Oy oranımız yüzde 18.81'dir. 18.81, 1881'dir. O da Atatürk'ün doğumudur
Okunma Sayısı : 62   
20.4.2019 13:19:35

Milliyetçi Hareket Parti'li İl Başkanları Buluşması'nda konuşan Milliyetçi Hareket Parti'si (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Adana Kozan'da hakkımız yenmiştir, Iğdır'da hakkımız gasp edilmiştir, İstanbul Maltepe'de önümüz kesilmiştir" dedi.

 

Milliyetçi Hareket Parti'si (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli:

 

Bildiğiniz gibi, insana hizmet siyasetimizin ana amacıdır. Bu amaçtan taviz vermemiz, bu amacı tehir etmemiz eşyanın tabiatına bütünüyle aykırıdır. Yerel yönetimler insanımıza hizmetin ilk ve en öncelikli zeminidir. Demokrasinin kökleşmesi, karar mekanizmalarının aşağıdan yukarıya doğru kurulması ve kurumsallaşması yerel yönetimler sayesinde gerçekleşmektedir. Münakaşadan ziyade müzakerenin güçlenmesi, muğlak ve muamma ilişkiler yerine mutabakat ve meşverete bağlanmış diyalogların genişlemesi yerel yönetimlerle birlikte oluşmaktadır.

 

İnsanımızla doğrudan temasın ilk yüzü yerel yönetimlerdir. Öyle ki, demokrasinin barometresi de yerel yönetimlerdir. Eskilerin ifadesiyle söyleyecek olursak, tebşir ederek tedvir, yani müjdeleyerek yönetim yerel yönetimlerin temel felsefesidir. Bizim bakış ve anlayışımızın özü de budur.

 

Belediye hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla 1826’da kurulan İhtisap Nazırlığı’ndan bugüne kadar geçen 193 yılda yerel yönetimler alanında önemli mesafeler alınmış, çok sayıda reform ve düzenlemeler yapılmıştır.

 

İstanbul’da modern anlamda ilk belediye idaresi ise “İstanbul Şehremaneti” adıyla 1854 yılında çıkarılan bir Nizamname ile kurulmuştur. Osmanlı döneminde ilk belediye uygulamaları Beyoğlu ve Galata semtlerinde görülmüşken, bugün 1398 belediye yönetimine ulaşmış olmamız önemli bir gelişmedir. Özellikle Cumhuriyet’in ilanında 421 olan belediye sayısının 96 yıl içinde yaklaşık 3,5 kat artması millete hizmet aşkının, demokrasiye sadakat hissiyatının bize göre en bariz numunelerinden birisidir.

 

Belediye demek, umuda aralanan kapı, ufuk ötesine açılan kavrayış demektir. Belediye demek, hakka hürmet, halka hizmet, hakikate riayet demektir. Belediye demek, akıl, ahlak ve adalet üçgeninde kul hakkını gözeten, emanete vefa gösteren, erdemli yönetime gövdesini yerleştiren adanmışlık ve inanmışlık demektir.

 

Belediye yönetimlerini üstlendiğimiz her vatan köşesinde, kalp kırmayacağız, hiç kimseyi incitmeyeceğiz, kutuplaşmaya izin vermeyeceğiz. Hoca Ahmet Yesevi ne güzel de buyurmuş: “Kalp kırmak, Allah-ü Teala’yı incitmek demektir.” Nitekim bu hususta hem titiz, hem de vicdani teyakkuz halinde olacağız. Ben değil, biz diyeceğiz. Ama biz içindeki sayısız beni görmezden gelmeyeceğiz. İnsanımızın ümitlerine dokunacağız, herkese samimiyet ve şefkat göstereceğiz.

 

Gücümüzü koltuktan değil, kalbimizden, kafamızdan ve karakterimizin asil vasıflarından alacağız. Makam tutkusuna kapılıp kişilik ve kimlik ölçülerinden kopmayacağız. Mert olacağız, namerde eyvallah etmeyeceğiz. Hukukun çizgisinden, helalin yolundan asla savrulmayacağız. Millet sevdasından bir an olsun ayrılmayacağız. Çalışmaktan gocunmayacağız. Üretmekten, üretken belediyeciliğimizi anlatmaktan yorulmayacağız. İtidalli olacağız. Önce tedbir, sonra tevekkül diyeceğiz. Sağduyulu hareket edeceğiz. Sabır göstereceğiz. Meselelere stratejik bakacağız. Sükûneti gözeteceğiz. Bir söylüyorsak bin düşüneceğiz. Bir selamın bin hatır edeceğini bileceğiz.

 

Ah dememek için akledeceğiz, ahitlerimize bağlı kalacağız. Dinleyeceğiz, dinlediğimizi hissedeceğiz, hissettiğimizi tatbik edeceğiz. Zamanın dar kalıplarına sığmayacağız, mesai saatlerine sıkışıp kalmayacağız. Bahane değil iş üreteceğiz. Gelişmeler karşısında bana ne değil, bize ne düşer diyeceğiz. Varsın birileri dedikodu yapsın, biz işimize bakacağız.


Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın itibar ve iradesini asla lekeletmeyeceğiz. Meşhur ve merhum İslam düşünürü İbn-i Haldun veciz bir şekilde demişti ki: “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.” Geçmişimiz şereflidir, geleceğimizin teminatıdır. Gelecek geçmişimizin istikametinde tecelli edecektir. Hamd olsun dünümüz temiz, yarınımız emindir. Buna layık olmak, bunun gereğini yapmak boynumuzun borcudur. Dikkat ediniz, belediye haksız kazanç kapısı, ulufe dağıtım kaynağı değildir. Belediye; partizanlık, yandaşlık, yağcılık, yardakçılık, dar kadroculuk, beleşçilik, bencillik, beş yıllık saltanat, devletin malı deniz demek hiç değildir.

 

Allah korkusu olmayan belediye yönetimlerinin sonu karanlıktır. Geçmişte bu yola sapanlar aramızdan birer birer ayrılıp gitmişlerdir. Vatandaşlarımızla empati yapamayan, dertlere deva olamayan, sorun ve şikayetlere kulak veremeyen belediye yönetimlerinin akıbeti biliniz ki kayıptır. Mütemadi ilerleyiş ve irade görülmeden mutlak bir muvaffakiyet vuku bulamaz.

 

İkbal düşkünü değil, siyasi iffet düşkünü olmak lazımdır. Çıkarların ikmaline değil, haysiyetin ifasına, hidayetin ifadesine, hizmetin idamesine dört elle sarılmak önem ve öncelik sıralamasında en önde yer almalıdır. Diyor ya Hz.Mevlana: “Kula bela gelmez Hak yazmadıkça, Hak bela vermez kul azmadıkça.” Şehirlerinin emanetini üstlenen değerli arkadaşlarımın bu hususlara azami dikkat göstereceklerine içtenlikle inanıyor, hepinizden bunu bekliyorum.


31 Mart seçimlerinde Türk milleti Milliyetçi Hareket Partisi’ne çok değerli bir destek vermiştir. Bu desteği heba ve heder edemeyiz. Milletimizin güvenini sarsamayız, hayal kırıklığına uğratamayız.

 

Milliyetçi Hareket Partisi tuzakları boza boza bugünlere gelmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi engelleri aşa aşa, manşetleri yene yene, adeta düştüğü yerden dev gibi doğrularak müstesna bir başarıya imza atmıştır. Bu başarının altında hepinizin payı vardır.

 

Alayınızı kutluyor, il başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İnandık, ihanete birlikte direndik. İman varsa, imkan vardır dedik. Kenetlendik, mücadelenin gereğini beraberce gerçekleştirdik. Yolumuza çıkan sırtlanları kenara ittik, sırtımızdaki keneleri el birliğiyle temizledik. İmkansızlıklara teslim olmadık, ilkel saldırılara boyun eğmedik. Dedik ki, vatan bölünmeyecek, bayrak inmeyecek, ezan susmayacak, Türkiye sonsuza kadar var olacak. Milli bekamız üzerinde oyun oynayanlara sonuna kadar direnç gösterdik. Yapamayacağımızı söylediler, öyle bir yaptık ki, şaşkınlıklarından şoka girdiler, köşe bucak kaçacak yer aradılar.

 

Bilmiyorlardı ki, küllerimizden yeniden doğarız. Kalın kafaları basmıyordu ki, üç hilali gölgelemeye hiçbir menfur ve menhus emelin gücü yetmez. Toparlanamaz demişlerdi, toparlanmak şöyle dursun iddia ve iftira sahiplerini iman dolu nefesimizle devirdik, azgınlaşan nefisleriyle birlikte yerle yeksan ettik. Bununla yetinmeyeceğiz. Aldığımız sonuçlar bize yeter demeyeceğiz.

 

31 Mart’ta; 1 büyükşehir, 10 il, 58 metropol ilçe, 78 ilçe, 89 belde olmak üzere toplam 235 belediye başkanlığını kazanmamız tesadüfi değil tarihi bir başarıdır.

 

Adana Kozan’da hakkımız yenmiştir. Iğdır’da hakkımız gasp edilmiştir. İstanbul Maltepe’de önümüz kesilmiştir. Ne var ki başarıya duyduğumuz inancı bir türlü engelleyemediler. Ulaştığımız başarı günbegün yoğunlaşan bir mücadelenin eseridir. Bu başarı milletimizin bize duyduğu güven duygusunun müessir esenliğidir. 31 Mart’ta 1389 belediyenin 987’si Cumhur İttifakı’nın siyasi sorumluluğuna teslim edilmiştir. Belediye başkanlıkların yüzde 72’si Cumhur İttifak’ını oluşturan MHP ve AK Partinin yönetimine geçmiştir.

 

Samanlıkta iğne arayanlar, çalı dibi yoklayanlar, karanlıktan aydınlığa taş fırlatanlar, harman yeri dişleyenler bu gerçeği örtemezler, hakikatin ışığını perdeleyemezler. 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Seçimleriyle 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Seçimlerini mukayese ettiğimizde belediye sayısını oransal düzeyde en çok arttıran Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Sadağından çıkan ok hedefine varmıştır. Attığımız her doğru adım günden güne hızlanarak menziliyle buluşmuştur. Altını kalın olarak çizmek isterim ki, 31 Mart seçimlerinde 3 bin 658 belediye meclis üyesi partimizin listelerinden seçilmiştir.

 

188 il genel meclis üyesi partimizi temsilen seçilmeyi başarmıştır. Kara kampanya faillerinin ne uydurup, neyi servis ettiğine aldırmıyoruz. Biz millet ne diyor ona bakıyoruz. Biz tarih ne diyor, ecdad ne diyor, istikbal haklarımız neye ihtiyaç duyuyor onu hissediyor, ona kulak veriyoruz. Bunların dışında kim ne söylüyorsa fuzuli laf kalabalığıdır. Müfterilerin isnatları, müfsitlerin ithamları, münafıkların ilkesizlikleri ayaklarımızın ta altındadır, kuşkusuz çiğnenmeye müstahaktır. Türkiye muhaliflerinin itibarsız ve iradesiz sözleri nazarımızda yok hükmündedir. Bir adama bakarız adam mı diye, bir de lafa bakarız laf mı diye.

 

Karşımızda saf saf dizilen ihanet ve iftira mangasının ne adamlıktan nasipleri, ne de laflarının en ufak kıymet-i harbiyesi vardır. Cumhur İttifakı 31 Mart’tan zaferle çıkmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi güçlü şekilde tescillenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi de 31 Mart’ta yüzünü ağartacak müstesna bir netice elde etmiştir. Kıskanan varsa buyursun kıskansın. Çekemeyen varsa durmasın çatlasın. 31 Mart’ta beka için milli karar, cumhur için istikrar anlayışı galip gelmiştir. 31 Mart’ta sağduyunun birlikteliği açık ara öne geçmiştir. Bütün belediye başkanlarımızı, il başkanlarımızı, seçilemese de sahada çok aktif mücadele eden bütün adaylarımızı, Cumhur İttifakı’nın bütün mensuplarını yürekten tebrik ediyorum. Takdir ve teveccühünden dolayı aziz milletimize bir kez daha teşekkür ediyorum.

 

Muhterem Dava Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları,

 

Milliyetçi Hareket Partisi yarım asırdır siyasetin zorlu etap ve kulvarlarını inancıyla, tertemiz ülküleriyle aşmasını bilmiştir. Nice badirelerle, nice ağır imtihanlarla sınansak da her seferinde daha da güçlenerek yolumuza devam ettik. Önce ülkem ve milletim dedik. Biz bu ülkeyi karşılık beklemeden sevdik. Tıpkı aşığın maşukuna vurulduğu gibi biz de Türk milletine vurulduk. Ama vurgun yemedik, dur durak bilmedik. Milli bekamızın varlığına başımızı koyduk. Milli birliğimizin yaşatılmasına yemin ettik. Türk-İslam Ülküsünün hedefleriyle bezendik ve bilendik. Zaman oldu hissemize çile, hanemize ateş düştü; baş göz üstüne dedik, hiç sızlanmadık, hiç sitem ve şikâyet etmedik. Gün geldi şehadet dediler, mahkûmiyet dediler, mağduriyet dediler, seve seve katlandık, ne yapalım kaderimiz buymuş deyip acımızı içimize gömdük. İçin için ağlasak da belli etmedik. Ülkümüz vardı, ülkücü olduk. Ülkemiz vardı, sevdalısı olduk. İlkelerimiz vardı, tutarlı ve ahlaklı hayat çizgimizi muhafaza ettik. Hatırımızdan hiç çıkarmadık ki, gündelik hayatın kaygıları altında vizyonları kısıtlanmış kitlelere anlam ve güç kazandıran büyük dava adamlarının varlığıdır, gösterdikleri dirayettir. İnsanı anlamlı kılan, insan olarak yaradılışından da öte; bir toplum içinde yaşıyor olmasıdır. Bunu asla unutmadık. Yalnızca yaşıyor olmaktan başka bir gaye taşımayan toplumların, tarihin acımasız çarkında nasıl öğütülmüş olduğunu beşeriyetin kalıntılarına bakarak öğrendik. Gerçekte gaye, hayatın anlamıdır, gücüdür. Gaye varsa hayat anlam kazanacaktır. Hayat, varlığını sürdürmek isteyen ve bunun gereğini yapanlar için anlamlıdır, ayrıcalıklıdır. Ancak gideceği limanı bilmeyenler için hayat fırtınalıdır, zifiri karanlıktır.

 

Ne var ki gideceği yeri bilmek, ancak geride kalanı özümsemekten, bugünü anlamaktan, geleceği planlamaktan geçecektir. Geçmiş, bugün ve gelecek; bunlardan birinin eksikliği hedeften sapmalara, mesafelerin uzamasına, nefeslerin kesilmesine yol açacaktır. Yanlış yere saplanmak da, hedefin arkasına düşmek de, hedefsiz olmak kadar isabetten uzaktır. Geride kalan insanlığın izleri; dünü, bugünü ve yarını bir bütün olarak yorumlayamamış toplumların doğru zannettikleri yanlış yollarda nasıl heba ve helak olduklarının örnekleri ile doludur. Tarih bu kapsamda nice ibretlik olaylara sahnedir. Siyasetin doğru yapılması kadar doğru siyaseti yapmanın manası da burada aranmalıdır. Büyük hedefler büyük heveslerin, büyük hevesler ise büyük düşüncelerin eseridir. Hedefsiz fikir, dümensiz gemi gibidir. Böylesi bir gemi denizde yüzer, ama nereye gideceği meçhuldür. Fikirsiz heves tıpkı kanı çekilmiş bedene benzer. Hedefimiz vardır, hevesimiz vardır, fikrimiz varittir. Bizi biz yapan değerlerimiz tüm haşmet ve görkemiyle vakidir. Basit fikirlerden büyük heyecanlar doğmamış, doğmayacaktır. Küçük heyecanlardan büyük ülkülerin yeşermesi de beklenmeyecektir. Biz hayatı seyretmek için değil, seyrini değiştirmek için mücadele ediyoruz.  Biz siyaseti zaman doldurmak, meşgul olmak için değil, zamanın rotasını Türk milletinin lehine dönüştürmek için yapıyoruz. Korkarak, vehmederek, basit hesaplar yaparak, sinsi planlara meylederek, egolarımızın boyunduruğuna girerek hiçbir yere gidemeyeceğimiz açıktır. 

 

Gelişmeler karşısında cesaret gösteremeyen esaret altına girecektir. Hz.Mevlana ne güzel de söylemiş: “Cesaret akıldan geliyorsa cesarettir, bilgisizlikten geliyorsa cehalettir.” Akılsız cesaret körlük, sevgisiz siyaset köhneliktir. Sevmek için yürek, sürdürmek için de emek şarttır. Çok şükür biz de hem mangal gibi yürek, hem de fedakârlıkla perçinlenmiş emek vardır. Ve Türk milletinin ilelebet hizmetindedir. Cehaletin olduğu yerde zekânın fenerleri sönüktür. Korkaklığın olduğu yerde zafer fikri siliktir. İmkânsızlık sadece acizler için geçerlidir. Bizim lügatimizde böyle bir şey yoktur. Şunu unutmayınız ki, uzak hedefleri kucaklayan, hayal gibi görülen ülkülerin peşinden koşanlar gönlü, vicdanı, ruhu, heyecanı ve şuuru büyük olan dava adamlarıdır. Dava adamlarının dilinde imkansız diye bir şey yoktur. Ülkücü kendinden vazgeçerek varlığını ve geleceğini bağladığı milletinin devamına ve yükselişine adamış ve odaklamış şuur sahibinin unvanıdır.

 

Bu müstesna unvan, millet sevgisi ve kaygısıyla öylesine eriyiş halidir ki, tıpkı sufilerin ölmeden önce Allah aşkıyla benliklerini yok edişlerine benzeyen bir mecz olma haliyle millet sevgisi içinde yok oluşu ifade eder. O halde ülkücülüğün çıkış noktası ve yegâne dayanağı millet sevgisi ve millet varlığıdır. Millet namına ve millet için verilen mücadele engellerin birer birer aşılmasını gerektiren güçlü bir iradeyi de zorunlu kılmaktadır. Bu yüksek iradeye sahip olanlara biz “dava adamı”, bu niteliklerin cümlesine “dava adamlığı” adını veriyoruz. Dava adamı olmak için elbette önce adam olmak, mert olmak, ahlaklı olmak, ruh köküne sahip olmak, ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmak asıldır, tarihi önemdedir. İşte bu ruh sayesinde ihanetlere göğüs geriyoruz. İşte bu ruh vesilesiyle Türkiye’nin tarihi haklarını korkusuzca müdafaa ediyoruz.

 

Artık öyle bir kavşaktayız ki, irade gösteremeyenlerle vakit kaybedemeyiz. Bedel ödemeyi göze alamayanlarla oyalanamayız. Kararının ardında duramayanlarla aynı hedefleri paylaşamayız. Fikrini ve mücadelesini savunamayanlarla birlikte olamayız. Soluğu kesilince saklanıp, zoru görünce kuytuya sinenlerle birlikte yürüyemeyiz. “Vatanımın ha ekmeğini yemişim, ha uğruna kurşun” diyebilen, diyebilmiş, diyebilecek yiğitlerin şeref payesi olan davamızı onun bunun ihtiraslarına kurban edemeyiz. Alnımız açıktır, başımız diktir, vicdanımız rahattır, yüreğimiz sevgi doludur. Hak edenle ekmeğimizi bölüşürüz, haksızlığa tevessül edenin ise yakasından tutar, hesabını sorarız. Zira haksızlık karşısında susmak dilsiz şeytanlıktır. Zulme rıza zulümdür. Zalime müsamaha zayıflık ve zillettir.

 

Efendimiz Hz.Muhammed buyuruyor ki: “Bir kötülük gördüğünüz zaman onu elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltin, buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğzedin.” Lütfen dikkat buyurunuz, 31 Mart seçimlerinden sonra kötü niyet ve hedef sahipleri daha da gün yüzüne çıkmışlardır. Özellikle Cumhur İttifakı’nı karalamak ve siyasi hesaplarla yaralamak için organize bir şebeke tedavüldedir. 

 

Bilhassa partimizin il genel meclis seçiminde aldığı yüzde 18,81 oy oranını diline dolayıp Cumhur İttifakı’nın hisarlarında gedik açmak için el ovuşturan fırsatçılar fitne nöbetine girmişlerdir. Halep oradaysa arşın sandıkta, YSK’nın tespitlerindedir ve oy oranımız yüzde 18,81’dir.

 

Milliyetçi Hareket Partisi’ne AK Parti’den kayış olduğunu söyleyerek Cumhur İttifakı’na suikast düzenleyen, muazzez birlikteliğimizi sabote etmeye kalkışan nifak yuvaları, şu işe bakınız ki, oldukça faaldir. Emel sahiplerinin maskeleri düşmüştür. Biz bunların alayını biliyor ve tanıyoruz. Ne yapmak istediklerini, nereye varmayı planladıklarını az çok fark ediyoruz.

 

Mesela FETÖ’nün Fehmisi, Pensilvanya’nın Koru’su, alenen husumet aşılamaya çalışmaktadır.  

 

Öteden beri kronik MHP düşmanı olan bu zat, anlaşılan 15 Temmuz’un rövanşını almak için kuyruğa girenler arasına adını çoktan yazdırmıştır. Bu şahsın hala elini kolunu sallayarak geziyor olması hayret verici bir garabettir. 31 Mart’ta Zillet İttifakı’nın kısmi mevzi kazanmasından ümitlenen ihanet lobisinin yüzüne kan gelmesi, cüretkarlıkta merhale kaydetmesi ibretlik bir tablodur. Pensilvanya korosunun eski gazeteci kadrosundan olan melun şahıs, Cumhur İttifakı içinde MHP’nin AK Parti’nin altını oyduğunu iddia etmiştir.

 

 

AK Parti’nin ittifakta eridiğini alçakça ileri sürmüştür. Hıyanetin Koru’su, AK Parti’nin, eski güzel günleri canlandırmaya yarayabilecek daha az zararlı bir müttefik bulmasını utanmadan sıkılmadan teklif edebilmiştir.

 

Hatta AK Parti’nin kendisine daha yakın, ülkeyi birlikte daha rahat yönetebileceği bir müttefik bulmasını önermiştir. Kızarmayan yüzlü, yaşarmayan gözlü, malum görevli devrededir.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimindeki organize usulsüzlüklerin ve sandık yolsuzluklarının üstünü örtercesine sonuçların hiç uzatılmadan kabulünü söyleyen bu köksüzün tekrar başını kaldırması 15 Temmuz şehitlerine büyük bir haksızlık ve hakarettir.

 

Türkiye’yi yöneten parti bellidir. Hükümet bellidir. Cumhurbaşkanımız ve Bakanlar Kurulu görevinin başındadır. Milliyetçi Hareket Partisi ise TBMM’de denge ve denetleme görevini icra konusunda sorumluluk üstlenmiştir. FETÖ’nün gazeteci kisvesindeki elamanı, eğer yanlış değerlendirmiyorsak, AK Parti’nin, bizatihi kuyusunu kazanlara kucak açmasını, yani eski müttefikleriyle tekraren beraber olmasını dilemektedir. Bu çürük yumurta, bu husumet odağı, ne hakla, hangi yüzle yazıp çizmekte, bunları nasıl söyleyebilmektedir? Bu ne şerefsizliktir? Puslu ortamların, bulanık dönemlerin kalemşörü olan bu şahsın nedametini duyan, geçmişinden dolayı utanç duyduğunu gören var mıdır? FETÖ’nün Koru’su kime ne anlatıyor, hangi kripto mesajları veriyor?

 

Milliyetçi Hareket Partisi’yle AK Parti’nin ittifakından rahatsız olanlar Türkiye’den rahatsız olan mihraklar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yıkmak isteyen müptezellerdir. Cumhur İttifakı’nı hazmedemeyenler 15 Temmuz’da yarım kalan hıyanetlerini tamamlamak isteyen rezillerdir. Bizim ittifakımız konjoktürel değildir. Bizim ittifakımız pazara kadar değildir. Bizim ittifakımız çıkar ve pazarlığa dayalı değildir. Bizim ittifakımız siyasi alış veriş üzerine bina edilmiş değildir. Cumhur İttifakı, Türk milletinin muhteşem iradesiyle temellenmiştir. Cumhur İttifakı Türk tarihinin mirasıyla harcı karılmıştır. 7 Ağustos Yenikapı ruhunun müktesebatıyla çatısı örülmüştür. 16 Nisan Halkoylamasının muzaferliğiyle pekişmiş, 24 Haziran seçimlerinin mecmuuyla güçlenmiştir. Cumhur İttifakı Türkiye’dir, ihanete karşı engel, işgale karşı direniş, yerli ve yabancı şer cephesine karşı muhkem siperdir. Biz gelecek seçimleri değil gelecek nesilleri düşünüyoruz. Aklımızda sadece Türkiye var diyoruz. Cumhur İttifakı’nın Türkiye’nin kurtuluş umudu olduğuna inanıyoruz.

 

Eğer gevşersek, eğer taviz verirsek, eğer oyuna gelirsek Türkiye’nin ödeyeceği çok ağır bedeller olacağını biliyoruz. Terörü önleme adı altında kendilerine soğuk savaş sonrası yeni bir öteki yaratmış olan küresel güçler açıkça Türkiye’nin çevresini kuşatmaktadır. Sudan, Yemen, Filistin, Cezayir, Libya, Suriye, Venezüella ağır sorunlarla boğuşmaktadır. S-400 krizi, F-35 gerilimi, ABD’nin terör örgütlerine verdiği destek şirazesinden çıkmış durumdadır. Aynı merkezden tertip ve kontrol edilen çok şiddetli siyasi ve ekonomik operasyon dalgası Türkiye’yi hedef almaktadır. İngiltere menşeli bir gazete her gün zehir kusmaktadır. Ekonomimiz üzerinde kara bulutlar dolaştırılmakta, kabus senaryoları alçakça dolaşıma sokulmaktadır.

 

FETÖ’cüler İstanbul Büyükşehir Belediyesi Seçimi üzerinden ganimet avcılığına soyunmuşlardır. Afrika ülkelerinde FETÖ’cülerin tezgâhıyla mazbata koroları kurulmaktadır. Mazbatayı Türkiye aleyhtarı mevziiye dönüştüren gafiller küresel kullanıma hazır olduklarını göstermek için her yola müracaat etmektedir. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar siyasi sürece adeta çivilenmiştir. Türkiye çok tehlikeli bir girdaba yuvarlanmaktadır. Sokaklar karıştırılmak, kaos dinamikleri harekete geçirilmek istenmektedir. Ekonomik saldırılara mihmandarlık yapan siyasetçilerin gözünü kin ve nefret bürümüştür. CHP-İP-HDP-PKK-FETÖ ortaklığı çok vahim boyutlara ulaşmıştır. Ekrem İmamoğlu terörist Demirtaş’a methiyeler düzmekte, Ermeni’sinden Rum’una ne var ne yok selam göndermektedir.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

 

Terör örgütlerini küresel çıkarları için kullananlarla, teröre karşı savaş verenler aynı mihraklardır. Ve bunların kanlı gündemlerinde Türkiye vardır. Tavşana kaç, tazıya tut diyenler aynı odaklardır. Ne üzücüdür ki, bu şiddet çarkı ezilmiş milletlerin başında kara bir talih olarak dönüp durmaktadır. Milletleri kendi coğrafyalarında, kendi beşeri ve ekonomik kaynaklarından vazgeçmeye zorlamak siyasetin yeni ismidir. Ve Türkiye, bu kirli oyunun içine çekilmek istenmektedir. Zilletin ortakları, yeni emperyalizmin dayatmalarına Türkiye’yi hazırlama görevini içeriden üstlenen tam bir “Truva Atı” haline gelmişledir. Türkiye uluslararası ilişkilerde baskıya, hakarete, tehdide, aşağılamaya maruz kalırsa bunlar mutlu olmaktadır. İşsizlik, faiz, döviz kurundaki artışlar yegâne sevinç kaynaklarıdır.

 

Buna karşılık Cumhur İttifakı; Dünyadaki gelişmeleri doğru okuyabilen bir görüş derinliğinden, İnsanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi olgunluktan, Milli bekayı koruyan, milli birliği savunan sorumlu ve duyarlı anlayıştan, Mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakıştan, Beşeriyeti bir rakip gibi değil, Allah’ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusundan, Ve bunları akıl, sabır, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgi ile oluşacak bir terkibin oluşmasından beslenmektedir. İşte bu ilkelerle çıkılacak yol bizi önce Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında “Lider Ülke Türkiye’ye” ulaştıracaktır.

 

Cumhur İttifakı olarak inancımız budur.

 

Ardından ise çağ açan İstanbul’un Fethinin 600. yılı olan 2053 yılında “Süper Güç Türkiye’ye” ulaştıracaktır. Elbette ortak ülkümüz de bu olacaktır. İşte buna eriştiğimizde; Ne, bizi kapı arasında tutmak isteyen Avrupa’ya ihtiyacımız kalacaktır, Ne de bize ikide bir parmak sallayan, devamlı sabrımızı test eden ABD dayatmalarına katlanılacaktır. Unutuldu sanılmasın, inşallah milletimiz o günleri gördüğünde, Kimin, kimi kapısında bekleteceğine, Kimin başına, kimin çuval geçireceğine, Kimin, masalarda yüz süreceğine,

 

Kimin, zulmün hesabını vereceğine, Kimin, ev ödevleri dağıtacağına tarih şahitlik edecektir. Cumhur İttifakı bu tarihi misyonla varlığını idame ettirmektedir. Bizim için öncelik belediye değil, milli bekadır. Cumhur İttifakı Türkiye’den asla vazgeçmeyecektir. Milli hedeflerden sapma göstermeyecektir. Siyasetin eskileriyle yeni sayfa açmak isteyen zalimlerin, Cumhur İttifakı’nın kristalize ruhunda çatlaklar oluşturmaya çalışanların hevesleri kursaklarında kalacaktır. Leş avcılarına izin yoktur. Kavga bekleyenlere müsamaha yoktur. İhtilaf bekleyenlerin, itilaf gözleyenlerin şansı yoktur.

 

Türkiye’yi teslim almak için Cumhur İttifakı’nın zaaf anını kollayanlara ant olsun göz yummak söz konusu olmayacaktır. MHP ile AK Parti çelikten iradedir, bu irade Türkiye düşmanlarına göz açtırmayacaktır. Hiç kimse boşuna beklemesin, boş yere hayal kurmasın, Cumhur İttifakı Türkiye’yi 2023’e taşıyacaktır.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

 

CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı 31 Mart’tan 17 gün sonra, yani 17 Nisan’da mazbatasını almış, görevine şimdilik başlamıştır. Musakka edebiyatından veri tabanı ve alt yapıyı kopyalama teşebbüsüne kadar mazbatalı şahıs gizli bir gündem çerçevesinde faaliyetlerini hızlandırmıştır. Ancak olağanüstü itiraz süreci de çalışmaktadır. İstanbul’daki seçimlere şaibe karışmıştır. İstanbul’daki seçimlere derin ve delilli usulsüzlükler hakimdir. Büyükçekmece ve Maltepe’de gün yüzüne çıkan vahim iddialar yenilir yutulur türden değildir. En doğru, en makul kararı Yüksek Seçim Kurulu verecektir. Bize göre İstanbul’daki seçimin yenilenmesi maşeri vicdanı rahatlatacaktır. 17 gün boyunca mazbatayla yatan, mazbatayla kalkan, toplumu kutuplaştıran, siyasi tartışmaları stadyumlara kadar taşıyan Sayın İmamoğlu ve partisi büyük bir yanlışın faili olmuşlardır.

 

Mazbata almakla iş bitmemiştir.

 

Süreç sonlanmamıştır. Şimdi söz sırası Yüksek Seçim Kurulu’nundur. Biz demokrasiye ve hukuka saygılıyız. Millet iradesine elbette bağlıyız ve saygı duyarız. Ancak sandık hilelerine tahammül göstermemizi de hiç kimse beklememelidir. Henüz her şey bitmiş değildir. Adalet son merciidir. Fakat son söz söylenmemiştir. Bu düşüncelerle dün akşam idrak ettiğimiz Berat Kandilimizin güzelliklere ve manevi beratımıza vesile olmasını tekraren niyaz ediyorum. Bölücü teröristlerin Türkiye Irak sınırında yapmış oldukları saldırılar sonucunda şehit olan dört kahramanımıza Allah’tan rahmet, yaralanan kardeşlerimize şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağolsun, vatan sağolsun.

 

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

 

İl Başkanlarımız ve Belediye Başkanlarımızın ortak katılımlarıyla gerçekleştireceğimiz iki günlük toplantılarımızın başarılı geçmesini temenni ediyorum.

 

 

HABER GALATA

 

Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali YILDIZ mazbatasını alarak göreve başladı
Okunma Sayısı : 90   
11.4.2019 00:11:26

Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali YILDIZ mazbatasını alarak göreve başladı. Başkan Yıldız görevi devralmasıyla Beyoğlu hakına hitaben  bir mesaj yayınladı.

 

Değerli Beyoğlulular,

 

Beyoğlu farklı din ve dillerde insanların bir arada yaşadığı zengin kültürüyle İstanbul'umuzun gözbebeği bir ilçedir. İçinde barındırdığı farklı kültürlerin dünyayla süren sıkı bağı; bugüne kadar Beyoğlu'nda birçok ilkin yaşanmasına sebep olmuştur. Bu ilkler de nice değişimlere öncülük etmiştir.

 

Tarihi ve kültürel zenginliği ile İstanbul'un gözbebeği, dünyaya açılan kapısı olan Beyoğlu için çalışmalara başladığımız ilk günden bu güne kadar önemli hizmetlerin altına imza attık. Çalışma aşkımızı ve şevkimizi hiçbir şeyin kırmasına izin vermedik. Bugüne kadar Beyoğlu'nda gerçekleştirdiğimiz projeler önemli olduğu kadar örnek projelerdir. Biz icraatlarımızla Beyoğlu'na en yakışanını ve en iyisini gerçekleştirmek için gayret sarf ediyoruz.

 

Bu vesileyle; bizlerden desteklerini esirgemeyen, uyum içinde çalışmaktan memnuniyet duyduğum meclis üyelerimize, başkan yardımcılarıma, danışmanlarıma, birim müdürlerime, memurundan işçisine tüm belediye çalışanlarına, bize çalışma gücü veren Beyoğlu halkına ayrı ayrı ve içten teşekkür ediyorum.

 

Geleceği tasarlayarak yolumuza devam ediyoruz. Daha çok işimiz olduğunun farkındayız. Elbirliğiyle, yılmadan, aşkla tüm engelleri aşacağız. Çünkü Beyoğlu tüm güzelliklere layıktır.

 

 

HABER GALATA

 

 

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Belçika'daki yargı PKK'yı aklamak için yollar arıyor
Okunma Sayısı : 119   
15.3.2019 12:52:44

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Brüksel'de düzenlenen AB-Türkiye Ortaklık Konseyi kapsamında açıklamalarda bulundu. VİDEO HABER

 

BELÇİKA PKK'YI AKLAMAK İÇİN YOLLAR ARIYOR

 

Belçika'da yargının PKK terör örgütü ile ilgili verdiği kararları ibretle izliyoruz. Belçika'daki yargı PKK'yı aklamak için yollar arıyor.

 

Avrupa Parlamentosu'nun aldığı karar tavsiye niteliğinde olsa bile kabul etmemiz mümkün değil. Sağlıklı bir karar aldıklarını söylememiz mümkün değil.

 

 

 

HABER GALATA

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?
Okunma Sayısı : 219   
2.3.2019 07:00:53

 

Beyoğlu'nda Tersane İstanbul ismiyle bir proje yapılacağı duyuruldu. Tersane istanbul ismiyle temel atma töreni gerçekleştirildi. Temel atma törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'da katıldı ve bir konuşma yaptı. Konuşmasın da  70 yat bağlanacak 2 yat limanı, 1200 yatak kapasiteli 3 otel ve 3 müze inşaa edileceği ve 5700 araç kapasiteli otopark yapılacağı açıklandı. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Haziran 2018 günü sosyal medya twitter hesabından paylaşımında şöyle denmişti; İstanbul Haliç'te Bilim Merkezi kuruyoruz. İnsan ve medeniyet odaklı Bilim Merkezimiz yılda 2 milyon ziyaretçi alacak, bilime katkı sağlayacak.

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

 

Bu paylaşım sonrası medyaya yansıyan proje hakkında görseller paylaşıldı. İşte o haber ve görseller. 

 

 

 

 

 

MERAKLI GENÇLERE YÖN VERİLECEK


Beyoğlu Kasımpaşa'da bulunan tarihi Haliç Tersanesi Bilim Merkezi Projesi'nin hayata geçirilmesine yönelik çalışmalara başlandı. 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin "100 Günlük Eylem Planı" listesinde yer alan Haliç Tersanesi Bilim Merkezi Projesi'ni hayata geçirmek için girişimlerde bulundu. 

 

TARİHİ YAPILAR VE HAVUZLAR KORUNACAK

 

Gelecekte cazibe merkezi haline getirilmesi planlanan tersanedeki tarihi binalar elden geçirilerek korunacak. Havuzlar ve mevcut yapılar, aslına uygun şekilde ihya edilecek.

 

Haliç Tersane Bilim Merkezi Projesi'nin mülkiyet hakkı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait olacak. İBB şirketi BİMTAŞ'ın yürüttüğü projenin peyzaj alanı 43 bin 961 metrekare, toplam proje alanı ise 74 bin 940 metrekare olacak.

 

Yılda 2 milyon ziyaretçinin gelmesi beklenen Haliç Tersane Bilim Merkezi'nde; giriş holü ve müze mağazası, sergi holü, sinema salonu, kuluçka ve hızlandırma merkezi, dene-yap teknoloji atölyesi, dijital kütüphane, restoran ve kafeterya, deneyim merkezi, eğitim atölyeleri, sergi üretim ve bakım atölyesi ile inovasyon merkezi bulunacak.


Proje tamamlandığında öğrenci ve bilime meraklı gençlere yön verileceği gibi yerli ve yabancı turistler tarafından da ziyaret edilmesi bekleniyor.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal'ın yakından takip ettiği projenin 3 yılda tamamlanması öngörülüyor. Şekllinde basına yansıyan haberler olmuştu. 

 

Deney istasyonları, Kuluçka ve Hızlandırma Merkezi, Dene-Yap Teknoloji Atölyesi, Merkezi, Eğitim atölyeleri, Barbaros Hayrettin Paşa ve Mimar Sinan sergi salonları, Fatih Sultan Mehmed ve İbni Sina sergi salonları, Sergi üretim ve bakım atölyesi, İnovasyon merkezi olacaktı; Tasarım Atölyeleri, Yapay Zeka, Dijital ve Sanal Gerçeklik, STEAM Atölyeleri Dijital Kütüphane yapılacaktı.  

 

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki; Plan değişiklikleri muhtar binalarında ilan edilerek, milletimizin görüşü ve onayı alınarak uygulamaya geçilecek.

 

Bu konuda ilçede yaşayan vatandaşların fikirleri alındımı? 

 

Otel, Yat Limanı, Otopark ve 3 Müzenin yapılacağı Tersane İstanbul projesi milletin görüşü ve onayı alınacak mı? Beyoğlu'nda yaşayan gençler Bilim Merkezine kavuşması Haliç Sahilinin tamamen kamu yararına kullanılması neden düşünülmez? Bu 5 yıldız otellere acaba ilçeden kimler gidebilecek?

 

Beyoğlu'nda yatı olan varda ihtiyaçmı vardı da yat limanı yapılıyor? Bizim evimiz dediğimiz Beyoğlu'nda doğup büyümüş gençler bilimle uğraşmak kendilerine geliştirmek yerine bu otellerde temizlik işçiliği mi yapacak? Turistlerin kapısınımı açıp kapatacak, zenginlerin yatının bekçiliğinimi yapacak? Beyoğlu'nda yeterince otel yokmu?

 

Bu kadar yapılan otel hatta apartmanların otele çevrilerek vatandaşın göçe zorlandığı Beyoğlu'nda bu kadar çok otel fazla değil mi? Galata Port yeterli değilmidir? Otel yapıalacaksada illede sahilemi yapılması gerekiyor?  Bu yapılan zenginlere yönelik projeler bittiğin de ilçede yaşayan kaç kişi bu otel veya marinalara gidebilecek? Sizce Beyoğlu'nda yaşayan insanlara haksızlık edilmiyormu?

 

Senede 150 gün kullanılabilecek ve sadece uyumak için kullanılan oteller Sahillerimizde olmak zorunda mı? Beyoğlu'nda Turizm turizm diyerek kendi insanımızı ötelemiyormuyuz? Dışlamıyormuyuz? Kendi insanımızı ilçeden nereye göndereceğiz? Artık biz Beyoğlu'nu turizme açtık burada yaşayanlar başının çaresine mi baksın, nereye giderse gitsinmi diyeceğiz? 

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

Evimiz dediğimiz Beyoğlu'n da yaşayan vatandaşlar unutuldumu? 

 

Osmanlı döneminde fakir fukaranın yaşadığı mahallelerde lüks gösterişli evler yapılmasına izin verilmezdi. Fakir fukaranın, orta halli vatandaşın yaşadığı ilçeye 5 yıldızlı oteller ve yat limanı yapılıyor.

 

HABER GALATA

 

Anahtar Kelime: Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Bilim Merkezi, Tersane İstanbul, Beyoğlu, İstanbul.

Kemal Üçüncü: ABD derin devleti karizmayı çizdirmemek için İsrail’in provokasyonları ile anlamsız ve sistemsiz son faaliyetlerini sürdürüyor
Okunma Sayısı : 205   
22.1.2019 02:21:21

Kemal Üçün'cü, Dış politikaya yol gösteren bir yazı kaleme aldı.

 

Kemal Üçün'cü yazısında,

 

[15.09.2017] tarihinde [1.5 yıl önce] ABD’nin Suriye’de yenildiğini ve çekileceğini Odatv’de yazdım. Bu tahlil, “ihtiyatla söyleyelim” bu kesinlikte ifade edilmiş, “bilebildiğim kadar” tek akademik siyasi değerlendirmedir.

 

Türk basını ve entelektüel camiası bu tahlili yok saydı, velâkin araştırmacılar için tarihe not düşüldü, arşivde mevcuttur. Kısaca şu tespiti yapmıştım:

 

“Avrasya bloku, Atlantik eksenine karşı dengeyi sağladı. Bu tabloda artık Kuzey Irak referandumu ve Suriye koridoru gerçekliği ve geçerliliğini yitirmiştir. ABD derin devleti karizmayı çizdirmemek için İsrail’in provokasyonları ile anlamsız ve sistemsiz son faaliyetlerini sürdürüyor. Suriye’de artık Avrasya güçlerinin dediği oldu.

 

Biraz daha zaman alacak ama sonucun böyle olacağını görebiliyoruz. Gerisi makyaj ve düzenleme olacaktır. ABD’ye onurlu bir çekiliş şansı tanınacaktır.”

 

Trump seçildiğinden sonra yaptığı açıklamalarda ABD’nin kıtası dışındaki askeri varlığının yarattığı yükten yakınmıştı. Bir iş adamı olarak dünyanın yeni jeopolitiğinin dayattığı fotoğrafı önseziyle görmüştü.

 

Velakin Musevi finans kapital, enerji ve silah lobisinin dayatma ve şantajlarıyla (seçilmesi üzerindeki şaibe canlı tutularak) tekrardan provoke edildiği aşikârdır. 

 

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN LİNKİ TIKLAYINIZ...

 

 

HABER GALATA

 

ABD ve bazı Batılı ülkeler yaptıkları açıklamalarla suç üstü yakalanmışlardır
Okunma Sayısı : 211   
22.1.2019 00:15:49

 

Günümüzde uzun süredir, dünya tarihinin çeşitli olaylarını revize etme eğilimi devam etmektedir. Tek tek ülkeler ve bir bütün olarak ülke blokları, diğer devletlerin tarihi geçmişini ve mirasını karalayarak ve böylece günümüzde onların itibarını zayıflatmaya çalışarak, tarihi gerçekleri çarpıtma amaçlı bir politika yürütmektedir. 

 

Tarihin tahrif edilerek kasıtlı bu çarpıtmalar her şeyden önce insanlık düşmanı (misanthropik) emperyalistlere karşı mücadelenin yükünü taşımış olan tüm toplumlara hakarettir. 

 

Tarihin tahrif edilmesine yönelik girişimler, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra ortaya çıkan ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde yer alan mevcut dünya düzeninin temellerini sarsmakta olup, İslamofobi (yapılan uluslararası araştırmalarda Batıda toplumun İslamafobi gibi bir endişesi olmadığıda anlaşılmıştır 1)  de dahil olmak üzere neonazi ve yabancı düşmanlığının çeşitli şekillerde yayılması için elverişli bir zemin oluşturmaktadır. 

 

Bir çok Batı ülkesi bu düşmanca projeleri uygulamış, Avrupa vatandaşları üzerindede bir korku imparatorluğu yaratmıştır. Sahte bir güvenlik endişe yaratarak demokrasiden ve hukuk düzeninden uzak bir takım politikalar izlemeye devam edilmektedir. Terör örgütlerine silah satılmasını için para ödeyen bazı Batılı devletler, vatandaşlarının ödedikleri vergileri kendi vatandaşlarının teröristlerce öldürülmesine sebeb olmuşlardır.

 

Meşru devletlerle uluslararası hukuk düzeyinde güvenlik tedbirleri almak yerine, belirli etnik dini ve meshepsel kimlikler üzerinden yaratılan terör örgütlerini silahlandırarak yeni terör örgütleri yaratmış ve terörle teröristle mücadele gibi yanlış bir hukuk dışı yola girmiştir. Bu yanlış, uluslararası hukuka dayanmayan girişimler sonucu milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, Ortadoğu'da olduğu gibi  güvenlik sorunu Avrupa vatandaşlarınıda tehdit eder düzeye ulaşmış  ve dünya kamuoyu buna sessiz kalmıştır. 

 

29 ülkenin üye olduğu NATO askeri gücü ve Suriye'de onlarca ülkenin katıldığı söylenen koalisyon gücü Birleşmiş Milletlerde alınacak bir kararla 30 günde bitirilmesi mümkün olan terörle mücadele yıllardır devam etmiştir.   Ortadoğu coğrafyasında süren savaş şartları 20 yıla yayılmış ve dünyada bir çok ülkede terör saldırılarıyla masum insanların yaşamlarını kaybetmesine neden olmuştur. Birleşmiş Milletler yaşananlara etkisiz kalmış, yapılan bir çok uluslararası anlaşma rafa kaldırılmış ve alınan kararlar görmezden gelinmiştir. Avrupa Birliği içinde aynı durum söz konusudur. En önemli husus, Suriye sınırından Türkiye'ye yapılan saldırılara karşı NATO sessiz kalmış ve üyesi olduğu ülkeye bir destek açıklaması da yapmamıştır. 

 

Libya, Irak ve sonrasında Suriye'de başlayan çatışmalar Türkiye sınırlarına sıçramış ve terör saldırıları sonucu  bir çok masum insan yaşamını yitirmiştir. Türkiye'ye sıçrayan bu ateş Avrupaya kadar ilerlemiş ve Avrupada gerçekleşen terör saldırılarında da bir çok masum insan yaşamını yitirmiştir.  Terör örgütlerine silah verilmesi/satılmasını sağlayan bir çok batılı ülkede yaptığı açıklamalarla suçunu itiraf etmiştir.  ABD'li senatör Lindsey Graham Türkiye'de verdiği röportajda 1980 yılından bugüne PKK terör örgütünü çok iyi bildiğini ve terör örgütü YPG'nin terör örgütü PKK'nın devamı olduğunu kamuoyuna açıklamış ve bu konuşmalar haber kanallarında izlenmiştir. Bir çok Batılı ülke terör örgütü YPG'ye silah verilmesi için ABD'ye para ödediğini açıklamış dünya kamuoyuna açıkça suçlarını itiraf etmişlerdir. 

 

Daha doğrusu; yaptıkları açıklamalarla suç üstü yakalanmışlardır. 

 

Yukarıda bahsettiğimiz ülkelerin toprak bütünlüğüne saldıran, bunlar üzerinden haritalar oluşturan ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan, terör örgütlerine silah veren veya silah verilmesi için para ödeyen ülkelerin ''Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi''nde yargılanmasına gerekçe olan çok açık gerçek konulardır. Tarih bunları tek tek kayda geçmektedir.

 

Devam etmekte olan “Türkiye düşmanlığı” kampanyasının bir parçası olarak ülkemiz,  yaklaşık 30 yıldır terörle mücadele eden Tükiye'nin terörle mücadelesi, terörle mücadele eden ülkemiz suçlulardan biri olarak gösterilmeye çalışılmakta,  bir devletin terörle mücadelesi, toprak bütünlüğünü koruması  bir “suç unsuru” olduğu, on binlerce vatandaşımızı katletmiş terör örgütlerini siyasi bir parti gibi gösterme fikri bir çok Batılı ülke tarafından dünyaya empoze edilmeye devam etmektedir. 


Kendi görüş ve iradesini, demokrasi (Dünyada ve Batı ülkelerinde bile toplumda kabul görmediği/görmesi mümkün olmayan) modelini ve diğer manevi değerleri başka ülkelere empoze etmenin yanı sıra, her ne pahasına olursa olsun küresel hâkimiyet elde etme girişimleri trajik sonuçlara yol açabilir. Türkiye sıçrayan ateşin, Batılı ülkelerede sıçramasının mümkün olacağı bir gerçektir, bir örneği mültecilerdir. Milyonlarca insan Türkiye ve Batı ülkelerine sığınmak zorunda kalması bir işarettir.  

 

Türkiye'nin sınırlarını tehdit eden terör örgütlerine yönelik ''Fırat Kalkanı'' ve ''Zeytindalı Harekatı'' düzenlenmiştir. Dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olan Türkiye bu yanlış yoldan dönün mesajını dünyaya en anlamlı ve sert bir şekilde vermiştir. Dün komşumuz Irak ve Suriye üzerinde oynanan oyunlar, bu gün İran ve Türkiye üzerinden oynanmak istenmektedir. 

 

Kurtuluş savaşında ülkemize destek veren ve sanayileşmemizde büyük katkısı olan , bugünde bir çok yeni projeyle ülkemize ciddi katkıları olan deniz komşumuz Rusya,  Astana görüşmeleri ve ülke devlet başkanları düzeyinde yapılan toplantılarda Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunurken, diğer taraftan Türkiye'nin 30 yıldır mücadele ettiği terör örgütü PKK/YPG'ye halen terör örgütü diyememeside bizleri derinden yaralamakta ve bu bakış açısı düşünceye sevk etmektedir. Bölgede belirli etnik kimlikleri korumak diğer etnik kimlikleri (Türkmenler, Araplar ve diğerleri)  yok saymak çok akılcı olmadığı gibi ileride oluşabilecek ciddi sosyolojik sorunlarında yaşanabileceği iyi düşünülmelidir.

 

Ortak sorunumuz olan küresel güçlerle mücadeleyi birlik beraberlik içinde, güçlerimizi birleştirerek ve gerçekleri görerek verebiliriz. Deniz komşumuz Rusya'nın da emperyalist güçler tarafından dünya kamuoyuna yanlış tanıtılmasını ciddiyetle takip ediyor ve gerekli olduğunda emperyalist düşünceye  karşı komşumuz Rusya'yı da savunuyoruz. İmparatorluk tarihi olan Türkiye ve Rusya gibi iki güçlü ülke, İran, Suriye ve Irak'la güçlerini birleştirerek, ortak bir akılla  emparyal güçlere en güçlü cevabın bu şekilde verilmesinin mümkün olduğunu iyi değerlendirmeli ve düşünmelidir. 

 

Türkiye, Irak, Suriye, İran ve Rusya dahil bölge ülkeleri ile samimi bir işbirliği yaparak, yaklaşmakta olan tehditleri engelleyebilecek girişimleri yapabilir ve bu güçtedir. 

 

Bunun dışında  jeopolitik hedefleri uğruna kışkırtıcı, saldırgan politikalarını sürdürmeye devam eden batılı ülkeler ve yöneticileri, şık kıyafetlerle kameraların karşına geçerek yapılan toplantılar sonrası (doğabilecek sorunları tarihte yaşamamış olmaları halde) fantastik açıklamalar veya twitter paylaşımlarının hiç bir sonuca varamıyacağıda bilinmeli ve iyi anlaşılmalıdır.  

 

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletinin geçmişi ve gücü tarihte olduğu gibi bu günde bilinmektedir. Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşında, Kutul Amare gibi mücadelelerlede ki aynı ruh, bugünde devam etmektedir. Asker bir millet olan Türkler, topraklarına yönelik bir saldırıya karşı Vatan müdafası için yapılacak bir çağrıya 40 milyon Türk vatandaşının bizde varız diyeceği tarihte olduğu gibi bugünde gerçekleşecek Türkiye ve komşu ülkelere bir operasyon yapılmasına izin vermeyeceği iyi bilinmelidir.  

 

Bugün bizim, tüm insanlığın, barışın, istikrar ve güvenliğin ortak çıkarları için eşitlik ve saygınlık içinde Türkiye ve komşu ülkelerle  ile iyi ilişkiler  kurmak yerine, jeopolitik hedefleri uğruna kışkırtıcı, saldırgan politikalarını sürdürmeye  devam eden ABD ve bir dizi Batı ülkesine aktarmaya çalıştığımız şey budur.  

 

Tüm insanlığın, barışın, istikrar ve güvenliğin ortak çıkarları için huzurlu eşit ve saygın bir dünya umuduyla...

 

 


Kaynak: 1)  
www.pewforum.org
 

 

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Cehaletle beslenen etnik eğilimler var
Okunma Sayısı : 299   
17.1.2019 01:43:53

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı,Türk vatandaşlığı verilen Suriyeliler ile Rumeli göçmenlerini karşılaştıranlara "Haddinizi bilin" diyerek sert çıktı. 


Cnn Türk'te, Deniz Bayramoğlu'nun sunduğu Gündem Özel programında konuşan Prof. İlber Ortaylı, "Kaybolan imparatorluğun (Osmanlı İmparatorluğu) hatta ana vatanın içinden gelen insanlar, sizin mütalaanızın haricindedir, haddinizi bilin. dedi.

 

 

Suriyeliyi tutacaksan, burada kalsın diyeceksen kalsın, fakat kalkıp ama sizde zaten Rumeli'den geldiniz, yok adalardan geldiniz demesin. 


 

Nereden geleceklerdi ki, Osmanlı İmparatorluğu Anadoludaki bir sürü yerleri almadan evvel Tuna'yı bulmuştu (ulaşmıştı). Fatih'in (Fatih Sultan Mehmed) zamanında devlet-i Aliyye'nin sınırları neresiydi. Bosna Hersek, Arnavutluk, Yunanistan'ın aşağısına inmişiz yani, bitmiş." Bulgaristan 1395'ten beri, yani bugünkü Bulgaristan, artı Kırım karşıda Kırım zaten Türklerin oturduğu yakın bir şey (yer), şimdi bu bunlar elimizdeyken 1460 çoktan tamamlanmış  diyerek, bu ona laf atman (Rumeliye) için bahane değil Türk göçmenlerle, Suriyelileri aynı kefeye koyanlara tepki gösterdi.


O günlerde Suriye'nin Osmanlı topraklarında olmadığını hatırlatan Ortaylı, "bu son derece densizlik. Burada sırf cehalet değil, bana göre cehaletle beslenen etnik eğilimler var bu çok tehlikeli. 

 


Kendi adını, kendi kültürünü koymamış insanlar bir şeyi yalıyorlar yani.

 

Türk unsuruyla çok uğraşmaya başladılar. Bu sağlıklı değil, bu şahsen çok ürkütür" çok dikkat etmek gerekir, muayyen zamanlarda, böyle zamanlarda   çok akıllı hareket etmek gerekir, dedi. 

 


 

Prof. Dr. İlber Ortaylı, topluma genel bir mesaj vererek sosyal medya üzerinden doğru bilgilerle konuyu izah etmenin faydalı olacağı yönünde ip uçları verdi. Toplumda bilinmeyen veya yanlış bilinen bir çok konuyu gerek sosyal medya, gerek arkadaş toplantılarında dile getirmek topluma doğru bilgileri ulaştırmak herkesin vatandaşlık görevi olduğunu unutmayalım.

 

Büyük Selçuklu İparatorluğundan Osmanlıya  fethedilen topraklara Anadoludan Türk nüfusu yerleştirilirdi. Selçuklulardan beri Balkanlara gönderilen Türk unsurlarının Anadolu’da meydana gelen demografik düzen faaliyetleriyle ilgili olduğu bilinmekyedir. Bu akım devlet eliyle sistematik olarak yapılmış, fethedilen topraklarda güvenlik bu şekilde sağlanmıştır.

 

Selçuklu ve Osmanlı sarayına mensup şehzade ve liderler (İzzeddin Keykavus, Süleyman Paşa gibi), Rumeli’de bulundukları süre içerisinde buradaki verimli topraklara gelen Türkleri  teşkilatlandırarak bölgedeki Türk iskânının temellerini atmışlardır. Osmanlı dönemi Balkanlara yapılan camiler, medreseler, köprüler bilinmektedir.  

 

Fatih Sultan Mehmet Han'ın istanbul'u fethinde de İstanbul'a 5000 aile getirilip yerleştirilmesi emrini vermişti. daha sonra 15000 haneye erişmiş 75 bin nüfusa erişmişti. Osmanlı döneminde Anadolu Türkleri Balkanlarada bu şekilde gitmişlerdir. Bunların içinde asker, din adamı, öğretmenlerde bulunmaktadır.  Balkan coğrafyasına Türk'ler yerleştirilmiş, alınan topraklarda herhangi bir isyan çıkması bu şekilde önlenmiş ve nüfus dengeleri sahlanmıştır. 

 

Günümüzde halk arasında Balkan göçmeni, Selanik, Makedon göçmeni Balkan göçmeni Trakyalıyım, Boşnak veya Arnavutum gibi konuşmalar duyarız. Halk arasında bu söylemlerle tanışmalar yapılır. Doğru olan ortak isim ''RUMELİ TÜRKLERİ'' dir. Balkan coğrafyasına Anadolu Türkleri gitmiş ve onların çocukları, torunları biz ''memlekete'' dönüyoruz diyerek Türkiye'ye gelmişlerdir. 

 

Toplumda tarih bilmeyen, veya bildiği halde toplumda kutuplaşma yaratan bir takım güruh maalesef bilinçli bir şekilde kimliklere saldırmaktadır. Yaptığımız araştırmalarda sosyal medya üzerinden tartışma açmaya çalışan bir çok yurt dışı hesabı tespit ettik. Ülkemizin zor günlerinde her yerden saldırarark halkta huzursuzluk yaratma peşinde olanlara toplum gerekli cevabı vermiştir. Türklerin tarihini lekelemeye çalışanlara toplum en mantıklı cevabı vermelidir ve verecektir. 

 

 

HABER GALATA

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş...
Okunma Sayısı : 248   
10.1.2019 08:53:43

 

 

Suriye'de başlayan olaylar sonrası ülkemize yoğun bir göç hareketi yaşandı. 2013 yılında başlaya göç 2014 ve 2015'de artarak 2018 verilerine göre 3 milyon 622 bin 366 kişiye ulaştı (Göç İdaresi 3.622.366).

 

Suriye, Afganistan ve İran'dan başlayan göç hareketi milyonlarca insanın sınırlarımıza gelmesiyle oluşan ''Açık Sınır Politikası'' uygulanma zorunluğu doğdu. 

 

2010-2011 yıllarında, bazı yabancı ülkelerin iklim değişikliği adı altında hazırladığı raporlarda yukarıda yazılı ülkelerden göç hareketleri yaşanacağı açıkça işaret ediliyordu. Bizim kurumlarımız bunları göremedi ve iyi değerlendiremedi. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. 

 

Milyonlarca masum insan ülkelerini terketmek zorunda kalmış ve sığınacak ülkelere doğru yola çıkmış ve bir çoğu Türkiye'ye sığınmıştır. Yaşlı, kadın ve çocukların yaşadığı bu zorlukları tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Kamplardaki zor şartlar, kış aylarında yaşanan zorluklar, Kızılay ve AFAD'ın milyonlarca insana anlık destek vermesi kolay olmadı, halende kolay değil. Çünkü sınırdan girdikten sonra bütün iş bu iki kuruma yıkılmış durumda. 

 

 

Türkiye'de gerek siyaset, gerek toplum, gerek ilgili kurumlar bazı sorunları doğru zeminde tartışamıyor. Sorunları yeni bir sorun yaratarak çözmeye çalışıyoruz, tabi gerçekler hiç öyle değil. 

 

Uzun zamandır tartışılan ülkemize sığınan resmi adıyla ''Geçici Koruma Unsurları'' ( Suriye-İran-Afganistan vatandaşları) üzerinden toplumda bir takım rahatsızlıklar oluşmuş ve konu tartışılmaya başlanmıştır. 

 

Taraflar konuyu  tartışırken; bir taraf diğer tarafı ırkçı olmakla suçluyor, bir diğer taraf yapılan yardımlar ve harcanan 187 milyar Türk Lirasının kendi ceplerinden çıktığını ima ederek bu soruna bir çözüm bulunmasını istiyor. İlçelerde kalabalıklaşan yabancı nüfusun yaşamlarını zora soktuğundan bahsediyor. Her iki kesimdende kötü niyetli yaklaşım içinde olanlar olduğunu görüyoruz bunlar toplum içinden, gazeteci veya siyasetçilerde olabiliyor. 

 

8 Eylül 2018 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın yaptığı açıklamada ''Geçici Koruma Unsurlarını'' kastederek gönüllü ve güvenli bir şekilde ülkelerine dönüşlerinin sağlanmasını belirtmişti. İlgili kurumlar bunu talimat olarak görmeli ve hemen harekete geçmeliydi. 

 

 

Geçtiğimiz günlerde TBMM Başkanı Binali YILDIRIM'da İstanbul'da basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda ''Geçici Koruma Unsurlarını'' belirterek bunların ülkelerine geri dönüşün sağlanacağını, 300 bin civarında geri dönüş olduğunu ve geri dönüşlerin devam edeceğini açıkça çok net belirtti.  

 

Bu süreç içerisinde yapılan tartışmaları analiz ettiğimizde iktidar partisine yakın olan veya partili bazı isimler yazılı ve görsel medyada konuyu gerçekleri yansıtmayan bir zemine çekmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasına karşı bir takım söylemlerde bulunmuşlardır. 

 

İktidar partisi içinde bu konuyu yanlış bir zemine çekenlerin bazılarının Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasından habersiz olduğu için bu yönde bir savunmaya geçtiğini bilmeyerek bu hatayı savunduklarını, diğer kesimin emparyalist planların uygulayıcısı olan, siyasi bilinçlendirme yaparak  emparyalistlere çanak tutanlar olarak ikiye ayırmak zorunda olduğumuzu görüyoruz. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 8 Eylül 2018 günü yaptığı açıklama ''Devlet Politikası'' anlamındadır ve ilgili kurumların hemen harekete geçmesi gerekmektedir. Tabi biz maalesef halen bunu anlayamıyor ve göremiyoruz, Ankara'dan birileri gelecek ve bu sorunları kendileri çözecek diye bekliyoruz. Harekete geçenleri engellemeye kalkan partililer olduğunu görüyoruz. 

 

Toplumda yükselen seslere kulak vermek, sorunları doğru zeminde tartışmak, toplumun çözüm önerilerini dinlemek ve bu sorunlara çözüm yolları göstermek iktidar partisinin görevidir. Ayrıca bu sorunlarda iktidar partisine oy veren seçmeninde ciddi şikayetleri olduğunu biliyor, duyuyoruz, tabi yüzyüze geldiklerinde bunları konuşamıyor sorunlarını dile getiremediklerinide görüyor ve biliyoruz. 

 

Medyada konunun tartışıldığı kadarıyla taraflarca sunulan tekliflerin çok gerekçi olmadığını ve bunların bir çözüm yolu gösteremediğini anlıyoruz. 

 

Almanya'da imzalanan, Türkiye'ye büyük zarar veren, ''Tüyü Bitmemiş Yetim Hakkını'' korumayan, tek tarafı koruyan onların çıkarlarını gözeten (AB Ülkelerini) ''geri dönüş anlaşmasının'' detaylarına girmek bugünün sorununa bir çözümde bulmuyor. ''Açık Sınır Politikası'' büyük hataydı demekle de günümüzün sorunları çare olmuyor, 35 milyar dolar (187 milyar Türk Lirası) harcadık ama ülkemize sığnan masum insanlar sokaklarda halen dilencilik yapıyor çöplerden ekmek topluyor bu paralar nereye harcandı diye sormakta bugünün sorunlarına çözüm bulmuyor,  ben kalacaklar diyorum diyerek şahsi inatlaşmalarlada toplumun sorunlarına çözüm üretemiyor ülkemize katkı sağlayamıyoruz. 

 

Yaşlı, kadın ve çocuklar gerçek ihtiyaç sahibi dışında kontrol edilemeyen ''Geçici Koruma Unsurlarını'' ülkelerine gönüllü dönüşlerinin sağlanması için projeler geliştirilmedilir. Bu proje gönüllü dönenlere aylık verilen devlet yardımlarının 6 aylık peşin verilmesi, gittiğinde 6 ay süreyle her ay hesabına yardım gönderileceği ve gidişi için yol masraflarının karşılanacağı şeklinde bir başlangıç yapılabilir. 

 

Ankara, Valilik ve Kaymakamlara göndereceği genelgeyle projeyi başlatabilir, kaymakamlıklara bilgilendirici afişler asılabilir veya bunlar ilgililere duyuralarak sağlanabilir. Bugü basına yansıyan gönüllü geri dönüş yapanların tekrar ülkemize geldiği ve bunlara tekrar maaş bağlanması ve sağlık imkanlarından yararlandırılmasına yönelik genelge çıkarıldığı ve valiliklere gönderildiğini okuduk. 

 

6883-MADDE 12: Geçici korumanın bireysel olarak sona ermesi veya iptali.

 

a) Kendi isteğiyle Türkiye’den ayrılması.

 

Türkiye'den ayrılmasıyla ''Geçici Koruma'' sona ermiştir. Türkiye'ye aynı statüde giriş yapması ve geçici koruma haklarından faydalanması mevzuata göre mümkün değildir. Ayrıca uluslarrası yardım kuruluşlarıyla imzalanan anlaşmalarda da ülkeyi terkeden Geçici Koruma Unsurunun tekrar yardımlardan faydalandırılmasının mümkün olmadığı yönündedir. Ülkemizin bulunduğu ekonomik sorunlar ortadayken siyasi veya kişisel inatlaşmalarla bir yol alınamayacağı gibi yeni sorunların yaşanmasınada sebeb olacaktır.

 

Ülkeden gönüllü çıkan sığınmacının tekrar ülkeye alınması ve tekrar aynı haklardan yararlanılmasının istenmesi günümüz gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'nın politiklarına karşı atılmış bir adım olarakta değerlendirilebilir. Valilere gönderilen genelgenin çok doğru bir yaklaşım olmadığı çok açık.

 

Valilerin ve Kaymakamların Cumhurbaşkanına bağlı olduğunu ve Türk Milletini temsil ettiğini ve onların haklarını koruduğunu unutmamak gerekir.

 

Vatandaşlarımızın Cumhurbaşkanımız ve Meclis Başkanı Yıldırımın açıklamalarından sonra biraz daha sabırlı olmaları, sorunlarını ilçe Kaymakamları veya yazılı dilekçelerle Valiliklere başvurmaları sorunları yazdıkları dilekçede belirtmeleri en doğru bir yöntem olacaktır.

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

 

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

 

İnsan doğup büyüdüğü ortamdan, yurdundan uzakta ne kadar iyi bir yaşama ortamında bulurnursa bulunsun, yinede yurdunu arar; onun özlemini çeker. 

 

Bizim insanımız merhametlidir, her ne kadar kızsa sesini yükseltsede bu resimleri gördükten sonra gerçekleri daha iyi anlayacaktır. 

 

 

 

HABER GALATA 

 

Cumhurbaşkanı ERDOĞAN ve Türkiye'nin Diplomasi Zaferi, Suriye
Okunma Sayısı : 244   
10.1.2019 05:35:30

 

ABD Başkanı Donald Trump 20 Aralık 2018 günü yaptığı açıklamada; Suriye'de DAEŞ'i yenilgiye uğrattıklarını dile getirerek, "Askerlerimizin eve dönme zamanı geldi" ifadesini kullandı. Trump, Yaklaşık 2 senedir ABD Başkanıyım, gerçekten aşama kaydettik ve DAEŞ'i yendik" Artık kazandık, Eve dönme vakti. 

 

 

***

 

ABD Başkanı Donald Trump, Suriye'den çekilme kararı kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin, "Cumhurbaşkanı Erdoğan, bana Suriye'deki IŞİD kalıntılarını yok edeceği konusunda kuvvetli bir bilgi verdi. Kendisi bunu yapabilecek bir adam. Ayrıca Türkiye (Suriye'nin) kapı komşusu. Bizim askerlerimiz eve dönüyor" ifadesini kullandı.

 

 

 

***

 

ABD Başkanı Trump: Cumhurbaşkanı Erdoğan DEAŞ'ı ortadan kaldıracak. Irak'a sürpriz ziyaret gerçekleştiren Trump ABD askerleri ile buluştu. Trump, "DEAŞ’ı ortadan kaldırmak isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’la çok iyi konuşmalar gerçekleştirdim. O ve diğerleri bunu yapacak." dedi.

 

***

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'la yaptığı telefon görüşmesi sonrası; 


Başkan Trump ile verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, "Bugün ABD Başkanı Sayın Donald Trump ile ticari ilişkilerimizden Suriye´deki gelişmelere kadar birçok konuda eş güdümümüzü artırma noktasında mutabık kaldığımız verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Görüşmemizin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullanmıştı.

 

***


Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile telefonda görüştü.


Erdoğan, Trump'la ticari ilişkilerden Suriye'deki gelişmelere birçok konuda eşgüdümü artırmada mutabık kalınan telefon görüşmesi yaptığını bildirdi. Trump da, uzun ve verimli bir görüşme yaptıkları mesajını paylaştı.


***


Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bizim Suriye'nin topraklarında gözümüz yok ama Suriye'den bize gelecek terör saldırılarına karşı tavrımız kesindir. (Suriye) Samimi olan Arabı Kürdü Türkmeni hepsi ne diyorlar, 'Türkiye gelsin' Niçin? Çünkü Türkiye'ye inanıyorlar, Türkiye'ye güveniyorlar.

 

***

 

Terör örgütü YPG’nin terör örgütü DEAŞ ilgisi 

 

 


ABD’nin Suriye’den askerleri çekme kararı sonrası terör örgütü YPG yine DEAŞ’a sarıldı. Terör örgütü, elinde tuttuğu 3 bin 200 DEAŞ’lı teröristi serbest bırakma tehtidinde bulundu.

 

***


Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan "İran'a yönelik baskılara karşı kardeş İran halkının yanında duracağız" dedi. Ruhani ise Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda Türkiye ile hemfikir olduklarını belirtti.


***


Rusya ABD'nin Suriye'den çekileceğinden 'şüpheli'


Rusya Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Frants Klintseviç, ABD’nin Suriye’den tümüyle çekileceğine inanmadıklarını söyledi.


***


ABD Başkanı Trump'ın açıklamasından sonra bir çok ülke başkanından itirazlar geldi.


Fransa Cumhurbaşkanı Macron ABD'nin Suriye'den çekilme kararından derin üzüntü duyduğunu açıkladı. ABD çekilse dahi terör örgütü  YPG/PKK'ya desteğini sürdüreceğini duyuran Fransa'nın Suriye'deki asker sayısı sadece 200 civarında.


***


İsrail'den daha sert açıklamalar geldi. İsrail medyasında, İsrail'in Suriye'de özellikle İran'a karşı yalnız kalacağı yönünde haberler yer almış, Trump kararından dolayı sert bir şekilde eleştirilmişti.

 

Filistinli annelere ölüm çağrısı ile tanınan İsrail Adalet Bakanı Ayelet Şaked, bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve Türkiye'yi hedef aldı. Şaked ABD'nin Suriye'den çekilmesini gerekçe göstererek terör örgütü YPG/PKK'yı koruma çağrısı yaptı.

 

ABD Başkanı Trump yaptığı açıklamada; "Netanyahu'ya, 'Biliyorsunuz, İsrail'e yıllık 4 buçuk milyar dolar veriyoruz. Eğer ki kayıtlara bakarsanız bundan çok daha fazlasını verdiğimizi de göreceksiniz." cevabını verdi.

 

***


ABD başkanı Suriye'den çekiliyoruz açıklaması sonrası ABD Savunma Bakanlığı'ndan üçüncü üst düzey istifa geldi. 


Brett McGurk'ün istifası sonrasında ABD Başkanı DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilciliğine halen ABD Suriye Özel Temsilciliği görevini yürüten James Jeffrey atandı.

 

Savunma Bakanlığı görevinden istifa eden Mattis'in de Şubat ayına kadar geçici olarak makamında bulunması planlanıyordu ama Mattis Ocak başında görevini bıraktı. Mattis istifa açıklamasında Trump ile görüş ayrılıkları olduğunu dile getirmişti. Mattis başkan Trump'ın Suriye'den çekilme kararına karşı çıkması nedeniyle istifa ettiği basına yansıdı. 


ABD Savunma Bakanlığı özel kalem müdürü Kevin Sweeney, Bakan James Mattis'in görevden ayrılmasından bir ay sonra istifa etti.

 

***

 

ABD medyasına yansıyan haberlerde ABD başkanı Trum'tan farklı görüşte olan Pentagon'un ABD başkanı Trump'ın Suriye'den çekiliyoruz açıklaması sonrası ABD basınında yer alan haberlerde Pentagon'un Başkan Trump'la farklı görüşte olduğu haberlerine yer verildi.

 

Açıkalama sonrası harekete geçen ABD'li John Bolton İsrail'e giderek Netanyahu'la ortak basın toplantısında,  İsrail'den gerçekleri yansıtmayan açıklamalar ırkçı etnik kimlikler üzerinden ayrımcı açıklamalar, Türkiye'de gerek siyaset gerek vatandaştan ciddi tepki gördü. Bolton'un Türkiye'ye geleceği haberleri sonrası vatandaşta ciddi rahatsızlık yarattı, sosyal medya üzerinden ABD ve Bolton'a tepkiler yükseldi.  

 

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un terör örgütü YPG'yi koruma altında tutma çabaları önümüzdeki günler dünya kamuoyunda olumsuz yönde geniş yankı bulacak. Terör örgütünün insan hakları ihlalleri ve bölge halkına gösterdiği kötü muamele uluslarası toplantılarda gündeme getirilecek. 

 

 

ABD başkanının Suriye'den çekiliyoruz açıklaması kabullenemeyen bir grup Amerikalı olduğu gerek ABD basınında, gerek Türkiye'de geçmişten gelen tecrübeden anlaşılıyordu.ABD heyetinden yapılan açıkla sonrası

 

***

 

E. Genelkurmay Başkanı, bugünün  Milli Savunma Bakanı Hulusi AKAR'dan jet açıklama  geldi. 

 

 

***

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın başkanlığındaki Türk heyeti ile Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton başkanlığındaki ABD heyeti bir araya geldi.

 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde basına kapalı gerçekleşen görüşme, 2 saat 10 dakika sürdü.

 

İbrahim Kalın'ın John Bolton'a verdiği kırmızı dosyalarda neler var?

 

Dosyalardan birinde Türkiye'nin Kürtlere yönelik kucaklayıcı politikalarının olduğunu belirten Kalın, "Birincisi Kürt kardeşlerimize ve Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımıza yönelik kucaklayıcı, kapsayıcı politikalarını içeren bir bilgi notuydu. Suriye, Irak ve bölgedeki diğer Kürtlere yönelik bir bilgi notu." dedi.

 

Diğer dosyanın ise YPG/PYD'nin faaliyetleriyle ilgili olduğunu vurgulayan Kalın, "İkinci dosya ise YPG/PYD'nin Suriye'de işlediği suçlar ve insan hakları ihlalleriyle ilgili bir dosya. Bu konu bildiğiniz gibi daha önce birkaç ABD kuruluşu ve birkaç insan hakları derneği dışında hep hasar altı edildi. Halbuki gerek Tel Abyab'da gerekse Aynülarab'da, Kobani'de yani terör örgütü YPG'nin kontrolü altındaki yerlerde uyguladığı zulümler ve zorla tehcir gibi insan haklarını ihlal eden uygulamaları var." dedi.

 

***

 

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Başkan Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararının kesin olduğunu duyurdu.

 


ABD Dışişleri Bakanlığının yazılı açıklamasına göre, Orta Doğu turu kapsamında sürpriz ziyaretle Irak'a gelen Pompeo, ABD'nin Erbil Başkonsolosluğunda basın mensuplarına verdiği demeçte, "ABD Başkanı'nın Suriye'den çekilme kararı çok açık." dedi. Birliklerimizin nasıl güvenli şekilde çıkacağını ayarlamak için görüşmeler yapıyoruz. 

 

***

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya ve İran liderleriyle başlattığı yoğun diplomasi trafiği. Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğü konusunda aynı fikirde olduklarına yönelik üç liderden ortak açıklama geldi. Amerika'da bir takım gruplar ve bazı Avrupa Birliği ülkeleri görüşmeleri sabote etmeye çalışsada başaramadı. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan - Rusya Devlet Başkanı Putin - İran  Devlet Başkanı Hasan Ruhani 

 

 

***

 

2017 de başlaya Astana görüşmeleri Türkiye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarının yoğun diplomasi trafiği sonuç verdi. 

 

Suriye'deki süreç hakkında BM ve Türkiye-Rusya-İran Dışişleri Bakanları Cenevre’de uzlaşma sağladı. Suriye’nin yeni anayasasını yazacak komitenin kurulduğu açıklandı. Suriye Anayasa Komitesinin, ilk toplantısını 2019’un başında yapacağı belirtildi.

 

 

***

 

2 bin ABD askeri çekilecek.

 

 


Suriye’nin kuzeyinde YPG terör örgütünün etkili olduğu bölgeler Türkiye’nin gözetimi altında.  Bölgeye plananan harekat öncesi ABD, askerlerini çekme kararı aldı. Gözler ise Türkiye’nin dile getirdiği askeri harekatın ne zaman yapılacağında.

 

***

 

ABD Başkanı Trump'ın Aralık ayında Suriye'den askerlerimizi çekiyoruz açıklaması dünyada olduğu kadar Türkiye'de de geniş yankı buldu, yıllardır Amerika'nın Suriye'den çekilmesi isteyen ABD Suriyeden çıkmalı diyen bir çok gazeteci, yazar, uluslararası ilişkiler uzmanı, siyasetçi, emekli diplomat, ve güvenlik uzmanı köşe yazılarında veya çıktıkları programlarda ABD neden çıkıyor noktasına kadar geldi. 

 

Türkiye'de bazı medya ve akademik çevrelerde Türkiye'yi farklı konumlandırmak, bağımsız hareket etmesi yönünde söylemlerden uzaklaşarak ABD, İngiltere gibi bazı ülkeleri referans göstermeleri dikkat çekti. ABD, Rusya sonrası birde İngilizlerle dans etmeliyiz diyen yazar ve akademisyenlerin konuşmları dikkatlerden kaçmadı.

 

Özellikle Türkiye içinden gazeteci ve akademik çevrelerin ''Dezenfermasyon'' girişimlerini akıl tutulmalarını yakından takip ediyoruz. Neredeyse şimdide ABD gitmesin söylemleri her geçen gün artıyor. 

 

Türkiye güçlendikçe kendi kararlarını kendi alan ve uygulayan bir ülke olma yolunda ilerliyor. 

 

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ve Türkiye'nin büyük diplomasi zaferi devam edecek....

 

 

GÜNCEL devam edecek...

 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan vatandaşa müjde...
Okunma Sayısı : 246   
8.1.2019 17:03:34

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN; düzenli sosyal yardım alan ihtiyaç sahibi vatandaşların aylık 150 kilovat saate kadar elektrik tüketimlerini devletin ödeyeceğini, Ziraat Bankası aracılığıyla kredi kartlarını ödeme güçlüğü yaşayan vatandaşların kredi kartı borçlarının tek bir çatı altında toplanarak borcunun kapatılacağını, çok uygun şartlarda 24-60 ay vadeyle aylık gelirine uygun bir şekilde borcunu ödeyebileceğini müjdeledi. 

 

Halkbank esnaf ve sanatkârların işletme ve yatırım kredisi ihtiyaçlarını karşılamak üzere 2019’da yaklaşık 350 bin esnafa 22 milyar liralık kredi kullandıracağını da sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, çiftçiye tarım ve hayvancılıkta 2 milyar 35 milyon 300 bin TL destek sağlanacağını, Ziraat Bankası’nın çiftçiye destek olmak için kredi ödemelerinde farklı erteleme, yeniden vadelendirme ve yapılandırma alternatiflerini geliştirdiğini hatırlattı.

 

 

HABER GALATA

 

 

Son Haberler
Oy oranımız yüzde 18.81'dir. 18.81, 1881'dir. O da Atatürk'ün doğumudur

Milliyetçi Hareket Parti'li İl Başkanları Buluşması'nda konuşan Milliyetçi Hareket Parti'si (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Adana Kozan'da hakkımız yenmiştir, Iğdır'da hakkımız gasp edilmiştir, İstanbul Maltepe'de önümüz kesilmiştir" dedi.

 

Milliyetçi Hareket Parti'si (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli:

 

Bildiğiniz gibi, insana hizmet siyasetimizin ana amacıdır. Bu amaçtan taviz vermemiz, bu amacı tehir etmemiz eşyanın tabiatına bütünüyle aykırıdır. Yerel yönetimler insanımıza hizmetin ilk ve en öncelikli zeminidir. Demokrasinin kökleşmesi, karar mekanizmalarının aşağıdan yukarıya doğru kurulması ve kurumsallaşması yerel yönetimler sayesinde gerçekleşmektedir. Münakaşadan ziyade müzakerenin güçlenmesi, muğlak ve muamma ilişkiler yerine mutabakat ve meşverete bağlanmış diyalogların genişlemesi yerel yönetimlerle birlikte oluşmaktadır.

 

İnsanımızla doğrudan temasın ilk yüzü yerel yönetimlerdir. Öyle ki, demokrasinin barometresi de yerel yönetimlerdir. Eskilerin ifadesiyle söyleyecek olursak, tebşir ederek tedvir, yani müjdeleyerek yönetim yerel yönetimlerin temel felsefesidir. Bizim bakış ve anlayışımızın özü de budur.

 

Belediye hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla 1826’da kurulan İhtisap Nazırlığı’ndan bugüne kadar geçen 193 yılda yerel yönetimler alanında önemli mesafeler alınmış, çok sayıda reform ve düzenlemeler yapılmıştır.

 

İstanbul’da modern anlamda ilk belediye idaresi ise “İstanbul Şehremaneti” adıyla 1854 yılında çıkarılan bir Nizamname ile kurulmuştur. Osmanlı döneminde ilk belediye uygulamaları Beyoğlu ve Galata semtlerinde görülmüşken, bugün 1398 belediye yönetimine ulaşmış olmamız önemli bir gelişmedir. Özellikle Cumhuriyet’in ilanında 421 olan belediye sayısının 96 yıl içinde yaklaşık 3,5 kat artması millete hizmet aşkının, demokrasiye sadakat hissiyatının bize göre en bariz numunelerinden birisidir.

 

Belediye demek, umuda aralanan kapı, ufuk ötesine açılan kavrayış demektir. Belediye demek, hakka hürmet, halka hizmet, hakikate riayet demektir. Belediye demek, akıl, ahlak ve adalet üçgeninde kul hakkını gözeten, emanete vefa gösteren, erdemli yönetime gövdesini yerleştiren adanmışlık ve inanmışlık demektir.

 

Belediye yönetimlerini üstlendiğimiz her vatan köşesinde, kalp kırmayacağız, hiç kimseyi incitmeyeceğiz, kutuplaşmaya izin vermeyeceğiz. Hoca Ahmet Yesevi ne güzel de buyurmuş: “Kalp kırmak, Allah-ü Teala’yı incitmek demektir.” Nitekim bu hususta hem titiz, hem de vicdani teyakkuz halinde olacağız. Ben değil, biz diyeceğiz. Ama biz içindeki sayısız beni görmezden gelmeyeceğiz. İnsanımızın ümitlerine dokunacağız, herkese samimiyet ve şefkat göstereceğiz.

 

Gücümüzü koltuktan değil, kalbimizden, kafamızdan ve karakterimizin asil vasıflarından alacağız. Makam tutkusuna kapılıp kişilik ve kimlik ölçülerinden kopmayacağız. Mert olacağız, namerde eyvallah etmeyeceğiz. Hukukun çizgisinden, helalin yolundan asla savrulmayacağız. Millet sevdasından bir an olsun ayrılmayacağız. Çalışmaktan gocunmayacağız. Üretmekten, üretken belediyeciliğimizi anlatmaktan yorulmayacağız. İtidalli olacağız. Önce tedbir, sonra tevekkül diyeceğiz. Sağduyulu hareket edeceğiz. Sabır göstereceğiz. Meselelere stratejik bakacağız. Sükûneti gözeteceğiz. Bir söylüyorsak bin düşüneceğiz. Bir selamın bin hatır edeceğini bileceğiz.

 

Ah dememek için akledeceğiz, ahitlerimize bağlı kalacağız. Dinleyeceğiz, dinlediğimizi hissedeceğiz, hissettiğimizi tatbik edeceğiz. Zamanın dar kalıplarına sığmayacağız, mesai saatlerine sıkışıp kalmayacağız. Bahane değil iş üreteceğiz. Gelişmeler karşısında bana ne değil, bize ne düşer diyeceğiz. Varsın birileri dedikodu yapsın, biz işimize bakacağız.


Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Cumhur İttifakı’nın itibar ve iradesini asla lekeletmeyeceğiz. Meşhur ve merhum İslam düşünürü İbn-i Haldun veciz bir şekilde demişti ki: “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.” Geçmişimiz şereflidir, geleceğimizin teminatıdır. Gelecek geçmişimizin istikametinde tecelli edecektir. Hamd olsun dünümüz temiz, yarınımız emindir. Buna layık olmak, bunun gereğini yapmak boynumuzun borcudur. Dikkat ediniz, belediye haksız kazanç kapısı, ulufe dağıtım kaynağı değildir. Belediye; partizanlık, yandaşlık, yağcılık, yardakçılık, dar kadroculuk, beleşçilik, bencillik, beş yıllık saltanat, devletin malı deniz demek hiç değildir.

 

Allah korkusu olmayan belediye yönetimlerinin sonu karanlıktır. Geçmişte bu yola sapanlar aramızdan birer birer ayrılıp gitmişlerdir. Vatandaşlarımızla empati yapamayan, dertlere deva olamayan, sorun ve şikayetlere kulak veremeyen belediye yönetimlerinin akıbeti biliniz ki kayıptır. Mütemadi ilerleyiş ve irade görülmeden mutlak bir muvaffakiyet vuku bulamaz.

 

İkbal düşkünü değil, siyasi iffet düşkünü olmak lazımdır. Çıkarların ikmaline değil, haysiyetin ifasına, hidayetin ifadesine, hizmetin idamesine dört elle sarılmak önem ve öncelik sıralamasında en önde yer almalıdır. Diyor ya Hz.Mevlana: “Kula bela gelmez Hak yazmadıkça, Hak bela vermez kul azmadıkça.” Şehirlerinin emanetini üstlenen değerli arkadaşlarımın bu hususlara azami dikkat göstereceklerine içtenlikle inanıyor, hepinizden bunu bekliyorum.


31 Mart seçimlerinde Türk milleti Milliyetçi Hareket Partisi’ne çok değerli bir destek vermiştir. Bu desteği heba ve heder edemeyiz. Milletimizin güvenini sarsamayız, hayal kırıklığına uğratamayız.

 

Milliyetçi Hareket Partisi tuzakları boza boza bugünlere gelmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi engelleri aşa aşa, manşetleri yene yene, adeta düştüğü yerden dev gibi doğrularak müstesna bir başarıya imza atmıştır. Bu başarının altında hepinizin payı vardır.

 

Alayınızı kutluyor, il başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İnandık, ihanete birlikte direndik. İman varsa, imkan vardır dedik. Kenetlendik, mücadelenin gereğini beraberce gerçekleştirdik. Yolumuza çıkan sırtlanları kenara ittik, sırtımızdaki keneleri el birliğiyle temizledik. İmkansızlıklara teslim olmadık, ilkel saldırılara boyun eğmedik. Dedik ki, vatan bölünmeyecek, bayrak inmeyecek, ezan susmayacak, Türkiye sonsuza kadar var olacak. Milli bekamız üzerinde oyun oynayanlara sonuna kadar direnç gösterdik. Yapamayacağımızı söylediler, öyle bir yaptık ki, şaşkınlıklarından şoka girdiler, köşe bucak kaçacak yer aradılar.

 

Bilmiyorlardı ki, küllerimizden yeniden doğarız. Kalın kafaları basmıyordu ki, üç hilali gölgelemeye hiçbir menfur ve menhus emelin gücü yetmez. Toparlanamaz demişlerdi, toparlanmak şöyle dursun iddia ve iftira sahiplerini iman dolu nefesimizle devirdik, azgınlaşan nefisleriyle birlikte yerle yeksan ettik. Bununla yetinmeyeceğiz. Aldığımız sonuçlar bize yeter demeyeceğiz.

 

31 Mart’ta; 1 büyükşehir, 10 il, 58 metropol ilçe, 78 ilçe, 89 belde olmak üzere toplam 235 belediye başkanlığını kazanmamız tesadüfi değil tarihi bir başarıdır.

 

Adana Kozan’da hakkımız yenmiştir. Iğdır’da hakkımız gasp edilmiştir. İstanbul Maltepe’de önümüz kesilmiştir. Ne var ki başarıya duyduğumuz inancı bir türlü engelleyemediler. Ulaştığımız başarı günbegün yoğunlaşan bir mücadelenin eseridir. Bu başarı milletimizin bize duyduğu güven duygusunun müessir esenliğidir. 31 Mart’ta 1389 belediyenin 987’si Cumhur İttifakı’nın siyasi sorumluluğuna teslim edilmiştir. Belediye başkanlıkların yüzde 72’si Cumhur İttifak’ını oluşturan MHP ve AK Partinin yönetimine geçmiştir.

 

Samanlıkta iğne arayanlar, çalı dibi yoklayanlar, karanlıktan aydınlığa taş fırlatanlar, harman yeri dişleyenler bu gerçeği örtemezler, hakikatin ışığını perdeleyemezler. 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Seçimleriyle 31 Mart 2019 Mahalli İdareler Seçimlerini mukayese ettiğimizde belediye sayısını oransal düzeyde en çok arttıran Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Sadağından çıkan ok hedefine varmıştır. Attığımız her doğru adım günden güne hızlanarak menziliyle buluşmuştur. Altını kalın olarak çizmek isterim ki, 31 Mart seçimlerinde 3 bin 658 belediye meclis üyesi partimizin listelerinden seçilmiştir.

 

188 il genel meclis üyesi partimizi temsilen seçilmeyi başarmıştır. Kara kampanya faillerinin ne uydurup, neyi servis ettiğine aldırmıyoruz. Biz millet ne diyor ona bakıyoruz. Biz tarih ne diyor, ecdad ne diyor, istikbal haklarımız neye ihtiyaç duyuyor onu hissediyor, ona kulak veriyoruz. Bunların dışında kim ne söylüyorsa fuzuli laf kalabalığıdır. Müfterilerin isnatları, müfsitlerin ithamları, münafıkların ilkesizlikleri ayaklarımızın ta altındadır, kuşkusuz çiğnenmeye müstahaktır. Türkiye muhaliflerinin itibarsız ve iradesiz sözleri nazarımızda yok hükmündedir. Bir adama bakarız adam mı diye, bir de lafa bakarız laf mı diye.

 

Karşımızda saf saf dizilen ihanet ve iftira mangasının ne adamlıktan nasipleri, ne de laflarının en ufak kıymet-i harbiyesi vardır. Cumhur İttifakı 31 Mart’tan zaferle çıkmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi güçlü şekilde tescillenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi de 31 Mart’ta yüzünü ağartacak müstesna bir netice elde etmiştir. Kıskanan varsa buyursun kıskansın. Çekemeyen varsa durmasın çatlasın. 31 Mart’ta beka için milli karar, cumhur için istikrar anlayışı galip gelmiştir. 31 Mart’ta sağduyunun birlikteliği açık ara öne geçmiştir. Bütün belediye başkanlarımızı, il başkanlarımızı, seçilemese de sahada çok aktif mücadele eden bütün adaylarımızı, Cumhur İttifakı’nın bütün mensuplarını yürekten tebrik ediyorum. Takdir ve teveccühünden dolayı aziz milletimize bir kez daha teşekkür ediyorum.

 

Muhterem Dava Arkadaşlarım, Değerli Basın Mensupları,

 

Milliyetçi Hareket Partisi yarım asırdır siyasetin zorlu etap ve kulvarlarını inancıyla, tertemiz ülküleriyle aşmasını bilmiştir. Nice badirelerle, nice ağır imtihanlarla sınansak da her seferinde daha da güçlenerek yolumuza devam ettik. Önce ülkem ve milletim dedik. Biz bu ülkeyi karşılık beklemeden sevdik. Tıpkı aşığın maşukuna vurulduğu gibi biz de Türk milletine vurulduk. Ama vurgun yemedik, dur durak bilmedik. Milli bekamızın varlığına başımızı koyduk. Milli birliğimizin yaşatılmasına yemin ettik. Türk-İslam Ülküsünün hedefleriyle bezendik ve bilendik. Zaman oldu hissemize çile, hanemize ateş düştü; baş göz üstüne dedik, hiç sızlanmadık, hiç sitem ve şikâyet etmedik. Gün geldi şehadet dediler, mahkûmiyet dediler, mağduriyet dediler, seve seve katlandık, ne yapalım kaderimiz buymuş deyip acımızı içimize gömdük. İçin için ağlasak da belli etmedik. Ülkümüz vardı, ülkücü olduk. Ülkemiz vardı, sevdalısı olduk. İlkelerimiz vardı, tutarlı ve ahlaklı hayat çizgimizi muhafaza ettik. Hatırımızdan hiç çıkarmadık ki, gündelik hayatın kaygıları altında vizyonları kısıtlanmış kitlelere anlam ve güç kazandıran büyük dava adamlarının varlığıdır, gösterdikleri dirayettir. İnsanı anlamlı kılan, insan olarak yaradılışından da öte; bir toplum içinde yaşıyor olmasıdır. Bunu asla unutmadık. Yalnızca yaşıyor olmaktan başka bir gaye taşımayan toplumların, tarihin acımasız çarkında nasıl öğütülmüş olduğunu beşeriyetin kalıntılarına bakarak öğrendik. Gerçekte gaye, hayatın anlamıdır, gücüdür. Gaye varsa hayat anlam kazanacaktır. Hayat, varlığını sürdürmek isteyen ve bunun gereğini yapanlar için anlamlıdır, ayrıcalıklıdır. Ancak gideceği limanı bilmeyenler için hayat fırtınalıdır, zifiri karanlıktır.

 

Ne var ki gideceği yeri bilmek, ancak geride kalanı özümsemekten, bugünü anlamaktan, geleceği planlamaktan geçecektir. Geçmiş, bugün ve gelecek; bunlardan birinin eksikliği hedeften sapmalara, mesafelerin uzamasına, nefeslerin kesilmesine yol açacaktır. Yanlış yere saplanmak da, hedefin arkasına düşmek de, hedefsiz olmak kadar isabetten uzaktır. Geride kalan insanlığın izleri; dünü, bugünü ve yarını bir bütün olarak yorumlayamamış toplumların doğru zannettikleri yanlış yollarda nasıl heba ve helak olduklarının örnekleri ile doludur. Tarih bu kapsamda nice ibretlik olaylara sahnedir. Siyasetin doğru yapılması kadar doğru siyaseti yapmanın manası da burada aranmalıdır. Büyük hedefler büyük heveslerin, büyük hevesler ise büyük düşüncelerin eseridir. Hedefsiz fikir, dümensiz gemi gibidir. Böylesi bir gemi denizde yüzer, ama nereye gideceği meçhuldür. Fikirsiz heves tıpkı kanı çekilmiş bedene benzer. Hedefimiz vardır, hevesimiz vardır, fikrimiz varittir. Bizi biz yapan değerlerimiz tüm haşmet ve görkemiyle vakidir. Basit fikirlerden büyük heyecanlar doğmamış, doğmayacaktır. Küçük heyecanlardan büyük ülkülerin yeşermesi de beklenmeyecektir. Biz hayatı seyretmek için değil, seyrini değiştirmek için mücadele ediyoruz.  Biz siyaseti zaman doldurmak, meşgul olmak için değil, zamanın rotasını Türk milletinin lehine dönüştürmek için yapıyoruz. Korkarak, vehmederek, basit hesaplar yaparak, sinsi planlara meylederek, egolarımızın boyunduruğuna girerek hiçbir yere gidemeyeceğimiz açıktır. 

 

Gelişmeler karşısında cesaret gösteremeyen esaret altına girecektir. Hz.Mevlana ne güzel de söylemiş: “Cesaret akıldan geliyorsa cesarettir, bilgisizlikten geliyorsa cehalettir.” Akılsız cesaret körlük, sevgisiz siyaset köhneliktir. Sevmek için yürek, sürdürmek için de emek şarttır. Çok şükür biz de hem mangal gibi yürek, hem de fedakârlıkla perçinlenmiş emek vardır. Ve Türk milletinin ilelebet hizmetindedir. Cehaletin olduğu yerde zekânın fenerleri sönüktür. Korkaklığın olduğu yerde zafer fikri siliktir. İmkânsızlık sadece acizler için geçerlidir. Bizim lügatimizde böyle bir şey yoktur. Şunu unutmayınız ki, uzak hedefleri kucaklayan, hayal gibi görülen ülkülerin peşinden koşanlar gönlü, vicdanı, ruhu, heyecanı ve şuuru büyük olan dava adamlarıdır. Dava adamlarının dilinde imkansız diye bir şey yoktur. Ülkücü kendinden vazgeçerek varlığını ve geleceğini bağladığı milletinin devamına ve yükselişine adamış ve odaklamış şuur sahibinin unvanıdır.

 

Bu müstesna unvan, millet sevgisi ve kaygısıyla öylesine eriyiş halidir ki, tıpkı sufilerin ölmeden önce Allah aşkıyla benliklerini yok edişlerine benzeyen bir mecz olma haliyle millet sevgisi içinde yok oluşu ifade eder. O halde ülkücülüğün çıkış noktası ve yegâne dayanağı millet sevgisi ve millet varlığıdır. Millet namına ve millet için verilen mücadele engellerin birer birer aşılmasını gerektiren güçlü bir iradeyi de zorunlu kılmaktadır. Bu yüksek iradeye sahip olanlara biz “dava adamı”, bu niteliklerin cümlesine “dava adamlığı” adını veriyoruz. Dava adamı olmak için elbette önce adam olmak, mert olmak, ahlaklı olmak, ruh köküne sahip olmak, ya olduğu gibi görünmek ya da göründüğü gibi olmak asıldır, tarihi önemdedir. İşte bu ruh sayesinde ihanetlere göğüs geriyoruz. İşte bu ruh vesilesiyle Türkiye’nin tarihi haklarını korkusuzca müdafaa ediyoruz.

 

Artık öyle bir kavşaktayız ki, irade gösteremeyenlerle vakit kaybedemeyiz. Bedel ödemeyi göze alamayanlarla oyalanamayız. Kararının ardında duramayanlarla aynı hedefleri paylaşamayız. Fikrini ve mücadelesini savunamayanlarla birlikte olamayız. Soluğu kesilince saklanıp, zoru görünce kuytuya sinenlerle birlikte yürüyemeyiz. “Vatanımın ha ekmeğini yemişim, ha uğruna kurşun” diyebilen, diyebilmiş, diyebilecek yiğitlerin şeref payesi olan davamızı onun bunun ihtiraslarına kurban edemeyiz. Alnımız açıktır, başımız diktir, vicdanımız rahattır, yüreğimiz sevgi doludur. Hak edenle ekmeğimizi bölüşürüz, haksızlığa tevessül edenin ise yakasından tutar, hesabını sorarız. Zira haksızlık karşısında susmak dilsiz şeytanlıktır. Zulme rıza zulümdür. Zalime müsamaha zayıflık ve zillettir.

 

Efendimiz Hz.Muhammed buyuruyor ki: “Bir kötülük gördüğünüz zaman onu elinizle düzeltin, buna gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltin, buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğzedin.” Lütfen dikkat buyurunuz, 31 Mart seçimlerinden sonra kötü niyet ve hedef sahipleri daha da gün yüzüne çıkmışlardır. Özellikle Cumhur İttifakı’nı karalamak ve siyasi hesaplarla yaralamak için organize bir şebeke tedavüldedir. 

 

Bilhassa partimizin il genel meclis seçiminde aldığı yüzde 18,81 oy oranını diline dolayıp Cumhur İttifakı’nın hisarlarında gedik açmak için el ovuşturan fırsatçılar fitne nöbetine girmişlerdir. Halep oradaysa arşın sandıkta, YSK’nın tespitlerindedir ve oy oranımız yüzde 18,81’dir.

 

Milliyetçi Hareket Partisi’ne AK Parti’den kayış olduğunu söyleyerek Cumhur İttifakı’na suikast düzenleyen, muazzez birlikteliğimizi sabote etmeye kalkışan nifak yuvaları, şu işe bakınız ki, oldukça faaldir. Emel sahiplerinin maskeleri düşmüştür. Biz bunların alayını biliyor ve tanıyoruz. Ne yapmak istediklerini, nereye varmayı planladıklarını az çok fark ediyoruz.

 

Mesela FETÖ’nün Fehmisi, Pensilvanya’nın Koru’su, alenen husumet aşılamaya çalışmaktadır.  

 

Öteden beri kronik MHP düşmanı olan bu zat, anlaşılan 15 Temmuz’un rövanşını almak için kuyruğa girenler arasına adını çoktan yazdırmıştır. Bu şahsın hala elini kolunu sallayarak geziyor olması hayret verici bir garabettir. 31 Mart’ta Zillet İttifakı’nın kısmi mevzi kazanmasından ümitlenen ihanet lobisinin yüzüne kan gelmesi, cüretkarlıkta merhale kaydetmesi ibretlik bir tablodur. Pensilvanya korosunun eski gazeteci kadrosundan olan melun şahıs, Cumhur İttifakı içinde MHP’nin AK Parti’nin altını oyduğunu iddia etmiştir.

 

 

AK Parti’nin ittifakta eridiğini alçakça ileri sürmüştür. Hıyanetin Koru’su, AK Parti’nin, eski güzel günleri canlandırmaya yarayabilecek daha az zararlı bir müttefik bulmasını utanmadan sıkılmadan teklif edebilmiştir.

 

Hatta AK Parti’nin kendisine daha yakın, ülkeyi birlikte daha rahat yönetebileceği bir müttefik bulmasını önermiştir. Kızarmayan yüzlü, yaşarmayan gözlü, malum görevli devrededir.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimindeki organize usulsüzlüklerin ve sandık yolsuzluklarının üstünü örtercesine sonuçların hiç uzatılmadan kabulünü söyleyen bu köksüzün tekrar başını kaldırması 15 Temmuz şehitlerine büyük bir haksızlık ve hakarettir.

 

Türkiye’yi yöneten parti bellidir. Hükümet bellidir. Cumhurbaşkanımız ve Bakanlar Kurulu görevinin başındadır. Milliyetçi Hareket Partisi ise TBMM’de denge ve denetleme görevini icra konusunda sorumluluk üstlenmiştir. FETÖ’nün gazeteci kisvesindeki elamanı, eğer yanlış değerlendirmiyorsak, AK Parti’nin, bizatihi kuyusunu kazanlara kucak açmasını, yani eski müttefikleriyle tekraren beraber olmasını dilemektedir. Bu çürük yumurta, bu husumet odağı, ne hakla, hangi yüzle yazıp çizmekte, bunları nasıl söyleyebilmektedir? Bu ne şerefsizliktir? Puslu ortamların, bulanık dönemlerin kalemşörü olan bu şahsın nedametini duyan, geçmişinden dolayı utanç duyduğunu gören var mıdır? FETÖ’nün Koru’su kime ne anlatıyor, hangi kripto mesajları veriyor?

 

Milliyetçi Hareket Partisi’yle AK Parti’nin ittifakından rahatsız olanlar Türkiye’den rahatsız olan mihraklar, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yıkmak isteyen müptezellerdir. Cumhur İttifakı’nı hazmedemeyenler 15 Temmuz’da yarım kalan hıyanetlerini tamamlamak isteyen rezillerdir. Bizim ittifakımız konjoktürel değildir. Bizim ittifakımız pazara kadar değildir. Bizim ittifakımız çıkar ve pazarlığa dayalı değildir. Bizim ittifakımız siyasi alış veriş üzerine bina edilmiş değildir. Cumhur İttifakı, Türk milletinin muhteşem iradesiyle temellenmiştir. Cumhur İttifakı Türk tarihinin mirasıyla harcı karılmıştır. 7 Ağustos Yenikapı ruhunun müktesebatıyla çatısı örülmüştür. 16 Nisan Halkoylamasının muzaferliğiyle pekişmiş, 24 Haziran seçimlerinin mecmuuyla güçlenmiştir. Cumhur İttifakı Türkiye’dir, ihanete karşı engel, işgale karşı direniş, yerli ve yabancı şer cephesine karşı muhkem siperdir. Biz gelecek seçimleri değil gelecek nesilleri düşünüyoruz. Aklımızda sadece Türkiye var diyoruz. Cumhur İttifakı’nın Türkiye’nin kurtuluş umudu olduğuna inanıyoruz.

 

Eğer gevşersek, eğer taviz verirsek, eğer oyuna gelirsek Türkiye’nin ödeyeceği çok ağır bedeller olacağını biliyoruz. Terörü önleme adı altında kendilerine soğuk savaş sonrası yeni bir öteki yaratmış olan küresel güçler açıkça Türkiye’nin çevresini kuşatmaktadır. Sudan, Yemen, Filistin, Cezayir, Libya, Suriye, Venezüella ağır sorunlarla boğuşmaktadır. S-400 krizi, F-35 gerilimi, ABD’nin terör örgütlerine verdiği destek şirazesinden çıkmış durumdadır. Aynı merkezden tertip ve kontrol edilen çok şiddetli siyasi ve ekonomik operasyon dalgası Türkiye’yi hedef almaktadır. İngiltere menşeli bir gazete her gün zehir kusmaktadır. Ekonomimiz üzerinde kara bulutlar dolaştırılmakta, kabus senaryoları alçakça dolaşıma sokulmaktadır.

 

FETÖ’cüler İstanbul Büyükşehir Belediyesi Seçimi üzerinden ganimet avcılığına soyunmuşlardır. Afrika ülkelerinde FETÖ’cülerin tezgâhıyla mazbata koroları kurulmaktadır. Mazbatayı Türkiye aleyhtarı mevziiye dönüştüren gafiller küresel kullanıma hazır olduklarını göstermek için her yola müracaat etmektedir. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar siyasi sürece adeta çivilenmiştir. Türkiye çok tehlikeli bir girdaba yuvarlanmaktadır. Sokaklar karıştırılmak, kaos dinamikleri harekete geçirilmek istenmektedir. Ekonomik saldırılara mihmandarlık yapan siyasetçilerin gözünü kin ve nefret bürümüştür. CHP-İP-HDP-PKK-FETÖ ortaklığı çok vahim boyutlara ulaşmıştır. Ekrem İmamoğlu terörist Demirtaş’a methiyeler düzmekte, Ermeni’sinden Rum’una ne var ne yok selam göndermektedir.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

 

Terör örgütlerini küresel çıkarları için kullananlarla, teröre karşı savaş verenler aynı mihraklardır. Ve bunların kanlı gündemlerinde Türkiye vardır. Tavşana kaç, tazıya tut diyenler aynı odaklardır. Ne üzücüdür ki, bu şiddet çarkı ezilmiş milletlerin başında kara bir talih olarak dönüp durmaktadır. Milletleri kendi coğrafyalarında, kendi beşeri ve ekonomik kaynaklarından vazgeçmeye zorlamak siyasetin yeni ismidir. Ve Türkiye, bu kirli oyunun içine çekilmek istenmektedir. Zilletin ortakları, yeni emperyalizmin dayatmalarına Türkiye’yi hazırlama görevini içeriden üstlenen tam bir “Truva Atı” haline gelmişledir. Türkiye uluslararası ilişkilerde baskıya, hakarete, tehdide, aşağılamaya maruz kalırsa bunlar mutlu olmaktadır. İşsizlik, faiz, döviz kurundaki artışlar yegâne sevinç kaynaklarıdır.

 

Buna karşılık Cumhur İttifakı; Dünyadaki gelişmeleri doğru okuyabilen bir görüş derinliğinden, İnsanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi olgunluktan, Milli bekayı koruyan, milli birliği savunan sorumlu ve duyarlı anlayıştan, Mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakıştan, Beşeriyeti bir rakip gibi değil, Allah’ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusundan, Ve bunları akıl, sabır, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgi ile oluşacak bir terkibin oluşmasından beslenmektedir. İşte bu ilkelerle çıkılacak yol bizi önce Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında “Lider Ülke Türkiye’ye” ulaştıracaktır.

 

Cumhur İttifakı olarak inancımız budur.

 

Ardından ise çağ açan İstanbul’un Fethinin 600. yılı olan 2053 yılında “Süper Güç Türkiye’ye” ulaştıracaktır. Elbette ortak ülkümüz de bu olacaktır. İşte buna eriştiğimizde; Ne, bizi kapı arasında tutmak isteyen Avrupa’ya ihtiyacımız kalacaktır, Ne de bize ikide bir parmak sallayan, devamlı sabrımızı test eden ABD dayatmalarına katlanılacaktır. Unutuldu sanılmasın, inşallah milletimiz o günleri gördüğünde, Kimin, kimi kapısında bekleteceğine, Kimin başına, kimin çuval geçireceğine, Kimin, masalarda yüz süreceğine,

 

Kimin, zulmün hesabını vereceğine, Kimin, ev ödevleri dağıtacağına tarih şahitlik edecektir. Cumhur İttifakı bu tarihi misyonla varlığını idame ettirmektedir. Bizim için öncelik belediye değil, milli bekadır. Cumhur İttifakı Türkiye’den asla vazgeçmeyecektir. Milli hedeflerden sapma göstermeyecektir. Siyasetin eskileriyle yeni sayfa açmak isteyen zalimlerin, Cumhur İttifakı’nın kristalize ruhunda çatlaklar oluşturmaya çalışanların hevesleri kursaklarında kalacaktır. Leş avcılarına izin yoktur. Kavga bekleyenlere müsamaha yoktur. İhtilaf bekleyenlerin, itilaf gözleyenlerin şansı yoktur.

 

Türkiye’yi teslim almak için Cumhur İttifakı’nın zaaf anını kollayanlara ant olsun göz yummak söz konusu olmayacaktır. MHP ile AK Parti çelikten iradedir, bu irade Türkiye düşmanlarına göz açtırmayacaktır. Hiç kimse boşuna beklemesin, boş yere hayal kurmasın, Cumhur İttifakı Türkiye’yi 2023’e taşıyacaktır.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

 

CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı 31 Mart’tan 17 gün sonra, yani 17 Nisan’da mazbatasını almış, görevine şimdilik başlamıştır. Musakka edebiyatından veri tabanı ve alt yapıyı kopyalama teşebbüsüne kadar mazbatalı şahıs gizli bir gündem çerçevesinde faaliyetlerini hızlandırmıştır. Ancak olağanüstü itiraz süreci de çalışmaktadır. İstanbul’daki seçimlere şaibe karışmıştır. İstanbul’daki seçimlere derin ve delilli usulsüzlükler hakimdir. Büyükçekmece ve Maltepe’de gün yüzüne çıkan vahim iddialar yenilir yutulur türden değildir. En doğru, en makul kararı Yüksek Seçim Kurulu verecektir. Bize göre İstanbul’daki seçimin yenilenmesi maşeri vicdanı rahatlatacaktır. 17 gün boyunca mazbatayla yatan, mazbatayla kalkan, toplumu kutuplaştıran, siyasi tartışmaları stadyumlara kadar taşıyan Sayın İmamoğlu ve partisi büyük bir yanlışın faili olmuşlardır.

 

Mazbata almakla iş bitmemiştir.

 

Süreç sonlanmamıştır. Şimdi söz sırası Yüksek Seçim Kurulu’nundur. Biz demokrasiye ve hukuka saygılıyız. Millet iradesine elbette bağlıyız ve saygı duyarız. Ancak sandık hilelerine tahammül göstermemizi de hiç kimse beklememelidir. Henüz her şey bitmiş değildir. Adalet son merciidir. Fakat son söz söylenmemiştir. Bu düşüncelerle dün akşam idrak ettiğimiz Berat Kandilimizin güzelliklere ve manevi beratımıza vesile olmasını tekraren niyaz ediyorum. Bölücü teröristlerin Türkiye Irak sınırında yapmış oldukları saldırılar sonucunda şehit olan dört kahramanımıza Allah’tan rahmet, yaralanan kardeşlerimize şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağolsun, vatan sağolsun.

 

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

 

İl Başkanlarımız ve Belediye Başkanlarımızın ortak katılımlarıyla gerçekleştireceğimiz iki günlük toplantılarımızın başarılı geçmesini temenni ediyorum.

 

 

HABER GALATA

 

Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali YILDIZ mazbatasını alarak göreve başladı

Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali YILDIZ mazbatasını alarak göreve başladı. Başkan Yıldız görevi devralmasıyla Beyoğlu hakına hitaben  bir mesaj yayınladı.

 

Değerli Beyoğlulular,

 

Beyoğlu farklı din ve dillerde insanların bir arada yaşadığı zengin kültürüyle İstanbul'umuzun gözbebeği bir ilçedir. İçinde barındırdığı farklı kültürlerin dünyayla süren sıkı bağı; bugüne kadar Beyoğlu'nda birçok ilkin yaşanmasına sebep olmuştur. Bu ilkler de nice değişimlere öncülük etmiştir.

 

Tarihi ve kültürel zenginliği ile İstanbul'un gözbebeği, dünyaya açılan kapısı olan Beyoğlu için çalışmalara başladığımız ilk günden bu güne kadar önemli hizmetlerin altına imza attık. Çalışma aşkımızı ve şevkimizi hiçbir şeyin kırmasına izin vermedik. Bugüne kadar Beyoğlu'nda gerçekleştirdiğimiz projeler önemli olduğu kadar örnek projelerdir. Biz icraatlarımızla Beyoğlu'na en yakışanını ve en iyisini gerçekleştirmek için gayret sarf ediyoruz.

 

Bu vesileyle; bizlerden desteklerini esirgemeyen, uyum içinde çalışmaktan memnuniyet duyduğum meclis üyelerimize, başkan yardımcılarıma, danışmanlarıma, birim müdürlerime, memurundan işçisine tüm belediye çalışanlarına, bize çalışma gücü veren Beyoğlu halkına ayrı ayrı ve içten teşekkür ediyorum.

 

Geleceği tasarlayarak yolumuza devam ediyoruz. Daha çok işimiz olduğunun farkındayız. Elbirliğiyle, yılmadan, aşkla tüm engelleri aşacağız. Çünkü Beyoğlu tüm güzelliklere layıktır.

 

 

HABER GALATA

 

 

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Belçika'daki yargı PKK'yı aklamak için yollar arıyor

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Brüksel'de düzenlenen AB-Türkiye Ortaklık Konseyi kapsamında açıklamalarda bulundu. VİDEO HABER

 

BELÇİKA PKK'YI AKLAMAK İÇİN YOLLAR ARIYOR

 

Belçika'da yargının PKK terör örgütü ile ilgili verdiği kararları ibretle izliyoruz. Belçika'daki yargı PKK'yı aklamak için yollar arıyor.

 

Avrupa Parlamentosu'nun aldığı karar tavsiye niteliğinde olsa bile kabul etmemiz mümkün değil. Sağlıklı bir karar aldıklarını söylememiz mümkün değil.

 

 

 

HABER GALATA

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

Beyoğlu'nda Tersane İstanbul ismiyle bir proje yapılacağı duyuruldu. Tersane istanbul ismiyle temel atma töreni gerçekleştirildi. Temel atma törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'da katıldı ve bir konuşma yaptı. Konuşmasın da  70 yat bağlanacak 2 yat limanı, 1200 yatak kapasiteli 3 otel ve 3 müze inşaa edileceği ve 5700 araç kapasiteli otopark yapılacağı açıklandı. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Haziran 2018 günü sosyal medya twitter hesabından paylaşımında şöyle denmişti; İstanbul Haliç'te Bilim Merkezi kuruyoruz. İnsan ve medeniyet odaklı Bilim Merkezimiz yılda 2 milyon ziyaretçi alacak, bilime katkı sağlayacak.

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

 

Bu paylaşım sonrası medyaya yansıyan proje hakkında görseller paylaşıldı. İşte o haber ve görseller. 

 

 

 

 

 

MERAKLI GENÇLERE YÖN VERİLECEK


Beyoğlu Kasımpaşa'da bulunan tarihi Haliç Tersanesi Bilim Merkezi Projesi'nin hayata geçirilmesine yönelik çalışmalara başlandı. 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin "100 Günlük Eylem Planı" listesinde yer alan Haliç Tersanesi Bilim Merkezi Projesi'ni hayata geçirmek için girişimlerde bulundu. 

 

TARİHİ YAPILAR VE HAVUZLAR KORUNACAK

 

Gelecekte cazibe merkezi haline getirilmesi planlanan tersanedeki tarihi binalar elden geçirilerek korunacak. Havuzlar ve mevcut yapılar, aslına uygun şekilde ihya edilecek.

 

Haliç Tersane Bilim Merkezi Projesi'nin mülkiyet hakkı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait olacak. İBB şirketi BİMTAŞ'ın yürüttüğü projenin peyzaj alanı 43 bin 961 metrekare, toplam proje alanı ise 74 bin 940 metrekare olacak.

 

Yılda 2 milyon ziyaretçinin gelmesi beklenen Haliç Tersane Bilim Merkezi'nde; giriş holü ve müze mağazası, sergi holü, sinema salonu, kuluçka ve hızlandırma merkezi, dene-yap teknoloji atölyesi, dijital kütüphane, restoran ve kafeterya, deneyim merkezi, eğitim atölyeleri, sergi üretim ve bakım atölyesi ile inovasyon merkezi bulunacak.


Proje tamamlandığında öğrenci ve bilime meraklı gençlere yön verileceği gibi yerli ve yabancı turistler tarafından da ziyaret edilmesi bekleniyor.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal'ın yakından takip ettiği projenin 3 yılda tamamlanması öngörülüyor. Şekllinde basına yansıyan haberler olmuştu. 

 

Deney istasyonları, Kuluçka ve Hızlandırma Merkezi, Dene-Yap Teknoloji Atölyesi, Merkezi, Eğitim atölyeleri, Barbaros Hayrettin Paşa ve Mimar Sinan sergi salonları, Fatih Sultan Mehmed ve İbni Sina sergi salonları, Sergi üretim ve bakım atölyesi, İnovasyon merkezi olacaktı; Tasarım Atölyeleri, Yapay Zeka, Dijital ve Sanal Gerçeklik, STEAM Atölyeleri Dijital Kütüphane yapılacaktı.  

 

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki; Plan değişiklikleri muhtar binalarında ilan edilerek, milletimizin görüşü ve onayı alınarak uygulamaya geçilecek.

 

Bu konuda ilçede yaşayan vatandaşların fikirleri alındımı? 

 

Otel, Yat Limanı, Otopark ve 3 Müzenin yapılacağı Tersane İstanbul projesi milletin görüşü ve onayı alınacak mı? Beyoğlu'nda yaşayan gençler Bilim Merkezine kavuşması Haliç Sahilinin tamamen kamu yararına kullanılması neden düşünülmez? Bu 5 yıldız otellere acaba ilçeden kimler gidebilecek?

 

Beyoğlu'nda yatı olan varda ihtiyaçmı vardı da yat limanı yapılıyor? Bizim evimiz dediğimiz Beyoğlu'nda doğup büyümüş gençler bilimle uğraşmak kendilerine geliştirmek yerine bu otellerde temizlik işçiliği mi yapacak? Turistlerin kapısınımı açıp kapatacak, zenginlerin yatının bekçiliğinimi yapacak? Beyoğlu'nda yeterince otel yokmu?

 

Bu kadar yapılan otel hatta apartmanların otele çevrilerek vatandaşın göçe zorlandığı Beyoğlu'nda bu kadar çok otel fazla değil mi? Galata Port yeterli değilmidir? Otel yapıalacaksada illede sahilemi yapılması gerekiyor?  Bu yapılan zenginlere yönelik projeler bittiğin de ilçede yaşayan kaç kişi bu otel veya marinalara gidebilecek? Sizce Beyoğlu'nda yaşayan insanlara haksızlık edilmiyormu?

 

Senede 150 gün kullanılabilecek ve sadece uyumak için kullanılan oteller Sahillerimizde olmak zorunda mı? Beyoğlu'nda Turizm turizm diyerek kendi insanımızı ötelemiyormuyuz? Dışlamıyormuyuz? Kendi insanımızı ilçeden nereye göndereceğiz? Artık biz Beyoğlu'nu turizme açtık burada yaşayanlar başının çaresine mi baksın, nereye giderse gitsinmi diyeceğiz? 

 

Haliç Bilim Merkezi Unutuldu mu?

 

Evimiz dediğimiz Beyoğlu'n da yaşayan vatandaşlar unutuldumu? 

 

Osmanlı döneminde fakir fukaranın yaşadığı mahallelerde lüks gösterişli evler yapılmasına izin verilmezdi. Fakir fukaranın, orta halli vatandaşın yaşadığı ilçeye 5 yıldızlı oteller ve yat limanı yapılıyor.

 

HABER GALATA

 

Anahtar Kelime: Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Bilim Merkezi, Tersane İstanbul, Beyoğlu, İstanbul.

Kemal Üçüncü: ABD derin devleti karizmayı çizdirmemek için İsrail’in provokasyonları ile anlamsız ve sistemsiz son faaliyetlerini sürdürüyor

Kemal Üçün'cü, Dış politikaya yol gösteren bir yazı kaleme aldı.

 

Kemal Üçün'cü yazısında,

 

[15.09.2017] tarihinde [1.5 yıl önce] ABD’nin Suriye’de yenildiğini ve çekileceğini Odatv’de yazdım. Bu tahlil, “ihtiyatla söyleyelim” bu kesinlikte ifade edilmiş, “bilebildiğim kadar” tek akademik siyasi değerlendirmedir.

 

Türk basını ve entelektüel camiası bu tahlili yok saydı, velâkin araştırmacılar için tarihe not düşüldü, arşivde mevcuttur. Kısaca şu tespiti yapmıştım:

 

“Avrasya bloku, Atlantik eksenine karşı dengeyi sağladı. Bu tabloda artık Kuzey Irak referandumu ve Suriye koridoru gerçekliği ve geçerliliğini yitirmiştir. ABD derin devleti karizmayı çizdirmemek için İsrail’in provokasyonları ile anlamsız ve sistemsiz son faaliyetlerini sürdürüyor. Suriye’de artık Avrasya güçlerinin dediği oldu.

 

Biraz daha zaman alacak ama sonucun böyle olacağını görebiliyoruz. Gerisi makyaj ve düzenleme olacaktır. ABD’ye onurlu bir çekiliş şansı tanınacaktır.”

 

Trump seçildiğinden sonra yaptığı açıklamalarda ABD’nin kıtası dışındaki askeri varlığının yarattığı yükten yakınmıştı. Bir iş adamı olarak dünyanın yeni jeopolitiğinin dayattığı fotoğrafı önseziyle görmüştü.

 

Velakin Musevi finans kapital, enerji ve silah lobisinin dayatma ve şantajlarıyla (seçilmesi üzerindeki şaibe canlı tutularak) tekrardan provoke edildiği aşikârdır. 

 

YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN LİNKİ TIKLAYINIZ...

 

 

HABER GALATA

 

ABD ve bazı Batılı ülkeler yaptıkları açıklamalarla suç üstü yakalanmışlardır

 

Günümüzde uzun süredir, dünya tarihinin çeşitli olaylarını revize etme eğilimi devam etmektedir. Tek tek ülkeler ve bir bütün olarak ülke blokları, diğer devletlerin tarihi geçmişini ve mirasını karalayarak ve böylece günümüzde onların itibarını zayıflatmaya çalışarak, tarihi gerçekleri çarpıtma amaçlı bir politika yürütmektedir. 

 

Tarihin tahrif edilerek kasıtlı bu çarpıtmalar her şeyden önce insanlık düşmanı (misanthropik) emperyalistlere karşı mücadelenin yükünü taşımış olan tüm toplumlara hakarettir. 

 

Tarihin tahrif edilmesine yönelik girişimler, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra ortaya çıkan ve Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde yer alan mevcut dünya düzeninin temellerini sarsmakta olup, İslamofobi (yapılan uluslararası araştırmalarda Batıda toplumun İslamafobi gibi bir endişesi olmadığıda anlaşılmıştır 1)  de dahil olmak üzere neonazi ve yabancı düşmanlığının çeşitli şekillerde yayılması için elverişli bir zemin oluşturmaktadır. 

 

Bir çok Batı ülkesi bu düşmanca projeleri uygulamış, Avrupa vatandaşları üzerindede bir korku imparatorluğu yaratmıştır. Sahte bir güvenlik endişe yaratarak demokrasiden ve hukuk düzeninden uzak bir takım politikalar izlemeye devam edilmektedir. Terör örgütlerine silah satılmasını için para ödeyen bazı Batılı devletler, vatandaşlarının ödedikleri vergileri kendi vatandaşlarının teröristlerce öldürülmesine sebeb olmuşlardır.

 

Meşru devletlerle uluslararası hukuk düzeyinde güvenlik tedbirleri almak yerine, belirli etnik dini ve meshepsel kimlikler üzerinden yaratılan terör örgütlerini silahlandırarak yeni terör örgütleri yaratmış ve terörle teröristle mücadele gibi yanlış bir hukuk dışı yola girmiştir. Bu yanlış, uluslararası hukuka dayanmayan girişimler sonucu milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, Ortadoğu'da olduğu gibi  güvenlik sorunu Avrupa vatandaşlarınıda tehdit eder düzeye ulaşmış  ve dünya kamuoyu buna sessiz kalmıştır. 

 

29 ülkenin üye olduğu NATO askeri gücü ve Suriye'de onlarca ülkenin katıldığı söylenen koalisyon gücü Birleşmiş Milletlerde alınacak bir kararla 30 günde bitirilmesi mümkün olan terörle mücadele yıllardır devam etmiştir.   Ortadoğu coğrafyasında süren savaş şartları 20 yıla yayılmış ve dünyada bir çok ülkede terör saldırılarıyla masum insanların yaşamlarını kaybetmesine neden olmuştur. Birleşmiş Milletler yaşananlara etkisiz kalmış, yapılan bir çok uluslararası anlaşma rafa kaldırılmış ve alınan kararlar görmezden gelinmiştir. Avrupa Birliği içinde aynı durum söz konusudur. En önemli husus, Suriye sınırından Türkiye'ye yapılan saldırılara karşı NATO sessiz kalmış ve üyesi olduğu ülkeye bir destek açıklaması da yapmamıştır. 

 

Libya, Irak ve sonrasında Suriye'de başlayan çatışmalar Türkiye sınırlarına sıçramış ve terör saldırıları sonucu  bir çok masum insan yaşamını yitirmiştir. Türkiye'ye sıçrayan bu ateş Avrupaya kadar ilerlemiş ve Avrupada gerçekleşen terör saldırılarında da bir çok masum insan yaşamını yitirmiştir.  Terör örgütlerine silah verilmesi/satılmasını sağlayan bir çok batılı ülkede yaptığı açıklamalarla suçunu itiraf etmiştir.  ABD'li senatör Lindsey Graham Türkiye'de verdiği röportajda 1980 yılından bugüne PKK terör örgütünü çok iyi bildiğini ve terör örgütü YPG'nin terör örgütü PKK'nın devamı olduğunu kamuoyuna açıklamış ve bu konuşmalar haber kanallarında izlenmiştir. Bir çok Batılı ülke terör örgütü YPG'ye silah verilmesi için ABD'ye para ödediğini açıklamış dünya kamuoyuna açıkça suçlarını itiraf etmişlerdir. 

 

Daha doğrusu; yaptıkları açıklamalarla suç üstü yakalanmışlardır. 

 

Yukarıda bahsettiğimiz ülkelerin toprak bütünlüğüne saldıran, bunlar üzerinden haritalar oluşturan ve milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olan, terör örgütlerine silah veren veya silah verilmesi için para ödeyen ülkelerin ''Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi''nde yargılanmasına gerekçe olan çok açık gerçek konulardır. Tarih bunları tek tek kayda geçmektedir.

 

Devam etmekte olan “Türkiye düşmanlığı” kampanyasının bir parçası olarak ülkemiz,  yaklaşık 30 yıldır terörle mücadele eden Tükiye'nin terörle mücadelesi, terörle mücadele eden ülkemiz suçlulardan biri olarak gösterilmeye çalışılmakta,  bir devletin terörle mücadelesi, toprak bütünlüğünü koruması  bir “suç unsuru” olduğu, on binlerce vatandaşımızı katletmiş terör örgütlerini siyasi bir parti gibi gösterme fikri bir çok Batılı ülke tarafından dünyaya empoze edilmeye devam etmektedir. 


Kendi görüş ve iradesini, demokrasi (Dünyada ve Batı ülkelerinde bile toplumda kabul görmediği/görmesi mümkün olmayan) modelini ve diğer manevi değerleri başka ülkelere empoze etmenin yanı sıra, her ne pahasına olursa olsun küresel hâkimiyet elde etme girişimleri trajik sonuçlara yol açabilir. Türkiye sıçrayan ateşin, Batılı ülkelerede sıçramasının mümkün olacağı bir gerçektir, bir örneği mültecilerdir. Milyonlarca insan Türkiye ve Batı ülkelerine sığınmak zorunda kalması bir işarettir.  

 

Türkiye'nin sınırlarını tehdit eden terör örgütlerine yönelik ''Fırat Kalkanı'' ve ''Zeytindalı Harekatı'' düzenlenmiştir. Dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olan Türkiye bu yanlış yoldan dönün mesajını dünyaya en anlamlı ve sert bir şekilde vermiştir. Dün komşumuz Irak ve Suriye üzerinde oynanan oyunlar, bu gün İran ve Türkiye üzerinden oynanmak istenmektedir. 

 

Kurtuluş savaşında ülkemize destek veren ve sanayileşmemizde büyük katkısı olan , bugünde bir çok yeni projeyle ülkemize ciddi katkıları olan deniz komşumuz Rusya,  Astana görüşmeleri ve ülke devlet başkanları düzeyinde yapılan toplantılarda Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunurken, diğer taraftan Türkiye'nin 30 yıldır mücadele ettiği terör örgütü PKK/YPG'ye halen terör örgütü diyememeside bizleri derinden yaralamakta ve bu bakış açısı düşünceye sevk etmektedir. Bölgede belirli etnik kimlikleri korumak diğer etnik kimlikleri (Türkmenler, Araplar ve diğerleri)  yok saymak çok akılcı olmadığı gibi ileride oluşabilecek ciddi sosyolojik sorunlarında yaşanabileceği iyi düşünülmelidir.

 

Ortak sorunumuz olan küresel güçlerle mücadeleyi birlik beraberlik içinde, güçlerimizi birleştirerek ve gerçekleri görerek verebiliriz. Deniz komşumuz Rusya'nın da emperyalist güçler tarafından dünya kamuoyuna yanlış tanıtılmasını ciddiyetle takip ediyor ve gerekli olduğunda emperyalist düşünceye  karşı komşumuz Rusya'yı da savunuyoruz. İmparatorluk tarihi olan Türkiye ve Rusya gibi iki güçlü ülke, İran, Suriye ve Irak'la güçlerini birleştirerek, ortak bir akılla  emparyal güçlere en güçlü cevabın bu şekilde verilmesinin mümkün olduğunu iyi değerlendirmeli ve düşünmelidir. 

 

Türkiye, Irak, Suriye, İran ve Rusya dahil bölge ülkeleri ile samimi bir işbirliği yaparak, yaklaşmakta olan tehditleri engelleyebilecek girişimleri yapabilir ve bu güçtedir. 

 

Bunun dışında  jeopolitik hedefleri uğruna kışkırtıcı, saldırgan politikalarını sürdürmeye devam eden batılı ülkeler ve yöneticileri, şık kıyafetlerle kameraların karşına geçerek yapılan toplantılar sonrası (doğabilecek sorunları tarihte yaşamamış olmaları halde) fantastik açıklamalar veya twitter paylaşımlarının hiç bir sonuca varamıyacağıda bilinmeli ve iyi anlaşılmalıdır.  

 

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletinin geçmişi ve gücü tarihte olduğu gibi bu günde bilinmektedir. Çanakkale'de, Kurtuluş Savaşında, Kutul Amare gibi mücadelelerlede ki aynı ruh, bugünde devam etmektedir. Asker bir millet olan Türkler, topraklarına yönelik bir saldırıya karşı Vatan müdafası için yapılacak bir çağrıya 40 milyon Türk vatandaşının bizde varız diyeceği tarihte olduğu gibi bugünde gerçekleşecek Türkiye ve komşu ülkelere bir operasyon yapılmasına izin vermeyeceği iyi bilinmelidir.  

 

Bugün bizim, tüm insanlığın, barışın, istikrar ve güvenliğin ortak çıkarları için eşitlik ve saygınlık içinde Türkiye ve komşu ülkelerle  ile iyi ilişkiler  kurmak yerine, jeopolitik hedefleri uğruna kışkırtıcı, saldırgan politikalarını sürdürmeye  devam eden ABD ve bir dizi Batı ülkesine aktarmaya çalıştığımız şey budur.  

 

Tüm insanlığın, barışın, istikrar ve güvenliğin ortak çıkarları için huzurlu eşit ve saygın bir dünya umuduyla...

 

 


Kaynak: 1)  
www.pewforum.org
 

 

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı: Cehaletle beslenen etnik eğilimler var

 

Prof. Dr. İlber Ortaylı,Türk vatandaşlığı verilen Suriyeliler ile Rumeli göçmenlerini karşılaştıranlara "Haddinizi bilin" diyerek sert çıktı. 


Cnn Türk'te, Deniz Bayramoğlu'nun sunduğu Gündem Özel programında konuşan Prof. İlber Ortaylı, "Kaybolan imparatorluğun (Osmanlı İmparatorluğu) hatta ana vatanın içinden gelen insanlar, sizin mütalaanızın haricindedir, haddinizi bilin. dedi.

 

 

Suriyeliyi tutacaksan, burada kalsın diyeceksen kalsın, fakat kalkıp ama sizde zaten Rumeli'den geldiniz, yok adalardan geldiniz demesin. 


 

Nereden geleceklerdi ki, Osmanlı İmparatorluğu Anadoludaki bir sürü yerleri almadan evvel Tuna'yı bulmuştu (ulaşmıştı). Fatih'in (Fatih Sultan Mehmed) zamanında devlet-i Aliyye'nin sınırları neresiydi. Bosna Hersek, Arnavutluk, Yunanistan'ın aşağısına inmişiz yani, bitmiş." Bulgaristan 1395'ten beri, yani bugünkü Bulgaristan, artı Kırım karşıda Kırım zaten Türklerin oturduğu yakın bir şey (yer), şimdi bu bunlar elimizdeyken 1460 çoktan tamamlanmış  diyerek, bu ona laf atman (Rumeliye) için bahane değil Türk göçmenlerle, Suriyelileri aynı kefeye koyanlara tepki gösterdi.


O günlerde Suriye'nin Osmanlı topraklarında olmadığını hatırlatan Ortaylı, "bu son derece densizlik. Burada sırf cehalet değil, bana göre cehaletle beslenen etnik eğilimler var bu çok tehlikeli. 

 


Kendi adını, kendi kültürünü koymamış insanlar bir şeyi yalıyorlar yani.

 

Türk unsuruyla çok uğraşmaya başladılar. Bu sağlıklı değil, bu şahsen çok ürkütür" çok dikkat etmek gerekir, muayyen zamanlarda, böyle zamanlarda   çok akıllı hareket etmek gerekir, dedi. 

 


 

Prof. Dr. İlber Ortaylı, topluma genel bir mesaj vererek sosyal medya üzerinden doğru bilgilerle konuyu izah etmenin faydalı olacağı yönünde ip uçları verdi. Toplumda bilinmeyen veya yanlış bilinen bir çok konuyu gerek sosyal medya, gerek arkadaş toplantılarında dile getirmek topluma doğru bilgileri ulaştırmak herkesin vatandaşlık görevi olduğunu unutmayalım.

 

Büyük Selçuklu İparatorluğundan Osmanlıya  fethedilen topraklara Anadoludan Türk nüfusu yerleştirilirdi. Selçuklulardan beri Balkanlara gönderilen Türk unsurlarının Anadolu’da meydana gelen demografik düzen faaliyetleriyle ilgili olduğu bilinmekyedir. Bu akım devlet eliyle sistematik olarak yapılmış, fethedilen topraklarda güvenlik bu şekilde sağlanmıştır.

 

Selçuklu ve Osmanlı sarayına mensup şehzade ve liderler (İzzeddin Keykavus, Süleyman Paşa gibi), Rumeli’de bulundukları süre içerisinde buradaki verimli topraklara gelen Türkleri  teşkilatlandırarak bölgedeki Türk iskânının temellerini atmışlardır. Osmanlı dönemi Balkanlara yapılan camiler, medreseler, köprüler bilinmektedir.  

 

Fatih Sultan Mehmet Han'ın istanbul'u fethinde de İstanbul'a 5000 aile getirilip yerleştirilmesi emrini vermişti. daha sonra 15000 haneye erişmiş 75 bin nüfusa erişmişti. Osmanlı döneminde Anadolu Türkleri Balkanlarada bu şekilde gitmişlerdir. Bunların içinde asker, din adamı, öğretmenlerde bulunmaktadır.  Balkan coğrafyasına Türk'ler yerleştirilmiş, alınan topraklarda herhangi bir isyan çıkması bu şekilde önlenmiş ve nüfus dengeleri sahlanmıştır. 

 

Günümüzde halk arasında Balkan göçmeni, Selanik, Makedon göçmeni Balkan göçmeni Trakyalıyım, Boşnak veya Arnavutum gibi konuşmalar duyarız. Halk arasında bu söylemlerle tanışmalar yapılır. Doğru olan ortak isim ''RUMELİ TÜRKLERİ'' dir. Balkan coğrafyasına Anadolu Türkleri gitmiş ve onların çocukları, torunları biz ''memlekete'' dönüyoruz diyerek Türkiye'ye gelmişlerdir. 

 

Toplumda tarih bilmeyen, veya bildiği halde toplumda kutuplaşma yaratan bir takım güruh maalesef bilinçli bir şekilde kimliklere saldırmaktadır. Yaptığımız araştırmalarda sosyal medya üzerinden tartışma açmaya çalışan bir çok yurt dışı hesabı tespit ettik. Ülkemizin zor günlerinde her yerden saldırarark halkta huzursuzluk yaratma peşinde olanlara toplum gerekli cevabı vermiştir. Türklerin tarihini lekelemeye çalışanlara toplum en mantıklı cevabı vermelidir ve verecektir. 

 

 

HABER GALATA

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar ah vatanım demiş...

 

 

Suriye'de başlayan olaylar sonrası ülkemize yoğun bir göç hareketi yaşandı. 2013 yılında başlaya göç 2014 ve 2015'de artarak 2018 verilerine göre 3 milyon 622 bin 366 kişiye ulaştı (Göç İdaresi 3.622.366).

 

Suriye, Afganistan ve İran'dan başlayan göç hareketi milyonlarca insanın sınırlarımıza gelmesiyle oluşan ''Açık Sınır Politikası'' uygulanma zorunluğu doğdu. 

 

2010-2011 yıllarında, bazı yabancı ülkelerin iklim değişikliği adı altında hazırladığı raporlarda yukarıda yazılı ülkelerden göç hareketleri yaşanacağı açıkça işaret ediliyordu. Bizim kurumlarımız bunları göremedi ve iyi değerlendiremedi. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belliydi. 

 

Milyonlarca masum insan ülkelerini terketmek zorunda kalmış ve sığınacak ülkelere doğru yola çıkmış ve bir çoğu Türkiye'ye sığınmıştır. Yaşlı, kadın ve çocukların yaşadığı bu zorlukları tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Kamplardaki zor şartlar, kış aylarında yaşanan zorluklar, Kızılay ve AFAD'ın milyonlarca insana anlık destek vermesi kolay olmadı, halende kolay değil. Çünkü sınırdan girdikten sonra bütün iş bu iki kuruma yıkılmış durumda. 

 

 

Türkiye'de gerek siyaset, gerek toplum, gerek ilgili kurumlar bazı sorunları doğru zeminde tartışamıyor. Sorunları yeni bir sorun yaratarak çözmeye çalışıyoruz, tabi gerçekler hiç öyle değil. 

 

Uzun zamandır tartışılan ülkemize sığınan resmi adıyla ''Geçici Koruma Unsurları'' ( Suriye-İran-Afganistan vatandaşları) üzerinden toplumda bir takım rahatsızlıklar oluşmuş ve konu tartışılmaya başlanmıştır. 

 

Taraflar konuyu  tartışırken; bir taraf diğer tarafı ırkçı olmakla suçluyor, bir diğer taraf yapılan yardımlar ve harcanan 187 milyar Türk Lirasının kendi ceplerinden çıktığını ima ederek bu soruna bir çözüm bulunmasını istiyor. İlçelerde kalabalıklaşan yabancı nüfusun yaşamlarını zora soktuğundan bahsediyor. Her iki kesimdende kötü niyetli yaklaşım içinde olanlar olduğunu görüyoruz bunlar toplum içinden, gazeteci veya siyasetçilerde olabiliyor. 

 

8 Eylül 2018 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN'ın yaptığı açıklamada ''Geçici Koruma Unsurlarını'' kastederek gönüllü ve güvenli bir şekilde ülkelerine dönüşlerinin sağlanmasını belirtmişti. İlgili kurumlar bunu talimat olarak görmeli ve hemen harekete geçmeliydi. 

 

 

Geçtiğimiz günlerde TBMM Başkanı Binali YILDIRIM'da İstanbul'da basın mensuplarıyla yaptığı toplantıda ''Geçici Koruma Unsurlarını'' belirterek bunların ülkelerine geri dönüşün sağlanacağını, 300 bin civarında geri dönüş olduğunu ve geri dönüşlerin devam edeceğini açıkça çok net belirtti.  

 

Bu süreç içerisinde yapılan tartışmaları analiz ettiğimizde iktidar partisine yakın olan veya partili bazı isimler yazılı ve görsel medyada konuyu gerçekleri yansıtmayan bir zemine çekmiş Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasına karşı bir takım söylemlerde bulunmuşlardır. 

 

İktidar partisi içinde bu konuyu yanlış bir zemine çekenlerin bazılarının Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamasından habersiz olduğu için bu yönde bir savunmaya geçtiğini bilmeyerek bu hatayı savunduklarını, diğer kesimin emparyalist planların uygulayıcısı olan, siyasi bilinçlendirme yaparak  emparyalistlere çanak tutanlar olarak ikiye ayırmak zorunda olduğumuzu görüyoruz. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 8 Eylül 2018 günü yaptığı açıklama ''Devlet Politikası'' anlamındadır ve ilgili kurumların hemen harekete geçmesi gerekmektedir. Tabi biz maalesef halen bunu anlayamıyor ve göremiyoruz, Ankara'dan birileri gelecek ve bu sorunları kendileri çözecek diye bekliyoruz. Harekete geçenleri engellemeye kalkan partililer olduğunu görüyoruz. 

 

Toplumda yükselen seslere kulak vermek, sorunları doğru zeminde tartışmak, toplumun çözüm önerilerini dinlemek ve bu sorunlara çözüm yolları göstermek iktidar partisinin görevidir. Ayrıca bu sorunlarda iktidar partisine oy veren seçmeninde ciddi şikayetleri olduğunu biliyor, duyuyoruz, tabi yüzyüze geldiklerinde bunları konuşamıyor sorunlarını dile getiremediklerinide görüyor ve biliyoruz. 

 

Medyada konunun tartışıldığı kadarıyla taraflarca sunulan tekliflerin çok gerekçi olmadığını ve bunların bir çözüm yolu gösteremediğini anlıyoruz. 

 

Almanya'da imzalanan, Türkiye'ye büyük zarar veren, ''Tüyü Bitmemiş Yetim Hakkını'' korumayan, tek tarafı koruyan onların çıkarlarını gözeten (AB Ülkelerini) ''geri dönüş anlaşmasının'' detaylarına girmek bugünün sorununa bir çözümde bulmuyor. ''Açık Sınır Politikası'' büyük hataydı demekle de günümüzün sorunları çare olmuyor, 35 milyar dolar (187 milyar Türk Lirası) harcadık ama ülkemize sığnan masum insanlar sokaklarda halen dilencilik yapıyor çöplerden ekmek topluyor bu paralar nereye harcandı diye sormakta bugünün sorunlarına çözüm bulmuyor,  ben kalacaklar diyorum diyerek şahsi inatlaşmalarlada toplumun sorunlarına çözüm üretemiyor ülkemize katkı sağlayamıyoruz. 

 

Yaşlı, kadın ve çocuklar gerçek ihtiyaç sahibi dışında kontrol edilemeyen ''Geçici Koruma Unsurlarını'' ülkelerine gönüllü dönüşlerinin sağlanması için projeler geliştirilmedilir. Bu proje gönüllü dönenlere aylık verilen devlet yardımlarının 6 aylık peşin verilmesi, gittiğinde 6 ay süreyle her ay hesabına yardım gönderileceği ve gidişi için yol masraflarının karşılanacağı şeklinde bir başlangıç yapılabilir. 

 

Ankara, Valilik ve Kaymakamlara göndereceği genelgeyle projeyi başlatabilir, kaymakamlıklara bilgilendirici afişler asılabilir veya bunlar ilgililere duyuralarak sağlanabilir. Bugü basına yansıyan gönüllü geri dönüş yapanların tekrar ülkemize geldiği ve bunlara tekrar maaş bağlanması ve sağlık imkanlarından yararlandırılmasına yönelik genelge çıkarıldığı ve valiliklere gönderildiğini okuduk. 

 

6883-MADDE 12: Geçici korumanın bireysel olarak sona ermesi veya iptali.

 

a) Kendi isteğiyle Türkiye’den ayrılması.

 

Türkiye'den ayrılmasıyla ''Geçici Koruma'' sona ermiştir. Türkiye'ye aynı statüde giriş yapması ve geçici koruma haklarından faydalanması mevzuata göre mümkün değildir. Ayrıca uluslarrası yardım kuruluşlarıyla imzalanan anlaşmalarda da ülkeyi terkeden Geçici Koruma Unsurunun tekrar yardımlardan faydalandırılmasının mümkün olmadığı yönündedir. Ülkemizin bulunduğu ekonomik sorunlar ortadayken siyasi veya kişisel inatlaşmalarla bir yol alınamayacağı gibi yeni sorunların yaşanmasınada sebeb olacaktır.

 

Ülkeden gönüllü çıkan sığınmacının tekrar ülkeye alınması ve tekrar aynı haklardan yararlanılmasının istenmesi günümüz gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'nın politiklarına karşı atılmış bir adım olarakta değerlendirilebilir. Valilere gönderilen genelgenin çok doğru bir yaklaşım olmadığı çok açık.

 

Valilerin ve Kaymakamların Cumhurbaşkanına bağlı olduğunu ve Türk Milletini temsil ettiğini ve onların haklarını koruduğunu unutmamak gerekir.

 

Vatandaşlarımızın Cumhurbaşkanımız ve Meclis Başkanı Yıldırımın açıklamalarından sonra biraz daha sabırlı olmaları, sorunlarını ilçe Kaymakamları veya yazılı dilekçelerle Valiliklere başvurmaları sorunları yazdıkları dilekçede belirtmeleri en doğru bir yöntem olacaktır.

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

 

 

Bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.

 

İnsan doğup büyüdüğü ortamdan, yurdundan uzakta ne kadar iyi bir yaşama ortamında bulurnursa bulunsun, yinede yurdunu arar; onun özlemini çeker. 

 

Bizim insanımız merhametlidir, her ne kadar kızsa sesini yükseltsede bu resimleri gördükten sonra gerçekleri daha iyi anlayacaktır. 

 

 

 

HABER GALATA 

 

Cumhurbaşkanı ERDOĞAN ve Türkiye'nin Diplomasi Zaferi, Suriye

 

ABD Başkanı Donald Trump 20 Aralık 2018 günü yaptığı açıklamada; Suriye'de DAEŞ'i yenilgiye uğrattıklarını dile getirerek, "Askerlerimizin eve dönme zamanı geldi" ifadesini kullandı. Trump, Yaklaşık 2 senedir ABD Başkanıyım, gerçekten aşama kaydettik ve DAEŞ'i yendik" Artık kazandık, Eve dönme vakti. 

 

 

***

 

ABD Başkanı Donald Trump, Suriye'den çekilme kararı kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin, "Cumhurbaşkanı Erdoğan, bana Suriye'deki IŞİD kalıntılarını yok edeceği konusunda kuvvetli bir bilgi verdi. Kendisi bunu yapabilecek bir adam. Ayrıca Türkiye (Suriye'nin) kapı komşusu. Bizim askerlerimiz eve dönüyor" ifadesini kullandı.

 

 

 

***

 

ABD Başkanı Trump: Cumhurbaşkanı Erdoğan DEAŞ'ı ortadan kaldıracak. Irak'a sürpriz ziyaret gerçekleştiren Trump ABD askerleri ile buluştu. Trump, "DEAŞ’ı ortadan kaldırmak isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’la çok iyi konuşmalar gerçekleştirdim. O ve diğerleri bunu yapacak." dedi.

 

***

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'la yaptığı telefon görüşmesi sonrası; 


Başkan Trump ile verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek, "Bugün ABD Başkanı Sayın Donald Trump ile ticari ilişkilerimizden Suriye´deki gelişmelere kadar birçok konuda eş güdümümüzü artırma noktasında mutabık kaldığımız verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Görüşmemizin ülkelerimiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullanmıştı.

 

***


Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile telefonda görüştü.


Erdoğan, Trump'la ticari ilişkilerden Suriye'deki gelişmelere birçok konuda eşgüdümü artırmada mutabık kalınan telefon görüşmesi yaptığını bildirdi. Trump da, uzun ve verimli bir görüşme yaptıkları mesajını paylaştı.


***


Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bizim Suriye'nin topraklarında gözümüz yok ama Suriye'den bize gelecek terör saldırılarına karşı tavrımız kesindir. (Suriye) Samimi olan Arabı Kürdü Türkmeni hepsi ne diyorlar, 'Türkiye gelsin' Niçin? Çünkü Türkiye'ye inanıyorlar, Türkiye'ye güveniyorlar.

 

***

 

Terör örgütü YPG’nin terör örgütü DEAŞ ilgisi 

 

 


ABD’nin Suriye’den askerleri çekme kararı sonrası terör örgütü YPG yine DEAŞ’a sarıldı. Terör örgütü, elinde tuttuğu 3 bin 200 DEAŞ’lı teröristi serbest bırakma tehtidinde bulundu.

 

***


Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile ortak basın toplantısı düzenledi. Erdoğan "İran'a yönelik baskılara karşı kardeş İran halkının yanında duracağız" dedi. Ruhani ise Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda Türkiye ile hemfikir olduklarını belirtti.


***


Rusya ABD'nin Suriye'den çekileceğinden 'şüpheli'


Rusya Federasyon Konseyi Savunma ve Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Frants Klintseviç, ABD’nin Suriye’den tümüyle çekileceğine inanmadıklarını söyledi.


***


ABD Başkanı Trump'ın açıklamasından sonra bir çok ülke başkanından itirazlar geldi.


Fransa Cumhurbaşkanı Macron ABD'nin Suriye'den çekilme kararından derin üzüntü duyduğunu açıkladı. ABD çekilse dahi terör örgütü  YPG/PKK'ya desteğini sürdüreceğini duyuran Fransa'nın Suriye'deki asker sayısı sadece 200 civarında.


***


İsrail'den daha sert açıklamalar geldi. İsrail medyasında, İsrail'in Suriye'de özellikle İran'a karşı yalnız kalacağı yönünde haberler yer almış, Trump kararından dolayı sert bir şekilde eleştirilmişti.

 

Filistinli annelere ölüm çağrısı ile tanınan İsrail Adalet Bakanı Ayelet Şaked, bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ve Türkiye'yi hedef aldı. Şaked ABD'nin Suriye'den çekilmesini gerekçe göstererek terör örgütü YPG/PKK'yı koruma çağrısı yaptı.

 

ABD Başkanı Trump yaptığı açıklamada; "Netanyahu'ya, 'Biliyorsunuz, İsrail'e yıllık 4 buçuk milyar dolar veriyoruz. Eğer ki kayıtlara bakarsanız bundan çok daha fazlasını verdiğimizi de göreceksiniz." cevabını verdi.

 

***


ABD başkanı Suriye'den çekiliyoruz açıklaması sonrası ABD Savunma Bakanlığı'ndan üçüncü üst düzey istifa geldi. 


Brett McGurk'ün istifası sonrasında ABD Başkanı DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilciliğine halen ABD Suriye Özel Temsilciliği görevini yürüten James Jeffrey atandı.

 

Savunma Bakanlığı görevinden istifa eden Mattis'in de Şubat ayına kadar geçici olarak makamında bulunması planlanıyordu ama Mattis Ocak başında görevini bıraktı. Mattis istifa açıklamasında Trump ile görüş ayrılıkları olduğunu dile getirmişti. Mattis başkan Trump'ın Suriye'den çekilme kararına karşı çıkması nedeniyle istifa ettiği basına yansıdı. 


ABD Savunma Bakanlığı özel kalem müdürü Kevin Sweeney, Bakan James Mattis'in görevden ayrılmasından bir ay sonra istifa etti.

 

***

 

ABD medyasına yansıyan haberlerde ABD başkanı Trum'tan farklı görüşte olan Pentagon'un ABD başkanı Trump'ın Suriye'den çekiliyoruz açıklaması sonrası ABD basınında yer alan haberlerde Pentagon'un Başkan Trump'la farklı görüşte olduğu haberlerine yer verildi.

 

Açıkalama sonrası harekete geçen ABD'li John Bolton İsrail'e giderek Netanyahu'la ortak basın toplantısında,  İsrail'den gerçekleri yansıtmayan açıklamalar ırkçı etnik kimlikler üzerinden ayrımcı açıklamalar, Türkiye'de gerek siyaset gerek vatandaştan ciddi tepki gördü. Bolton'un Türkiye'ye geleceği haberleri sonrası vatandaşta ciddi rahatsızlık yarattı, sosyal medya üzerinden ABD ve Bolton'a tepkiler yükseldi.  

 

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un terör örgütü YPG'yi koruma altında tutma çabaları önümüzdeki günler dünya kamuoyunda olumsuz yönde geniş yankı bulacak. Terör örgütünün insan hakları ihlalleri ve bölge halkına gösterdiği kötü muamele uluslarası toplantılarda gündeme getirilecek. 

 

 

ABD başkanının Suriye'den çekiliyoruz açıklaması kabullenemeyen bir grup Amerikalı olduğu gerek ABD basınında, gerek Türkiye'de geçmişten gelen tecrübeden anlaşılıyordu.ABD heyetinden yapılan açıkla sonrası

 

***

 

E. Genelkurmay Başkanı, bugünün  Milli Savunma Bakanı Hulusi AKAR'dan jet açıklama  geldi. 

 

 

***

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın başkanlığındaki Türk heyeti ile Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton başkanlığındaki ABD heyeti bir araya geldi.

 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde basına kapalı gerçekleşen görüşme, 2 saat 10 dakika sürdü.

 

İbrahim Kalın'ın John Bolton'a verdiği kırmızı dosyalarda neler var?

 

Dosyalardan birinde Türkiye'nin Kürtlere yönelik kucaklayıcı politikalarının olduğunu belirten Kalın, "Birincisi Kürt kardeşlerimize ve Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımıza yönelik kucaklayıcı, kapsayıcı politikalarını içeren bir bilgi notuydu. Suriye, Irak ve bölgedeki diğer Kürtlere yönelik bir bilgi notu." dedi.

 

Diğer dosyanın ise YPG/PYD'nin faaliyetleriyle ilgili olduğunu vurgulayan Kalın, "İkinci dosya ise YPG/PYD'nin Suriye'de işlediği suçlar ve insan hakları ihlalleriyle ilgili bir dosya. Bu konu bildiğiniz gibi daha önce birkaç ABD kuruluşu ve birkaç insan hakları derneği dışında hep hasar altı edildi. Halbuki gerek Tel Abyab'da gerekse Aynülarab'da, Kobani'de yani terör örgütü YPG'nin kontrolü altındaki yerlerde uyguladığı zulümler ve zorla tehcir gibi insan haklarını ihlal eden uygulamaları var." dedi.

 

***

 

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Başkan Donald Trump'ın Suriye'den çekilme kararının kesin olduğunu duyurdu.

 


ABD Dışişleri Bakanlığının yazılı açıklamasına göre, Orta Doğu turu kapsamında sürpriz ziyaretle Irak'a gelen Pompeo, ABD'nin Erbil Başkonsolosluğunda basın mensuplarına verdiği demeçte, "ABD Başkanı'nın Suriye'den çekilme kararı çok açık." dedi. Birliklerimizin nasıl güvenli şekilde çıkacağını ayarlamak için görüşmeler yapıyoruz. 

 

***

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya ve İran liderleriyle başlattığı yoğun diplomasi trafiği. Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğü konusunda aynı fikirde olduklarına yönelik üç liderden ortak açıklama geldi. Amerika'da bir takım gruplar ve bazı Avrupa Birliği ülkeleri görüşmeleri sabote etmeye çalışsada başaramadı. 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan - Rusya Devlet Başkanı Putin - İran  Devlet Başkanı Hasan Ruhani 

 

 

***

 

2017 de başlaya Astana görüşmeleri Türkiye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarının yoğun diplomasi trafiği sonuç verdi. 

 

Suriye'deki süreç hakkında BM ve Türkiye-Rusya-İran Dışişleri Bakanları Cenevre’de uzlaşma sağladı. Suriye’nin yeni anayasasını yazacak komitenin kurulduğu açıklandı. Suriye Anayasa Komitesinin, ilk toplantısını 2019’un başında yapacağı belirtildi.

 

 

***

 

2 bin ABD askeri çekilecek.

 

 


Suriye’nin kuzeyinde YPG terör örgütünün etkili olduğu bölgeler Türkiye’nin gözetimi altında.  Bölgeye plananan harekat öncesi ABD, askerlerini çekme kararı aldı. Gözler ise Türkiye’nin dile getirdiği askeri harekatın ne zaman yapılacağında.

 

***

 

ABD Başkanı Trump'ın Aralık ayında Suriye'den askerlerimizi çekiyoruz açıklaması dünyada olduğu kadar Türkiye'de de geniş yankı buldu, yıllardır Amerika'nın Suriye'den çekilmesi isteyen ABD Suriyeden çıkmalı diyen bir çok gazeteci, yazar, uluslararası ilişkiler uzmanı, siyasetçi, emekli diplomat, ve güvenlik uzmanı köşe yazılarında veya çıktıkları programlarda ABD neden çıkıyor noktasına kadar geldi. 

 

Türkiye'de bazı medya ve akademik çevrelerde Türkiye'yi farklı konumlandırmak, bağımsız hareket etmesi yönünde söylemlerden uzaklaşarak ABD, İngiltere gibi bazı ülkeleri referans göstermeleri dikkat çekti. ABD, Rusya sonrası birde İngilizlerle dans etmeliyiz diyen yazar ve akademisyenlerin konuşmları dikkatlerden kaçmadı.

 

Özellikle Türkiye içinden gazeteci ve akademik çevrelerin ''Dezenfermasyon'' girişimlerini akıl tutulmalarını yakından takip ediyoruz. Neredeyse şimdide ABD gitmesin söylemleri her geçen gün artıyor. 

 

Türkiye güçlendikçe kendi kararlarını kendi alan ve uygulayan bir ülke olma yolunda ilerliyor. 

 

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ve Türkiye'nin büyük diplomasi zaferi devam edecek....

 

 

GÜNCEL devam edecek...

 

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan vatandaşa müjde...

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN; düzenli sosyal yardım alan ihtiyaç sahibi vatandaşların aylık 150 kilovat saate kadar elektrik tüketimlerini devletin ödeyeceğini, Ziraat Bankası aracılığıyla kredi kartlarını ödeme güçlüğü yaşayan vatandaşların kredi kartı borçlarının tek bir çatı altında toplanarak borcunun kapatılacağını, çok uygun şartlarda 24-60 ay vadeyle aylık gelirine uygun bir şekilde borcunu ödeyebileceğini müjdeledi. 

 

Halkbank esnaf ve sanatkârların işletme ve yatırım kredisi ihtiyaçlarını karşılamak üzere 2019’da yaklaşık 350 bin esnafa 22 milyar liralık kredi kullandıracağını da sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, çiftçiye tarım ve hayvancılıkta 2 milyar 35 milyon 300 bin TL destek sağlanacağını, Ziraat Bankası’nın çiftçiye destek olmak için kredi ödemelerinde farklı erteleme, yeniden vadelendirme ve yapılandırma alternatiflerini geliştirdiğini hatırlattı.

 

 

HABER GALATA

 

 

John Bolton çok ciddi bir yanlış yapmıştır

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyiğ ERDOĞAN,  TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “PKK-PYD’nin DEAŞ’la mücadelesi koca bir yalandan ibarettir. Bu iki örgüt arasındaki kavga, ilke değil, çıkar kavgasıdır. 

 

SURİYE’DEKİ TERÖR ÖRGÜTLERİNE KARŞI GERÇEK ANLAMDA MÜCADELE EDEN TEK ÜLKE TÜRKİYE

 

Konuşmasında Suriye meselesine de değinerek kritik bir dönemden geçildiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin en başından beri bu konuda ilkeli bir tutum içinde olduğunu, Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye halkının kendi geleceğini tayin etme hakkı, yeni anayasa ve özgür seçimler gibi konularda en başından beri aynı kararlı duruşu sergilediğini hatırlattı. Suriye’deki terör örgütlerine karşı gerçek anlamda mücadele eden ve başarı kazanan tek ülke Türkiye’dir” vurgusunda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırat Kalkanı Harekâtında, hakkında onca efsane üretilen DEAŞ’ı, 3 bin teröristi etkisiz hale getirerek darmadağın edenin yine Türkiye olduğunu kaydetti.

 

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı John Bolton’un İsrail’de yaptığı açıklamalarda Türkiye ile ilgili mesajlarını kabullenmelerinin mümkün olmadığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamaları yaptı: “Bunlar bu ülkede benim Kürt vatandaşım kimdir, YPG-PYD bunlar kimdir, PKK kimdir, herhâlde bunları tanımıyorlar. Hiçbir zaman PKK terör örgütü, PYD-YPG terör örgütleri benim Kürt vatandaşlarımın, kardeşlerimin temsilcisi olamaz.

 

Yani Amerika eğer bunları Kürt kardeşlerimiz olarak değerlendiriyorsa burada çok ciddi bir yanılgı içerisindeler. Biz bu terör örgütü mensuplarını ister Kürt vatandaşlarımızın içerisinden çıkmış olsun, ister Arapların içerisinden çıkmış olsun, ister Türklerin içerisinden çıkmış olsun, eğer teröristse gereğini yaparız hakkından geliriz. Yani terörist olacak, eee? ‘Bunlar işte Kürt, bunlara dokunmayın’; yok böyle bir şey. Teröre yeni bir tarif mi geliştirdiniz? Böyle bir şey olamaz.

 

Arap aynı şey, Türklerin, Türkmenlerin içinden de bunlar çıkmış olabilir, nereden çıkarsa çıksın eğer teröristse gereğini yaparız ve bu konuyla ilgili olarak John Bolton çok ciddi bir yanlış yapmıştır, kim bu şekilde düşünüyorsa onlar da yanlış içerisindedir. Ve bizim bu noktada asla taviz vermemiz mümkün değil ve Suriye’deki terör koridoru içerisinde yer alanlar bir defa gerekli olan dersi alacaklardır. Bizim YPG’yle, PYD’le, PKK ile DEAŞ’ın arasında en ufak bir fark yoktur.

 

TÜRKİYE HER ZAMAN SÖZÜNÜ TUTAN BİR ÜLKE OLMUŞTUR VE MÜTTEFİKLERİNDEN DE AYNI HASSASİYETİ BEKLEMEKTEDİR

 

ABD Başkanı Donald Trump ile yaptıkları telefon görüşmesinde net bir anlaşmaya varmış olmalarına rağmen ABD yönetiminin farklı kademelerinden farklı seslerin gelmeye başladığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sayın Trump’ın Suriye konusuna bakış açısı ve buradan çekilme konusundaki kararlılığı bizim referans noktamız olmaya devam ediyor” dedi.

 

ABD Başkanı Trump’la vardıkları anlaşma gereğince Suriye’de hâlâ faaliyet gösteren DEAŞ unsurlarına yönelik bir askerî harekât için gerekli hazırlıkları büyük ölçüde tamamladıklarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aynı şekilde DEAŞ’la birlikte PYD, YPG gibi bu terör örgütlerine yönelik de adımlarımızı atmakta kararlıyız. Çok yakında Suriye topraklarındaki bu terör örgütlerini etkisiz hâle getirmek üzere harekete geçeceğiz. Bu müdahalemize engel olmaya çalışan başka teröristler de olursa elbette onların da hakkından gelmek boynumuzun borcudur” diye konuştu.

 

Sınırları dibinde Türkiye’ye yönelik hazırlık yapan bir terörist güruhuna izin verilmesini bekleyenlere, şimdiden yanıldıklarını söylemek istediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hassasiyetimizi bildikleri hâlde terör örgütünün arkasında duranlara da diyecek iki çift sözümüz tabi ki vardır. Onu da yüzlerine karşı söylüyoruz, söyleriz. Türkiye her zaman sözünü tutan bir ülke olmuştur ve müttefiklerinden de aynı hassasiyeti beklemektedir” vurgusunda bulundu.

 

SURİYE’DE TÜRKİYE’NİN KÜRTLERİ HEDEF ALDIĞI YALANI EN ÇİRKİN İFTİRADIR

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye meselesinde Türkiye’nin inisiyatifi arttıkça yeni yalanlar ve çarpıtmalar tedavüle sürülmeye başlandı. Türkiye’nin Suriye’deki Kürtleri katledeceği iftirasını ortaya atanlar, aslında meselenin gerisindeki gerçeği çok iyi biliyorlar. Bu söylemin amacı Suriye’deki duruma yakından vakıf olmayanların kararlarını ve uluslararası kamuoyunu etkilemektir. Biz canlarını ve geleceklerini kurtarmak için Suriye’den ülkemize gelen hiçbir kişiye ne dinini ne kökenini ne meşrebini ne de başka herhangi bir vasfını sormadık, sormayız.

 

Şu anda Kobani’den ülkemize gelen 200 bin Kürt kardeşimizi bu ülkede kim barındırıyor? Batı mı barındırıyor, bir başkası mı barındırıyor? Onlar şu anda bizim güvenlik şemsiyemizin altında ülkemizde yaşıyorlar. Bunu görmeyeceksin, geleceksin ‘Kürtleri öldürmeyin’ diyeceksin. Hangi Kürt öldürüldü teröristten başka. Teröristleri öldürmek için ne gerekiyorsa yaparız; Cudi’ye de gireriz, Gabar’a da gireriz, Tendürek’e de gireriz ve gereğini yaparız. Geçmişte de aynısını yaptık, bundan sonra da yapacağız. Ne dedim? İnlerine gireriz ve giriyoruz.

 

Türkiye’nin; Saddam Hüseyin Irak’ın kuzeyine saldırdığında canlarını kurtarmak için Türkiye’ye yönelen yarım milyon insana hiç tereddüt etmeden sınırlarını açtığını, Esed’in Suriye’de insanlara baskı yaptığında kökenlerine ve meşreplerine bakmadan hepsinin hakkını-hukukunu savunduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her kim ki mazlumu Türk diyerek, Türkmen diyerek, Kürt diyerek, Arap diyerek, Ezidi diyerek yaftalıyorsa, bilin ki o zalimin ortağıdır” ifadelerini kullandı.

 

Türkiye sadece yaşatmaya gider, huzur vermeye gider, güven sağlamaya gider, kalpleri fethetmeye gider. Tek istisnamız; terör örgütleridir, teröristlerdir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Arapların ve Türklerin içinden teröristlerin çıktığı gibi Kürtlerin içinden de çıktığını; ancak kendilerinin teröristin kimliğine değil, gerçekleştirdiği eyleme, döktüğü kana, yaptığı zulme bakarak teröristleri masum halktan ayırt ettiklerini belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Türkiye nüfusunu etnik kökenlerine göre asla ayırmadığımız gibi komşularımıza da kesinlikle aynı gözle bakmadık, bakmayız. Bunun için Suriye’de Türkiye’nin Kürtleri hedef aldığı yalanı; en alçak, en onursuz, en çirkin, en bayağı iftiradır” şeklinde konuştu.

 

BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜ SURİYE’DE NEREYE HÂKİM OLMUŞSA ORADA İNSANLARA ZULMETMİŞTİR

 

DEAŞ terör örgütü Kobani şehrine saldırdığında buradan kaçan 100 binin üzerindeki kişiye, sızmaya çalışan teröristlerin de bulunması ihtimaline rağmen, Türkiye’nin sınırlarını ve yüreğini açmakta tereddüt etmediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK-PYD bu şehri ele geçirdiğinde gelenlerin bir kısmının geri dönmediğine dikkat çekti. Kalan mültecilerin, bir terör örgütü gidip yerine bir başka terör örgütü geldiğinde canlarının, mallarının ve namuslarının güven altında olmayacağını bildiği için dönmediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Nitekim öyle de oldu, bölücü terör örgütü Suriye’de nereye hâkim olmuşsa orada insanlara zulmetmiştir, mallarını ellerinden almıştır, çocuklarına musallat olmuştur, baskıyla, tehditle, şantajla insanları huzursuz etmiştir” diye ekledi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “PKK-PYD’nin DEAŞ’la mücadelesi de koca bir yalandan ibarettir. Kardeşlerim, bu iki örgüt arasındaki kavga, ilke değil çıkar kavgasıdır. DEAŞ gidip, PKK-PYD geldiğinde masum insanlar açısından araçların ve binaların üzerindeki paçavralar dışında değişen hiçbir şey olmamaktadır. Türkiye’nin bu iki örgütü birlikte hedef alması etnik veya dini bir husumetten değil, tam tersine teröristlere karşı izlediği politikadan kaynaklamaktadır.

 

Amerikalı ve Avrupalı dostlarımıza da aynısını tavsiye ediyoruz, Suriye halkını ne rejimin katliamları ne de terör örgütlerinin zulmü altında bırakmak bize yakışmaz. İşte Fransa’da Sarı Yelekliler içlerinde PKK var, acaba bunu hiç inceldiler mi, araştırdılar mı? Bak biz buradan biliyoruz, içinde PKK’lılar var, bu gerçeği görmeleri lazım. Ve yarın diğer ülkelerde de aynısı olacak. Bu PKK denilen terör örgütü onlardan besleniyor, onlardan gücünü alıyor, bumerang gibi. Bize akıl verenler, önce kendi şöyle durumlarını bir test etsinler.

 

Hiç kimsenin, bu sürecin insani yükünü tek başına omuzlayan Türkiye’den, güncel çıkarları için, Türkiye’nin beka meselesinden vazgeçmesini beklememesi gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz, istiklali ve istikbali için 15 Temmuz’da topyekûn ölümü göze almış bir millet olarak, Suriye’de de, diğer bölgelerde de yapmamız gereken neyse onu hayata geçirmekten geri durmayacağız. Aynı bedeli göze alan varsa buyursun çıksın karşımıza” dedi.

 

 

HABER GALATA

 

Bu düşmanlıkların hepsi üst akıl tarafından planlanmaktadır...


Milliyetçi Hareket Partisi Genel (MHP) Başkanı Devlet Bahçeli, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'un "Kürtleri korumaya yönelik anlaşma sağlanmadan ABD askerleri çekilmeyecek" ifadesine tepki gösterdi. "Bu nasıl bir terbiyesizlik? Bolton musun? Dalton musun?" diyen Bahçeli, "ABD, Türkiye ile Suriye'nin çatışması için kumpas mı kuruyor?" diye sordu.

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında konuştu.

 

31 Mart 2019'da yapılacak yerel seçimler öncesi Türkiye'nin huzurunu kaçırmak isteyen birtakım kişilerin harekete geçtiğini iddia eden Bahçeli, "1 Nisan sabahı için hazırlık yapıyorlar. En küçük bir kıvılcımın nasıl bir yıkım ve enkaza yol açacağını öngörüp buna göre tedbir geliştirmek zarurettir" dedi.

 

"Bu düşmanlıkların hepsi üst akıl tarafından planlanmaktadır. 31 Mart'a kadar daha fazla olaya şahit olma ihtimali fazladır" ifadesini kullanan Bahçeli, şöyle devam etti:


Sosyal ve ekonomik memnuniyetsizliklerin isyana dönüşmesi için çaba harcanmaktadır. Zilletin öne çıkması amacıyla hummalı bir gayret sarf edilmektedir. 24 Haziran'da milli uyanışı kundaklayanlar 31 Mart'ta aynısına mahkum olacaklar. CHP'sinden İP'ine, HDP'sinden PKK ve FETÖ'süne kadar kim Türkiye'nin tarihsel yürüyüşüne engel olmak istiyorsa onunla hesabımız bu dünyada görülecektir. Hiç kimse şansını fazla zorlamasın. Herkes ayağını denk alsın.

 

BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ DİYE ÖNÜNE GELENİ KARALAYANI HOŞ GÖREMEYİZ'

 

Bahçeli, herhangi bir isim anmadan bazı gazetecilere de tepki gösterdi. "Kalemini kalaşnikof gibi kullananların, gazete köşelerini saatli bombaya çevirenlerin özgürlük tantanasına inanan varsa buyursun inansın ama biz bunlara inanmayacağız. Türk milleti de bunlara kanmayacak. Basın özgürlüğü diye önüne geleni karalayanı hoş göremeyiz" diyen Bahçeli, "Bunları tanıyor, emellerini biliyoruz. Bunların iç ve dış temsilcilerini dişlerimizi sıkarak izliyoruz" ifadesini kullandı.

 

ABD'NİN SURİYE'DEN ÇEKİLME KARARI OYUNDUR, STRATEJİK OYALAMADIR

 

Bahçeli, ABD yönetiminin Suriye'den çekilme kararına da değindi. Bu kararı bir 'oyun' olarak niteleyen Bahçeli, "ABD Türkiye ile Suriye'nin çatışmaya girmesi için YPG ile bir kumpas mı hazırlamaktadır? Türkiye için de karanlık ve kahredici senaryolar mı hazırlamaktadır. Esad, PKK, YPG, ABD arasında bilmediğimiz hangi uzlaşma söz konusudur?" diye sordu. Bahçeli ayrıca, Fırat'ın doğusuna düzenlenecek olası bir askeri harekata tam destek verdiklerini yineledi.


İHANETİN, SUÇUN ÖZGÜRLÜĞÜ OLMAZ

 

Bahçeli'nin grup toplantısında yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şöyle:

 

İhanetin, suçun, ihanetin özgürlüğü olmaz. Milli idarenin demokratik seçimiyle geçişin otoriterlik olarak tasviri cehalettir. Güvenlik duvarı yıkılıp bekamız yok olduktan sonra neyin özgürlüğünden bahsedeceğiz. Sövene dilsiz vurana elsiz kalmayacaktır.

 

Kalemini kalaşnikof gibi kullananların, gazete köşelerini saatli bombaya çevirenlerin özgürlük tantanasına inanan varsa buyursun inansın ama biz bunlara inanmayacağız.

 

Türk milleti de bunlara kanmayacak. Basın özgürlüğü diye önüne geleni karalayanı hoş göremeyiz. Konu teröristler olunca yaygara koparıp, konu vatan olunca katliam çığlığı atanları tanıyoruz. Özgürlük insan hakkıdır, buna diyecek bir şey yok. Fakat milli haklara saldırmak bir nevi eşkıyalıktır. 

 

Bunları tanıyor, emellerini biliyoruz. Bunların iç ve dış temsilcilerini dişlerimizi sıkarak izliyoruz. Yıllarca üniversitelerde eğitimlerini tamamlamaya çalışan ülkücüleri eli kanlı caniler gibi göstermeye çalışan özgürlük şarlatanlarını ne unuttuk ne de affettik. Bize onursuz özgürlük dersi verenlerin, tehditkar bir seda ile kurum ve hatırlatma yapanların, kızarmayan yüzleriyle kuyumuzu kazmalarına asla izin vermeyeceğiz. Bunların maskesini indirmeye ant içeceğiz. Günümüzün karmaşıklaşan hayat şartlarında vatandaşlarımızın maddiyatın yanında ruhsal olarak da zorluk çektiğini görüyoruz.

 

 

31 MART ÖNCESİ ÜLKEMİZİN HUZURUNU KAÇIRMAK İSTİYORLAR

 

Son dönemlerde artan sosyal şiddet, toplumsal gerginlik bizi fazlasıyla kaygılandırmaktadır. 31 Mart seçimlerine yaklaştıkça ihtilaf ve anlaşmazlıklar alarm verici boyutlara çıkmıştır. Gizli ve gizemli eller devrededir. 2018'de suç ve şiddetin envai türüne şahitlik edilmişti. Sosyal dokumuzu bozmak, siyasi dengemizi baltalamak için tezgah ve tertipler imal edilmektedir.

 

31 Aralık gecesi yılbaşı kutlamalarında Suriyeli sığınmacı olduğu iddia edilenlerin Suriye bayrağı açması infiale yol açmıştır. Bunun kimler tarafından tedavüle sokulduğu araştırılmalıdır. Konu önemlidir. Benzeri tahrik ve tacizler zaman zaman vuku bulmaktadır. Milletimizin sinir uçlarıyla oynanmaktadır. 31 Mart öncesi ülkemizin huzurunu kaçırmak istiyorlar. 1 Nisan sabahı için hazırlık yapıyorlar. En küçük bir kıvılcımın nasıl bir yıkım ve enkaza yol açacağını öngörüp buna göre tedbir geliştirmek zarurettir.

 

HERKES AYAĞINI DENK ALSIN

 

Bu düşmanlıkların hepsi üst akıl tarafından planlanmaktadır. 31 Mart'a kadar daha fazla olaya şahit olma ihtimali fazladır. Sosyal ve ekonomik memnuniyetsizliklerin isyana dönüşmesi için çaba harcanmaktadır. Zilletin öne çıkması amacıyla hummalı bir gayret sarf edilmektedir. 24 Haziran'da milli uyanışı kundaklayanlar 31 Mart'ta aynısına mahkum olacaklar. CHP'sinden İP'ine, HDP'sinden PKK ve FETÖ'süne kadar kim Türkiye'nin tarihsel yürüyüşüne engel olmak istiyorsa onunla hesabımız bu dünyada görülecektir. Hiç kimse şansını fazla zorlamasın. Herkes ayağını denk alsın.


BOLTON MUSUN, DALTON MUSUN?

 

ABD Başkanı Trump, 2018'de IŞİD'i yendiklerini iddia ederek Suriye'den çekileceklerini duyurmuştu. Trump Suriye'deki ABD varlığını sorgulamış, geri döneceklerini ifade etmiştir. Beyaz Saray sözcüleri tarafından takvim duyurulmuştu. Biz Suriye'den çekilme iradesine ihtiyatla yaklaştık. Gerçekten de Trump bir süre sonra Suriye'den çekilme konusunda zaman vermediğini ifade etmiştir. ABD Başkanı daha ileri giderek Suriye'den çekilsek bile Kürtleri korumak istiyoruz demiştir. Bolton musun Dalton musun bilmem, Türkiye ne yapacağını sana ve patronlarına mı soracak? Bu nasıl bir küstahlıktır, nasıl bir terbiyesizliktir.

 

 

Müttefikleri Kürt savaşçılarıymışmış. Müttefik olduğunuz insan kasaplarının Kürt kardeşlerimizle en ufak alakaları yoktur. Bunların görüldüğü yerde imhaları vaciptir. PKK'yı ve YPG'yi Kürt kökenli vatandaşlarımızla birleştirmek sapkınlıktır, sapmadı, alçaklıktır. Bundan sonra birbirimizin yüzüne nasıl bakacağız. NATO'nun devamını nasıl sağlayacağız? Kürt kökenli kardeşlerimize Trump'ın muhabbeti yalandır, sahtedir. Türkiye'yi Kürtlerle mücadele halinde göstermek ne adamlıktır, ne dostluktur. Teröristlerin Kürt olarak gösterilmesi güftandır. Terörist teröristtir, insan yerine bile konulamayacaktır.


KUMPAS MI KURULUYOR

 

Esad yönetimiyle YPG arasında yeşeren temasların, bu temaslar içindeki ABD'nin rolünün ne olduğu gizemini muhafaza etmektedir. ABD Türkiye ile Suriye'nin çatışmaya girmesi için YPG ile bir kumpas mı hazırlamaktadır? Türkiye için de karanlık ve kahredici senaryolar mı hazırlamaktadır. Esad, PKK, YPG, ABD arasında bilmediğimiz hangi uzlaşma söz konusudur? Öngörü hataları, aşırı iyimserlik beka düzeyinde kayıplara yol açabilecektir. ABD'nin IŞİD'i yendik demesi, Trump'ın mücadele edeceğiz beyanı oldukça sorunludur.

 

 

HABER GALATA

 

Kültür
Yurdum İnsanı: Bu kafe müşteri değil 'misafir' ağırlıyor


Eskişehir'in tarihi Odunpazarı bölgesindeki iki katlı binada faaliyet gösteren kafeye girmek isteyenler, ev ziyareti yapar gibi zile basıyor. Kapıyı ev sahibi gibi açan işletmeci de müşterilere "misafir" gibi davranıyor.

 

Masa sayısının 30 olduğu işletmede yer olmadığı takdirde gelenlere "Bugün müsait değiliz, başka zaman bekleriz." deniliyor.

 

"Serpme" yerine "seçme kahvaltı" adı verilen menü ile müşterilerin dilediğini yeme imkanı bulduğu işletmede, 3-63 liraya kahvaltı edilebiliyor. 

 

İşletmenin sahibi okul öncesi öğretmeni Emine Erdoğan (33),  yaptığı açıklamada, kendisi ve ailesi için oluşturduğu mekanı sonradan işletmeye çevirerek, "misafir" ağırlamaya başladığını söyledi.

 

Erdoğan, geniş bir aileye sahip olduğu için çocukluktan bu yana misafir ağırlamayı sevdiğini dile getirerek, "Hizmet etmek, insanları mutlu etmek zaten genlerimizde var. Dışarıdan gelen tanımadığımız, çoğu işletmenin 'müşteri', bizim ise 'misafir' dediğimiz kişiler gerçekten ortamı gördüğünde çok garipsiyor. Kendilerini evlerinde gibi hissediyorlar." dedi.

 

 


Zile basılması fikri benimdir


Kafeye gelenlerin zile basıp "Evde misiniz, gelebilir miyiz?" diye konuşmalarını çok sevdiğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

 

Zile basılması benim fikrimdir. Eşimden dolayı bir ayağım İstanbul'da, diğer ayağım Eskişehir'de. Sık sık gidip geldiğimiz için de aslında kafede rahat etmek istemiştik. Gelelim, dinlenelim, huzur bulalım diye.

 

Neden 'Müsait misiniz?' denilebilen bir yer olmasın diye düşündüm ve bunu gerçekleştirdim.

 

Burada misafirime hizmet eder gibi hizmet ediyorum zaten. Kışın soğuk olduğunda kendime ıhlamur demlemişsem, kimseye sormadan onlara da ikram ediyorum. Kafemize geldiyseniz, bir çay içip saatlerce oturabilirsiniz çünkü burada kendinizi evinizde gibi hissetmeniz öncelikli kural.

 

Erdoğan, işletmede kredi kartıyla ödeme yapılamadığının altını çizerek, "Siz evde kredi kartı kullanıyor musunuz? Burada da geçerli değil. Yer sofranızı kuruyoruz örneğin. Ailenizle gelip size ait bir odada kahvaltı edebiliyorsunuz. Sanırım kalabalık kentler, yoğunluklar beni biraz da bu işe yönlendirdi. Eski samimiyetleri, bir arada olmayı özlediğim için bu yola başvurdum." ifadelerini kullandı.

 

 

Kestaneni alıp gelebilirsin


Bahçe içine dizayn ettikleri kuzinede yaz kış çay demlediklerini aktaran Erdoğan, "Bizim kestanemizi beğenmemiş olabilirsin. O halde kestaneni alıp gelebilirsin. Yanında bir şeyler getirmene bozulmuyoruz. Aslında gerçekten olması gerekeni yapıyoruz. Elimize bir büyük bardak kahve tutuşturuyorlar.

 

Parasını da peşin alıyorlar, sonra da bir daha ilgilenmiyorlar. Buna çok bozuluyorum. İşletmemizde bazen misafirlerimiz 'Abla bir ayağımız yıkamadığın, sırtımıza minder koymadığın kaldı.' diyorlar. Bunu duymak bile çok güzel. Sonuçta çocuk yetiştiriyorum. Bir eğitimciyim. Geleceğe kültürümüzü, güzelliklerimizi bırakmak en önemli hedefim." değerlendirmesinde bulundu.

 

Kafeye kızı ile gelen 53 yaşındaki Abdil Keskiner ise ortamı çok sıcak bulduğunu aktararak, "Beş yıl önce yurt dışından Türkiye'ye kesin dönüş yaptım. Tarihi bir mahallede böyle bir kafe görmek çok güzel. Bize gerçekten misafirmişiz gibi davrandılar. Avrupa'da böyle samimi, ziline basılarak girilen kafeye hiç rastlamadım. Çalışanlar güler yüzlü ve samimi." diye konuştu.

 

 

25.'si düzenlenen İstanbul Caz Festivali başladı

 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 25.'si düzenlenen İstanbul Caz Festivali'nin "25. Yılda Nesiller Boyu Türkiye Cazı" başlıklı açılış konseri Zorlu PSM Ana Tiyatro'da gerçekleştirildi.

 

Konserden önce, festivalin 2002 yılından bugüne caz üstadlarına verdiği Yaşam Boyu Başarı Ödülü, bu yılki sahiplerine takdim edildi.

 

Kontrbasçı Nezih Yeşilnil, piyanist ve yorumcu Şevket Uğurluer ve "Balarısı Ahmet" olarak bilinen ağız armonikası sanatçısı Ahmet Faik Şener, ödüllerini İKSV Genel Müdürü Görgün Taner'in elinden aldı.

 

Taner, törende yaptığı konuşmada, ilk yıldan bu yana çok güzel festivaller hazırladıklarını söyledi.

 

İstanbul Caz Festivali'nin uzun bir seyahat olduğunu belirten Taner, "25'ten sonra bu 50'ye kadar gidecek. İstanbul Caz Festvali'yle iki kuşak büyüdü, daha çok kuşaklar büyüyecek. bu müzikler, janrlar, disiplinler zenginleşecek, çok çeşitli gruplar gelecek." dedi.

 

Konserde Türkiye'deki caz tarihi anlatıldı


Taner, her yıl büyük bir özveriyle hazırladıkları festival kapsamında gençlere kapı açmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.

 

Festival Direktörü Pelin Opcin de caz müziğinin doğallığının, canlılığının ve kucaklayıcılığının festival tarafından içselleştirildiğini dile getirdi.

 

Farklı ülke ve geleneklerden gelen sanatçıların festival kapsamında sahne aldığını aktaran Opcin, "İzleyicileri cazın yeni ufuklarını keşfetmeye teşvik etmek, şehrin farklı mekanlarını cazla başka bir şekilde tecrübe etmemizi sağlamak, bu müziğin coşkusunu kentin belki hiçbir zaman akla gelmeyecek alanlarına taşımak gibi gayelerimiz oldu hep." diye konuştu.

 

Ödül töreninin ardından başlayan konserde ise festivalin 25 yılına ışık tutan, Türkiye caz sahnesinin en önemli solist ve toplulukları performans sergiledi.

 

Hülya Tunçağ ve Yekta Kopan'ın, yer yer Türkiye'deki caz tarihini anlattığı konserde sanatçılar, Kamil Özler şefliğindeki TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası eşliğinde çeşitli yapıtlardan oluşan bir repertuvarı cazseverler için seslendirdi.

 

17 Temmuz'a kadar 50'nin üzerinde konser


Konserde Ali Perret, Ateş Tezer, Ayşe Gencer, Ayşegül Yeşilnil, Ayşe Tütüncü, Deniz Dündar, Emin Fındıkoğlu, Kerem Görsev, İlham Gencer, Neşet Ruacan, Nezih Yeşilnil, Nilüfer Verdi, Okay Temiz, Önder Focan, Sibel Köse, Şenova Ülker, Tuna Ötenel, Volkan Hürsever ve Yahya Dai gibi usta isimler sahne aldı.

 

 

Cazın farklı türlerinin sergilendiği konserin, ilerleyen yıllarda gelenekselleşecek özel projelere öncülük etmesi planlanıyor. 

 

25. İstanbul Caz Festivali'nde, 17 Temmuz'a kadar 27 mekanda, 250'yi aşkın yerli ve yabancı sanatçının ağırlanacağı 50'nin üzerinde konser gerçekleştirilecek.

 

Festivalde, Nick Cave, Robert Plant, Benjamin Clementine, Melody Gardot, Caro Emerald, Dave Holland, Zakir Hussain gibi efsane isimler ve "BADBADNOTGOOD", "R+R=Now", Avishai Cohen ve Omar Sosa gibi merakla beklenen güncel müzisyenler müzikseverlerle buluşacak.

 

 

HABER GALATA

Türk-İslam bilim insanlarını balmumu heykellerle tanıtıyorlar

Eskişehir'de Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi'nde Türk-İslam bilim dünyasından 40 kişinin balmumu heykeli sergileniyor.

 

Eskişehir'de "Farabi, Piri Reis, Mimar Sinan, İbn-i Sina, Ömer Hayyam" gibi Türk-İslam bilim dünyasından 40 kişinin balmumu heykelinin sergilendiği Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi, bilim adamları ve eserleri hakkında bilgi vererek, geçmişe kapı aralıyor.

 

 

Türk Dünyası Bilim Kültür ve Sanat Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Topal, 15 bin metrekarelik kapalı alana sahip merkezin 5 bin metrekarelik alanının bilim dünyası, sergi ve fuaye alanı ile anfi tiyatrodan oluştuğunu belirti.

 

Topal, merkezin alt katında bulunan 10 bin metrekarelik bir alanında ise bilim, kültür ve sanat okulu, kütüphane ve musiki tarihi salonunun yer aldığını söyledi.

 

Merkezin tamamen bir kültür kompleksi olduğunu ifade eden Topal, şunları dedi:

 

"Merkezin üst katındaki bilim dünyasında 19. yüzyıl Osmanlı sivil mimarisi, Selçuklu dönemine ait eyvanlı medreseler üslubu, Anadolu taş mimarisi ve Osmanlı klasik dönemine uygun yapılmış dört farklı birimimiz var. Bu dört birimde Türk-İslam dünyamızın matematik, astronomi, tıp, fizik gibi alanlardan öne çıkmış bilim insanlarının balmumundan 40 heykeli bulunuyor.

 

 

Aralarında Farabi, Zehravi, Sabuncuoğlu Şerafettin, Piri Reis, Mimar Sinan, İbn-i Sina, Ömer Hayyam, Matrakçı Nasuh, Uluğ Bey gibi Türk-İslam dünyasının bilim insanlarının bulunduğu heykellerimiz Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Mutluhan Taş ve ekibi tarafından hazırlandı.

 

 

Heykellerin sanatsal değerinin çok yüksek olduğunu söyleyen Topal, "Heykellerle Türk-İslam dünyasının medeniyet olma aşamalarını anlatıyoruz. Balmumu heykellerimizi canlı sananlar oluyor. Ziyaretçileri çok beğenip fotoğraf çektiriyor" dedi.

 

Her bilim insanı için belgesel hazırlandı

 

Birimlerde heykellerin yanı sıra çeşitli tanıtım özelliklerinin de bulunduğunu anlatan Topal, "Ziyaretçiler heykellerin yanı sıra Türk-İslam dönemi bilim adamlarımızın o dönemde kullandığı aletleri de görme imkanına kavuşuyor.

 

 

Heykellerimizin yanında birer televizyon var. Bu ekranlarda TRT stüdyolarında hazırlanmış bal mumu heykellerin ait olduğu bilim insanlarının bilgilerini içeren belgeseller bulunuyor. Bilgilendirme panolarının yanı sıra rehberlerimiz de Türk-İslam büyükleri hakkında bilgiler veriyor" şeklinde konuştu.

 

 

Topal, ücretsiz gezilebilen merkezi, kurulduğu günden bu yana 150 bin kişinin ziyaret ettiğini söyledi.

 

HABER GALATA

Gezginler Türkiye'nin güzelliklerini gökyüzünden keşfetti

 

Rallye Aero France Sportif Havacılık Rallisi kapsamında 18 uçakla Fransa'dan havalanan pilot ve 45 gezgin, Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden Kapadokya bölgesini ziyaret etti.

 

Fransa Cuers'da bir araya geldikten sonra yolculuğa bağlayan ve aralarında çeşitli ülkelerin yanı sıra Türkiye'den de katılımın olduğu Cessna tipi 18 uçaktan oluşan ralli ekibi, Slovenya, Hırvatistan, Sırbistan ve Bulgaristan üzerinden Türkiye'ye geldi.

 

 

Üç gün İstanbul'da konaklayan ekip Kapadokya bölgesinin doğal ve kültürel zenginliklerini yakından görmek için Kapadokya Tuzköy Havalimanı'na iniş yaptı.

 

Burada, havalimanı yetkilileri gezginleri karşıladı. Daha sonra gezginler uçaklarını görevlilerin yardımıyla kendileri için ayrılan alana park etti. Daha sonra tur otobüsü ile Göreme beldesine geçen heyet, Paşabağı mevkisi ve Derbent vadisinde peribacaları arasında gezinti yaptı.

 

Türkiye'ye ilk seyahat

 

Rallye Aero France Koordinatörü Jean Michel Collineau, 1995 yılından beri her yıl bir araya gelen pilotlarla farklı ülkelere seyahat düzenlediklerini, Türkiye'ye yönelik seyahatin ilk kez organize edildiğini söyledi.

 

Havacılık rallisinin gönüllü gezginler ile gerçekleştirilen bir organizasyon olduğunu belirten Collineau, programın pilotların başka ülkelerdeki uçuş meraklıları ile tanışmasını sağlandığını vurguladı:

 

23 yıldır sürdürdüğümüz havacılık rallisi ile pilotları bulundukları yerden dışarıya seyahat etmelerini sağlıyoruz. Diğer ülkelerdeki pilot ve uçma meraklıları ile tanıştırıyoruz. Ülkelerin politik, ekonomik, çevresel gündem ve durumlarını takip etmek amacıyla seyahatler düzenliyoruz.

 

 

Güzergahın bu yıl Türkiye ve Gürcistan olarak belirlendiğini anlatan Collineau, İstanbul'u ve Kapadokya'yı ilk kez gördüğünü ve hayran kaldığını belirterek, şöyle konuştu:

 

Bu yıl Türkiye ve Gürcistan ziyareti planladık. Bu organizasyonun Türkiye'ye ilk seyahati gerçekleşmiş oldu. İstanbul ve Kapadokya çok güzel. Her ikisini de ilk kez gördüm. İstanbul'dan buraya kadar olan uçuşta da havadan tarımsal alanlar ve diğer yerler çok güzel görünüyor. Türkiye çok güzel bir ülke.

 

İstanbul Boğazı ve Kapadokya'yı görmek istediler

 

Türk pilot Turgut Kulaçoğlu ise uçaklarıyla farklı ülkelere seyahat etmelerine imkan sağlayan organizasyonda yer almaktan dolayı mutluluk duyduğunu söyledi.

 

Organizasyonun Türkiye ayağındaki ikinci durak olan Kapadokya’nın doğal yapısının kendilerini ve konukları etkilendiğini belirten Kulaçoğlu, Konuklarımız Türkiye'de olmaktan büyük keyif alıyorlar.

 

Gelmeden önce Türkiye'yi araştırmışlar, havadan görmek istedikleri iki yer vardı İstanbul Boğazı ve Kapadokya. Gökyüzünden iki manzarayı da görme imkanları oldu, çok beğendiler. Daha önce fotoğraflarını gördükleri yerlerde geziyor olmaktan dolayı çok mutlular" dedi.


Heyetin Türkiye'deki gezisinde rehberlik yapan Levent Kınır, 18 Haziran'da başlayan yolculuğun Türkiye'den sonra yapılacak Gürcistan seyahati ile devam edeceğini ve daha sonra başlangıç noktasına dönüş için yola çıkılacağını vurguladı.

 

İki gün süreyle bölgedeki farklı turistik merkezleri ziyaret edecek konuklar, daha sonra Gürcistan'ın Batum şehrine ulaşmak üzere yeniden uçaklarıyla gökyüzüne yükselecek.

 

 

HABER GALATA

Kadıköy Sahaf Günleri başladı

 

Kadıköy Belediyesi ve Beyoğlu Sahaflar Derneği iş birliğiyle yapılan Kadıköy 1. Sahaf Günleri, kitapseverlerle buluştu.

 

Sanatçılar Sokağı olarak bilinen Ali Suavi Sokak'ta başlayan etkinlikte, nadir bulunan kitap, dergi ve plaklar, eski belge, evrak ve haritalar, Osmanlıca kitap ve mecmualar, imzalı, birinci baskı kitaplar ve her bütçeye uygun ikinci el kitaplar satışa sunuldu.

 

Beyoğlu Sahaflar Derneği Başkanı ve Hermes Sahaf'ın sahibi Ümit Nar, Ankara ve İstanbul'dan 42 sahafın etkinliğe katıldığını söyledi.

 

Etkinlik 9 gün sürecek

 

Etkinliğin, bayramın son günü de dahil 9 gün açık kalacağını belirten ümit Nar, her gün 10.00-22.00 arasında ziyaret edilebileceğini ifade etti.

 

Ümit Nar, internet ile çeşitli diğer etkenler dolayısıyla kitap satışlarının düştüğüne işaret ederek, "Yaz döneminde kitap satışları hepten zayıflıyor. Bunları biraz engelleyebilmek ya da göğüsleyebilmek için bu tip etkinlikleri yapıyoruz. Yayınevleri de aynı kaygıdadır eminim. Bu tür, dışarı çıktığımız etkinlikler, bizim için nefes aldığımız alanlar oluyor" dedi.

 

Bu işi hakkıyla yapmalı ve iyi okumalısınız

 

10 yıldır sahaflık yaptığını dile getiren Nar, şunları anlattı:

 

Ben de iyi bir okurum. Zaten hep de bunu savunuyorum. İyi bir sahafın öncelikle çok iyi bir okur olması gerekiyor. Çünkü buraya gelen insanların bir kitabevine giden insanlardan edebiyat okuru anlamında bir farkı var. 

 

Bizim okur kitlemizin içinde ağırlıklı olarak üniversitede ödev hazırlayandan yüksek lisans ve doktora yapanlara kadar geniş bir yelpaze söz konusu. Dolayısıyla bu insanlara hakkıyla hitap edebilmek için bu işi hakkıyla yapmalı ve iyi okumalısınız. İyi bir okur olmak ilk şart.

 

Nar, sahaflarda son derece değerli kitapların da bulunabileceğinin altını çizerek, "Bu aralar benim elimde yaklaşık 200 yıllık Platon'un Diyaloglar'ının bir kısmı var. Almanya'da, Yunanca basılmış. Dip notları da Latince. Güzel bir kitap. Elimdeki en kıymetli ve en eski kitaplardan biri" dedi.

 

Sahafın Osmanlıca bilmesi gerekiyor

 

İngilizce ve Osmanlıca bildiğini dile getiren Nar, şunları söyledi:

 

Sahafın Osmanlıca bilmesi zaten gerekiyor. Aldığı kitabın ne olduğunu bilmesi için yabancı dillere hakimiyetinin de az çok olması gerekiyor. Bir de bizim toprağımızda yaşayan halkların dillerini bilmek gerek. Karamanlıca diye özel bir alfabe var. Niğde civarında yaşayan Hristiyan Türklerin yazdığı kitaplar var. 

 

Karşınıza geldiğinde bunların ne olduğunu az çok anlayabilmeniz için okuyamasanız bile azıcık bilmeniz gerekiyor. Karamanlıcayı ben az çok okuyabiliyorum. Latince için de bir niyetim var çünkü gerekiyor. Gelen kitabın dilini fark etmeniz gerekiyor. Kiril alfabesi mi yoksa Arap Alfabesi midir? Arap alfabesiyse Farsça mı yoksa Osmanlıca mıdır? Bunu anlayabilmeniz gerekiyor.

 

Sahte eser satmaya çalışanlar var

 

Ümit Nar, bazen sahte eserleri satmaya çalışan kişilerle de karşılaştıklarına dikkat çekerek, "Mesela 3 bin yıllık dini bir kitap var diye insanlar zaman zaman geliyor. Ama bunlarla muhatap olmuyoruz çünkü her şeyden önce yapılan yanlış ve yasal olarak suç. Bir de muhtemelen sahte olması çok mümkün. Her halükarda ustalarımıza danışıyoruz" değerlendirmesini yaptı.

 

3 sergi ziyaret edilebilecek

 

Edebiyat, tarih, kültür söyleşileri ile sergilere de ev sahipliği yapan etkinlikte ayrıca "Osmanlı'dan Günümüze Kitapçı Etiketleri ve Exlibrisler", "Nazım Hikmet 116 Yaşında: Kendi Eliyle İlk Baskı Kitapları", "Ali Suavi ve Jön Türkler" adlı 3 sergi ziyaret edilebilecek.

 

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu'nun da ziyaret ettiği etkinlik, 17 Haziran'a kadar açık olacak.

 

AA

39 Müze ''Müzeler Günü''nde gece 23.00’e kadar açık olacak

 

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş Müzeler Günü nedeniyle açıklamalarda bulundu. Bakan Kurtulmuş,  “Türkiye en erken dönemlerden günümüze değin bu topraklarda var olan sayısız uygarlıkla yoğrulmuş binlerce yıllık tarihin anavatanıdır. Müzelerimiz bu tarihin kültürel hafızasını nesilden nesile aktaran en önemli kurumlardır.”

 

Her yıl olduğu gibi bu yıl da 18 Mayıs Müzeler Günü'nde Türkiye'nin birçok yerinde müzeler geceye kadar açık olacak. 

 

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, 18 Mayıs Uluslararası Müzeler Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. 

 

Bakan Numan Kurtulmuş, mesajında Türkiye’nin en erken dönemlerden günümüze değin bu topraklarda var olan sayısız uygarlıkla yoğrulmuş binlerce yıllık tarihin anavatanı olduğunu, müzelerin de bu tarihin kültürel hafızasını nesilden nesile aktaran en önemli kurumlar olduğunu vurguladı.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 198 müze, 125 türbe ve 139 ören yeri ve yine Bakanlık denetiminde faaliyet gösteren 240 özel müzenin gelişim sürecini hızlandırmak ve modern sunum teknikleri kullanılarak yeniden düzenlenmek üzere bakım, onarım ve teşhir-tanzim işlemlerinin sürdüğünü aktaran Bakan Numan Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:

 

Türkiye en erken dönemlerden günümüze değin bu topraklarda var olan sayısız uygarlıkla yoğrulmuş binlerce yıllık tarihin anavatanıdır. Müzelerimiz bu tarihin kültürel hafızasını nesilden nesile aktaran en önemli kurumlardır. Bakanlığımızca çağdaş müzecilik hizmetini sunmak üzere tasarlanan ve yaşayan müze tanımına uygun yeni müzelerin inşası için de çalışmalar yoğun bir şekilde devam etmektedir.

 

Gün vesilesiyle bu topraklara ait kültür varlıklarının evlerine dönmesi için uluslararası hukuk ve diplomasi çerçevesinde her türlü gayreti göstereceğimizi bir kez daha vurgulamak isterim. Çabamız yalnızca ülkemiz adına değil dünya geleceği adınadır.

 

Bu topraklardaki dünya mirasının korunması ve sağlıklı şekilde geleceğe taşınmasında ülkemize ve tüm insanlığa hizmette bulunan müze çalışanlarının ve bu alanda emeği geçen herkesin 'Müzeler Günü'nü en içten dileklerimle kutluyorum.

 

Müzeler Gecesi Etkinliği

 

Kültür varlıklarının tanıtılması, eserlerin korunması ve sağlıklı şekilde gelecek kuşaklara aktarılabilmesi konusunda bilinçli bir kamuoyu oluşturulması amacıyla her yıl 18-24 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Müzeler Haftası bu yıl da dopdolu geçecek.

 

Konferansların, müze gezilerinin, atölye çalışmalarının düzenleneceği haftada ayrıca 18 Mayıs Cuma günü ‘Müzeler Gecesi’ etkinliği gerçekleştirilecek. Etkinlikle birçok müze gece 23.00’e kadar açık olacak ve normal kapanış saati sonrasında da ücretsiz gezilebilecek.

 

Müzeler Gecesi etkinliğinin gerçekleştirileceği müzelerin listesi, şöyle:


1- Adana Müzesi
2- Amasya Müzesi
3- Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi
4- Ankara Etnografya Müzesi
5- Antalya Müzesi
6- Alanya Müzesi
7- Side Müzesi
8- Demre Likya Uygarlıkları Müzesi
9- Aydın Müzesi
10- Burdur Müzesi
11- Bartın Amasra Müzesi
12- Çorum Müzesi
13- Edirne Müzesi
14- Edirne Türk-İslam Eserleri Müzesi
15- Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi
16- Gaziantep Arkeoloji Müzesi
17- Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi
18- Hatay Arkeoloji Müzesi
19- İstanbul Arkeoloji Müzeleri
20- İstanbul Ayasofya Müzesi
21- İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi
22- İzmir Arkeoloji Müzesi
23- İzmir Atatürk Müzesi
24- İzmir Efes Müzesi
25- İzmir Ödemiş Müzesi
26- Kahramanmaraş Müzesi
27- Kastamonu Müzesi
28- Kocaeli Müzesi
29- Konya Mevlana Müzesi
30- Konya Karatay Çini Eserler Müzesi
31- Mardin Müzesi
32 -Mersin Müzesi
33- Muğla Fethiye Müzesi
34- Muğla Marmaris Müzesi
35- Niğde Müzesi
36- Sivas Müzesi
37- Sinop Müzesi
38- Şanlıurfa Müzesi
39- Şanlıurfa Haleplibahçe Mozaik Müzesi

 

HABER GALATA

Sayfalar
Anketler
Turizm'de sorunlarımız nelerdir?