektir. Hayatın her anını aşkla yaşamaya başlarız.

 

AA

Şehir Tiyatroları tarafından bu hafta 17 oyun sahnelenecek
Okunma Sayısı : 691   
12.2.2018 19:49:53

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından bu hafta 17 oyun sahnelenecek.

 

Şubat ayının 2'inci haftasında "Şekerpare", "Komik-i Şehir Naşit Bey", "Cibali Karakolu", "Sızı", "Kahvede Şenlik Var", "Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar", "Ben Çağırmadım" adlı oyunlar sahneye konulacak.

 

Çocuk oyunlarından ise "Harikalar Mutfağı", "Üzgün Ağaçlar Ülkesi", "Alaaddin'in Sihirli Lambası", "Yaşasın Barış", "Dedektif Köpek Cash", "Pollyanna", "Bir Kümes Hikayesi", "Üç Kardeş ve Muhteşem Kurt", "Elma Kurdu Kırtık" ve "Karagöz Çiftlik Bekçisi" isimli eserler, çocuk seyircileriyle buluşacak.

 

"Şekerpare"

Türk sinemasının ünlü klasiği olarak bilinen "Şekerpare", Bekçi Cumali'nin Galata'nın "namlı" kızlarından "Şekerpare"ye olan aşk hikayesini anlatıyor.

 

 

Yavuz Turgul'un yazıp, Engin Alkan'ın yönettiği oyunda, Aslı Menaz, Aybar Taştekin, Berfu Aydoğan, Cafer Alpsolay, Dolunay Pircioğlu Kaya, Emre Çağrı Akbaba, Engin Alkan, Ercan Demirhan, Nurdan Gür, Onur Demircan, Tarık Köksal, Uğur Dilbaz, Volkan Öztürk, Yağmur Damcıoğlu Namak, Yeşim Mazıcıoğlu Bulut, Zeynep Göktay Dilbaz, Selin Türkmen ve Çağlar Ozan Aksu rol alıyor.

 

Oyun, 14-17 Şubat tarihleri arasında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde seyredilebilecek.

 

"Komik-i Şehir Naşit Bey"

Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden Naşit Özcan'ın hayatından kesitler sunan "Komik-i Şehir Naşit Bey" adlı oyun, 14-17 Şubat tarihleri arasında Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde gösterime sunulacak.

 

 

Gökhan Erarslan'ın yazdığı ve Ali Yaylı'nın yönettiği oyunda, Ada Alize Ertem, Bora Seçkin, N. Can Tarakçı, Emrah Can Yaylı, Erkan Akkoyunlu, Fahri Kıncır, Göksel Arslan, Kutay Kırşehirlioğlu, Mehmet Avdan, Metin Çoban, Şeyda Arslan, Naşit Özcan, Özgür Dağ, Rahmi Elhan, Semah Tuğsel ve Sinan Bengier rol alıyor.

 

"Cibali Karakolu"

Henri Keroul ile Albert Barre'nin yazdığı, Muammer Karaca ve Refik Kordağ'ın uyarladığı "Cibali Karakolu" oyunu, 17-20 Ocak tarihlerinde Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde seyirci karşısında olacak.

 

 

Nedret Denizhan'ın yönettiği oyunda, Berrin Koper, Tarık Şerbetçioğlu, Derya Kurtuluş, Zihni Göktay, Cem Uras, Eylül Soğukçay, Şehnaz Bölen Taftalı, Hülya Arslan, Doğan Altınel, Murat Bavli, Naci Taşdöğen, Murat Derya Kılıç, Tuğçe Açıkgöz, Müge Çiçek, İbrahim Ulutaş ve Begüm Yazıcıoğlu rol alıyor.

 

Türk tiyatrosunun baş eserlerinden biri olan ve ilk kez 1904'te Fransa'da sahnelenen oyunda, kadın-erkek ilişkileri başta olmak üzere, paranın ilişkilerdeki etkisi, çeşitli kurumlardaki eksikliklerin neden olduğu yetersizlik gibi konular işleniyor.

 

"Sızı"

"Sızı" adlı oyun, Anadolu coğrafyasının 1913-1941 yıllarında, dış güçlerin oluşturmaya çalıştığı bir kaosun eşiğindeyken, bir grup Ermeni ailesinin önce İstanbul'a, sonra Paris'e gitmek zorunda kalmasını konu ediniyor.

 

 

Salih Efiloğlu'nun yazıp, Kubilay Penbeklioğlu'nun yönettiği oyunda Ali Murat Altunmeşe, Emel Bertan, Erhan Özçelik, Ersin Sanver, Esin Umulu, İrem Erkaya, Kamer Karabektaş, Mert Asutay, Musa Arslanali, Oğuzhan Oğuz, Ömer Naci Boz, Samet Silme, Seda Yılmaz, Şirin Asutay, Yasemin Tunca ve Yılmaz Aydın rol alıyor.

 

Oyun, 14-17 Şubat tarihleri arasında Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde görülebilecek.

 

"Kahvede Şenlik Var" 

Sabahattin Kudret Aksal'ın yazıp, Murat Ozan'ın yönettiği oyun, kadın-erkek rolleri, toplumsal kurallar ve bu kurallar çerçevesinde biçimlenen insan ilişkilerini konu alıyor. Oyunda ayrıca Derya Çetinel, Ertan Kılıç ve Özgür Dereli oynuyor.

 

 

Oyun, 14-17 Şubat tarihleri arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde seyirciyle buluşacak.

 

"Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar"

Neil Simon'un yazıp Ersin Umulu'nun yönettiği Broadway müzikali oyun, 15-17 Şubat tarihleri arasında Ümraniye Sahnesi'nde seyredilebilecek.

 

 

Eserin oyuncu kadrosunda ise Ali Mert Yavuzcan, Özge Özder, Köksal Ünal, Evrim Artut, Müge Gülgün ve Çağrı Büyüksayar yer alıyor.

 

"Ben Çağırmadım"

Noel Coward'ın yazdığı Reşiha Vafi ve Vasfi Rıza Zobu'nun çevirdiği, Engin Gürmen’in ise yönetmen koltuğuna oturduğu oyun, 15-17 Şubat tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde görülebilecek.

 

 

Oyunda, Neşe Ceren Aktay, İrem Arslan, Tolga Yeter, Engin Gürmen, Betül Kızılok Bavli, Pelin Budak ve Aslı Seçkin rol alıyor.

 

Eserin konusu ise şöyle:

"Yazacağı yeni romana konu arayan Mithat, o akşam yakın dostlarını ve doğaüstü yetenekleriyle etrafta ün salmış Madam'ı akşam yemeğine davet eder. Mithat'ın amacı hem mesleğine dair biraz gözlem yapmak hem de misafirleri ile keyifli bir akşam geçirmektir. Ancak işler hiç beklenmedik bir şekilde ilerler. Mithat ve karısı Leyla için, o akşamdan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır."

 

Çocuklar için oyunlar

Çocuk oyunlarında ise 18 Şubat'ta "Harikalar Mutfağı" Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde, "Üzgün Ağaçlar Ülkesi" Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde, "Alaaddin'in Sihirli Lambası" Kağıthane Sadabad Sahnesi'nde, "Yaşasın Barış" Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde, "Dedektif Köpek Cash" Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde, "Pollyanna" Ümraniye Sahnesi'nde, "Bir Kümes Hikayesi", Gaziosmanpaşa Sahnesi'nde çocuk seyircileriyle buluşacak.

 

 

"Üç Kardeş ve Muhteşem Kurt" adlı oyun ise 15 Şubat'ta Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi'nde, "Elma Kurdu Kırtık" 15-16 Şubat tarihlerinde Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Sahnesi'nde, "Karagöz Çiftlik Bekçisi" 15-16 Şubat'ta Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Çocuk Sahnesi'nde çocuklarla buluşacak.

 

AA

Çıldır Gölü'nde kış şöleni
Okunma Sayısı : 874   
10.2.2018 19:09:23

Ardahan'daki Çıldır Gölü ve yörenin tanıtımı amacıyla bu yıl 5'incisi düzenlenen "Çıldır Kristal Göl Uluslararası Kış Şöleni" renkli görüntüler oluşturdu.

 

Buz tutan göl üzerinde düzenlenen şölene, yerli ve yabancı turistlerin yanı sıra çevre illerden de vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.

 

Yaklaşık 50 santimetre kalınlığındaki buz üzerinde düzenlenen şölende atlı kızak, rahvan at, atlı okçuluk yarışları, cirit, buz pateni, kayak yarışları ve çeşitli etkinlikler düzenlendi.

 

Şölende halk ozanı Aşık Şenlik'in at üstündeki halinin kardan heykeli de yapıldı.

Renkli görüntülerin oluştuğu yarışlarda ekipler birinci gelebilmek için kıyasıya yarıştı. Rahvan at yarışlarında bazı yarışçılar atlarıyla birlikte düşerek kara gömüldü.

 

Vali Mehmet Emin Bilmez, şenlikte yaptığı konuşmada, tarihi, coğrafi ve toplumsal açıdan Ardahan'ın önemli bir yere sahip olduğuna işaret etti.

 

Gelenek ve ata kültürünün yaşatılması için şenlikleri yeni nesillere ve dünyaya aktarmak istediklerini belirten Bilmez, "Tarih boyunca insanımız arasında varolan birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunu pekiştirmek istiyoruz. Emperyalist güçler tarafından yaratılmak istenen ve beslenen PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleriyle Müslüman coğrafyası, ülkemiz karşılaştırılmak ve istikrarsızlaştırılmak isteniyor." dedi.

 

Vali Bilmez, "Çıldır'dan, 'Can sağ iken yurt vermeyiz düşmana' diyen Aşık Şenlik diyarından, Afrin'de, İdlib'de dünyanın birçok yerinde ve Türkiye'nin dört bir yanında görev yapan Mehmetçik'e selam olsun." diye konuştu.

 

Programa AK Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy, Çıldır Kaymakamı Bedirhan İmamoğlu ve Çıldır Belediye Başkanı Kemal Yakup Azizoğlu da katıldı.

 

Çeşitli dallarda düzenlenen yarışmalarda dereceye giren sporculara törenle ödülleri verildi.

 

Çıldır'da buz üstünde ilk nikah kıyıldı


Şenlik kapsamında atlı kızaklarla alana gelen Hilal Yaycı ve Özgür Koçak çifti buz üstüne konulan masaya oturdu.

 

Ardahan Belediyesi Nikah Birimi Müdürü Zekir Morkoç tarafından kıyılan nikahta, Ardahan Valisi Mehmet Emin Bilmez ve AK Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay şahitlik yaptı.

 

Kıyılan nikahın ardından Belediye Başkanı Azizoğlu çifte evlilik cüzdanlarını takdim etti.

 

Gelin Hilal Yaycı, gazetecilere yaptığı açıklamada, çok mutlu olduğunu ifade ederek, "Buz üstünde nikahımız kıyıldı, daha unutulmaz ve güzel oldu, herkese çok teşekkür ediyorum." dedi.

 

Damat Koçak ise unutulmaz bir an yaşadıklarını bunun için emeği geçenlere teşekkür etti. 

 

 

AA

İzmirli üniversite öğrencilerinin filmi Cannes'de
Okunma Sayısı : 887   
10.2.2018 12:45:37

İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) öğrencilerinin çektiği film, Cannes Film Festivali'nin Kısa Film Köşesi'nde Türkiye'yi temsil edecek.

 

İEÜ'den yapılan yazılı açıklamaya göre, Sinema ve Dijital Medya Bölümü 3. sınıf öğrencileri Onur Erdurak, Canberk Günay, Murat Etyemez ve Ali Galip Özkaya’nın çektiği "Stranded" adlı kısa film, bu kategoride gösterilmek üzere Cannes Film Festivali için seçildi.

 

İEÜ Sinema ve Dijital Medya Bölüm Başkanı Yard. Doç. Dr. Derya Özkan, Öğretim Görevlileri Dr. Serkan Şavk ve Deborah Hardt’ın danışmanlık yaptığı öğrencilerin çalışması, dünya genelinde yaklaşık bin 500 film arasından seçilen 223 eser arasında yer aldı.

 

Fransa'da 14-19 Mayıs tarihlerinde 71'inci kez düzenlenecek festivalde, Almanya, İrlanda, Arjantin, İngiltere, Lübnan ve Belçika gibi ülkelerden kısa filmler gösterime alındı.

 

Sıkı bir kontrol altında tutan hükümete karşı duran bir adamın hikayesi


Filmin yönetmeni Onur Erdurak, film yapım dersi kapsamında oluşturdukları senaryo ile 8 dakikalık kısa film çektiklerini kaydederek, “Film, distopik bir gelecekte, 'Evlerimizde Güvendeyiz' sloganını kullanarak vatandaşlarının evlerinden dışarı çıkmamalarını sağlayan ve onları sıkı bir kontrol altında tutan hükümete karşı duran bir adamın hikayesini anlatıyor. Filmde, 'bir yalan yeteri kadar söylenirse sonunda inanır mıyız' sorusuna cevap aradık. Yalnız bir adamın yaşadığı mekanda o dünyayı adamın bakış açısından tanıyarak çektik." ifadelerini kullandı.

 

Cannes Film Festivali'nin Cannes Cinefondation kısmına katıldıklarını aktaran Erdurak, şu bilgileri paylaştı:

 

"Filmimizin oyunculuğunu da Kemal Erdurak yaptı. Erdurak, öğrenciler için Cannes Cinefondation kısmına katılmamızı önerdi. Cannes Film Festivali'nin sayfasında Short Film Corner jürisinden filmimizin kendi platformlarına da aday olmaya layık bir çalışma olduğu yönünde bir bildirim aldık. Bundan sonra da Stranded adlı kısa filmimiz ile festivalin Kısa Film Köşesi’ne başvurduk. Filmimizin tüm festival boyunca kısa film kategorisi kapsamında gösterimde olacağını öğrendik. Filmimizin seçilmesinden dolayı çok mutluyuz."

 

AA

Çin Gastronomi Kültür Festivali kapsamında, ülkenin dünyaca ünlü master şefleri, Türk meslektaşlarıyla buluştu
Okunma Sayısı : 840   
10.2.2018 12:23:58

Çin Gastronomi Kültür Festivali kapsamında, ülkenin dünyaca ünlü master şefleri, Türk meslektaşlarıyla yeteneklerini sergiledi.

 

Başkent Üniversitesi, Türk Mutfak Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezine bağlı Thermopolium Gastronomi Akademisinde gerçekleşen Çin Gastronomi Kültür Festivali etkinlikleri kapsamında 9 Çinli master şef ile Türk meslektaşları atölye çalışması gerçekleştirdi.

 

Atölye çalışması sırasında Çin mutfağının otantik lezzetlerini hazırlayan master şefler, Türk meslektaşlarıyla bilgi alışverişinde bulundu.

 

Çin Gastronomi Federasyonu Başkan Yardımcısı Bian Jiang, Çin yeni yılının ilk gününde böyle bir etkinliğin yapılmasından memnuniyet duyduğunu dile getirerek, "Türkiye ve Çin, İpek Yolu'nun batı ve doğu ucunda bulunan iki önemli medeniyet merkezi. Bugün burada Türk ve Çinli aşçıların bir araya gelmesi ve birlikte yemekleri tatmaları son derece anlamlı." dedi.

 

Çin ve Türk yemekleri arasındaki ortak noktanın "lezzet" olduğunu söyleyen Jiang, "Çin'in batısı ve kuzeyinden birçok yemeğin Çin mutfağına etki ettiğini görüyoruz. Bu bağlamda iki mutfağın birbirine benzer olduğunu söyleyebiliriz." ifadesini kullandı.

 

Master Şef Deniz Orhun, Türk ve Çin mutfakları arasında gastronomi konusunda bilgi alışverişi sağlamak amacıyla böyle bir etkinlik yaptıklarını belirterek, bilinenin aksine iki kültürün yemeklerinin birbirine yakın olduğunu kaydetti.

 

 

Toplumların kültürel değerlerinin, yaptıkları savaşların, ekonomik durumları ve mizah anlayışlarının yemek alışkanlıklarına etkisi olduğunu aktaran Orhun, "Bizim kültürümüzde bazı malzemeler orijin olarak bize ait olmasa da, biz çok güzel bir şekilde bunu işleyen ve aldığımız yemeği kendimize göre yoğuran bir toplumuz." dedi.

 

Mantının iki kültürde de yer alan yemeklerden olduğunu söyleyen Orhun, "Mantı şekil itibarıyla eski Çin parasını andırıyor. O yüzden bolluk, bereket anlamına geliyor ve devamlı bu yemeği yapmak istiyorlar. Çin'in yeni yılı şubat ayında oluyor. Yeni yıla girerken ülkeye bolluk bereket gelsin diye kendi evlerinde mantıyı eski Çin parası şeklinde kapatarak yapıyorlar." diye konuştu.

 

AA

Prof. Dr. İlber Ortaylı: II. Abdülhamid padişah olmasa dünya markası olurdu
Okunma Sayısı : 854   
9.2.2018 23:20:54

"Vefatının 100. Yılında Sultan II. Abdülhamid" etkinlikleri kapsamında Prof. Dr. İlber Ortaylı bir konferans verdi.

 

İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş'un katılımıyla düzenlenen konferans, İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası Doktora Salonu'nda gerçekleştirildi.

 

Ortaylı, 2. Abdülhamid'in yanı sıra o döneme ait Osmanlı dışındaki siyasi gelişmeleri de katılımcılarla paylaştı.

 

2. Abdülhamid için söylenen "Kızıl Sultan", "Pinti Hamid" gibi ifadelerin yakışıksız olduğunu vurgulayan Ortaylı, "Sultan Abdülhamid Han tahta çıktığı zaman kendisinin istemediği ve çok vatanperver fakat yanlış bir politikayla sürüklendiğimiz bir harple karşılandı. Bunu önlemek durumu söz konusu değildi." dedi.

 

Prof. Dr. Ortaylı, o dönemde Rusya'nın panslavizm politikası yürüttüğünü belirterek, "Aslında bunun öncülüğünü yapacak durumda değildi fakat müthiş bir panslavist dalga yayılmıştı ve içeride bazı insanlar 'Acaba biz Rus muyuz yoksa Slav mıyız?' diye sormaya başladı. Tolstoy böyledir, Bendiksen böyledir ama bazıları da -içlerinde Dostoyevski de vardır- İstanbul'a çan takmaya hazırlanıyorlardı. Balkanlar kaynıyordu. Bu ülkede huzur artık bozulmuştu. Bütün Slav dünyası gibi, Avusturya Slav dünyası nasılsa Osmanlı Slav dünyası da kıpırdama halindeydi. Bu kıpırdanma giderayak barut fıçısına dönüştü. Devlet tabii bununla baş etmek zorundaydı. Bu ayaklanmaların hepsi bastırılabildi." diye konuştu.

 

"Sultan Abdülhamid devrine topraklarımızın çok önemli kısımlarını kaybederek girdik"


Abdülhamid Han tarafından ilan edilen 1876 anayasası ve meclisten bahseden Ortaylı, şunları kaydetti:

"Bu meclisin bir özelliği vardı. Hiçbir büyük imparatorlukta idare edilen halklar bu kadar rahat temsil edilmezdi. 1905'te kurulacak ilk Rusya dumasında sadece 3 tane Müslüman mebus vardı, Yahudi mebus hiç yoktu. Düşününüz ki dünyanın en kalabalık Yahudi ülkesiydi o zamanlar, dünyanın kalabalık Müslüman ülkelerinden biriydi Hindistan'dan sonra. Yani aşağı yukarı Rusya Müslümanlarının sınırı Kırım Volga'dan başlar Çin sınırına, Türkistan'a kadar uzanır. Üstelik buradaki temsilin bu kadar sınırlı tutulması şaşılacak şeydi. Biz 3'te 1 miktarda gayrimüslim üyeyle parlamentoyu topladık."

 

Ortaylı, iç ve dış diplomasinin önemine değinerek, "Sultan Abdülhamid devrine, topraklarımızın çok önemli, bereketli kısımlarını kaybederek girdik. Bulgaristan ve Dobruca bugünkü sınırlar itibariyle... Maalesef kaybedilenden çok kaybedilecek şeyler başladı. Hemen Berlin kongresinin arifesinde Ermeni olayları hızlandı. Rejimle, Osmanlılıkla bağdaşan ve bu imparatorluğu kabul eden Ermenilerin dahi tasvip etmeyecekleri hareketler ve gruplaşmalar başladı. Yani bir nevi 1821-1829 Yunan ayaklanmasının başarısını 50 sene gecikerek takip eden bir ikinci unsur ortaya çıkmıştı." ifadelerini kullandı.

 

2. Abdülhamid döneminin araştırılmasında geç kalındığını vurgulayan Ortaylı, "(2. Abdülhamid) Bazı konularda son derece yatıştırıcı, olayları önceden gören bir tarafı vardı, bir tarafıyla da yapacak bir şeyi yoktu. Çünkü Türkiye'nin aydın sınıflarının maalesef yetişme tarzları ve bilgileri gelişen dünyanın problemlerini kavrayacak durumda değildi." değerlendirmesinde bulundu.

 

Kurtulmuş'tan Ortaylı'ya hediye


İlber Ortaylı, "2. Abdülhamid Han'ın İslam dünyasında aktif olmayı kendisine şiar edindiğine işaret ederek, Türkiye dışındaki Müslümanların yetiştirilmesinde çok büyük katkıları olduğunu anlattı.

 

Abdülhamid Han'ın eğitime verdiği öneme dikkati çeken Ortaylı, Avrupa yaşamını, müzik ve dünyadaki sanatı da yakından takip ettiğini dile getirdi.

 

Ortaylı, 2. Abdülhamid'in marangozluğunun en iyi İstanbul Müftülüğü'ndeki şer'iyye sicilleri arşivinde görülebileceğinin altını çizerek, "(2. Abdülhamid) birinci sınıf bir sanatkar, padişah olmasa herhalde milyarder olurdu. Dünyanın her yerinde marka olurdu." şeklinde konuştu.

 

Konferansın ardından, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, İlber Ortaylı'ya hediye takdiminde bulundu.

 

 

Ajanslar

Devlet Tiyatroları Mehmet Akif Ersoy'u ilk kez tiyatro sahnesine taşıyacak
Okunma Sayısı : 525   
7.2.2018 09:50:23

Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürlüğü, İstiklal Marşı'nın şairi Mehmet Akif Ersoy'u ilk kez tiyatro sahnesine taşıyacak.


DT Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Remzi Özçelik'in yazdığı ve Cahit Çağıran'ın yönettiği "Mehmet Akif" oyunu, İstiklal Marşı'nın kabulünün 97'nci yıl dönümünde Ankara Devlet Tiyatrosunca sahnelenecek.


Küçük Tiyatro'da sergilenecek, Ersoy'un Kurtuluş Savaşı yıllarındaki vatan sevgisi şiirleriyle Anadolu'daki mücadelesinin aktarıldığı oyunun dekor ve kostüm tasarımını Dilek Kaplan, ışık tasarımını Çetin Atay, dans düzenini Burçak Işımer, müziklerini ise Nedim Yıldız üstlendi.


Oyunda Mehmet Akif Ersoy'u Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Alpay Ulusoy canlandıracak.


Oyunun yönetmeni Çağıran, İstiklal Marşı'nın kabulünün 97'nci yıl dönümünde Mehmet Akif Ersoy'un hayatını, o dönemi ve şartlarını anma, anlama ve yeniden yorumlama zorunluluğu hissettiklerini belirtti.


Çağıran, milli mücadele destanına çok büyük katkılarda bulunan sarsılmaz bir iman ve ahlaka sahip Ersoy ve arkadaşlarına, Türkiye'nin içinden geçtiği ve adeta bağımsızlık mücadelesi verdiği kritik günlerde Devlet Tiyatrosu ailesi olarak tanıklık etmek istediklerini vurguladı.


12 Mart Pazartesi günü prömiyeri yapılacak "Mehmet Akif" oyununun konusu kısaca şöyle:


"Mehmet Akif Ersoy, ülkeye geri dönmüştür. Bu esnada Çanakkale Savaşı vardır. Akif, ülkenin yaşadığı bu sıkıntılı günler karşısında sürekli endişelenmekte, dostları ile şeyhleri isyandan döndürmeye çalışmaktadır. Nihayet Çanakkale Savaşı kazanılır ancak Akif, Çanakkale’yi geçemeyenlerin bin bir hile ile yurda bir şekilde geri girdiklerini düşünmekte ve düşüncelerini açıkça ifade ettiği için tehdit almaktadır.


Mehmet Akif, Burdur'an milletvekili olur ve mücadelesini sürdürürken, çocukluk arkadaşı, can dostu Mustafa Sagir'in işgalcilerin ajanı olduğu kısa zamanda ortaya çıkar. Aslında düşman dışarıda değil içeridedir. Akif ve arkadaşlarının vatan mücadelesi nihayete ererken, Akif'ten ülkenin ihtiyacı olan milli marşın sözlerini yazması istenir. Akif yazdığı şiirle birinci seçilir ve şiir Mecliste okunur."

 

AA

Mimar Sinan'ın hayatı belgeseli
Okunma Sayısı : 715   
6.2.2018 23:25:55

Osmanlı İmparatorluğu döneminde önemli eserlere imza atan Mimar Sinan'ın hayatı belgeselleştirildi.

 

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Kanuni Sultan Süleyman, 2'inci Selim ve 3'üncü Murad dönemlerinde "Mimar Başı" olarak adlandırılan Mimar Sinan'ın hayatı "Mimarların Piri Sinan" adıyla belgesel olarak hazırlandı.

 

MG Yapım ve PRD ortak yapımı olan belgeselin yönetmen koltuğunda Mesut Gengeç oturuyor. Genel koordinatörlüğünü Bülent Günal'ın, proje sorumluluğunu ise Yılmaz Aydın'ın üstlendiği belgesel, döküdrama yöntemiyle çekildi.

 

Açıklamada görüşlerine yer verilen yönetmen Gengeç, şunları kaydetti:

 

"Sadece Türk değil dünya mimarlık tarihine adını altın harflerle yazdıran bir dahinin hayatını anlatmaya çalıştık. Yaklaşık bir yıllık çalışmanın ürünü olan 'Mimarların Piri Sinan' belgeselinde pek çok soruya da cevap arıyoruz. Mimar Sinan'ın etnik kökeni neydi, eserlerinde Erciyes'in nasıl bir etkisi vardı, Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan 4911 numaralı el yazması Tezkiterü'l Bünyan'ın sayfa kenarlarına not düşen Mimar Sinan mıydı, Ayasofya'yı geçmek için neler yaptı, kendinden sonra gelecek nesillerden tek isteği neydi ? Bu sorulara ve dahasına belgeselimizde yanıt bulmaya çalıştık." 

 

Çekimleri doğduğu Kayseri'nin Ağırnas kasabasının yanı sıra İstanbul ve Edirne'de gerçekleştirilen 60 dakikalık belgeselde, Mimar Sinan'ın çocukluğunu Mehmet Öztürkan, gençlik dönemini Erkan Çelik, yaşlılığını ise Kamil Coşkun Çetinalp canlandırıyor.

 

Belgesel, Sinan'ın biyografisi olarak kabul edilen ve nakkaş-şair Mustafa Sai Çelebi tarafından kaleme alınan "Tezkiretü'l Bünyan" adlı eserden uyarlandı. Belgeselin müziklerini ise Yıldıray Gürgen hazırladı.

 

Mimar Sinan'ın hayatının bilinmeyen yönlerini ve eserlerini ele alan belgeselde, Mimar Sinan Vakıf Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suphi Saatçi, sanat tarihçisi Selçuk Mülayim, mimar Dr. Sinan Genim, mimarlık tarihçisi Prof. Dr. Afife Batur ve Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Demet Binan görüşlerini paylaştı.

 

Ayrıca, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün sanatçıları desteklemek için yürüttüğü "GENÇDES" programı kapsamında gerçekleştirilen belgesel, uluslararası festivallerde de izlenime sunulacak.

 

AA

Tarihi 'İznik çinisi' ve 'el yazması' Anadolu topraklarına geri getirildi
Okunma Sayısı : 870   
5.2.2018 13:52:16

Kültür ve Turizm Bakanlığının girişimleriyle, İngiltere'de bulunan ve uzun süredir takibi yapılan iki tarihi eser, Türkiye'ye iade edildi.

 

Bu kapsamda, İngiltere'de bir müzayede evi tarafından satışa çıkarılan Yusuf Ağa Yazma Eser Kütüphanesine ait el yazması kitap ile tarihi İznik çinisi, ait oldukları Anadolu topraklarına geri döndürüldü.

 

AA muhabirinin edindiği bilgilere göre, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş'un "hafiye gibi takip ediyoruz" dediği çeşitli yollarla Türkiye topraklarından kaçırılan eserlerin iadesine yönelik çalışmalarda iki sevindirici gelişme daha yaşandı.

 

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığının Londra'da 26 Nisan 2017 tarihinde düzenlenen bir müzayedede satışa sunulan el yazmaları arasında Konya'daki Yusuf Ağa Yazma Eser Kütüphanesinden çalınan eserlerin de olabileceğini Bakanlık Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne bildirmesi üzerine kapsamlı bir inceleme süreci başlatıldı.

 

Yaklaşık 18 yıldır aranan eser Londra'da bulundu

Yapılan incelemelerde, satışa sunulan el yazmalarından birinin 2000 yılında gerçekleşen bir hırsızlık olayında çalınan, Yusuf Ağa Kütüphanesi envanterine 4980 demirbaş numarasıyla kayıtlı Fahrüddin er-Razi'ye ait hicri 621, miladi 1224 yılında tamamlanmış "Şerhü'l-Kanun fi't-Tıb kitabı" olduğu anlaşıldı.

 

Bu tespitler ışığında yaklaşık 18 yıldır aranan eserin Londra'da satılmak üzere olduğunu belirleyen Bakanlık, öncelikle eserin İnterpol Çalıntı Sanat Eserleri veri tabanına kaydettirilmesini sağladı.

 

Ardından İçişleri Bakanlığı koordinasyonunda İnterpol'le gerekli iletişim kurularak el yazması kitabın müzayededeki satışı durduruldu ve iade süreci resmen başlatıldı. 2017 yılı sonunda Türkiye'ye getirilen ve şu an Etnografya Müzesi'nde muhafaza edilen el yazması kitap, Yazma Eserler Kurumu'na gönderilecek.

 

İznik çinisi de Türkiye'de


İngiltere'den Türkiye'ye geri getirilen ikinci eser ise tarihi İznik çinisi oldu.

 

Bir müzayede evince 6 Ekim 2011 tarihinde satışa çıkarılan ve sonrasında eserin sahibinin duyarlılık göstererek çiniyi Türkiye'ye iade edilmesi için Londra Metropolitan Polis Teşkilatı'na teslim etmesiyle başlayan süreç, 20 Eylül 2017 tarihinde Türkiye'ye getirilmesiyle tamamlandı. Tarihi İznik çinisi, teslim edildiği Etnografya Müzesi'nde sergilenecek. 

 

 

AA

Kazakistan'da engelli çocuklar müzedeki etkinliklerle sosyalleşiyor
Okunma Sayısı : 499   
5.2.2018 13:35:39

Kazakistan'ın başkenti Astana'daki Milli Müze, görme ve işitme engelli çocuklar için resim kursları ve heykel sergileri düzenleyerek sanat sevgisi aşılamaya çalışıyor.

 

Müze, kurulduğu 2014'ten bu yana yürüttüğü sosyal projeler kapsamında her ay çeşitli sanat aktiviteleri ve kurslar düzenliyor, görme ve işitme engelli çocuklara özel etkinlikler sunuyor.

 

Kazakistan Milli Müzesi Gezi Çalışmaları Merkezi Müdürü Janar Beyisova, AA muhabirine yaptığı açıklamada, engelli çocukların etkinlikleri büyük ilgiyle izlediklerini belirterek, "Onlar ülkemizin kültürel değerleriyle tanışıyorlar. Bu, önemli çünkü sanat insanları olumlu etkiliyor, onlarda güzellik, iyimserlik ve sevgi hissini uyandırıyor." dedi.

 

Engelli çocuklara toplumun üyesi olduklarını anlatmak ve hissettirmek gerektiğine dikkati çeken Beyisova, "Amacımız, onların dünyaya bakışını genişletmek, sanatın güzelliklerine dokunmalarını, onları hissetmelerini sağlamak." diye konuştu.

 

Beyisova, engelli çocukların anne ve babalarının da kendilerini desteklediklerini kaydederek, "Engelli çocuğun yetişmesinde anne babanın rolü önemli. Onlar çocuğunun ne hissettiklerini hissediyor ve onunla aynı duyguları yaşıyor." ifadelerini kullandı.

 

Özel hazırlıklar yapıyoruz

"Özel ziyaretçilerimize özel ilgi gösteriyoruz. Önceden engelli çocuklara nasıl davranılması gerektiğini uzmanlara danışıyoruz." diyen Beyisova, bu ay görme engelli çocukların heykel sergisini ziyaret ettiklerini, gelecek ay da işitme engellilerin ziyaret edeceğini anlattı.

 

Beyisova, görme ve işitme engelliler için resim ve grafik kursları da düzenledikleri bilgisini vererek, "Kazakistan'daki ünlü ressamlar okullara giderek engellilere ders veriyor. Kurs kapsamında çocukların başarılı çalışmalarını ödüllendiriyoruz ve müzede onların sergisini açıyoruz." şeklinde konuştu.

 

Engelli çocukların sanat aracılığıyla ruhsal güzelliklerini sergilediklerini, aralarında çok yeteneklilerin bulunduğuna işaret eden Beyisova, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in insan sermayesine önem verilmesi gerektiğini söylediğini belirtti.

 

Beyisova, "Müzedeki tüm etkinliklerimiz kültürel miraslarımızı tanıtmayı, insanlarda, özellikle çocuklarda vatanseverlik duygusunu uyandırmayı, onları eğitmeyi amaçlıyor." dedi.

 

Kızım elleriyle heykel sergilerini izliyor

7 yaşındaki görme engelli çocuğun annesi Tatyana Hijnyak da kızının yaşıtlarından geri kalmaması ve normal olarak gelişmesi için her şeyi yaptıklarını söyledi.

 

"Kızımın normal çocuklardan tek farkı elleriyle gömesi." diyen Hijnyak, sözlerine şöyle devam etti:

 

"Kızım, insanların ellerine dokunarak yaşını tahmin edebiliyor. Milli müzenin düzenlediği sergileri düzenli olarak ziyaret ediyoruz. Bugün de heykel sergisine geldik. Kızım elleriyle heykellere dokunarak, hayvanların nasıl olduğunu öğrenme imkanı buldu. Hayvanların tüm organları detaylı bir şekilde işlenmiş."

 

Çocuğunun aktif bir hayat yaşadığını kaydeden Hijnyak, müzenin çocuklara böyle etkinlikler düzenlemesinden memnun olduğunu çünkü engellilerin de toplumun parçası normal insanlar gibi her şeye erişim hakkı bulunduğunu sözlerine ekledi.

 

 

AA

“Altın Taç” ile “Dağ Keçisi” Figürü Türkiye'ye geri getirildi
Okunma Sayısı : 340   
30.1.2018 23:11:38

Türkiye’den yasa dışı yollarla kaçırıldığı belirlenen ve MÖ 4. yüzyıla tarihlenen “Altın Taç” ile MÖ 2. bin yıla tarihlenen bronz “Dağ Keçisi” figürü UNESCO 1970 Kültür Varlıklarının Kanunsuz İthal, İhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve Yasaklanması İçin Alınacak Tedbirlerle İlgili Sözleşmesi kapsamında Türkiye'ye geri getirildi.

 

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen eserler için yapılan tanıtım toplantısına katılan Kültür ve Turizm Bakanı Numan KURTULMUŞ kültür varlıklarının yasadışı transferiyle mücadele etme konusunda kararlılığını yineledi ve Anadolu'dan kaçırılan 55 tarihi eserin daha Türkiye'ye getirileceğini ifade etti.


Karya Bölgesi'nden bir mezardan alındığı tahmin edilen “Altın Taç” İskoç makamlarınca yapılan bir çalışma sonucu İskoçya’nın Edinburgh şehrinde tespit edilmiş ve Türkiye'ye geri getirilmesi için 2010 yılından beri çalışmalar yapılmaktaydı. Adli süreç sonucunda Türkiye'ye ait olduğu mahkeme tarafından da belirlenen eser geçtiğimiz hafta Türkiye'ye iade edildi.


Erzurum Müzesi Müdürlüğü'nden çalınan 'Dağ Keçisi' figürüyse INTERPOL Uluslararası Çalıntı Sanat Eserleri Veri Tabanı üzerinden dünya genelinde araştırılmış, Alman ve Fransız polisinin çalışmaları sonucunda Fransa'da tespit edilmişti. Paris Büyükelçiliğine teslim edilen ve muhafaza altına alınan eser daha sonra Anadolu Medeniyetler Müzesi’ne getirildi.

 

 

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu

 

 

Nilhan Osmanoğlu: Sultan 2. Abdülhamid Han'ı daha iyi anlayabilmek...
Okunma Sayısı : 757   
30.1.2018 23:01:32

Osmanlı Padişahı Sultan 2. Abdülhamid'in beşinci kuşaktan torunu Nilhan Osmanoğlu, "Sultan Abdülhamid Han aslında öngörülü, feraset sahibi bir insan olduğu için Filistin'in, Kudüs'ün durumunu, bugünkü yaşayacağımız olayı 100 sene öncesinden gören bir padişah. Bu durumunu çok önceden görmüş, elinden gelen önlemi almaya çalışmış." dedi.

 

Bursa'nın Orhangazi ilçesinde belediye ile Orhangazi İmam Hatipliler Derneğince düzenlenen "Abdülhamid Han'ın Davası" başlıklı konferansta konuşan Osmanoğlu, Sultan 2. Abdülhamid ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı karakter olarak birbirine benzetenler olduğunu söyledi.

 

Kendisinin ise karakter bakımından değil ancak dönem olarak benzettiğini belirten Osmanoğlu, "Hatta saldırı şekilleri bile benziyor. Ben biraz daha derin incelediğim için gerçekten saldırı şekilleri bile aynı. Cumhurbaşkanımızın da söylediği gibi Sultan Abdülhamid Han'ın kendisini millete anlatabilecek bir ortamı yoktu." ifadelerini kullandı.

 

Osmanoğlu, Müslümanların Filistin ve özellikle Kudüs coğrafyasında yaklaşık bir asırdır yaşadığı sıkıntı ve zulümlere de değindi.

ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasına karşı Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda alınan kararı hatırlatan Osmanoğlu, "Sultan Abdülhamid Han aslında öngörülü, feraset sahibi bir insan olduğu için Filistin'in, Kudüs'ün durumunu, bugünkü yaşayacağımız olayı 100 sene öncesinden gören bir padişah. Bu durumunu çok önceden görmüş, elinden gelen önlemi almaya çalışmış. O yüzden birçok toprağı kendi mülküne geçirmiş. Kendi mülküne geçirmesinin sebebi de devlet işgal edilirse bireysel mala el konulamaz." diye konuştu.

 

Osmanoğlu, geçmişle daha iyi bir bağ kurabilmek için çocuklara Osmanlı Türkçesinin öğretilmesi gerektiğini dile getirdi.

 

Sultan 2. Abdülhamid Han'ı daha iyi anlayabilmek için şehzadelik dönemine bakılması gerektiğini vurgulayan Osmanoğlu, "Şehzadelik dönemine baktığımız zaman biraz özel bir kişilik olduğunu görüyoruz. Diğer şehzadelerden ayrı olduğunu da görebiliyoruz çünkü zaten annesi genç yaşta vefat ettiği için annesiz büyümüştür Sultan Abdülhamid Han ve bunun savunması hep kendisinde olmuştur. Her zaman sessiz bir kişiliğe sahip olmuştur." değerlendirmesinde bulundu.

 

Nilhan Osmanoğlu'na konferansın sonunda günün anısına bazı hediyeler verildi.

 

Etkinliğe, Orhangazi Kaymakamı Yalçın Yılmaz, Belediye Başkanı Neşet Çağlayan, İlçe Garnizon Komutanı Personel Üsteğmen Furkan Karaca, AK Parti İlçe Başkanı Mustafa Kaya, Orhangazi Belediye Meclisi üyeleri ile vatandaşlar katıldı.

 

AA

Tuluyhan Uğurlu: Mehmetçik dünyayı da fetheder
Okunma Sayısı : 495   
30.1.2018 22:52:34

Piyanist ve besteci Tuluyhan Uğurlu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) Afrin'de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin, "Emperyalistlerin oyunlarını ancak eğitim ve kültürle aşacağız. Musa bize aslında rotayı çizdi. İnşallah biz bunu görürüz. Bu bilinçte olan Mehmetçik, dünyayı da fetheder. Bu bilinçte olan insan dünyanın fethine çıkar." dedi.

 

Kültür AŞ'den yapılan açıklamaya göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda sahne alan sanatçı, şehirlerin yağmalanmasının, insanlığın yağmalanması anlamına geldiğini belirtti.

 

Bu bilinçte olan Mehmetçik dünyayı da fetheder

Uğurlu, İstanbul ve Konya gibi şehirlerin sadece Türkiye'nin değil insanlığın da mücevheri, kültür hazinesi ve belleği olduğunu ancak bunun yok edilmeye çalışıldığını kaydederek, "Sanatçılar olarak Kudüs'e sahip çıkmamız gerekiyordu. Maalesef geç kaldık. Bunlar bizim manevi coğrafyalarımız. Mekke ve Medine'ye sahip çıkmamız lazımdı. Oysa sadece gidip geliyoruz. Bizler bu manevi hazinelerimizin değerini anladığımızda çoğu zaman iş işten geçmiş oluyor." ifadelerine yer verdi.

 

Zeytin Dalı operasyonunda teröristlerle girilen çatışmada şehit düşen Piyade Astsubay Üstçavuş Musa Özalkan'ın okul yapılması yönündeki vasiyetine de işaret eden Uğurlu, "O da Musalarımızdan bir Musa. Firavunların Musa'sı gibi. Anaokulu veya kültür merkezi yapılmasını vasiyet etti. Musa da biliyordu. Emperyalistlerin oyunlarını ancak eğitim ve kültürle aşacağız. Musa bize aslında rotayı çizdi. İnşallah biz bunu görürüz. Bu bilinçte olan Mehmetçik dünyayı da fetheder. Bu bilinçte olan insan dünyanın fethine çıkar." ifadelerini kullandı.

 

AA

'Hababam Sınıfı' yeniden tiyatro sahnesinde
Okunma Sayısı : 528   
30.1.2018 00:08:55

Rıfat Ilgaz'ın kaleme aldığı "Hababam Sınıfı" adlı eser, uzun yıllar sonra yeniden tiyatroseverlerle buluşacak.

 

BKM Tiyatro tarafından sahneye konulan müzikli tiyatro oyununun prömiyeri, 3 Şubat'ta gerçekleştirilecek.

 

Yapımın yönetmeni Murat Karasu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, proje fikrinin yaz aylarında ortaya çıktığını ve kasım ayında da provalara başladıklarını söyledi.

 

Karasu, Rıfat Ilgaz'ın "Hababam Sınıfı" adlı romanı ile "Hababam Sınıfı Uyanıyor", "Hababam Sınıfı Baskında", "Hababam Sınıfı Oyunda Kaldı" oyunlarını referans alarak yapımın metnini hazırladıklarını dile getirdi.

 

Yapımın oyuncu seçmelerine değinen Karasu, "800 civarında bir başvuru aldık. Başvuru yapan arkadaşlarımızı dans edebilecek, şarkı söyleyebilecek hem de oyunculuk yapabilecek şekilde değerlendirdik. Çünkü oyunumuz müzikli bir tiyatro oyunu. Uzun bir süre seçmelerden sonra 12 arkadaşta karar kıldık. Sonra da usta oyuncularımız bize katıldı." dedi.

 

Filme benzemeye çalışmadık

Karasu, prova sürecinin çok yoğun bir şekilde geçtiğini dile getirerek, "Bu oyunla tek ilkemiz Rıfat Ilgaz'ın eserine, çizdiği çerçeveye sadık kalmak oldu. Çünkü bunun aynı zamanda bir saygı duruşu olduğunu düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

 

Hababam Sınıfı"nın ilk kez tiyatroda 1965 yılında Ulvi Uras tiyatrosu tarafından sahnelendiğini aktaran Karasu, şunları kaydetti:

Hababam Sınıfı'nı ilk oyunlaştırma fikri Zeki Alasya'dan gelmiş. Sonrasında Ulvi Uras Tiyatrosu'nda çok popüler olmuş. Akabinde Oğuz Aral 1970'lerin başında 'Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı'yı talep üzerine yeniden farklı bir kadroyla sahnelemiş. Bir de benim bildiğim 1981'de yapılmış bir müzikali var. Elbette film de çok önemli bir eser. Kendi başına kült, Türk sinemasında ağırlığı olan ve usta oyuncuların çalıştığı bir iş.

 

Karasu, "Hababam Sınıfı" filmi ile tiyatro oyununda birçok yönden ayrışmalar yaşadıklarına işaret ederek, "Filme benzemeye hiç çalışmadık. Bize özgün bir eser çıkartmanın peşindeyiz ve sanıyorum da önemli ölçekte başarılı olduk." diye konuştu.

 

Genç oyuncuların enerjisi çok iyi

Oyunda "Vak Vak Rıza" karakterini canlandıran Salih Kalyon da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Rıfat Ilgaz'ın şahsına yakışır bir projede yer almaktan çok mutlu olduğunu belirtti.

 

Oyuncu Nuri Gökaşan da, yapımda "Susak Cafer" karakterini yorumlayacağını söyleyerek, "Bu karakter de yine 3-4 farklı karakterin birleşimi bir rol. Ben de çok mutluyum böyle bir yapımda yer almaktan." dedi.

 

Yapımda "Kel Mahmut"u oynayan Sezai Altekin ise, "Öncelikle Münir Özkul'a saygılarımı sunuyorum. Işıklar içinde yatsın. Güzel bir iş çıkacak. Gençlerin enerjisi çok iyi. Onlar aslında başrol. Biz onları yönlendiren karakterleriz." şeklinde konuştu.

 

AA

Türk balet ve balerinlerin haftada 6 günü
Okunma Sayısı : 451   
27.1.2018 17:18:04

Türkiye ve dünyada adından söz ettiren gösterilere imza atan Türk balet ve balerinler, haftanın 6 günü, günde ortalama 6 saatlerini ayırdıkları zorlu antrenmanlar ve sanat hayatlarının son bulmasına neden olabilecek sakatlık tehlikelerine karşın büyük bir tutkuyla dans ediyor.

 

Eğitimi çocukluk yaşlarında başlanan ve sahneye çıkabilmek için uzun yıllar emek harcanan balenin, diğer sanat dallarına göre daha kısa bir ömrü bulunuyor.

 

Nasırlı parmaklarının verdiği acıyı umursamadan "point" olarak adlandırılan özel ayakkabılar üzerinde saatlerce parmak ucunda dans eden sanatçılar, sahnede görünenin aksine perde arkasında zorlu antrenmanlar ve sadece mesleklerini değil, tüm yaşamlarını da etkileyebilecek ciddi sakatlanma riskleriyle her an karşı karşıya kalıyor.

 

Tüm temsilleri kapalı gişe oynayan Ankara Devlet Opera ve Balesinin (ADOB) baş balerinlerinden Özge Başaran (37) ile baş baletlerinden Burak Kayıhan (34) sahne ışıkları altından perde arkasına uzanan binbir fedakarlıkla dolu zorlu sanat yaşamlarını, AA muhabirine anlattı.

 

29 yıldır bale yapıyor

Baleye 8 yaşında başlayan ve 29 yıldır sanat dalına emek veren Özge Başaran, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ile Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarında eğitimini tamamlayarak, Antalya Devlet Opera ve Balesi, Almanya'daki Stuttgart Dans Company ve ADOB'da görev aldı.

 

Rusya'nın Soçi kentinde 2006'da bale sanatının en önemli isimlerinden Galina Ulanova adına düzenlenen 1. Yury Grigorovich Uluslararası Bale Yarışması'nda en önemli ödül olan Grand Prix ile en iyi modern dansçı ödülünü kazanan Başaran, bale ile anaokuluna gittiği dönemde öğretmeninin jimnastik yeteneğini fark etmesi ile tanıştığını dile getirdi.

 

Bir tutku benim için

Başaran, ailesinin kendisini baleye yönlendirmesinin önemli bir şans olduğunu vurgulayarak, şunları dile getirdi:

 

Herhalde hayatımda bale olmasaydı büyük bir eksiklik hissederdim. Bir tutku benim için. Yaparken ve içindeyken çok farkında olamıyorsun ama uzaklaştığım zaman daha çok hissediyorum. Mesleğimizde hepimizin yaşadığı zor dönemler var. Çok zor bir meslek zaten ama onun haricinde geçirdiğimiz sakatlıklar var. Çok ciddi sakatlıklar geçirdim, iki ameliyatım var. Biri ayağımdan, biri dizimden. Hepsi gerçekten büyük ameliyatlardı, baleye dönemeyebilirdim ama 'Hayır, yapacağım' dedim ve dönebildim. Yani ne kadar zorlukları da olsa uzak kaldığım dönemde baleye olan hislerimi daha iyi anladım. Bale benim için hayatın anlamı gibi bir şey.

 

İlk sakatlanmasında ayak tarak kemiğinin kırıldığını, sonrasında bu kırığın büyümesi sebebiyle ayağına platin takıldığını anlatan Başaran, platinle dans edemediği için tekrar ameliyat olduğunu ve platinin çıkarıldığını söyledi.

 

Başaran, ikinci sakatlığını ise prova sırasında dizindeki çapraz bağların kopmasıyla yaşadığını belirterek, bu süreçlerde sahneye bir sene ara verdiğini ama yeniden bale yapabildiği için çok mutlu olduğunu ifade etti. 

 

Siz bırakmak istemeseniz de o sizi belli bir yaştan sonra bırakmaya başlıyor

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarını 10 yaşında kazanmasıyla bale hayatına adım atan balet Burak Kayıhan, konservatuvardan mezun olduğu süreçten bu yana ADOB'da dans ettiğini anlattı.

 

Kayıhan, yurt dışında sayısız gala gecesinde sahne aldığını ve bu süreçte Türkiye'yi temsil etmekten gurur duyduğunu belirtti. Bale çalışmalarının çok sıkı bir antrenman gibi olduğunu vurgulayan Kayıhan, bale derslerinin her gün 10.30'da başladığını, ardından da yeni eserin provalarının yapıldığını söyledi.

 

Bu iş biraz yorucu ama sonrasında sahneye çıkıp da o alkışı aldığınız zaman hiçbir yorgunluk kalmıyor, diyen Kayıhan, şöyle devam etti:

 

Bale, siz bırakmak istemeseniz de o sizi belli bir yaştan sonra bırakmaya başlıyor. Ben şimdi 34 yaşındayım ve geçen sene dizimden çok büyük bir ameliyat geçirdim. Diz kapağımdan yaklaşık bir santimetreye yakın parça koptu. O alındıktan sonra çok kötü bir dönem geçirdim, 10 gün yataktan kalkamadım, fizik tedavi, pilates... Bu tedaviler sayesinde tekrardan ayağa kalkıp dans etmeye devam ettim. Tabii ki bu yaş da ilerledikçe kendinize ne kadar iyi bakarsanız bakın, kemikler eskisi gibi dans etmeye el vermiyor. O yüzden belli bir yerden sonra bırakıyorsunuz.

 

Balenin kendisi için hayatta tek gerçeklerden biri olduğunu belirten Kayıhan, "Çünkü çok keyif alarak dans ediyorum. Beni izleyen seyirciler de benim, ruhunu yansıttığımı söylüyorlar. Gerçekten çok mutlu oluyorum. En rahat olduğum yer sahne. Orayı bırakmak tabii ki insanı üzebilir ama hayatın gerçeği bu. Zamanı gelince biz de bir şekilde ayrılacağız baleden." dedi.

 

AA


164 tane Haberden 21 - 40 arası gösteriliyor
Sayfalar :1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9Geri · İleri
Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?