BİST
105.1
% 0,93
ALTIN
139,94
% 0,94
DOLAR
3,538
% -0,00
EURO
4,059
% 0,01
Hollanda Parlamentosu kararının arkasında Alman İstihbaratı var
Okunma Sayısı : 13   
24.2.2018 21:02:13

Hollanda Parlamentosu'nun 1915 olaylarını "soykırım" olarak kabul etmesi, üzerine Prof. Dr. İlber Ortaylı açıklamalarda bulundu...

 

Cnn Türk'te Hakan Çelik'in Hafta Sonu programına konuk olan Prof. Dr. İlber Ortaylı, sözde "Ermeni Soykırımı" iddialarının arkasında Almanların olduğunu söyledi.

 

Almanların işledikleri soykırım suçuna ortak aradıklarını söyleyen İlber Ortaylı, Alman istihbarat teşkilatının 1915 olayları meselesini sürekli kaşıyıp, Türkiye'yi zor duruma sokmaya çalıştığını söyledi.

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı programda yaptığı açıklamada:


Hollanda meclisinin kararıyla tarih problemi çözülmez.

 

Maalesef bazı tarihi sorunlara bazı ülkelerin istihbarat örgütleri burun sokmaya başladı.

 

Eskiden bu yoktu. İsim de veriyorum. Bu Almanya'dan kaynaklanıyor. Hakan Çelik'in sorusuyla BND' mi? Alman istihabaratı BND evet. Çünkü çok ciddi milli problemleridir Holokost (Almanya'da Katledilen Avrupalı Yahudiler) onu bir şekilde kamuoyunda o tarihi olayı yatıştırarak kabul ettirmek zorundalar her şeyden önce kendi nesillerine  ve dünyaya.

 

Ermeni iddialarına ilişkin çok kötü ve basit bir propagandaya bu adamların (Alman İstihbaratı) karıştığı çok açık. dedi.

 

Derleme Haber Galata

 

 

Hocalı Katliamı: Nazilerden kurtuldu, Ermeniler katletti
Okunma Sayısı : 38   
24.2.2018 20:29:52

Ermenilerin Hocalı'da yaptığı katliamdan kurtulmayı başaranlar, olayın üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen, o gün tanık olduklarını gözyaşlarıyla anlatıyor.

 

Ermenilerin kadın ve çocuk ayrımı gözetmeksizin yaptıkları katliamda birçok aile tamamen yok olurken, bazı aileler de üyelerinin bir kısmını kaybetti. Katliamdan sağ kurtulan insanlar, yaşadıkları işkencelerin ve yakınlarını kaybetmenin acısını bugün de aynı şekilde hatırlıyor ve tekrar yaşıyor.

 

Hocalı Katliamı'nın tanıklarından Fitat Memmedova (58), Ermenilerin 1992 yılındaki saldırısında eşi, çocuğu ve iki ağabeyi dahil çok sayıda yakınını kaybetti.

 

Yaşadıklarını AA'ya anlatan Memmedova, katliam öncesinde Ermenilerin Hocalı'yı günlerce top ateşine tuttuğunu, kasabadaki tüm kadın ve çocukların bodrumlarda saklanmak zorunda kaldığını söyledi.

 

25 Şubat akşamı Ermenilerin artık kasabaya girmesi üzerine tüm sivillerin soğuk havada kaçmaya çalıştığını hatırlatana Memmedova, şunları anlattı:

 

Çocuğum katliamdan birkaç gün önce atılan zehirli bir top mermisi nedeniyle hayatını kaybetti. Asker olan iki ağabeyimden biri sivilleri korurken annemin gözleri önünde keskin nişancı ateşiyle şehit düştü. Ağabeylerimden birinin 17 yaşındaki çocuğunu asker kıyafeti giydiği için kurşun yağmuruna tuttular. Cesedinden 7 kurşun çıkarıldı. Ben kurtulmayı başardım ama annem, eşim ve diğer ağabeyim esir düştü. Annemi bir gün sonra bıraktılar fakat ağabeyimle eşimi katlettiler. Esaretten sağ kurtulanların anlattığına göre ağabeyim ve eşimi işkencelerle katletmişler. Eşimin kalbini canlı canlı çıkarmışlar. Ağabeyimin kolunu, bacaklarını kırmışlar. Cesetlerini 3 Mart'ta geri aldık. Hocalı yarası iyileşecek yara değil. Vücudun bir organı yaralandığında bir süre sonra iyileşiyor. Fakat bu yarayı, bu vahşeti biz hiçbir zaman unutamayacağız.

 

Çenemi, burnumu, bileğimi, kaburgalarımı, ayak parmaklarımı kırdılar


Hüseyinağa Guliyev (52) isimli Hocalılı da yerli savunma alayında görev yapmış bir asker. Ermenilerin saldırısına güçleri yettiğince karşılık vermeye çalışmışlar fakat sayıları az olduğu için direnememişler. Alayın neredeyse tamamı şehit düşmüş. Zırhlı araçtan açılan ateşle yaralanan, daha sonra esir düşen Guliyev, gördüğü işkenceler dolayısıyla bugün bile sağlık sorunları yaşıyor. Esaretten kurtulduğu zaman çekilen fotoğraflar, Guliyev'in yaşadığı acıları ortaya koyuyor.

 

Kaburgalarındaki kırıkları tam iyileşmeyen, kulak zarı problemi yaşayan, konuşmakta zorluk çeken Guliyev, yaşadıklarını şöyle anlattı:

Asker olduğum için en ağır işkencelere maruz kaldım. Üstüme benzin döküp yakmak istediler. Yaralı olduğum için hatırlamıyorum. Diğer esirler zamanında müdahale edip söndürmüşler. Sorguya çekildim günlerce. Fakat ölümü göze alarak susmayı tercih ettim. İşkenceler daha da arttı. Çenemi, burnumu, bileğimi, kaburgalarımı, ayak parmaklarımı kırdılar. 'Faik' isimli bir esiri 'Karabağ Ermenilerindir' demediği için kurşun yağmuruna tuttular. Kaçmaya çalıştım fakat demir çubukla vurarak beni bayılttılar. Daha sonra beni Ermeni bir esirle değiştiler. Bizimkilerin mevzilerine kadar gidemedim, yığılıp kaldım. Öldü sanıp Ağdam morguna kaldırmışlar. Annem ve dayım cesedimi almaya geldikleri zaman sağ olduğumu farketmişler. Hemen hastaneye kaldırmışlar. 1,5 sene hastanede tedavi gördüm. O acıları hala yaşıyorum. Çok yakınımı kaybettim. 85 yaşındaki yaşlı dedem dahil amcamın ailesi hunharca katledildi.

 

Nazilerden kurtuldu, Ermeniler katletti


Hocalı'daki yaşananların tanıklarından biri olan 53 yaşındaki Şamil Sabiroğlu da olayı Azerbaycan ve dünya kamuoyuna duyuran ilk gazetecilerden. Sabiroğlu bugün gazetecilik yapmasa da "Hocalı Soykırımı Tanıtma Birliği" sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yürütüyor ve Hocalı'da yaşananları dünyaya duyurmak için çeşitli faaliyetler yürütüyor.

 

O yıllarda Seher gazetesinin Karabağ muhabiri olarak görev yapan Sabiroğlu, 1991 Kasım ayından itibaren Hocalı'nın ablukaya alındığını, halkanın daraldığını her geçen gün hissettiklerini anlattı.

 

Hocalı katliamı yaşandığı zaman Ağdam'da bulunduğunu ve olayı duyar duymaz yardıma koştuğunu ifade eden Sabiroğlu, "Katliamdan kurtulanları karşılamaya gittik. Öyle vahim şeyler gördüm ki gazeteci olduğumu ve merkeze haber göndermeyi bile unuttum. Aniden bunu farkedince hemen Ağdam kent merkezine giderek postaneden gazetemize telefon ederek durumu bildirdim. İlk önce inanmadılar. Çünkü devlet yetkilileri sadece 2 kişinin öldüğünü söylemişti. Gazetem Hocalı'da katliam yapıldığını manşetten verdi.

 

Daha sonra yine cesetlerin ve yaralıların alınması için çalıştım. Cesetlere bile işkence ederek tanınamaz hale getirmişlerdi. Kadınların göğüsleri açılmış, bacakları iple bağlanmıştı. Küçük bir kız çocuğu tecavüze uğradıktan sonra öldürülmüştü. Acaba bu Hocalı halkı ne yapmıştı ki Ermeniler bu vahşeti yaptı. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan 'Hocalı'ya kadar Azerbaycanlılar bizim sivilleri öldürmeyeceğimizi düşünüyordu fakat Hocalı ile birlikte biz bu algıyı kırdık' diyor. Er geç biz topraklarımızı geri alacağız fakat Hocalı'da yaşananları asla unutmayacağız." değerlendirmesinde bulundu.

 

Ermenilerin çocuk, kadın ve yaşlılar dahil kimseye acımadığını söyleyen Sabiroğlu, "Savalan Allahverdiyev isimli bir ihtiyar Hocalılı vardı. 2. Dünya Savaşı'nda uzun müddet Nazilerin elinde esir bulunmuş fakat sağ salim geri dönmüştü. Burada Ermeniler tarafından katledildi." dedi.

 

Hocalı Katliamı


Ermeni güçlerinin 1991'in sonlarına doğru ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahip, 2 bin 605 ailenin, 11 bin 356 kişinin yaşadığı bir kasabaydı. Aralık 1991'de Karabağ'ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini işgal eden Ermenilerin bir sonraki hedefi Hocalı oldu.

 

Hocalı'nın etrafındaki bütün köy ve yolları işgal eden Ermeniler, kasabanın diğer illerle karayolu bağlantısını kesti.

 

1992'de ocak ayının başlarından itibaren elektrik verilmeyen Hocalı'nın savunması sadece hafif silahlara sahip yerel savunma güçleri ve az sayıdaki milli ordu askerinden ibaretti. 25 Şubat 1992'den itibaren Hocalı'ya üç koldan saldırıya başlayan Ermeniler, Sovyet Rus ordusunun 366. motorize alayının bütün araçlarını kullanarak şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Saldırıdan bir gün sonra ise hafızalardan yıllarca silinmeyecek "Hocalı Katliamı" yapıldı.

 

Resmi verilere göre, Hocalı Katliamı'nda savunmasız durumdaki 106'sı kadın, 70'i yaşlı, 63'ü çocuk olmak üzere 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı olarak kurtuldu, Ermeni güçleri, bin 275 kişiyi esir aldı, bunların 150'sinden bugüne kadar haber alınamadı.

 

AA

Azerbaycanlı gaziden Afrin'deki Mehmetçik'e destek: Türk Halkı Yenilmez
Okunma Sayısı : 42   
24.2.2018 20:00:29

Karabağ'da girdiği bir çatışmada gözünü ve bacağını kaybeden Azerbaycanlı gazi Kamil Musavi, Afrin'deki Mehmetçik'e "şehitler diyarı"ndan destek verdi.

 

Sosyal medyadaki videolu yayınıyla gündeme gelen gazi Musavi, Gelibolu Yarımadası Tarihi Alanı'nı ziyaret ederek dua etti.

 

 

 

Şehitliği ziyaret eden Kamil Musavi, daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Türk ordusunun ve halkının ne kadar güçlü olduğunun Afrin'deki mücadele ile bir kez daha ortaya konduğunu söyledi.

 

Türk askerlerinin ölümüne savaştıklarını gördüğünü belirten Musavi, "Ben Türk askerlerinin vatanını ne çok sevdiğinin şahidi oldum. Türk halkı yenilmez, Türk halkını hiç kimse işgal edemez. Buraları şehitlikleri ziyaret ettiğimde bunu anladım. Türk askerleri Afrin'de teröristlere karşı savaşıyor. Türk kardeşlerim Afrin'de teröristlerin kökünü kesmek için savaşıyor." dedi.

 

Çanakkale'deki şehitlikleri ziyaret etmeyi kendisine borç bildiğini anlatan Musavi, ziyaret sırasında çok duygulandığını ve gururlandığını dile getirdi.

 

Musavi, "Türk askeri bu memlekete ziyan veren, topraklarına sokulmak isteyen, insanlarını mahvetmek isteyen teröristleri sağlam bırakmasın. Hepsini mahvetsinler. Ölümden korkmasınlar. Zaten korkmuyorlar. Bu şehit mezarları hepsi bunların örneğidir. Türk askerinin mertliği, Türk askerinin savaşa ölümüne girdiğinin örneğidir, bu mezarlar. Ben kardeşlerimin oradan zaferle dönmesini arzuluyorum.Beni Afrin'e bugün de çağırsalar, orada savaşa da girerim. Türk dünyada onun karşısına çıkan düşmanın hakkından gelebilecek durumdadır." ifadesini kullandı. 

 

 

Türk Silahlı Kuvvetleri 3 köyü daha teröristlerden temizledi
Okunma Sayısı : 34   
24.2.2018 19:21:02

TSK tarafından hudutlarda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ'a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek, dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak maksadıyla 20 Ocak saat 17.00'de başlatılan harekat sürüyor.

 

Harekat, Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) terörle mücadeleye ilişkin özellikle 1624, 2170 ve 2178 sayılı kararları ile BM sözleşmesinin 51'inci maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı kapsamında, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak yürütülüyor.

 

Harekatın planlama ve icrasında yalnızca teröristler ve bunlara ait barınak, sığınak, mevzisi, silah, araç ve gereçler hedef alınırken sivillerin ve çevrenin zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösteriliyor.

 

Zeytin Dalı Harekatı'nın başlangıcından itibaren 1931 teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi.

 

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, hudutlarda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak için Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde PYD/YPG/PKK/KCK ve DEAŞ'a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek, dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak amacıyla 20 Ocak'ta başlatılan harekat sürüyor.

 

Harekatın başlangıcından bu yana etkisiz hale getirilen terörist sayısı 1931 oldu.

 

 

2 köy daha terörden temizlendi


Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Afrin'in güneybatısındaki Ebu Kabe ile Hacılar köylerini teröristlerden arındırdı. 

 

Sahadaki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, TSK ve ÖSO, Afrin'in güneybatısındaki Cinderes beldesine bağlı Ebu Kabe ve Hacılar köylerini YPG/PKK-DEAŞ'tan kurtardı.

 

TSK ve operasyonlara destek veren ÖSO güçleri, harekatın başından bu yana YPG/PKK-DEAŞ'ın işgalindeki Afrin'de biri belde merkezi, 75'i köy, 6'sı köy altı yerleşim ve 20'si stratejik dağ veya tepe, biri YPG/PKK'ya ait üs olmak üzere 103 noktayı örgütten kurtardı. 

 

Teröristlerden temizlenen yerleşim birimleri ve stratejik noktalar şöyle: 


Bülbül beldesi merkezi, beldeye bağlı Şengal, Zehran, Bali Köy, Kurni, Hay Oğlu, Heftar, Ursa, Bak Ubasi, Ali Kar, Şeyh Huruz, Ömer Simo, Duraklı, Hayyam, Surain, Çarkanlı, Akanlı, Mikdad ve Ali Racu köyleri, Huruz Dağı, Darmık Dağı, Kurni Dağı, Havuz Tepesi ile Kürdo, Şeyh Huruz köyüne bağlı iki köy altı yerleşim; Racu beldesinde Ayn Batman Dağı, Yukarı Hacıkanlı, Aşağı Hacıkanlı, Derviş Obası, Hasan Kelkavi, Celeme, Edamanli, Kude, Ali Bekki, Bilal Köy, Ömer Uşağı, Mamel Uşağı, Süleyman Halil, Sati Şaği, Alkana, Kırmızı, Karri, Şerbanlı, Şedya, Harab Summak, Hantalli, Karababa, Sarı Uşağı, Rahmanlı ve Maskah köyleri, 687 .Tepe, 915. Tepe, 740. Tepe ile 1027. Tepe; Şeyh Hadid beldesinde Cukali Favkani ve Orta Çakallı köyleri ile Şeyh Hadid Tepesi, Kara Mitlak köyü ve Hac Bilal köyü; Cinderes beldesinde Hacı İskender, Deyr Ballut, Hammam, Nisriyye, Dükkan, Eşkan, Arşali, Muhammediye, Divan Fevkani, Divan Tahtani, onlara hakim 3 tepe, Mervane, Heygece, Tell Dilur, Bafler, Zehra, Aşağı Korgan ve Yukarı Korgan, Ebu Kabe ile Hacılar köyleri ile Mersides, Nisriyye, Amara ve Kila Tepeleri, Sattuf evleri ve Kalki köy altı yerleşimi, üs olarak kullanılan Beyyada noktası; Şeran beldesinde Burseya Dağı, Uverkan, İkidam, Şeltah, Merseva, Serincek, Kastel Cündo, Dikmetaş, Zeytinak, Arpaviran ve Dayr Savvan köyleri ile Sirgaya ve Nebi Huri Tepeleri ile Cemiliyye köy altı yerleşimi.

 

Dünbenli köyü de teröristlerden temizlendi


Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Afrin'in batısındaki Dünbenli köyünü teröristlerden arındırdı. 

 

Sahadaki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, TSK ve ÖSO, Afrin'in batısındaki Racu beldesine bağlı Dünbenli köyünü YPG/PKK-DEAŞ'tan kurtardı. 

 

782 terör örgütü hedefi imha edildi


Kullanılan silah ve mühimmat dahil tüm faaliyetler, silahlı çatışma hukukuna uygun ve meşru zeminlerde yürütülüyor.

 

Harekatın başlangıcından itibaren Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait uçaklar tarafından terör örgütleri PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ'a ait 782 hedef imha edildi.

 

Harekat kapsamında şu ana kadar bölgeden elde edilen bilgilere göre, en az 1931 PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütü mensubu etkisiz hale getirildi. 

 

Hava harekatı ve kara ateş destek vasıtalarıyla desteklenen kara harekatı, planlandığı şekilde başarıyla devam ediyor.

 

Terör örgütü mensuplarıyla girilen çatışmalarda bugüne kadar 32 asker şehit oldu, 183 asker yaralandı.

 

Terör mevzileri vuruluyor


Türk Silahlı Kuvvetlerince (TSK) yürütülen Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Hatay'ın karşısındaki terör mevzileri, savaş uçakları, obüs topları ve çoklu roketatarlarla ateş altına alındı.

 

Harekat kapsamında Afrin'in batı ve kuzey kırsalında yer alan teröristlere ait mevziler, savaş uçakları, obüs topları ve çoklu roketatarlarla vuruluyor.

 

Bölgeye destek amacıyla gönderilen askeri araçların sınır hattına sevkiyatı da sürüyor.

 

AA

Hollanda, Bosna’daki Sırp-Hollanda soykırım iş birliğini itiraf etmekle başlasın
Okunma Sayısı : 37   
24.2.2018 18:22:00

Bosna Hersek Dostları Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Erdem, Hollanda Meclisinin 1915 olaylarıyla ilgili kararına tepki gösterdi.

 

Erdem, yaptığı yazılı açıklamada, sözde Ermeni soykırımını tanıma kararının tarihi bir rezalet olduğunu vurguladı.

 

Soykırım gibi ciddi bir iddiayı ispat etmesi, belgelemesi ve akabinde hüküm altına alması gereken organın yargı olduğunu kaydeden Erdem, görevi yasa yapma olan parlamentonun, soykırımı tanıma kararı vermesinin ve bunun da hiçbir somut gerekçeye dayandırılmamasının akıllara durgunluk verdiğini belirtti.

 

Soykırım iddiasının ancak tarihi belgeler, devlet arşivleri, akademik araştırmalar gibi somut deliller öne sürülerek tarihçiler, akademisyenler, hukukçular ve bu alanda çalışan uzmanlar tarafından tespit edilebilecek bir olgu olduğuna vurgu yapan Erdem, şunları aktardı:

 

Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Ermeni makamlarına seslenerek devlet arşivlerinin açılmasını ve hem Türk hem de Ermeni tarihçilerin bu kapsamda ortak çalışma yapmasını teklif etmişken, Ermeni yetkililer bunu reddetmiş, adeta gerçeklerin ortaya çıkmasından çekinmişlerdir. Devlet Bakanımızın ve Büyükelçimizin Rotterdam’da yolunun kesilmesi ile başlayan bu faşizan tutum, geçtiğimiz günlerde Ankara Büyükelçisinin çekilmesi ile devam etmiş, bugün de sözde Ermeni soykırımını tanıma ile son noktaya ulaşmıştır. Bilinmelidir ki bu tanıma, bir gerçeğin ortaya konulması değil, ülkemize gösterilen düşmanlığın dışa vurumudur. Hollanda, soykırım konusunda hassasiyet taşıyan, insan haklarına saygı gösteren bir ülke hiçbir zaman olmamıştır. Halen YPG saflarında savaşan Hollanda vatandaşları da günümüzde bunun göstergesidir.

 

 

Hollanda, Bosna’daki Sırp-Hollanda soykırım iş birliğini itiraf etmekle başlamalıdır


Erdem, Hollanda'nın soykırımı kendi tarihinde araması gerektiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

Hollanda, Bosna’daki Sırp-Hollanda soykırım iş birliğini itiraf etmekle başlamalıdır. Srebrenitsa’da 'Sırp Kasabı' Ratko Mladiç ile Hollandalı komutan Ton Karremans’ın kadeh tokuşturarak yaptıkları iş birliği akıllardan çıkmamaktadır. Hollanda askerlerinin binlerce masum Boşnağa 'yaşam güvencesi' verip, Sırp kasapların eline silahsız ve savunmasız teslim ettiğini, bunun da Hollanda’nın soykırıma iştirak olduğunu itiraf etmelidir. Yüz yıl öncesinde sözde soykırımları tanıma gayretinde olanlar, kendi yakın tarihlerini görme konusunda adeta üç maymunu oynamaktadır. Yüzlerce yıl öncesinde sözde soykırımlar arayanlara sözümüz şudur. Tarihte soykırım arayanların Srebrenitsa’daki annelerinin ağıtlarını dinlemeleri yeterli olacaktır.

 

AA

Emniyet Genel Müdürü Selami Altınok: Suriye'de savaş var, 'Bize ne' diyemeyiz
Okunma Sayısı : 32   
24.2.2018 15:33:17

Emniyet Genel Müdürü (EGM) Selami Altınok, Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin, "Suriye'de savaş var, 'Bize ne' diyemeyiz. Suriye'ye, hiç alakası olmayan birileri 10 bin kilometreden gelip burnunu sokuyor, karıştırıyor çünkü oranın karışık olmasının onlara zararı yok ama Suriye'deki karışıklık, bizim 950 kilometrelik sınırımızdan dolayı bizi birebir etkiliyor." dedi.

 

Altınok, EGM Özel Güvenlik Denetleme Başkanlığınca, Atatürk Üniversitesi Nenehatun Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Özel Güvenlik Görevlileri Eğitim Programı"nda yaptığı konuşmada, İçişleri Bakanlığı ve EGM olarak Türkiye'de güvenlik algısının daha iyiye gidebilmesi ve 80 milyon vatandaşın kendilerini emin hissederek yaşamalarını sağlamanın gayretinde olduklarını söyledi.

 

Yayımlanan bir kamuoyu araştırmasında vatandaşların güvenlik hizmetlerinden memnuniyet oranının yüzde 74 olarak ölçüldüğünü belirten Altınok, "Bu, 275 bin emniyet mensubu, 283 bin civarındaki özel güvenlikte görev alan değerli arkadaşlarımızın hep birlikte yaptığı çalışmalarımızın sonucudur." ifadelerini kullandı.

 

Özel güvenlik görevlilerine polisin bir parçası oldukları hissiyatı, duygusu ve aidiyetini kazandırmak istediklerine dikkati çeken Altınok, şöyle devam etti:

"Bir AVM veya bir başka kamu kuruluşunda çalışan özel güvenlikçi arkadaşımızın kendisini ücretini veren kurumun veya şirketin elemanı olarak görmesini istemiyoruz. O şirket, o kurum güvenlik hizmetini sağlamak, EGM'nin ilgili biriminin yetki verdiği özel güvenlik görevlilerinden hizmet alarak bunu yapmak zorunda. Hiçbir özel güvenlikçi arkadaşımız, birebir çalıştığı kurumun, firmanın elemanı değildir.

 

Devlet, yetki vermediği müddetçe onlar özel güvenlik görevlilerini çalıştırma şansına sahip değildir. Bir şirket ve firmanın özel güvenlik görevlilerini çalıştırabilmesinin sebebi, bizim onlara verdiğimiz özel güvenlik kartlarıdır. Polis olmak için de belli şartların yerine getirilmesi gerekiyor."

 

Özel güvenlikçiler kendisini şirket elemanı gibi görmesin


Altınok, devletin özel güvenlikçilere kötüye kullanmamaları şartıyla önemli yetkiler verdiğini söyledi.

 

"İstiyoruz ki 283 bin özel güvenlikte çalışan kardeşimiz, meslektaşımız, görevlimiz, kendisini şirket elemanı gibi görmesin." diyen Altınok, şu değerlendirmelerde bulundu:

 

"Siz, polisin güç kullanma yetkisi gibi kendi görev alanınızla alakalı üstün yetkilere sahipsiniz. Siz kamu adına güç kullanabilme hakkına sahipsiniz.

 

Herhangi bir vatandaş işiyle alakalı bir suç işlediğinde normal kurallara tabi olduğu halde siz özel güvenlik görevlileri, tıpkı polisler gibi görevinizle alakalı suç işlediğinizde bu kurallara tabi değilsiniz. Size daha ağırlaştırıcı ceza veriyor, size 'Özel güvenlik görevlisisiniz, görevinizle alakalı bir suç işleyemezsiniz' diyor."

 

Türkiye'nin güvenli yaşayabilme açısından çok büyük gayret gösterilmesi gereken bir ülke olduğunu ifade eden Altınok, "Burası bir Norveç, İsveç veya Güney Amerika'daki Peru değil. Burası hayatın başlangıcı olan dünyanın kuruluşundan beri bütün milletlerin, peygamberlerin yaşadığı, savaşların olduğu Ortadoğu coğrafyası." diye konuştu.

 

Zeytin Dalı Harekatı


Suriye'nin Afrin bölgesinde yürütülen Zeytin Dalı Harekatı'na da değinen Altınok, şunları söyledi:

 

Kendi içimizde güvenliği ne kadar iyi sağlarsak sağlayalım işte Suriye'yi, Irak'ı görüyoruz. Suriye'de savaş var, 'Bize ne' diyemeyiz. Suriye'ye, hiç alakası olmayan birileri 10 bin kilometreden gelip burnunu sokuyor, karıştırıyor çünkü oranın karışık olmasının onlara zararı yok ama Suriye'deki karışıklık bizim 950 kilometrelik sınırımızdan dolayı bizi birebir etkiliyor.

 

Türkiye içinde güvenlik hizmetini ne kadar iyi verirsek verelim, Suriye'den etkilenmeme şansımız yok. Irak'tan etkilenmeme şansımız var mı, yine yok."

 

Erzurum Valisi Seyfettin Azizoğlu ile EGM Özel Güvenlik Denetleme Daire Başkanı Suat Çelik'in de konuşma yaptığı programda polis başmüfettişlerince, özel güvenlik görevlilerine "etkili iletişim, genel kolluk ve özel güvenlik ilişkileri" konusunda bilgi verildi. 

 

AA

Bakan Canikli: Teröriste destek veren de teröristtir
Okunma Sayısı : 12   
22.2.2018 22:45:09

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Kayseri'de 12. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığında düzenlenen "A 400M C Seviyesi Bakım Kabiliyeti Kazanım Töreni''nde yaptığı konuşmada, Türkiye sınırlarındaki terör yapılanmalarının mutlaka bertaraf edileceğini belirtti.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk milletinin buna gücünün yeteceğini vurgulayan Canikli, şöyle devam etti:

 

Buradaki sorun, dostlarımızın Türkiye'nin birlik, bütünlüğünü hedefleyen terör örgütleriyle birlikte görüntü vermesidir. Arazide onlarla birlikte ortaklık yapmasıdır. Esas problem budur ve bunun da sürdürülebilir olmadığını buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Terör örgütünün kendisi olduğu bugün çok net bir şekilde ispat edilmiş olan bir yapı ile hangi amaç için olursa olsun siz ittifak edemezsiniz. Müttefikimiz olarak ittifak edemezsiniz, insan haklarını, evrensel değerleri savunan bir ülke olarak bunu yapamazsınız. Çünkü en temel insan haklarını, değerlerini bu şekilde bu yöntemle, bu yolla ihlal ediyorsunuz anlamına gelir. O yüzden beklentimiz, bütün dünyadan ve tabi öncelikle müttefiklerimizden, bugüne kadar terör örgütlerine verdikleri desteği sonlandırmaları, ortaklığı bitirmeleri, bugüne kadar onlara sağladıkları her türlü silah, mühimmatları da toplamalarıdır. Onun dışında başka hiçbir şekilde bu meselenin çözülmesi mümkün değildir.

 

Türkiye'nin ve Türk milletinin, kendi geleceği, toprak bütünlüğü için neye mal olursa olsun, bedeli ne olursa olsun güvenliğini tehdit eden terörist yapıların tamamını mutlaka bertaraf etmek zorunda olduğuna dikkati çeken Canikli, başka bir ülkenin de böyle bir tehditle karşı karşıya kalması durumunda aynı şeyi yapacağını söyledi.

 

Teröre destek veren hedefimiz haline gelir

 

 


Türkiye'nin bir müttefikinin ya da müttefiklerinin, ülkenin bütünlüğünü tehdit eden terör örgütüyle herhangi bir şekilde hangi isim adı altında, hangi formatta olursa olsun bir araya gelemeyeceğine işaret eden Canikli, "Yani hem müttefiklik hem de teröre destek. O yüzden bu çağrı sadece müttefiklerimize değildir. Bütün dünya için geçerlidir ama özellikle komşularımız, şu anda birlikte arazide taktik, işbirliği içerisinde olduğumuz bütün ülkeler için de geçerlidir." diye konuştu.

 

Milli Savunma Bakanı Canikli, bu tehlikenin Allah’ın izni ile bertaraf edileceğini belirterek, şunları kaydetti:

 

Şu veya bu şekilde, doğrudan veya dolaylı vekaleten ya da direkt olarak hiçbir ülkenin hiçbir şekilde terör örgütüne destek vermemesi gerekir. Verse dahi yine sonuç değişmeyecektir. Şu anda Suriye rejimi tarafından Afrin'e gönderildiği iddia edilen silahlı birliğin Afrin'de o bölgede yürüttüğümüz terörle mücadelenin sonucunu değiştirme kapasitesi hiçbir zaman yoktur ve olmayacaktır da. Terörün yanında kim olursa olsun o da bizim hedefimiz olacaktır. Eğer bir sorun ve sorumlu aranıyorsa böyle durumlarda 'senin, teröristin yanında ne işin var?' sorusunu sormamız gerekiyor. Biz öyle yapıyoruz zaten. Yani birisi terörle herhangi bir şekilde birlikte orada bulunursa bu, bizim terörle mücadelemizi ortadan kaldırmaz, bizi zayıflatmaz, bizi caydırmaz, bizi engellemez, sadece teröriste destek vermek için gelen gruplar da bizim hedefimiz haline gelir. Teröriste destek veren teröristtir. Çok açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz.

 

AA

Hakkari'de polis ve askerden anlamlı köy ziyareti
Okunma Sayısı : 31   
22.2.2018 17:25:22

Hakkari'de öğrencilere giyim malzemesi dağıtan polis ve askerler, kurulan yer sofrasında köylülerle yemek yedi.

 

İl Emniyet Müdürü Süleyman Suvat Dilberoğlu, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ferdi Korkmaz, şube müdürleri ve polisler, kent merkezine 15 kilometre uzaklıktaki Çanaklı köyünü ziyaret etti.

 

 

 

Köy Muhtarı Şefik Adıyaman ve köyün illeri gelenleri tarafından karşılanan Dilberoğlu ve Korkmaz, halkla sohbet etti. Vatandaşların sorun ve sıkıntılarını dinleyen Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı çocuklarla da yakından ilgilendi.

 

Dilberoğlu, görüştüğü kişilere günün 24 saati kendilerini arayarak sorunlarını aktarabileceklerini söyledi.

 

 

Öğrencilere kek ve meyve suyu ikram edildi


Vatandaşlar da kendilerini ziyaret eden Dilberoğlu ve Korkmaz'a teşekkür etti.

 

Köydeki Zap İlk ve Orta Okuluna geçen Dilberoğlu, Korkmaz ve şube müdürleri, hayırsever iş adamlarınca gönderilen mont, bot ve kırtasiye malzemelerini çocuklara dağıttı.

 

Toplum Destekli Polis Şube Müdürlüğü ekipleri de öğrencilere kek ve meyve suyu ikram etti.

 

AJANSLAR

Makedonya Gamzesi Tiyatro Severlerle Buluştu: Hüzünlü bir aşkın hikayesi
Okunma Sayısı : 69   
22.2.2018 16:45:02

Yazar, senarist ve gazeteci Üstün İnanç'ın aynı adlı romanından uyarlanan "Makedonya Gamzesi" adlı müzikli oyunun prömiyeri yapıldı.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından hazırlanan oyunun gösterimi, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde gerçekleştirildi.

 

 

Yaklaşık 3 saat süren oyunun ardından konuşan İnanç, en büyük alkışı oyunu hazırlayan ekibin hak ettiğini söyledi.

 

İnanç, başta yönetmen ve dramaturg olmak üzere oyunculara teşekkür ederek, "Sadece ufak bir tuzum oldu." ifadesini kullandı.

 

 

Oyunun yönetmenliğini üstlenen Tarık Şerbetçioğlu da Türkiye'nin zorlu zamanlardan geçtiğini belirterek, "İnşallah aydınlığa, güzelliğe çıkacağız hep beraber. Bu oyunun sahneye taşınmasında büyük desteklerinden dolayı tiyatromuzun Müdürü Salih Efiloğlu'na ve Genel Sanat Yönetmenimiz Süha Uygur'a çok teşekkür ediyorum. Bu bir ekip işi. Pırıl pırıl harika bir kadroyla çalıştık. Bir hocamızın oyununu yönetmekten dolayı da gurur duydum." diye konuştu.

 

Özge Ökten'in oyunlaştırıp dramaturjisini yaptığı "Makedonya Gamzesi"nin müziklerinde Deniz Noyan imzası bulunuyor.

 

Oyunun sahne tasarımını Ayhan Doğan, kostüm tasarımını da Almila Altunsoy'un üstlendiği oyunda, ışık tasarımını ise Murat Özdemir üstleniyor.

 

Batılılaşma yolundaki Osmanlı'nın sancılarını, 2. Abdülhamid Han'ın son dönemleriyle İttihat Terakki'yi, mesleğine aşık bir asker olan Binbaşı Fehmi Aksaray'ın gözünden anlatan oyun, aynı zamanda hüzünlü bir aşkın da hikayesini konu ediniyor.

 

Koreografisi İbrahim Ulutaş'a emanet edilen oyunda Can Tarakçı, Uğur Dilbaz, Aslı Menaz, Yağmur Damcıoğlu, Çağlar Polat, Naci Taşdöğen, Sinan Bengier, Murat Bavli, Fahri Kıncır, Cem Uras, Emrah Özertem, Mert Aykul, Nazif Uğur Tan, Ada Alize Ertem, C. Ahhan Şener, Aybar Taştekin, Emrah Can Yaylı, Özgür Dağ, Yeşim Mazıcıoğlu, Göksel Arslan, Bahar Çebi, Şeyda Arslan, Selen Nur Sarıyar ve Deran Özgen rol alıyor.

 

Oyun 21-24 Şubat ve 28 Şubat-3 Mart arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde izlenebilecek.

 

 

 

Son Haberler
Hollanda Parlamentosu kararının arkasında Alman İstihbaratı var

Hollanda Parlamentosu'nun 1915 olaylarını "soykırım" olarak kabul etmesi, üzerine Prof. Dr. İlber Ortaylı açıklamalarda bulundu...

 

Cnn Türk'te Hakan Çelik'in Hafta Sonu programına konuk olan Prof. Dr. İlber Ortaylı, sözde "Ermeni Soykırımı" iddialarının arkasında Almanların olduğunu söyledi.

 

Almanların işledikleri soykırım suçuna ortak aradıklarını söyleyen İlber Ortaylı, Alman istihbarat teşkilatının 1915 olayları meselesini sürekli kaşıyıp, Türkiye'yi zor duruma sokmaya çalıştığını söyledi.

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı programda yaptığı açıklamada:


Hollanda meclisinin kararıyla tarih problemi çözülmez.

 

Maalesef bazı tarihi sorunlara bazı ülkelerin istihbarat örgütleri burun sokmaya başladı.

 

Eskiden bu yoktu. İsim de veriyorum. Bu Almanya'dan kaynaklanıyor. Hakan Çelik'in sorusuyla BND' mi? Alman istihabaratı BND evet. Çünkü çok ciddi milli problemleridir Holokost (Almanya'da Katledilen Avrupalı Yahudiler) onu bir şekilde kamuoyunda o tarihi olayı yatıştırarak kabul ettirmek zorundalar her şeyden önce kendi nesillerine  ve dünyaya.

 

Ermeni iddialarına ilişkin çok kötü ve basit bir propagandaya bu adamların (Alman İstihbaratı) karıştığı çok açık. dedi.

 

Derleme Haber Galata

 

 

Hocalı Katliamı: Nazilerden kurtuldu, Ermeniler katletti

Ermenilerin Hocalı'da yaptığı katliamdan kurtulmayı başaranlar, olayın üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen, o gün tanık olduklarını gözyaşlarıyla anlatıyor.

 

Ermenilerin kadın ve çocuk ayrımı gözetmeksizin yaptıkları katliamda birçok aile tamamen yok olurken, bazı aileler de üyelerinin bir kısmını kaybetti. Katliamdan sağ kurtulan insanlar, yaşadıkları işkencelerin ve yakınlarını kaybetmenin acısını bugün de aynı şekilde hatırlıyor ve tekrar yaşıyor.

 

Hocalı Katliamı'nın tanıklarından Fitat Memmedova (58), Ermenilerin 1992 yılındaki saldırısında eşi, çocuğu ve iki ağabeyi dahil çok sayıda yakınını kaybetti.

 

Yaşadıklarını AA'ya anlatan Memmedova, katliam öncesinde Ermenilerin Hocalı'yı günlerce top ateşine tuttuğunu, kasabadaki tüm kadın ve çocukların bodrumlarda saklanmak zorunda kaldığını söyledi.

 

25 Şubat akşamı Ermenilerin artık kasabaya girmesi üzerine tüm sivillerin soğuk havada kaçmaya çalıştığını hatırlatana Memmedova, şunları anlattı:

 

Çocuğum katliamdan birkaç gün önce atılan zehirli bir top mermisi nedeniyle hayatını kaybetti. Asker olan iki ağabeyimden biri sivilleri korurken annemin gözleri önünde keskin nişancı ateşiyle şehit düştü. Ağabeylerimden birinin 17 yaşındaki çocuğunu asker kıyafeti giydiği için kurşun yağmuruna tuttular. Cesedinden 7 kurşun çıkarıldı. Ben kurtulmayı başardım ama annem, eşim ve diğer ağabeyim esir düştü. Annemi bir gün sonra bıraktılar fakat ağabeyimle eşimi katlettiler. Esaretten sağ kurtulanların anlattığına göre ağabeyim ve eşimi işkencelerle katletmişler. Eşimin kalbini canlı canlı çıkarmışlar. Ağabeyimin kolunu, bacaklarını kırmışlar. Cesetlerini 3 Mart'ta geri aldık. Hocalı yarası iyileşecek yara değil. Vücudun bir organı yaralandığında bir süre sonra iyileşiyor. Fakat bu yarayı, bu vahşeti biz hiçbir zaman unutamayacağız.

 

Çenemi, burnumu, bileğimi, kaburgalarımı, ayak parmaklarımı kırdılar


Hüseyinağa Guliyev (52) isimli Hocalılı da yerli savunma alayında görev yapmış bir asker. Ermenilerin saldırısına güçleri yettiğince karşılık vermeye çalışmışlar fakat sayıları az olduğu için direnememişler. Alayın neredeyse tamamı şehit düşmüş. Zırhlı araçtan açılan ateşle yaralanan, daha sonra esir düşen Guliyev, gördüğü işkenceler dolayısıyla bugün bile sağlık sorunları yaşıyor. Esaretten kurtulduğu zaman çekilen fotoğraflar, Guliyev'in yaşadığı acıları ortaya koyuyor.

 

Kaburgalarındaki kırıkları tam iyileşmeyen, kulak zarı problemi yaşayan, konuşmakta zorluk çeken Guliyev, yaşadıklarını şöyle anlattı:

Asker olduğum için en ağır işkencelere maruz kaldım. Üstüme benzin döküp yakmak istediler. Yaralı olduğum için hatırlamıyorum. Diğer esirler zamanında müdahale edip söndürmüşler. Sorguya çekildim günlerce. Fakat ölümü göze alarak susmayı tercih ettim. İşkenceler daha da arttı. Çenemi, burnumu, bileğimi, kaburgalarımı, ayak parmaklarımı kırdılar. 'Faik' isimli bir esiri 'Karabağ Ermenilerindir' demediği için kurşun yağmuruna tuttular. Kaçmaya çalıştım fakat demir çubukla vurarak beni bayılttılar. Daha sonra beni Ermeni bir esirle değiştiler. Bizimkilerin mevzilerine kadar gidemedim, yığılıp kaldım. Öldü sanıp Ağdam morguna kaldırmışlar. Annem ve dayım cesedimi almaya geldikleri zaman sağ olduğumu farketmişler. Hemen hastaneye kaldırmışlar. 1,5 sene hastanede tedavi gördüm. O acıları hala yaşıyorum. Çok yakınımı kaybettim. 85 yaşındaki yaşlı dedem dahil amcamın ailesi hunharca katledildi.

 

Nazilerden kurtuldu, Ermeniler katletti


Hocalı'daki yaşananların tanıklarından biri olan 53 yaşındaki Şamil Sabiroğlu da olayı Azerbaycan ve dünya kamuoyuna duyuran ilk gazetecilerden. Sabiroğlu bugün gazetecilik yapmasa da "Hocalı Soykırımı Tanıtma Birliği" sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yürütüyor ve Hocalı'da yaşananları dünyaya duyurmak için çeşitli faaliyetler yürütüyor.

 

O yıllarda Seher gazetesinin Karabağ muhabiri olarak görev yapan Sabiroğlu, 1991 Kasım ayından itibaren Hocalı'nın ablukaya alındığını, halkanın daraldığını her geçen gün hissettiklerini anlattı.

 

Hocalı katliamı yaşandığı zaman Ağdam'da bulunduğunu ve olayı duyar duymaz yardıma koştuğunu ifade eden Sabiroğlu, "Katliamdan kurtulanları karşılamaya gittik. Öyle vahim şeyler gördüm ki gazeteci olduğumu ve merkeze haber göndermeyi bile unuttum. Aniden bunu farkedince hemen Ağdam kent merkezine giderek postaneden gazetemize telefon ederek durumu bildirdim. İlk önce inanmadılar. Çünkü devlet yetkilileri sadece 2 kişinin öldüğünü söylemişti. Gazetem Hocalı'da katliam yapıldığını manşetten verdi.

 

Daha sonra yine cesetlerin ve yaralıların alınması için çalıştım. Cesetlere bile işkence ederek tanınamaz hale getirmişlerdi. Kadınların göğüsleri açılmış, bacakları iple bağlanmıştı. Küçük bir kız çocuğu tecavüze uğradıktan sonra öldürülmüştü. Acaba bu Hocalı halkı ne yapmıştı ki Ermeniler bu vahşeti yaptı. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan 'Hocalı'ya kadar Azerbaycanlılar bizim sivilleri öldürmeyeceğimizi düşünüyordu fakat Hocalı ile birlikte biz bu algıyı kırdık' diyor. Er geç biz topraklarımızı geri alacağız fakat Hocalı'da yaşananları asla unutmayacağız." değerlendirmesinde bulundu.

 

Ermenilerin çocuk, kadın ve yaşlılar dahil kimseye acımadığını söyleyen Sabiroğlu, "Savalan Allahverdiyev isimli bir ihtiyar Hocalılı vardı. 2. Dünya Savaşı'nda uzun müddet Nazilerin elinde esir bulunmuş fakat sağ salim geri dönmüştü. Burada Ermeniler tarafından katledildi." dedi.

 

Hocalı Katliamı


Ermeni güçlerinin 1991'in sonlarına doğru ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahip, 2 bin 605 ailenin, 11 bin 356 kişinin yaşadığı bir kasabaydı. Aralık 1991'de Karabağ'ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini işgal eden Ermenilerin bir sonraki hedefi Hocalı oldu.

 

Hocalı'nın etrafındaki bütün köy ve yolları işgal eden Ermeniler, kasabanın diğer illerle karayolu bağlantısını kesti.

 

1992'de ocak ayının başlarından itibaren elektrik verilmeyen Hocalı'nın savunması sadece hafif silahlara sahip yerel savunma güçleri ve az sayıdaki milli ordu askerinden ibaretti. 25 Şubat 1992'den itibaren Hocalı'ya üç koldan saldırıya başlayan Ermeniler, Sovyet Rus ordusunun 366. motorize alayının bütün araçlarını kullanarak şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Saldırıdan bir gün sonra ise hafızalardan yıllarca silinmeyecek "Hocalı Katliamı" yapıldı.

 

Resmi verilere göre, Hocalı Katliamı'nda savunmasız durumdaki 106'sı kadın, 70'i yaşlı, 63'ü çocuk olmak üzere 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı olarak kurtuldu, Ermeni güçleri, bin 275 kişiyi esir aldı, bunların 150'sinden bugüne kadar haber alınamadı.

 

AA

Azerbaycanlı gaziden Afrin'deki Mehmetçik'e destek: Türk Halkı Yenilmez

Karabağ'da girdiği bir çatışmada gözünü ve bacağını kaybeden Azerbaycanlı gazi Kamil Musavi, Afrin'deki Mehmetçik'e "şehitler diyarı"ndan destek verdi.

 

Sosyal medyadaki videolu yayınıyla gündeme gelen gazi Musavi, Gelibolu Yarımadası Tarihi Alanı'nı ziyaret ederek dua etti.

 

 

 

Şehitliği ziyaret eden Kamil Musavi, daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Türk ordusunun ve halkının ne kadar güçlü olduğunun Afrin'deki mücadele ile bir kez daha ortaya konduğunu söyledi.

 

Türk askerlerinin ölümüne savaştıklarını gördüğünü belirten Musavi, "Ben Türk askerlerinin vatanını ne çok sevdiğinin şahidi oldum. Türk halkı yenilmez, Türk halkını hiç kimse işgal edemez. Buraları şehitlikleri ziyaret ettiğimde bunu anladım. Türk askerleri Afrin'de teröristlere karşı savaşıyor. Türk kardeşlerim Afrin'de teröristlerin kökünü kesmek için savaşıyor." dedi.

 

Çanakkale'deki şehitlikleri ziyaret etmeyi kendisine borç bildiğini anlatan Musavi, ziyaret sırasında çok duygulandığını ve gururlandığını dile getirdi.

 

Musavi, "Türk askeri bu memlekete ziyan veren, topraklarına sokulmak isteyen, insanlarını mahvetmek isteyen teröristleri sağlam bırakmasın. Hepsini mahvetsinler. Ölümden korkmasınlar. Zaten korkmuyorlar. Bu şehit mezarları hepsi bunların örneğidir. Türk askerinin mertliği, Türk askerinin savaşa ölümüne girdiğinin örneğidir, bu mezarlar. Ben kardeşlerimin oradan zaferle dönmesini arzuluyorum.Beni Afrin'e bugün de çağırsalar, orada savaşa da girerim. Türk dünyada onun karşısına çıkan düşmanın hakkından gelebilecek durumdadır." ifadesini kullandı. 

 

 

Türk Silahlı Kuvvetleri 3 köyü daha teröristlerden temizledi

TSK tarafından hudutlarda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak amacıyla Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ'a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek, dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak maksadıyla 20 Ocak saat 17.00'de başlatılan harekat sürüyor.

 

Harekat, Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) terörle mücadeleye ilişkin özellikle 1624, 2170 ve 2178 sayılı kararları ile BM sözleşmesinin 51'inci maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı kapsamında, Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygılı olarak yürütülüyor.

 

Harekatın planlama ve icrasında yalnızca teröristler ve bunlara ait barınak, sığınak, mevzisi, silah, araç ve gereçler hedef alınırken sivillerin ve çevrenin zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösteriliyor.

 

Zeytin Dalı Harekatı'nın başlangıcından itibaren 1931 teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi.

 

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, hudutlarda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak için Suriye'nin kuzeybatısındaki Afrin bölgesinde PYD/YPG/PKK/KCK ve DEAŞ'a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek, dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak amacıyla 20 Ocak'ta başlatılan harekat sürüyor.

 

Harekatın başlangıcından bu yana etkisiz hale getirilen terörist sayısı 1931 oldu.

 

 

2 köy daha terörden temizlendi


Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Afrin'in güneybatısındaki Ebu Kabe ile Hacılar köylerini teröristlerden arındırdı. 

 

Sahadaki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, TSK ve ÖSO, Afrin'in güneybatısındaki Cinderes beldesine bağlı Ebu Kabe ve Hacılar köylerini YPG/PKK-DEAŞ'tan kurtardı.

 

TSK ve operasyonlara destek veren ÖSO güçleri, harekatın başından bu yana YPG/PKK-DEAŞ'ın işgalindeki Afrin'de biri belde merkezi, 75'i köy, 6'sı köy altı yerleşim ve 20'si stratejik dağ veya tepe, biri YPG/PKK'ya ait üs olmak üzere 103 noktayı örgütten kurtardı. 

 

Teröristlerden temizlenen yerleşim birimleri ve stratejik noktalar şöyle: 


Bülbül beldesi merkezi, beldeye bağlı Şengal, Zehran, Bali Köy, Kurni, Hay Oğlu, Heftar, Ursa, Bak Ubasi, Ali Kar, Şeyh Huruz, Ömer Simo, Duraklı, Hayyam, Surain, Çarkanlı, Akanlı, Mikdad ve Ali Racu köyleri, Huruz Dağı, Darmık Dağı, Kurni Dağı, Havuz Tepesi ile Kürdo, Şeyh Huruz köyüne bağlı iki köy altı yerleşim; Racu beldesinde Ayn Batman Dağı, Yukarı Hacıkanlı, Aşağı Hacıkanlı, Derviş Obası, Hasan Kelkavi, Celeme, Edamanli, Kude, Ali Bekki, Bilal Köy, Ömer Uşağı, Mamel Uşağı, Süleyman Halil, Sati Şaği, Alkana, Kırmızı, Karri, Şerbanlı, Şedya, Harab Summak, Hantalli, Karababa, Sarı Uşağı, Rahmanlı ve Maskah köyleri, 687 .Tepe, 915. Tepe, 740. Tepe ile 1027. Tepe; Şeyh Hadid beldesinde Cukali Favkani ve Orta Çakallı köyleri ile Şeyh Hadid Tepesi, Kara Mitlak köyü ve Hac Bilal köyü; Cinderes beldesinde Hacı İskender, Deyr Ballut, Hammam, Nisriyye, Dükkan, Eşkan, Arşali, Muhammediye, Divan Fevkani, Divan Tahtani, onlara hakim 3 tepe, Mervane, Heygece, Tell Dilur, Bafler, Zehra, Aşağı Korgan ve Yukarı Korgan, Ebu Kabe ile Hacılar köyleri ile Mersides, Nisriyye, Amara ve Kila Tepeleri, Sattuf evleri ve Kalki köy altı yerleşimi, üs olarak kullanılan Beyyada noktası; Şeran beldesinde Burseya Dağı, Uverkan, İkidam, Şeltah, Merseva, Serincek, Kastel Cündo, Dikmetaş, Zeytinak, Arpaviran ve Dayr Savvan köyleri ile Sirgaya ve Nebi Huri Tepeleri ile Cemiliyye köy altı yerleşimi.

 

Dünbenli köyü de teröristlerden temizlendi


Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Afrin'in batısındaki Dünbenli köyünü teröristlerden arındırdı. 

 

Sahadaki AA muhabirlerinin bildirdiğine göre, TSK ve ÖSO, Afrin'in batısındaki Racu beldesine bağlı Dünbenli köyünü YPG/PKK-DEAŞ'tan kurtardı. 

 

782 terör örgütü hedefi imha edildi


Kullanılan silah ve mühimmat dahil tüm faaliyetler, silahlı çatışma hukukuna uygun ve meşru zeminlerde yürütülüyor.

 

Harekatın başlangıcından itibaren Hava Kuvvetleri Komutanlığına ait uçaklar tarafından terör örgütleri PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ'a ait 782 hedef imha edildi.

 

Harekat kapsamında şu ana kadar bölgeden elde edilen bilgilere göre, en az 1931 PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütü mensubu etkisiz hale getirildi. 

 

Hava harekatı ve kara ateş destek vasıtalarıyla desteklenen kara harekatı, planlandığı şekilde başarıyla devam ediyor.

 

Terör örgütü mensuplarıyla girilen çatışmalarda bugüne kadar 32 asker şehit oldu, 183 asker yaralandı.

 

Terör mevzileri vuruluyor


Türk Silahlı Kuvvetlerince (TSK) yürütülen Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Hatay'ın karşısındaki terör mevzileri, savaş uçakları, obüs topları ve çoklu roketatarlarla ateş altına alındı.

 

Harekat kapsamında Afrin'in batı ve kuzey kırsalında yer alan teröristlere ait mevziler, savaş uçakları, obüs topları ve çoklu roketatarlarla vuruluyor.

 

Bölgeye destek amacıyla gönderilen askeri araçların sınır hattına sevkiyatı da sürüyor.

 

AA

Hollanda, Bosna’daki Sırp-Hollanda soykırım iş birliğini itiraf etmekle başlasın

Bosna Hersek Dostları Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Saffet Erdem, Hollanda Meclisinin 1915 olaylarıyla ilgili kararına tepki gösterdi.

 

Erdem, yaptığı yazılı açıklamada, sözde Ermeni soykırımını tanıma kararının tarihi bir rezalet olduğunu vurguladı.

 

Soykırım gibi ciddi bir iddiayı ispat etmesi, belgelemesi ve akabinde hüküm altına alması gereken organın yargı olduğunu kaydeden Erdem, görevi yasa yapma olan parlamentonun, soykırımı tanıma kararı vermesinin ve bunun da hiçbir somut gerekçeye dayandırılmamasının akıllara durgunluk verdiğini belirtti.

 

Soykırım iddiasının ancak tarihi belgeler, devlet arşivleri, akademik araştırmalar gibi somut deliller öne sürülerek tarihçiler, akademisyenler, hukukçular ve bu alanda çalışan uzmanlar tarafından tespit edilebilecek bir olgu olduğuna vurgu yapan Erdem, şunları aktardı:

 

Bu bağlamda Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Ermeni makamlarına seslenerek devlet arşivlerinin açılmasını ve hem Türk hem de Ermeni tarihçilerin bu kapsamda ortak çalışma yapmasını teklif etmişken, Ermeni yetkililer bunu reddetmiş, adeta gerçeklerin ortaya çıkmasından çekinmişlerdir. Devlet Bakanımızın ve Büyükelçimizin Rotterdam’da yolunun kesilmesi ile başlayan bu faşizan tutum, geçtiğimiz günlerde Ankara Büyükelçisinin çekilmesi ile devam etmiş, bugün de sözde Ermeni soykırımını tanıma ile son noktaya ulaşmıştır. Bilinmelidir ki bu tanıma, bir gerçeğin ortaya konulması değil, ülkemize gösterilen düşmanlığın dışa vurumudur. Hollanda, soykırım konusunda hassasiyet taşıyan, insan haklarına saygı gösteren bir ülke hiçbir zaman olmamıştır. Halen YPG saflarında savaşan Hollanda vatandaşları da günümüzde bunun göstergesidir.

 

 

Hollanda, Bosna’daki Sırp-Hollanda soykırım iş birliğini itiraf etmekle başlamalıdır


Erdem, Hollanda'nın soykırımı kendi tarihinde araması gerektiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

Hollanda, Bosna’daki Sırp-Hollanda soykırım iş birliğini itiraf etmekle başlamalıdır. Srebrenitsa’da 'Sırp Kasabı' Ratko Mladiç ile Hollandalı komutan Ton Karremans’ın kadeh tokuşturarak yaptıkları iş birliği akıllardan çıkmamaktadır. Hollanda askerlerinin binlerce masum Boşnağa 'yaşam güvencesi' verip, Sırp kasapların eline silahsız ve savunmasız teslim ettiğini, bunun da Hollanda’nın soykırıma iştirak olduğunu itiraf etmelidir. Yüz yıl öncesinde sözde soykırımları tanıma gayretinde olanlar, kendi yakın tarihlerini görme konusunda adeta üç maymunu oynamaktadır. Yüzlerce yıl öncesinde sözde soykırımlar arayanlara sözümüz şudur. Tarihte soykırım arayanların Srebrenitsa’daki annelerinin ağıtlarını dinlemeleri yeterli olacaktır.

 

AA

Emniyet Genel Müdürü Selami Altınok: Suriye'de savaş var, 'Bize ne' diyemeyiz

Emniyet Genel Müdürü (EGM) Selami Altınok, Zeytin Dalı Harekatı'na ilişkin, "Suriye'de savaş var, 'Bize ne' diyemeyiz. Suriye'ye, hiç alakası olmayan birileri 10 bin kilometreden gelip burnunu sokuyor, karıştırıyor çünkü oranın karışık olmasının onlara zararı yok ama Suriye'deki karışıklık, bizim 950 kilometrelik sınırımızdan dolayı bizi birebir etkiliyor." dedi.

 

Altınok, EGM Özel Güvenlik Denetleme Başkanlığınca, Atatürk Üniversitesi Nenehatun Kültür Merkezi'nde düzenlenen "Özel Güvenlik Görevlileri Eğitim Programı"nda yaptığı konuşmada, İçişleri Bakanlığı ve EGM olarak Türkiye'de güvenlik algısının daha iyiye gidebilmesi ve 80 milyon vatandaşın kendilerini emin hissederek yaşamalarını sağlamanın gayretinde olduklarını söyledi.

 

Yayımlanan bir kamuoyu araştırmasında vatandaşların güvenlik hizmetlerinden memnuniyet oranının yüzde 74 olarak ölçüldüğünü belirten Altınok, "Bu, 275 bin emniyet mensubu, 283 bin civarındaki özel güvenlikte görev alan değerli arkadaşlarımızın hep birlikte yaptığı çalışmalarımızın sonucudur." ifadelerini kullandı.

 

Özel güvenlik görevlilerine polisin bir parçası oldukları hissiyatı, duygusu ve aidiyetini kazandırmak istediklerine dikkati çeken Altınok, şöyle devam etti:

"Bir AVM veya bir başka kamu kuruluşunda çalışan özel güvenlikçi arkadaşımızın kendisini ücretini veren kurumun veya şirketin elemanı olarak görmesini istemiyoruz. O şirket, o kurum güvenlik hizmetini sağlamak, EGM'nin ilgili biriminin yetki verdiği özel güvenlik görevlilerinden hizmet alarak bunu yapmak zorunda. Hiçbir özel güvenlikçi arkadaşımız, birebir çalıştığı kurumun, firmanın elemanı değildir.

 

Devlet, yetki vermediği müddetçe onlar özel güvenlik görevlilerini çalıştırma şansına sahip değildir. Bir şirket ve firmanın özel güvenlik görevlilerini çalıştırabilmesinin sebebi, bizim onlara verdiğimiz özel güvenlik kartlarıdır. Polis olmak için de belli şartların yerine getirilmesi gerekiyor."

 

Özel güvenlikçiler kendisini şirket elemanı gibi görmesin


Altınok, devletin özel güvenlikçilere kötüye kullanmamaları şartıyla önemli yetkiler verdiğini söyledi.

 

"İstiyoruz ki 283 bin özel güvenlikte çalışan kardeşimiz, meslektaşımız, görevlimiz, kendisini şirket elemanı gibi görmesin." diyen Altınok, şu değerlendirmelerde bulundu:

 

"Siz, polisin güç kullanma yetkisi gibi kendi görev alanınızla alakalı üstün yetkilere sahipsiniz. Siz kamu adına güç kullanabilme hakkına sahipsiniz.

 

Herhangi bir vatandaş işiyle alakalı bir suç işlediğinde normal kurallara tabi olduğu halde siz özel güvenlik görevlileri, tıpkı polisler gibi görevinizle alakalı suç işlediğinizde bu kurallara tabi değilsiniz. Size daha ağırlaştırıcı ceza veriyor, size 'Özel güvenlik görevlisisiniz, görevinizle alakalı bir suç işleyemezsiniz' diyor."

 

Türkiye'nin güvenli yaşayabilme açısından çok büyük gayret gösterilmesi gereken bir ülke olduğunu ifade eden Altınok, "Burası bir Norveç, İsveç veya Güney Amerika'daki Peru değil. Burası hayatın başlangıcı olan dünyanın kuruluşundan beri bütün milletlerin, peygamberlerin yaşadığı, savaşların olduğu Ortadoğu coğrafyası." diye konuştu.

 

Zeytin Dalı Harekatı


Suriye'nin Afrin bölgesinde yürütülen Zeytin Dalı Harekatı'na da değinen Altınok, şunları söyledi:

 

Kendi içimizde güvenliği ne kadar iyi sağlarsak sağlayalım işte Suriye'yi, Irak'ı görüyoruz. Suriye'de savaş var, 'Bize ne' diyemeyiz. Suriye'ye, hiç alakası olmayan birileri 10 bin kilometreden gelip burnunu sokuyor, karıştırıyor çünkü oranın karışık olmasının onlara zararı yok ama Suriye'deki karışıklık bizim 950 kilometrelik sınırımızdan dolayı bizi birebir etkiliyor.

 

Türkiye içinde güvenlik hizmetini ne kadar iyi verirsek verelim, Suriye'den etkilenmeme şansımız yok. Irak'tan etkilenmeme şansımız var mı, yine yok."

 

Erzurum Valisi Seyfettin Azizoğlu ile EGM Özel Güvenlik Denetleme Daire Başkanı Suat Çelik'in de konuşma yaptığı programda polis başmüfettişlerince, özel güvenlik görevlilerine "etkili iletişim, genel kolluk ve özel güvenlik ilişkileri" konusunda bilgi verildi. 

 

AA

Bakan Canikli: Teröriste destek veren de teröristtir

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Kayseri'de 12. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığında düzenlenen "A 400M C Seviyesi Bakım Kabiliyeti Kazanım Töreni''nde yaptığı konuşmada, Türkiye sınırlarındaki terör yapılanmalarının mutlaka bertaraf edileceğini belirtti.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk milletinin buna gücünün yeteceğini vurgulayan Canikli, şöyle devam etti:

 

Buradaki sorun, dostlarımızın Türkiye'nin birlik, bütünlüğünü hedefleyen terör örgütleriyle birlikte görüntü vermesidir. Arazide onlarla birlikte ortaklık yapmasıdır. Esas problem budur ve bunun da sürdürülebilir olmadığını buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. Terör örgütünün kendisi olduğu bugün çok net bir şekilde ispat edilmiş olan bir yapı ile hangi amaç için olursa olsun siz ittifak edemezsiniz. Müttefikimiz olarak ittifak edemezsiniz, insan haklarını, evrensel değerleri savunan bir ülke olarak bunu yapamazsınız. Çünkü en temel insan haklarını, değerlerini bu şekilde bu yöntemle, bu yolla ihlal ediyorsunuz anlamına gelir. O yüzden beklentimiz, bütün dünyadan ve tabi öncelikle müttefiklerimizden, bugüne kadar terör örgütlerine verdikleri desteği sonlandırmaları, ortaklığı bitirmeleri, bugüne kadar onlara sağladıkları her türlü silah, mühimmatları da toplamalarıdır. Onun dışında başka hiçbir şekilde bu meselenin çözülmesi mümkün değildir.

 

Türkiye'nin ve Türk milletinin, kendi geleceği, toprak bütünlüğü için neye mal olursa olsun, bedeli ne olursa olsun güvenliğini tehdit eden terörist yapıların tamamını mutlaka bertaraf etmek zorunda olduğuna dikkati çeken Canikli, başka bir ülkenin de böyle bir tehditle karşı karşıya kalması durumunda aynı şeyi yapacağını söyledi.

 

Teröre destek veren hedefimiz haline gelir

 

 


Türkiye'nin bir müttefikinin ya da müttefiklerinin, ülkenin bütünlüğünü tehdit eden terör örgütüyle herhangi bir şekilde hangi isim adı altında, hangi formatta olursa olsun bir araya gelemeyeceğine işaret eden Canikli, "Yani hem müttefiklik hem de teröre destek. O yüzden bu çağrı sadece müttefiklerimize değildir. Bütün dünya için geçerlidir ama özellikle komşularımız, şu anda birlikte arazide taktik, işbirliği içerisinde olduğumuz bütün ülkeler için de geçerlidir." diye konuştu.

 

Milli Savunma Bakanı Canikli, bu tehlikenin Allah’ın izni ile bertaraf edileceğini belirterek, şunları kaydetti:

 

Şu veya bu şekilde, doğrudan veya dolaylı vekaleten ya da direkt olarak hiçbir ülkenin hiçbir şekilde terör örgütüne destek vermemesi gerekir. Verse dahi yine sonuç değişmeyecektir. Şu anda Suriye rejimi tarafından Afrin'e gönderildiği iddia edilen silahlı birliğin Afrin'de o bölgede yürüttüğümüz terörle mücadelenin sonucunu değiştirme kapasitesi hiçbir zaman yoktur ve olmayacaktır da. Terörün yanında kim olursa olsun o da bizim hedefimiz olacaktır. Eğer bir sorun ve sorumlu aranıyorsa böyle durumlarda 'senin, teröristin yanında ne işin var?' sorusunu sormamız gerekiyor. Biz öyle yapıyoruz zaten. Yani birisi terörle herhangi bir şekilde birlikte orada bulunursa bu, bizim terörle mücadelemizi ortadan kaldırmaz, bizi zayıflatmaz, bizi caydırmaz, bizi engellemez, sadece teröriste destek vermek için gelen gruplar da bizim hedefimiz haline gelir. Teröriste destek veren teröristtir. Çok açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz.

 

AA

Hakkari'de polis ve askerden anlamlı köy ziyareti

Hakkari'de öğrencilere giyim malzemesi dağıtan polis ve askerler, kurulan yer sofrasında köylülerle yemek yedi.

 

İl Emniyet Müdürü Süleyman Suvat Dilberoğlu, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Ferdi Korkmaz, şube müdürleri ve polisler, kent merkezine 15 kilometre uzaklıktaki Çanaklı köyünü ziyaret etti.

 

 

 

Köy Muhtarı Şefik Adıyaman ve köyün illeri gelenleri tarafından karşılanan Dilberoğlu ve Korkmaz, halkla sohbet etti. Vatandaşların sorun ve sıkıntılarını dinleyen Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı çocuklarla da yakından ilgilendi.

 

Dilberoğlu, görüştüğü kişilere günün 24 saati kendilerini arayarak sorunlarını aktarabileceklerini söyledi.

 

 

Öğrencilere kek ve meyve suyu ikram edildi


Vatandaşlar da kendilerini ziyaret eden Dilberoğlu ve Korkmaz'a teşekkür etti.

 

Köydeki Zap İlk ve Orta Okuluna geçen Dilberoğlu, Korkmaz ve şube müdürleri, hayırsever iş adamlarınca gönderilen mont, bot ve kırtasiye malzemelerini çocuklara dağıttı.

 

Toplum Destekli Polis Şube Müdürlüğü ekipleri de öğrencilere kek ve meyve suyu ikram etti.

 

AJANSLAR

Makedonya Gamzesi Tiyatro Severlerle Buluştu: Hüzünlü bir aşkın hikayesi

Yazar, senarist ve gazeteci Üstün İnanç'ın aynı adlı romanından uyarlanan "Makedonya Gamzesi" adlı müzikli oyunun prömiyeri yapıldı.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından hazırlanan oyunun gösterimi, Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde gerçekleştirildi.

 

 

Yaklaşık 3 saat süren oyunun ardından konuşan İnanç, en büyük alkışı oyunu hazırlayan ekibin hak ettiğini söyledi.

 

İnanç, başta yönetmen ve dramaturg olmak üzere oyunculara teşekkür ederek, "Sadece ufak bir tuzum oldu." ifadesini kullandı.

 

 

Oyunun yönetmenliğini üstlenen Tarık Şerbetçioğlu da Türkiye'nin zorlu zamanlardan geçtiğini belirterek, "İnşallah aydınlığa, güzelliğe çıkacağız hep beraber. Bu oyunun sahneye taşınmasında büyük desteklerinden dolayı tiyatromuzun Müdürü Salih Efiloğlu'na ve Genel Sanat Yönetmenimiz Süha Uygur'a çok teşekkür ediyorum. Bu bir ekip işi. Pırıl pırıl harika bir kadroyla çalıştık. Bir hocamızın oyununu yönetmekten dolayı da gurur duydum." diye konuştu.

 

Özge Ökten'in oyunlaştırıp dramaturjisini yaptığı "Makedonya Gamzesi"nin müziklerinde Deniz Noyan imzası bulunuyor.

 

Oyunun sahne tasarımını Ayhan Doğan, kostüm tasarımını da Almila Altunsoy'un üstlendiği oyunda, ışık tasarımını ise Murat Özdemir üstleniyor.

 

Batılılaşma yolundaki Osmanlı'nın sancılarını, 2. Abdülhamid Han'ın son dönemleriyle İttihat Terakki'yi, mesleğine aşık bir asker olan Binbaşı Fehmi Aksaray'ın gözünden anlatan oyun, aynı zamanda hüzünlü bir aşkın da hikayesini konu ediniyor.

 

Koreografisi İbrahim Ulutaş'a emanet edilen oyunda Can Tarakçı, Uğur Dilbaz, Aslı Menaz, Yağmur Damcıoğlu, Çağlar Polat, Naci Taşdöğen, Sinan Bengier, Murat Bavli, Fahri Kıncır, Cem Uras, Emrah Özertem, Mert Aykul, Nazif Uğur Tan, Ada Alize Ertem, C. Ahhan Şener, Aybar Taştekin, Emrah Can Yaylı, Özgür Dağ, Yeşim Mazıcıoğlu, Göksel Arslan, Bahar Çebi, Şeyda Arslan, Selen Nur Sarıyar ve Deran Özgen rol alıyor.

 

Oyun 21-24 Şubat ve 28 Şubat-3 Mart arasında Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi'nde izlenebilecek.

 

 

 

Yolu uzatan taksiciye 3 yıldan 10 yıla kadar hapsi istendi

İstanbul'da, yolu uzatarak havalimanına gitmek isteyen bir turistin uçağını kaçırmasına sebep olan taksicinin 10 yıla kadar hapsi istendi.

 

Kadıköy'de bir taksici, Sabiha Gökçen Havalimanı'na gitmek isteyen yolcusunu, önce Yavuz Sultan Selim köprüsünden Avrupa yakasına geçirdi.

 

Sonra tekrar Anadolu Yakasına geçirip Havalimanı'na bıraktı. Taksicinin bu hareketi yüzünden uçağını kaçıran Suudi turist, şikayetçi oldu.

 

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, taksi sürücüsü hakkında nitelikli dolandırıcılıktan iddianame hazırladı. 3 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

 

İddianamede şüphelinin, mesleği gereği müştekinin kendisine duyduğu güveni suistimal ettiğine dikkat çekildi.

 

Şüpheli taksi sürücüsü ifadesinde, üçüncü köprü yoluna yanlışlıkla girdiğini öne sürerek suçlamayı kabul etmedi.

 

İddianame kabul edilirse şüpheli, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak. 

 

TRTHABER

Kültür
Yörük kültürü arkeoloji müzesinde yaşatılıyor

Mersin ile çevresindeki Yörüklerin kültürlerinin ve yaşam biçimlerinin uzun yıllar yaşatılması için Mersin Arkeoloji Müzesi'nde "Yörük salonu" oluşturuldu.

 

 

Yüzyıllardır süren ancak her geçen gün kaybolmaya yüz tutan konargöçer Yörük kültürünün gelecek kuşaklara da aktarılabilmesi için Mersin Arkeoloji Müzesi'nde "Yörük salonu" oluşturuldu.

İlk olarak 1978'de eski halkevi binasının küçük bir bölümünde kurulan, depo müze olarak hizmet verdikten sonra daha çağdaş bir yapıya kavuşturulması için 18 Mayıs 2017'de 7 bin 465 metrekare alan üzerine inşa edilerek yeni yerine taşınan Mersin Arkeoloji Müzesi'nde çok sayıda medeniyetten eserler günümüzle buluşturuluyor. Müzede unutulmaya yüz tutmuş Yörük kültürünün de yaşatılması sağlanıyor.

Yapımı 3 yıl süren müzede oluşturulan özel salonda, başta konargöçer kültürünün son temsilcilerinden Sarıkeçili Yörükleri olmak üzere, yerleşik hayata geçmemiş Yörüklerin zamana ve teknolojiye direnmiş yaşam biçimleri tanıtılıyor.

Burada kurulan özel sinevizyon sistemi ve tanıtım afişleriyle Yörüklerin tarihi hakkında bilgi verilirken, 19. yüzyıldan kalan el işi kilim, seccade ve heybeler, küçükbaş hayvanların yünlerinden yapılan kıyafetler ile yastıklar, gümüş kaplamalı kaplar, ibrikler, gaz lambaları ve günlük hayatta kullanılan yüzlerce eşya bu alanda sergileniyor.

 

Konargöçerliğin zorlu hayatı konusunda ipuçları veren antika bıçak, silah ve kalkanların yer aldığı bölümde, Yörük kadınlarının dillere destan olan özel işlemelerle süslenmiş takıları, yazmaları, başörtüleri, kıyafetleri ile çocukları için ördükleri bere ile eldivenler de bulunuyor.

Yörüklerin ulaşım için vazgeçilmezlerinden develer için örülmüş nazarlıklar da görenlerin ilgisini çekiyor.

Eşyalar Yörük çadırlarından toplandı

Müze Müdürü Songül Ceylan Bala, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2 ay önce açılan müzeyi yerli ve yabancı 6 bin 162 ziyaretçinin gezdiğini söyledi.

Soli-Pompeipolis Antik Kenti, Elaiussa-Sebaste Antik Kenti ve Yumuktepe Höyüğü'nden çıkan eserlerin de aralarında olduğu bin 435 tarihi eseri barındıran müzenin en önemli bölümlerinden birinin de Yörük kültürünün tanıtıldığı salon olduğunu belirten Bala, "Yörük kültürünü yaşatmak amacıyla bir salon tasarlandı. Yörükleri, kullandıkları eserlerle yaşatmaya çalıştık." dedi.

Bala, Yörüklerin kış aylarında Mersin'in kıyılarına, yaz geldiğinde de Toroslar'daki yüksek rakımlı yerlere göçtüklerini anlatarak, şunları dile getirdi:

"Yörük salonumuzda, daha çok 19. yüzyıldan eserler bulunuyor. Yörükler, çadırda yaşadıkları için özellikle nazarlıklar ve çadır süsleri eserler arasında öne çıkıyor. Ayrıca özel işlenmiş kilimler var. Bu kilimlerdeki her motifin ayrı bir anlamı var çünkü sosyal hayatlarına ilişkin şeyler anlatılıyor. Mutfak kültürüne ilişkin de kaşıklar, bakır kaplar ve kahve aleti gibi çok sayıda eser mevcut. Biz, onların geleneklerini burada yaşatmak istiyoruz. Müzemize gelen insanların, Sarıkeçililer diye bir kültürün yüzyıllardır hala devam ettiğini görmelerini hedefliyoruz. Hazırladığımız belgeselde de Yörüklerin nerelerden geldiği, nerelerde konakladığı, yaşam biçimleri anlatılıyor. Burada oturma gruplarımız var, ziyaretçi gruplarımız oturup bu belgeseli izleyerek Yörükleri öğrenmiş oluyorlar. Zaman içerisinde vatandaşlarımızın müzeye getirdiği eserler de var. Bir kısmı ise bizzat gidip çadırlarda Yörüklerle görüşerek topladık."

Ceylan Bala, Yörüklerin yaşamıyla ilgili çekilen fotoğrafları da salonda sergilediklerini belirtti.

Türk dünyasının müziği Balkanlarda yankılanacak

TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası'nda Türk dünyasının farklı ülkelerinden yer alan genç müzisyenler, Balkanlar Turnesi ile Türk müziğini Avrupa'ya taşımaya hazırlanıyor.
Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Gençlik Oda Orkestrası çatısı altında bir araya gelen Türk dünyasının farklı ülkelerinden genç müzisyenler, Türk müziğini Balkanlara dinletmek için turneye çıkıyor.

Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi Türki cumhuriyetlerden TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası'na katılan genç müzisyenler, 23 Temmuz'da başlayacakları Balkanlar turnesine nasıl hazırlandıklarını ve Türk dünyası bestekarlarının eserlerini de içeren repertuvarlarıyla verecekleri konserlerin heyecanını Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu'ndaki prova sırasında AA muhabirine anlattı.

Orkestranın şefi Azerbaycanlı Mustafa Mehmandarov, TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov'un girişimiyle 2010'da kurulan gençlik oda orkestrasına önce keman sanatçısı olarak katıldığını, daha sonra orkestra şefliği görevini üstlendiğini belirtti.


Mehmandarov, "Bu uluslararası bir orkestra. Türk dili konuşan memleketlerden Azerbaycan, Kazakistan, Türkiye, Türkmenistan, Özbekistan, Tataristan ve Başkurdistan'dan müzisyenler toplandık. Hepsi arkadaşım. Bu yılki projemiz de çok enteresan. Balkan ülkelerine bir turumuz var. Orada da çok önemli konserlerimiz olacak. Her zaman olduğu gibi repertuvarımızın bir kısmı, dünya seviyesindeki Avrupa bestecilerinin eserleri, bir kısmı ise Türk dili konuşan memleketlerden bestecilerimizin eserlerinden oluşuyor." 

"Bir aile gibiyiz"
Kuruluşundan bu yana 2016 yılı dışında her yıl orkestranın konser çalışmalarına katıldığını anlatan viyola sanatçısı Sabuhi Akhundov, "Azerbaycan'da senfoni orkestrasında çalıyorum. Bu orkestradaki 'hissi münasebet' çok iyi. Burada herkes 'mihriban', yani herkes çok iyi." diye konuştu.

Orkestradaki herkesin kendi ülkesinin müziğini çalışmalara taşıdığını belirten Akhundov, "Kazakistan, Türkmenistan, Tataristan, Kırgızistan gibi birçok yerden müzisyen var. Hepsinin müziğini çalıyoruz burada. Bir aile gibiyiz." dedi.

"Değerlerimize sahip çıkarak evrensel kalitede iş yapıyoruz"

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası'nda çalışan keman sanatçısı Nazlı Avcı, ilk defa yer aldığı TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası'nın Türk dünyası müzisyenlerini bir araya getirmesinin çok önemli olduğunu vurguladı.

Avcı, "Nereye gittiğimizin önemi yok. Bir arada olmak, barış önemli. Milliyetçilikten uzak fakat kendi değerlerimize sahip çıkarak bu kadar evrensel kalitede bir iş yapmak bence çok önemli." dedi.

TÜRKSOY Gençlik Oda Orkestrası

TÜRKSOY Genel Sekreteri Düsen Kaseinov'nun girişimiyle 2010 yılında kurulan orkestra, TÜRKSOY üyesi ülkelerin genç sanatçılarından oluşuyor.

Türkçe konuşan halkların müzik potansiyelinin evrensel klasik müzik diliyle yansıtılması ve Türk kültürü ile Türk klasik bestelerinin tanıtılması amacıyla faaliyet gösteren orkestra, bu yıl Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan'ın bağımsızlığının 25. yılı vesilesiyle Balkan turnesine çıkıyor.

İlk konserini 22 Temmuz'da Bursa'da verecek orkestra, turne kapsamında bu ayın 24'ünde Üsküp'te, 26'sında Ohrid'te, 28'inde Podgoritsa'da, 30'unda Mostar'da, 31'inde Saraybosna'da ve 2 Ağustos'ta Belgrad'ta sahne alacak.

Somuncu Baba Külliyesi

Malatya'nın Darende ilçesindeki, "Somuncu Baba" olarak tanınan Şeyh Hamid-i Veli'nin türbesinin de bulunduğu külliyeyi ziyaret edenler, manevi huzuru ve doğal güzellikleri bir arada yaşıyor.


Somuncu Baba Külliyesi'nde, "Allah dostu, gönül ereni" olarak bilinen Şeyh Hamid-i Veli'nin türbesinin yanı sıra Somuncu Baba Camii, Hulusi Efendi Haziresi, Yeni Cami, Somuncu Baba Müzesi, Şeyh Hamid-i Veli Kütüphanesi, Balıklı Kuyular ve Balıklı Havuz yer alıyor.

Vakıflar Genel Müdürlüğünün izniyle Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi Vakfı tarafından 1990-2000 ve 2009-2013 yılları arasında restore ettirilen külliyenin, en eski yapısı ise 14. yüzyılda inşa edilen Somuncu Baba Camisi.

2013'te yaptırılan Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin hakim olduğu Yeni Cami ise ahşap süslemeli, yıldız desenli tavanı ve ilginç bir mimariyle yapılan mihrap, minber ve kürsüsü ile dikkati çekiyor. Mihrabın arkasındaki merdivenle hem minbere hem de kürsüye çıkışın sağlandığı caminin geniş avlusu, yaz sıcaklarında akşam ve yatsı namazlarının açık havada kılınmasına imkan sağlıyor.

Külliyedeki manevi mekanları ziyaret edenler, doğal güzelliklere de hayran kalıyor. Külliyeyi de içerisine alan Tohma Kanyonu'nu görme fırsatı bulan ziyaretçiler, mesire alanlarında piknik yaparken, rafting, trekking gibi çeşitli doğa sporlarını da gerçekleştirebiliyorlar.

Somuncu Baba Camii imam hatiplerinden Musa Tektaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Şeyh Hamid-i Veli Türbesi ve külliyesi yerli ve yabancı ziyaretçilerimiz tarafından yoğun olarak ziyaret edilen Anadolu'nun manevi merkezlerinden bir tanesidir. Yılda yaklaşık 500 bin ziyaretçiyi bu mekanda ağırlıyoruz." dedi. 

Şeyh Hamid-i Veli Camisi ve Külliyesi'nin toplam 6 bin metrekarelik alanı kapsadığını kaydeden Tektaş, 10 bin kişinin aynı anda namaz kılabileceğini belirtti.

Kahramanmaraş'ın oymalı çeyiz sandıkları tescillendi

Osmanlı döneminde saraylara verilen gelinlerin çeyizlerinde götürdükleri ve zamanla ünü dünyaya yayılan Kahramanmaraş'ın ceviz oyma sandığı, Büyükşehir Belediyesince tescillendi.

 

 

Osmanlı döneminde saraylara verilen gelinlerin çeyizlerinde götürdükleri ve zamanla ünü dünyaya yayılan Kahramanmaraş'ın ceviz oyma sandığı tescillendi.

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin Türk Patent ve Marka Kurumuna yaptığı tescil başvurusu kabul edilerek, "Resmi Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı Bülteni"nde yayımlandı.

Fatih Sultan Mehmet Han'ın Kahramanmaraşlı eşi Sitti Mükrime Hatun'un çeyizi ile Osmanlı sarayına giren oymalı sandıklar, daha sonra saraya birçok gelin gönderen Kahramanmaraş'ta tarihi süreçte adeta markaya dönüştü.

Ustaların maharetli ellerinde farklı şekiller alan sandıkların, hediyelik küçük ebatlardan çeyizlik büyük boylara kadara tüm tasarımları ve üretimi Kahramanmaraş'ta yapılıyor.

Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Cevdet Kabakcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türklerin Anadolu'ya gelmeleri ile sandık yapmaya başladıklarını söyledi.

Özellikle Kahramanmaraşlı ustaların hünerli ellerinde sandıkların şekillendiğini belirten Kabakcı "Sandıklar, Anadolu'nun değişik yerlerinde yapılmasına rağmen Kahramanmaraş'ta bulunan iklim çeşitliliğinden neşret eden değişik bitki sistematiğinin bulunması, tarihten beri Kahramanmaraş'ın kadim bir şehir olmasından dolayı Kahramanmaraşlı ustaların elinde son şeklini aldı." dedi.

"Tekrar önem kazandı"


Kabakçı, sandık oymacılığının son dönemlerde tekrar önem kazandığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Biz de bu coğrafi işaretlerimizi Türk Patent ve Marka Kurumuna müracaat ederek tescil altına almamız gerektiği için değişik çalışmalar içerisine girdik. Bunun için önce Kahramanmaraş burmasını, Hartlap bıçağını, fıstık ezmesini, çöreğini, ve oyma sandığımızı tescillendirdik. Gelin giderken çeyizlerinin içine konduğu sandıktır. Bu Kahramanmaraş'ta 4, 6 ve 8 köşeli olarak yapılır. Ceviz ağacı ve bir çok ağaçtan yapılması boya kullanılmaması, taş kullanılmaması, sedef kullanılmaması Maraş sandığına özgüdür

Bilge Kral Türk izleyiciyle buluşacak

Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı "Bilge Kral" Aliya İzetbegovic'in hayatını anlatacak "Aliya" isimli mini dizi, Türk izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.

 

 

Lider kimliğinin yanında sözleri, örnek Müslüman yaşantısı ve bilge yanıyla milyonların örnek aldığı merhum İzetbegovic'in hayatı 6 bölümlük mini diziye dönüştürülüyor.

Yazar Ahmet Tezcan'ın senaristliğini üstlendiği, ödüllü Boşnak yönetmen Ahmed İmamovic'in ise yönetmen koltuğuna oturduğu dizide, Türk ve Boşnak oyuncular rol alacak.

Uzun süredir hazırlıkları devam eden dizinin, bu yıl içinde yapılması düşünülen galasının ardından 90'ar dakikalık bölümler halinde TRT'de yayınlanması planlanıyor.

Senaryo hazırlıkları için 6 aydır Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna bulunan Tezcan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, projenin Sancak Medya'nın sahibi Muhammed Hakan Sancaktutan'ın fikriyle ortaya çıktığını belirtti.

Tezcan, bugüne kadar merhum İzetbegovic ile ilgili belgeseller yapıldığını ancak bu şekilde bir dramanın ilk kez çekildiğini söyledi.

Boşnak ruhunu öğrenmek, halkla temas etmek, Boşnakların davranış kalıplarını ve kendi kültürel yaşam tarzlarını görmek için senaryo çalışmalarını Bosna Hersek'te yürüttüğünü kaydeden Tezcan, "O atmosferi solumadan bir şey yazmak gerçekten zor olacaktı. Sadece kitabi bilgiyle kalacaktınız. Şimdi insanlara dokunarak, hissederek onları anlamaya çalışarak senaryoyu burada yazdım." ifadelerini kullandı.

İzetbegovic'in liderliğinin yanında mütefekkir tarafı da olduğuna dikkati çeken Tezcan, onu bu süreçte gerçek manada hissedebilmek için çaba sarfettiğini aktardı.

"Gençliğinden itibaren örnek Müslümandı"
Tezcan, dizideki anlatımda geleneksel hikaye tarzını seçtiklerini belirterek, hikayenin, İzetbegovic'in gençliğinde Halida hanım ile birbirlerine aşık oldukları andan vefatına kadar süreyi, yani 1944-2003 yıllarını kapsadığını söyledi.

Drama yaparken gerçekten uzaklaşılırsa hayatı yazılan kişinin, ailesinin ve sevenlerinin hatırasına hürmetsizlik etmek gibi bir tehlikenin ortaya çıktığını kaydeden Tezcan, bu tehlikeye düşmemek için İzetbegovic'in eşiyle günlük konuşmalarını kendisine ait sözlerden bulup seçmeye çalıştığını, kimi zaman bir cümlenin gerçekliğini tespit için yüzlerce sayfa okuduğunu ifade etti.

Tezcan, İzetbegovic'in modern zamanda örnek bir Müslüman olduğuna vurgu yaparak, onun kendisini öncelikle "Müslüman", sonra ise "Avrupalı" ardından "Slav" olarak tanımladığını anımsattı.

İzetbegovic'in babaannesinin Üsküdarlı bir Türk olduğunu da hatırlatan Tezcan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Aliya bütün hayatıyla gençliğinden itibaren örnek bir Müslümandı. İslamı sadece anne babasından, ailesinden ya da çevresinden değil, tahkik ederek, araştırarak, kafa sancısı, ruh sancısı, fikir sancısı çekerek araştırarak benimsemiş ve yeniden ona iman etmiş bir insandı."

"Gelecek nesiller için çok büyük değeri olacak"
Dizinin yönetmeni Ahmed İmamovic de bunun büyük bir proje olduğunu vurgulayarak, böyle bir projenin parçası olmanın "inanılmaz tecrübe" yaşattığını söyledi.

Çekimlere ağustosta başlayacaklarını açıklayan İmamovic, set ekibinin şu an Bosna Hersek'te bulunduğunu ve son hazırlıkları yaptığını aktardı.

İmamovic, oyuncu kadrosunun da seçildiğini belirterek, başrolleri Türkiye'den sanatçıların üstleneceğini ancak dizide Boşnak oyuncuların da rol alacağını kaydetti.

Tüm çekimlerin Bosna Hersek'te gerçekleşeceğini dile getiren İmamovic, Saraybosna'nın ana merkez olacağını ancak Pocitelj, Mostar, Blagaj, Tarcin ve Konjic'te de çekimlerin yapılacağını anlattı.

İmamovic, projeyi birçok açıdan önemli bulduğuna işaret ederek, "Televizyonda bir sezon gösterilecek bir mini dizi çekmiyoruz belki ama bu yaptığımız serinin özellikle 20, 30 veya 40 yıl sonra gelecek nesiller için çok büyük bir değeri olacak." dedi.

Sıradan bir Türk vatandaşının da İzetbegovic hakkında bilgi sahibi olduğunu hissettiğini belirten İmamovic, "Çünkü Aliya İzetbegovic, Bosna Hersek tarihinin bir dönemine iz bıraktı ve bu izi sadece ülke siyasetinde değil, uluslararası siyasette de gösterdi." diye konuştu.

"Bilge Kral"
Bosna Hersek'in kuzeybatısındaki Bosanski Samac'ta 8 Ağustos 1925'te dünyaya gelen Aliya İzetbegovic, İkinci Dünya Savaşı boyunca faşist, daha sonra da komünist ideoloji ve uygulamalara karşı çıkarak Mladi Müslümani (Genç Müslümanlar) isimli, kolej ve üniversite öğrencilerinden oluşan, Bosnalı Müslümanları İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan soykırımdan kurtarma amacını taşıyan teşkilatın içerisinde yer aldı.

Halkı için verdiği mücadele sırasında tutuklanan ve hapis hayatını zor koşullarda sürdüren İzetbegovic, 1988 yılının sonunda Yugoslavya hükümetinin "sözlü muhalefet sebebiyle cezalandırılanlara tanınan aftan" yararlanarak serbest kaldı.

Siyasi hayatta bugün de yer alan Demokratik Eylem Partisi'ni (SDA) 27 Mart 1990'da kuran İzetbegovic, Bosna Hersek'te 1992-1995 yıllarında yaşanan savaşta Boşnak halkına önderlik etti.

Bosna Hersek'in ilk cumhurbaşkanı olan İzetbegovic, 2000 yılında sağlık sorunları nedeniyle görevini bıraktı. İzetbegovic, 19 Ekim 2003'te hayata gözlerini kapadı.

Ayasofya Sergisi açıldı

Türk Tarih Kurumunca gerçekleştirilen sergideki 100'e yakın belge ve resim, Ayasofya'ya geçmişten günümüze ışık tutuyor.

 

 

 


Türk Tarihi Kurumu (TTK) tarafından organize edilen "Belgeler ve Resimlerle Ayasofya Sergisi" törenle açıldı.

 

TTK Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, sergide 100 aşkın belge ve resim yer aldığını ve bunların Ayasofya'nın tarihine ışık tuttuğunu belirterek, sergideki belgelerin farklı nitelik ve içeriğe sahip olduğunu anlattı.

 

Turan, "Ayasofya'nın, Osmanlı hükümranlığına alındıktan sonra bunu belirleyen ilk vakfiye belgesinden tutun da birçok dönemine ait değişik belgeler mevcut. Sergideki belgeler Ayasofya'nın dönem dönem geçirdiği evrelere ilişkindir." dedi.

 

Ayasofya'nın uzun süre yaşatılması için zaman zaman tamire tabi tutulduğunu, bazı belgelerin bu tamir, bakım ve onarımı yansıtan vesikalar olduğunu dile getiren Turan, Ayasofya'nın tarih ve kültürün büyük bir şaheseri olduğunu, tarihi yapının kaymasını engelleyen Mimar Sinan'ın çabalarını yansıtan belgelerden, camiden müzeye çevrilmesi, vakıf senedi, sonradan eklenen yapıların rölöveleri ve daha sonra bazı mimarların çizimlerine kadar tüm tarihi vesikaların sergilendiğini belirtti.

 

En son belgeden ilk vakıf senetlerine kadar birçok belgeyi bir araya getirdiklerini ve bu konuda Türk Tarih Kurumunun organizatörlük yaptığını ifade eden Turan, belgelerin bir kısmının Vakıflar Genel Müdürlüğünden, Devlet Arşivlerinden, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden alındığını, bir kısmının da zaten kendilerinde bulunduğunu bildirdi.

 

Konuşmaların ardından 18 Temmuz'da Ankara'dan, Türk Tarih Kurumu önünden hareket ederek İstanbul'a ulaşan bisiklet ekibine çeşitli armağanlar, sergiye destek veren Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü yetkililerine de plaketler sunuldu.

 

Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından Prof. Dr. Turan, konuklara sergideki belge ve resimler hakkında bilgi verdi.

 

 

Sergi, 30 Temmuz Pazar gününe kadar açık kalacak.

 

Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?